Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

59 sonuç · “derek

01
Şahsiyet

Bedr Ata (Bedreddin Muhammed)

Bedr Ata, asıl adıyla Bedreddin Muhammed; Buhara’da Sadr Ata ile tahsil gören, mürşid arayışıyla Taşkent çevresine giderek Zengî Ata’ya intisap eden dört başlıca Yesevî halifeden biridir.

02
Şahsiyet

Hacı Halil Âkif Efendi

Hacı Halil Âkif Efendi (ö. 1894-95), Ankara'da bir mescidi ihya ederek zikir halkası kuran, hac yolculuğu dönüşünde İzmir'de vefat eden Şâbânî şeyhidir.

03
Şahsiyet

Hüseyin Kenzi Dede

Kenzi Dede Çekirge'ye avdetle ba'zı bakkal ve kahveci gibi münasebeti olan kimseleri görüp borcunu eda ve artık irtihali takarrub ettiğini ima ederek cümlesiy le helalleşmiş, hanesine avdetinde su ısıttırmış, yarısını haremine teslim etmiş, cüm le ile veda'laşmış Cuma günü öğle vakti biraz rahatsızlanarak kıbleye müteveccihen alem-i bekaya rıhlet…

04
Şahsiyet

Karasarıklı Şeyh İbrâhim Sabrî Efendi

Karasarıklı İbrâhim Sabrî Efendi (ö. 1827), Osman Himâyetî’nin mevlid ve Rifâî âyinlerine devam ederek yetişen; Küçükmustafapaşa’daki Kara Ayşe Hatun Mescidi’nde meşihat kurup yirmi üç halife yetiştiren Rifâî şeyhidir.

05
Şahsiyet

Mevlevî Şeyhi Hasîb Seyyid Mehmed Efendi

Hasîb Seyyid Mehmed Efendi (ö. 1709-10), İstanbul'dan Kahire'ye giderek Siyâhî Mustafa Efendi'den Mevlevî terbiyesi alan; İznik'te zâviye şeyhliği yapan ve Hasîb mahlasıyla divan tertip eden Mevlevî şairidir.

06
Şahsiyet

Muhammed Cân en-Nakşibendî

Muhammed Cân en-Nakşibendî (ö. 1850), Şah Abdullah-ı Dehlevî'nin halifesi; Delhi'den Mekke'ye göç ederek Cennetü'l-Muallâ'ya defnedilen Nakşibendî şeyhidir.

07
Şahsiyet

Nu‘mân Dede

Sultanzâde Halil Nu‘mân Dede, Galata Mevlevîhânesi postnişinliğinin ardından evini vakfederek Üsküdar Mevlevîhânesi'ni kuran Mevlevî şeyhidir.

08
Şahsiyet

Sefer Dal

Safer Dal (1926, İstanbul – 21 Şubat 1999); Halvetî-Cerrâhî şeyhi, Nûreddin Cerrâhî Tekkesi'nin yirminci postnişini . Şiirlerinde “Muhibbî” mahlasını kullanır. Kaybolmakta olan tekke mûsikisini eski zâkirbaşıların sesinden teybe kaydederek notaya aldırmış, bugüne ulaşmasını sağlamıştır.

09
Şahsiyet

Seyyid Hacı Mahmûd Nâsıh Efendi

Mahmûd Nâsıh Efendi, İstanbul’dan Pazarköy ve Bursa’ya uzanan hayatında İsmâil Hakkı Bursevî’nin eserlerini istinsah ederek kütüphaneye bağışlayan münzevî sûfî ve şairdir.

10
Şahsiyet

Seyyid Muhammed Bahşî el-Halebî

Seyyid Muhammed Bahşî el-Halebî (1628–1687), Halep ve Şam’da yetişen; Şeyh İhlâs’a intisap ederek İhlâsiyye Tekkesi’nde onun yerini alan âlim, müellif ve şeyhtir.

11
Şahsiyet

Şa‘bân-ı Şifâî (Ahmed Şa‘bân Efendi)

Şa‘bân-ı Şifâî (ö. 1705), Ayaş'tan İstanbul'a giderek saray hekimliğine ve ilmiye mesleğine giren; doğum, yenidoğan ve çocuk sağlığına dair Tedbîrü'l-mevlûd başta olmak üzere Türkçe tıp eserleri yazan müderris, kadı ve şairdir.

12
Şahsiyet

Şah Ali Efendi

Şah Ali Efendi (ö. yaklaşık 960/1553), Şeyh Vefâ, Emir Buhârî, Cemâl Efendi ve Sünbül Sinan çevreleriyle temas kurmuş; Nakşibendî yolu tercih ederek Ayasofya'da ders veren ve kitaplarını talebeye vakfeden Osmanlı âlimidir.

13
Sözlük

Der-bahten

با ختن) 55) + Oyun oynamak; kumarbazlık; kumarda kaybetmek, zarara uğramak. 2..كما Önceden işlenen amellerin mahvolması ve gözden kaybolması (115). Hak âşıklarının aşkları uğruna en değerli sermayeleri olan amel ve ibadetleri bile gözden çıkarmaları. Derd-mend Dertli, ehli dert, âşık. Bkz. Dertli. Derekât i ar. (3) t Dereke. 1. Çukur; alt kat, aşağı basamak. 2. tas, Cehennemin katları. Cehennem, Lezâ, Hutame, Sair, Sakar, Cahim, Hâviye cehennemin katlarını oluşturur.

14
Sözlük

Ene’l-Hak

نا | لحق) |) “Ben Hakk'ım.” Hallac’a ait bir sözdür. Bu sözü yüzünden asılmıştı. Bu sözün çeşitli yorumları vardır; bir görüşe göre, Hallâc bu sözü sekr halinde söylemişti; sahv haline gelince bu sözün yanlış olduğunu kabul etti. Başka bir görüşe göre, Hallâc bu sözü fena halinde söylediğinden bu sözü söyleyen aslında o değil, Hak'tı. Hallâc ene'l-Hak söyledi Haktır sözü Hak söyledi Nâdân mukayyed anladı Amma ki, mutlak söyledi Nesimi Diğer bir görüş ise Hallâc'ın bu sözü, Hak'tan hikâye ederek söylemiş olduğunu. ileri sürer. Yüce Allah “Ben Hakk'ım,” diyor gibi. Hallâc'ın, bu sözüyle “Ben Hakk'ım, yani baul değilim” veya “Ben Hak'tanım” demek istediğini söyleyenler de vardır. Kimileriyse Hallâc'ı tanrılık veya hulül iddia eden bir mülhit sayarlar. Mestolanlar kelâmı kendinden gelmez veli Pes ene'l-Hak nice söyler kisi Mansür olmadan Şemseddin Sivasi N Ezelde benim fikrim ene’l-Hak idi zikrim Henüz dahi doğmada ol Mansür-ı Bağdadi Yünus

15
Sözlük

Esfar

4 Sefer Seferler, yolculuklar. tas. a Cile çekmek veya mürşide varmak için yeryüzünde yapılan yolculuk. b Hakk’a ermek için yapılan manevi ve ruhani yolculuk. Bkz. Sefer, Esfar-ı erbaa Dört sefer: Halktan Hakk’a, Hak ile Hak'ta, Hak'tan halka, Hak'la halkta sefer etmek. Birinci seferde sâlik çokluktan yüz çevirip birliğe: yönelir. Ikinci seferde ilâhî isim ve vasıflarda seyr ederek bir damla gibi yavaş yavaş vahdet denizinde kaybolur, benliğini yok eder. Üçüncü seferde Hak'ta fani olur. Dördüncü seferde irşat için Hak ile Hak'tan olan seferdir, fenadan sonraki beka makamıdır. Esedullah Allahın aslanı. Hz. Ali'ye atfedilen bir unvan.

16
Sözlük

Esma-Müsemma

İsim-İsimlendirilen. 2. İsimden isimlendirilene gitmek, Allah'ın isimlerini zikrederek Allah’a ermek. Esma çekmek Esma zikri. Bkz. Zikir, Esma-i hüsna Allah'ın güzel adları. Süfiler bu isimleri zikir olarak okurlar. Bu isimleri açıklamak için birçok şerh yazılmıştır. Esma-i seba Yedi isim a Lâ ilahe illallah. b Allah. c Ha. d Hay. f Kayyum. g Kahhar (SME 30-35). Allah'ı isimleryle zikretmeye esma zikri veya esma çekmek denir. Halvetiye'de, görülen bu zikir İbrahim Zahid Geylâni'den kalmıştır. Bu yedi isim usül, furü, tebdilat ve tasarrufat adı verilen şekillerle 28'e kadar çıkar. Bkz. Ümmehat-ı esma. Merteben ayn-ı müsemmadadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyadadır eşyâ sanma Ş. Galib Esmâri.ar.() ثما ( 4 Semer. Meyveler. 2. tas. Ana isimler denilen asli isimlerin birleşmelerinden (içtima etmelerinden) diğer birtakım isimler ve anlamlar ortaya Eşik çıkar ki, bunlara esmâr denir. Nikâh da denilen içtimaların sayısı beş olduğu gibi külli esmâr da beştir: İlahi isimlerin içtima; bunun semeresi ilimde belirginleşen gerçeklerin suretleridir. Anlamların içtima; bunun semeresi nefste belirgin hale gelen ruhların suretleridir. İçtima-ı ervah; bunun semeresi de basit madde ve misal âleminin suretleridir, arş ve kürsi gibi. Basit maddenin içtima; bunun semeresi cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanlardır. Cinslerin, fasılların ve insani hakikatlerin içtima ve terkibinden vücuda gelen insana mahsus içtima (sr). Bâtıniye, Sırriyye. Esrari.ar.(5! (ا سر t. Sur 1. Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110). İsimden isimlendirilene gitmek, Allah'ın isimlerini zikrederek Allah’a ermek. Esma çekmek Esma zikri. Bkz. Zikir, Esma-i hüsna Allah'ın güzel adları. Süfiler bu isimleri zikir olarak okurlar. Bu isimleri açıklamak için birçok şerh yazılmıştır. Esma-i seba Yedi isim a Lâ ilahe illallah. b Allah. c Ha. d Hay. f Kayyum. g Kahhar (SME 30-35). Allah'ı isimleryle zikretmeye esma zikri veya esma çekmek denir. Halvetiye'de, görülen bu zikir İbrahim Zahid Geylâni'den kalmıştır. Bu yedi isim usül, furü, tebdilat ve tasarrufat adı verilen şekillerle 28'e kadar çıkar. Bkz. Ümmehat-ı esma. Merteben ayn-ı müsemmadadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyadadır eşyâ sanma Ş. Galib Esmâri.ar.() ثما ( 4 Semer. Meyveler. 2. tas. Ana isimler denilen asli isimlerin birleşmelerinden (içtima etmelerinden) diğer birtakım isimler ve anlamlar ortaya Eşik çıkar ki, bunlara esmâr denir. Nikâh da denilen içtimaların sayısı beş olduğu gibi külli esmâr da beştir: İlahi isimlerin içtima; bunun semeresi ilimde belirginleşen gerçeklerin suretleridir. Anlamların içtima; bunun semeresi nefste belirgin hale gelen ruhların suretleridir. İçtima-ı ervah; bunun semeresi de basit madde ve misal âleminin suretleridir, arş ve kürsi gibi. Basit maddenin içtima; bunun semeresi cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanlardır. Cinslerin, fasılların ve insani hakikatlerin içtima ve terkibinden vücuda gelen insana mahsus içtima (sr). Bâtıniye, Sırriyye. Esrari.ar.(5! (ا سر t. Sur 1. Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110). Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110).

17
Sözlük

İstimdat

|) İmdat istemek, medet ummak, acil yardım talebinde bulunmak. 2. tas, Tarikat ehlinin şeyhlerden veya ölü velilerin ruhlarından yardım istemesi; “Medet yâ Şeyh,” “Medet yâ Gavs-ı azam,” demesi. Allah'tan ve Hz. Peygamber'in ruhaniyetinden yardım istemek. Eyleyen rühundan istimdad erişir matlaba Halleden her müşkilâtı Hazret-i Üftâde'dir Hudai Zikir murat eden kimse iki dizi üzerine oturup, ağzını kapatır, gözlerini yumar, bütün his ve kuvvetlerini faaliyetten menederek şeyhin ruhaniyetine teveccüh edip, ondan istimdatta bulunur (NR 25). Bkz. Istisfa. Her kim bugün Veled'e inanüben yüz süre Yoksul ise bay olur, bay ise sultan olur İstina (¢ Uz-|) 1. Sipariş vermek, dost edinmek. 2. tas. Hakk'ın, bütün vasıflarından fani kılarak ve nefsani sıfatlardan arındırarak kulunu terbiye etmesi, kısaca onu ondan almasıdır. Bazılarına göre bu mertebe yalnızca Hz. Musa'ya, (Tâhâ Suresi, 41) diğer bazılarına göre ise bütün peygamberlere verilmiştir (sL 447). Sipariş vermek, dost edinmek. 2. tas. Hakk'ın, bütün vasıflarından fani kılarak ve nefsani sıfatlardan arındırarak kulunu terbiye etmesi, kısaca onu ondan almasıdır. Bazılarına göre bu mertebe yalnızca Hz. Musa'ya, (Tâhâ Suresi, 41) diğer bazılarına göre ise bütün peygamberlere verilmiştir (sL 447).

18
Sözlük

Kelam

(» (كلا Söz. trade ve kudretin, gâib olan bir şeyi etkileyip açığa çıkarması, gaybte olanın vücuda getirilmesi; öm. kün (ol) kelimesi bir kelamdır, bu Söz gâib olan şeylere temas edince onları açığa çıkarmıştır. Bkz. Kelime,

19
Sözlük

Kesret-Vahdet

(كثرة - وحد ة) +. Çokluk-Birlik. 2, tas. Bir olan Hakk'ın isim ve sıfatlarıyla tecelli edip çokluk halinde görünmesi kesret, bu çokluğun hakiki | bir varlığı olmadığını kavrayıp var olarak yalnızca Hakk'ı görmeye vahdet denir. | Zehi derya-yı vahdet kim kesilmez hergiz emvacı | Bu kesret âlemi andan doğup nâçâr olur peydâ | İçi umman-1 vahdettir yüzü sahra-yı kesrettir | Yüzün gören görür ağyâr içinde yâr olur peydâ | N. Misti | Merc-i kesret nev be-nev hep bahr-ı vahdetten gelir Âlem-i imkâna her var vahidiyetten gelir | Aczi | Iki mertebede çokluk vardır: makul kesret, yani ilahi isimlerdeki çokluk ve | maddi (zahiri-hissi) varlıktaki kesret; buna meşhut kesret ve kesret-i mezahir de de- | nir. Aslında her iki kesret de gerçekte yoktur. Zira var olan yalnızca Hak'tır. | Çokluk yalnızca görüntüdedir, hakikatte ise birlik vardır (sm). Bkz. Vahdette kesret, Kesrette vahdet. Kesrette vahdet Tefrika, Ke'su'l-hübb Sevgi kadehi, Sâlikin sırı, âşıkın kalbi; kâse mazhar, şarap ise | zahirdir (İFM ir:r 13-114). Bkz. Câm, Kadeh. Keşfi ar. (كشف) 1, Açığa çıkarma, perdenin açılması. Örtülü olanı açma, gizli olanı meydana çıkarma, sezme, tahmin etme, 2. tas, a Süfilere, göre maddi ve duyulur âlemden gelen tesir, kir ve pas kalbin gayb âlemini görmesine engel olan bir per- | de (hicap) oluşturur. Riyazet ve tasfiye ile bu perde kalkınca gayb ayan-beyan gö- | rülür. Bu perdenin açılmasına, yani kalp gözünün açılmasına keşf denir, Keşf, | perdenin ötesindeki gaybi hususlara ve hakiki şeylere, bunları yaşayarak ve temaşa ederek vakıf olmak (cr). Mükâşefe, beden ve his perdesinin kalkması ve — Keşkül: — ee ME METE 2) ruh âleminin seyr edilmesi (TK 11:1252). b İlham. Doğrudan ve aracısız Allah'tan alınan bilgi. Bu bilgi ya ilahi hitabı işitmek ve dinlemek veya gayb âlemini görmek suretiyle elde edilir. ¢ İbn Arabi'ye göre veliler bilgileri peygamberlere موب hiy getiren meleğin aldığı kaynaktan doğrudan alırlar. Bazı keşifler kesin bilgi verir (iFH 63). Bkz. Ashab-ı keşf, Ehl-i keşf. Hiç ummadığın bir yerde Nâgâh açıla ol perde Derman eder ol derde 1 Mevlâ görelim neyler Keşf-i ahval-ı kubur Bir velinin mezarlarda gömülü olan ölülerin o âlemdeki hallerini bilmesi (sr; TK 11:1252). Keşf-i havâtır İnsanın aklından geçen ve kalbine gelen hisleri araştırması, bunlardan hak olanı bâtıl olandan ayırt etmesi, doğru olanı tespit etmesi. Keşf-i manevi Hakikatlerin mücerret suretlerinin temaşa edilmesi, şeyleri ve olayları anlam olarak idrak etmek. Keşfi muhayyel Rüyada veya vâkide görülen hususlara hayal gücünün kendine göre bir biçim vermesi, bu yüzden keşfin tabire ve yoruma muhtaç olması. Keşf-i mücerret Keşifle görülen şeyin aynen vâki olması, hayalin ve mühayyilenin bunda etkili olmamasi, Keşf-i nazari Çile yoluyla nefsini arındıran kimsenin, daha çok akli bilgiler öğrenmesini sağlayan keşif. Keşfi nazarinin ötesinde ve ilerisinde kesf-i nuri, bunun da ötesinde keşf-i ilahi, bunun da ötesinde keşf-i ruhani vardır. Kesf-i yâni Kıyasa ve istidlâle değil, temaşaya ve görmeye dayanan keşif, Kesf-i zamair Bir velinin başkalarının kalbinden ve zihninden geçen şeyleri bilmesi. Keşkül i fars. (J (كشكو >. Dervişler ve dilenciler tarafından kullanılan Hint cevizi veya abanozdan yapılmış çanak; madeni olanları da vardır. Bazen bunların dua ve çeşitli motiflerle süslendiği de olur. Anadolu'da abdallar, Kalenderler ve Bektaşiler tarafından kullanılmıştır. Bu çanakla sadaka toplanırdı. Bazı tarikatlerde nefs terbiyesi icin buna izin verilmişti. İçine her çeşit gıda maddesi ve para konulurdu. 2. Çok çeşitli konuları içinde toplayan eserler. Keşkül-i fukara Muhallebiye benzeyen bir tatlı, Kıble Keşkül tercemanı Bektaşilerdeki bu terceman şöyledir: “Fukara-ı bâbullah, sâil-i şâh-i keşkül aşıkane bend-i seyda Allah Allah ey vallah hü dost (AM 29). Kevkebu’s-subh (ard | كب 45) I. Sabah yıldızı, tas İniş mertebesindeki Hakk'ın tecellileri, Hz, Ibrahim'in gördüğü ve “İşte Rabb'im” dediği tecelli (sr), Kevyn i. ar (455) 1, Oluş, olmak, tas. Tüm varlıklar, kainat, âlem, kün (“ol”) emriyle oluşan varlıklar (sı, 432; İFM). Bkz Bevn, Halvet der encümen | Kevn-i cami İnsan-ı kâmil | Kevn-u fesat Oluşum-bozulma Kevn-u fesat âlemi Maddi âlem. Kevnu'l-futur Halkın Haktan ayrı ve farklı hale gelmesi. Bir olan Hakk'ın çokluk haline gelmesi ilahi cemiyetin ve Zati tekliğin dağınık hale gelmesini gerektir- | mez Kevnu's-subh Beliren ilk tecelli, külli nefsin mazhariyetiyle gerçekleşen tecelli (kı) Kevn ve bevn Halk içinde Hakla olmak Hak olması itibariyle değil, âlem olması itibariyle âlemin (hayali-zilli) varlığı (cr; ipy 48, 159) Ayn-ı mevcüdata eyler kudretullahi iyân Bâdiya ayine-i ibret-nümâdır kainat Badii Kevneyn i. ar s5 45) Iki cihan, dünya ve ahiret Bana sen can gereksin can gerekmez | Seni gerek seni kevneyn gerekmez Esrefzade Kıble i ar (43) 1, Kâbe; Kâbe yönü, 2. tas Sevgili, Hak, Hak dostu olan mürşit Avamın kıblesi Kâbe, havassın kıblesi gökteki arş, havassu'l-havassın kıblesi kâmillerin gönlü, ariflerin canıdır (sr 373, 392). Hakk'ın cemal-i ba-kemali Bizim kıblemiz yarin yüzü Kâ'be ise herkesin kıblesi Kiblem benim ezelde cemalin değil miydi Kâ'be yapılmadan dahi mihrab gelmeden Kadı Burhaneddin “hale, m <-> “Vie وو A 5 يي Ws ği Kışr

20
Sözlük

Mârifet

Bilmek, tanımak ve tecrübeyle edinilen bilgi. Tasavvufta sûfînin mânevî hâlleri yaşayarak ve hakikatleri tadarak elde ettiği irfanı ifade eder. Hakk’a ilişkin bu bilgiye mârifetullah , sahibine ârif veya ârif-i billâh denir. Sûfîler mârifeti yalnız kavramsal bilgi saymaz. Sâlik, ibadet, mücâhede ve nefis terbiyesiyle hazırlanır; ilâhî isim ve fiillerin tecellilerini idrak ettikçe bilgisi yaşanmış bir tanımaya dönüşür. Bu sebeple mârifet, öğrenilmiş bilginin inkârı değil, onun ahlâk ve hâl ile doğrulanmasıdır. Kuşeyrî’nin aktardığı çerçevede kul önce Hakk’ın isim, sıfat ve fiillerini tanır; ardından kulluk ve arınma yolunda ilerler. Mârifetin kaynağı nihayetinde kulun kendi gücü değil, Hakk’ın kendisini tanıtmasıdır. Zünnûn el-Mısrî’ye nispet edilen “Rabbimi Rabbimle tanıdım” sözü bu anlayışı özetler. Mârifetin ilerleyen derecesi hayretle ilişkilendirilir: İnsan ilâhî hakikatin bütünüyle kuşatılamayacağını idrak ettikçe kendi bilgisinin sınırını görür. Hz. Ebû Bekir’e nispet edilen “İdrakten âciz olduğunu idrak etmek idraktir” sözü bu sınır bilincini anlatır. Şeriat tarikat yoldur varana Hakikat mârifet andan içeru Mârifet-i nefs Sâlikin kendi nefsini, kabiliyetini ve sınırlarını tanıması. Mârifet-i şuhûdî Keşf ve müşâhedeyle elde edildiği kabul edilen mânevî bilgi. Mârifet-i istidlâlî Delil ve akıl yürütme yoluyla kazanılan bilgi.

21
Sözlük

Mekr

(مكر) Oyun, kandırma, hile. tas. Allah'ın, emirlerini dinlemeyen bir kuluna nimet üzerine nimet vermesi, edepsizliğine rağmen durumunu olduğu gibi bırakması ve olağanüstü hususları başarmayı ona nasip etmesi (KI; CT; İFM; Gi 1:83). Bu anlamda mekr, istidractır. Bu yüzden süfiler kendilerinden zuhur eden kerametlerin mekr-i ilahi olmasindan endise ederler, Masukun aşıkını, bazen iltifat ederek, bazen ona muhalefet ederek kandırması (us). Kimk-i mekr-i zen-i dünyaya zebün olmaz ise Rezm-gâh-ı feleke merd gelir merd gider Nâbi Mekr-i hafi Gizli mekr; kerametlerde söz konusudur. Mektümin i ar. (مكتومين) t. Mektüm 1. Gizliler, saklılar. 2. tas. Sayıları dört bin olan, yekdigerini tanımayan, daimi surette hem halktan hem de bizzat kendilerin- .den gizli kalan gayb erenler. Ricâlu'l-gaybten dört bin eren. Bunlar insanların karşısına yabancı kıyafet içinde çıkarlar (TK 11:1266).

22
Sözlük

Mesh

Bir şeklin veya sûretin bozulup başka bir şekle dönüşmesi. Tasavvufî kullanımı Kalbin mânevî biçiminin değişmesi; insanın Hakk’a yönelişten uzaklaşıp nefsin haz ve arzularına bağlanması sebebiyle iç dünyasının bozulması anlamında kullanılır. Buradaki dönüşüm bedensel değil, ahlâkî ve kalbîdir. “Olmadı bu ümmet içre mesh-i ten Mesh-i dil vardır, muhakkak anla sen.” Beyit, bedendeki görünür değişimden çok kalbin istikametini kaybetmesine dikkat çeker.

23
Sözlük

Nafile

فله) b) Tatavvu, farz ve vacip ibadetlere ek olarak yapılan ibadetler. “Kul farz ibadetleri Yaparak Allah'a yaklaşır. Nafile ibadetleri ifa ederek de Allah'a yakaşır, hem o kadar çok yaklaşır ki, Allah kulunun gören BöÖZÜ, işiten kulağı konuşan dili, hisseden kalbi olur. Buna da kurb-i nevafil denir. Bu mertebeye, yani Hakk'ın velisi ve dostu olma makamına nafile ibadetlerle ulaşıldığından tarikat ehli namaz Ve Oruç gibi ibadetlerin nafilelerine, zikir ye tespihe büyük önem verir. Bazen bunların nafilelere farzlardan fazla önem verdikleri izlenimi bile edinilebilir, Vahnu bila-nahnu kar. (نحن بلا نحن) 1, Bizsiz biz, bensiz ben, benliksiz benlik, 2. tas. Hakk'ın fiillerini gören sâlikin başka fail Börmemesi (sı 426; BS 615). Yani

24
Sözlük

Nazar

Bakmak, bakış. tas. Şeyhlerin ve ermişlerin müritlere ve sülûk ehline bakışı ki, bu bakış ruhlarına tesir ederek onlara yeni bir şekil verir; gönüllerini feyzle doldurur; ruhlarını olgunlaştırır. Bu nazarın eğitimci ve yetiştrici bir özelliği olduğu için “Veliler müritlerini kaplumbağanın yavrusunu ye- tiştirmesi gibi nazarla yetiştirirler” denilmiştir. Bkz. Ehl-i nazar. Naz ehli Etse tecelli eğer vuslata erişe er Kafire kılsa nazar mazhar-ı iman olur Bir kuru ağaç idim, yol üzere düşmüş idim Er bana nazar kıldı taze civan oldum hey Erenlerin nazarı toprağı guher eyler Erenler kademinde toprak olasım gelir Mevlânâ Hudavendigâr bize nazar kılalı Onun göklü nazarı gönlümüz aynasıdır Yünus Nazar-ı hakkani Şeyhin nazarıyla müridin ask ve cezbeye tutularak fenaya ermesi. “Süfilerin sohbeti gibi nazarlan da feyz kaynağıdır. Zira onların nazarı ayn-ı nazar-ı Hak'tır”.

25
Mekân

Semmâsî köyü

Buhara · Özbekistan · Doğduğu, halife olduktan sonra dönüp irşada başladığı, üzüm bağını buduğu ve kabrinin bulunduğu köy; Râmîten kasabasına bağlıdır. Emîr Külâl yirmi yıl boyunca haftada iki gün buraya zikrederek yürümüştür. Konum yaklaşıktır.

26
Mekân

Şeyhülislâm Hüseyin Efendi Medresesi

Türkiye · Müderrislik basamaklarının ikincisidir; 1103 Ramazanında (Mayıs 1692) buraya tayin edildi. Kaynakta medresenin bulunduğu şehir belirtilmemiştir. İlişkili kişi dosyası Şa‘bân-ı Şifâî (Ahmed Şa‘bân Efendi) : Şa‘bân-ı Şifâî (ö. 1705), Ayaş'tan İstanbul'a giderek saray hekimliğine ve ilmiye mesleğine giren; doğum, yenidoğan ve çocuk sağlığına dair Tedbîrü'l-mevlûd başta olmak üzere Türkçe tıp eserleri yazan müderris, kadı ve şairdir.

27
Mekân

Balçık

Balçık · Bulgaristan · Kaynak onu "Karadeniz yalısında Balçık kasabası"ndan çıkmış gösterir; ilk tahsilini de burada yapmıştır. İlişkili kişi dosyası Hacıoğlupazarı Şeyhi Mahmud Efendi : Mahmud Efendi (yaklaşık 1591/92–1674/75), Balçık’tan İstanbul’a giderek Tîreli Ahmed Efendi’nin Nakşibendî çevresinde yetişen; Rumeli kadılıklarından sonra bugünkü Dobriç’te zâviye şeyhliği ve Câmi-i Atîk Medresesi müderrisliğini birleştiren Osmanlı âlimidir.

28
Mekân

Trablusşam

Trablusşam · Lübnan · 1135 Şâban'ının 21. günü Sadreddinzâde Ni'metullah Efendi'nin yerine Trablus-ı Şâm kazâsı verildi; aynı yılın Zilhicce'sinin 18'inde vefat edip “kazâ-yı mezbûrda”, yani bu şehirde defnedildi. İlişkili kişi dosyası Dâvudzâde Ahmed Efendi : Dâvudzâde Ahmed Efendi (ö. 18 Zilhicce 1135/1723), ulemâ ailesinden gelerek İstanbul ve İznik medreselerinde yükselen, Trablusşam kadılığına tayin edildikten kısa süre sonra orada vefat eden Osmanlı âlimidir.

29
Mekân

Edirne

Edirne · Türkiye · Ârif Bey'in uzun yıllar bulunduğu, Şeyh Şerefeddin Efendi'ye intisap edip hilâfet aldığı ve vefat ettiğinde büyük bir cenaze kalabalığının toplandığı şehir. İlişkili kişi dosyası Şeyh es-Seyyid Muhammed Ârif Bey : Seyyid Muhammed Ârif Bey, Edirne’de Şeyh Şerefeddin Efendi’nin terbiyesinde sülûkünü tamamlayan; İkinci Ordu serbaytarı ve miralay olarak görev yapan Halvetî halifesidir.

30
Mekân

Van

Van · Türkiye · Zâhirî ilimleri tahsil ettikten sonra tasavvufa yönelen Sıbgatullah Arvâsî, Van'a giderek Seyyid Muhyiddîn Efendi'nin hizmetine girdi. Uzun yıllar süren riyâzet ve mücâhede devresini burada geçirdi; hocasının “vefat etmiş velîlerden istifade edecek makama geldin” sözü de bu dönemin sonuna aittir. Koordinat şehir düzeyindedir; kaynak Van'da hangi medrese veya tekkede bulunduğunu belirtmez.

31
Mekân

İsmâil Hakkı Bursevî Dergâhı haziresi

Bursa · Türkiye · Sefîne-i Evliyâ, Mahmûd Nâsıh Efendi'nin arzusu üzerine İsmâil Hakkı Bursevî'nin dergâhının merdiveni karşısındaki makbereye defnedildiğini kaydeder. İlişkili kişi dosyası Seyyid Hacı Mahmûd Nâsıh Efendi : Mahmûd Nâsıh Efendi, İstanbul’dan Pazarköy ve Bursa’ya uzanan hayatında İsmâil Hakkı Bursevî’nin eserlerini istinsah ederek kütüphaneye bağışlayan münzevî sûfî ve şairdir.

32
Mekân

Köstendil

Köstendil · Bulgaristan · Yûnus-ı Bahrî Efendi'nin 1260/1844'te doğduğu ve on altı yaşında Şeyh Ali Efendi'ye intisap ettiği şehir; şeyhinin tekkesi de buradaydı. İlişkili kişi dosyası Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi : Yûnus-ı Bahrî Efendi (d. 1260/1844), Köstendil’de Şeyh Ali Efendi’nin yanında otuz yıl yetişen; İştip ve Selânik’ten İstanbul’a göç ederek türbedarlık yapan Ramazânî-Halvetî şeyhidir.

33
Mekân

Miyatlı köyü (Çerkay)

Çerkay, Dağıstan · Rusya · Kuzey Kafkasya'da Koysu nehri kıyısındaki Çerkay kasabasına bağlı köy. Ömer Ziyâeddin burada, sekiz çocuklu bir ailenin yedincisi olarak dünyaya geldi; babası Avar Türkleri'nden Abdullah Dağıstânî'dir. Babasından Arapça ve çeşitli Kafkas dillerini öğrendi, ayrıca medreseye devam ederek dinî ilimleri tahsil etti. Sitedeki mevcut biyografide köyün adı “Mırtay” biçiminde kayıtlıdır; kaynak “Miyatlı” yazmaktadır.

34
Mekân

Musul

Musul · Irak · Kaynaklarda “Musullu Şeyh Seyyid Yûnus”un tekke açtığı belirtilen şehir; kurucusunun ölümünden sonra tekke başka bir tarikata geçmiştir. Bu kişiyle özdeşlik doğrulanmamıştır. İlişkili kişi dosyası Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi : Yûnus-ı Bahrî Efendi (d. 1260/1844), Köstendil’de Şeyh Ali Efendi’nin yanında otuz yıl yetişen; İştip ve Selânik’ten İstanbul’a göç ederek türbedarlık yapan Ramazânî-Halvetî şeyhidir.

35
Mekân

Şehzade Camii Hazîresi

İstanbul · Türkiye · 24 Şâban 1006 (1 Nisan 1598) tarihindeki vefatının ardından defnedildiği yer; kaynak “cami avlusunun caddeye bakan tarafı” diye tarif eder. İlişkili kişi dosyası Bostanzâde Mehmed Efendi : Bostanzâde Mehmed Efendi (942/1535-36–24 Şâban 1006/1 Nisan 1598), Osmanlı tarihinde azledildikten sonra yeniden şeyhülislâmlığa getirilen ilk isimdir. İhyâü ulûmi’d-dîn’i Türkçeye çevirmiş, Mülteka’l-ebhur’u şerhetmiş; manzum fetvaları, şiirleri ve ilmiye teşkilâtındaki etkisiyle tanınmıştır.

36
Mekân

Aksaray Şekerci Sokağı Dergâhı

İstanbul · Türkiye · Yangında yanan Nakşibendî dergâhının arsasına Fahreddin Efendi tarafından yeniden inşa edilen dergâh; Pazar günleri âyin yapılır, zikirden önce hatm-i hâcegân okunurdu. Bahçesine defnedilmiştir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Muhammed Fahreddin-i Himmetî : Muhammed Fahreddin-i Himmetî (1849–1915), Nazilli’den İstanbul’a uzanan memuriyet hayatını Uşşâkî hizmetiyle birleştiren; Emin Efendi’den hilâfet alan, Aksaray Şekerci Sokağı Dergâhı’nı kuran ve Salâhaddin-i Uşşâkî’nin eserlerini istinsah ederek koruyan şeyh ve şairdir.

37
Makale

Mevlevî Âyin-i Şerifinin Mûsiki Mimarisi

Mevlevî mukabelesinin tam akışı; icracıları, mekân düzeni, makam ve usûl örgüsü, dört selâmı, terennümleri, sembolik yorumları ve sahne icrasından farklarıyla birlikte.

38
Makale

XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası

On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.

39
Makale

Matbah-ı Şerif ve Binbir Günlük Mevlevî Çilesi

Saka postundan hücre sahibi dedeliğe hizmet yolculuğu. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.

40
Makale

Semâ Mukabelesi: Safhalar ve Sembol Dünyası

Meydanın hazırlanışından dört selâma, Kur'an ve gülbanka. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.

41
Makale

Kübreviyye'nin Anadolu'ya Taşınması

Moğol istilası, Necmeddîn-i Dâye ve XIII. yüzyıl Anadolu irfan çevresi. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.

42
Makale

İsmâil Hakkı Bursevî: Hayatı, Eserleri ve Şerh Dünyası

Celvetî irşad hattı İsmâil Hakkı Bursevî, tahsilini Edirne ve İstanbul çevresinde sürdürdü; Atpazarî Osman Fazlı’ya intisap ederek Üsküp ve Köprülü’de görev yaptı, ardından Bursa’ya halife tayin edildi. Şeyhini sürgünde bulunduğu Kıbrıs’ta ziyaret etmesi, irşad ilişkisinin siyasî baskı dönemlerinde de sürdüğünü gösteri

43
Makale

Müştâk Baba: Bitlis, Seyahat, Musiki ve Müştâkıyye

Bitlis ve tahsil Müştâk Baba’nın doğum tarihi kaynaklarda 1758, 1763 ve 1772 olarak farklılaşır; şiirindeki yaş kaydı ile 1831 vefat rivayeti 1750’lerin ortasını destekler. Bitlis’in Zeydan mahallesinde yetişti; ilk tasavvuf derslerini Şems-i Bitlisî’den aldı, ardından musikişinas Hacı Hasan Şirvânî’nin terbiyesine gir

44
Makale

Sârbân Ahmed: Bayramî-Melâmî Silsile ve Dîvân Aidiyeti

İrşad hattı Sârbân Ahmed, Bayramî-Melâmî kaynaklarında İsmâil Ma‘şûkī’nin halifesi olarak gösterilir; Pîr Ali Aksarâyî’ye bağlayan başka bir rivayet de vardır. Oğlanlar Şeyhi İbrahim Efendi ile Sun‘ullah Gaybî’nin kendi silsile kayıtları sebebiyle İsmâil Ma‘şûkī hattı daha güçlü kabul edilir. Hayrabolu Hayrabolu çevres

45
Makale

İzzî Tarihi’nde Neccâr-zâde Mustafa Rızâ ve Beşiktaş Hankâhı

İzzî Tarihi’nin Neccâr-zâde kaydını modern araştırmalarla karşılaştırarak Beşiktaş hankâhını, eserleri ve Mehmed Sıddık’a post aktarımını kaynak ihtilaflarıyla birlikte açıklar.

46
Makale

Esircizâde Hüseyin Efendi ve Kırk Yıllık Tekke Hizmeti

Esircizâde Hüseyin Efendi'nin Abdülahad Nûrî çevresindeki terbiyesini, Midilli hilâfetini, kırk yıllık pîş-kademlik hizmetini ve 1691'deki post devrini inceler.

47
Makale

Sarı Nâib Naîm: Divan, Hamse ve Tevhid Dili

Naîm İsmail Efendi'nin medrese ve nâiblik hayatını, divan ve hamse kaydını, kaynakta korunan şiirlerini ve tasavvufî söz varlığını birlikte sunar.

48
Eser

SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI

Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e

49
Eser

SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI

Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş

50
Eser

Sayfalar 4–12

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1

51
Eser

Sayfalar 3–12

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista

52
Eser

Sayfalar 1–8

Muzaffer Ozak Külliyatı · eSSz ELHAC MUZAFFER OZAK İR$ÂD 152 0 3.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALAH

53
Eser

Sayfalar 1–9

Muzaffer Ozak Külliyatı · ELHAC MUZAFFER OZAK İRSAD 1.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALÂH BİLİCİ KITA

54
Eser

Sayfalar 2–9

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,

55
Eser

Sayfalar 9–16

Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny

56
Eser

Sayfalar 14–20

Muzaffer Ozak Külliyatı · BEtSsü; Ve lekad kerremna beni-Âdeme... El-İsrâ: 70 (Andolsun, biz azim-üş-şân Âdem oğullarını, diğer bütün yarattıklarımızdan üstün kıldık.) sırrına ve tecellisine mazhar olabilsi

57
Eser

Sayfalar 13–18

Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g

58
Eser

Sayfalar 11–17

Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h

59
Eser

Sayfalar 18–25

Muzaffer Ozak Külliyatı · (YA GAFURU ism-i celilini, hummaya ve başağrısına uğrayanlarla, gam ve keder içinde bulunanlar devamlı okurlarsa kurtulurlar.) 3EJE3, Eş Şekûrü Celle Şanühu Kendi rızâsı için yapıl