HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Adı, mahlası ve kimliği
Şa‘bân-ı Şifâî, kaynaklarda Ahmed oğlu Şa‘bân veya Ahmed Şa‘bân Şifâî diye anılan XVII. yüzyıl sonu Osmanlı hekimi, müderrisi, kadısı ve şairidir. Şiirlerinde ve eserlerinde kullandığı Şifâî mahlası hekimlik kimliğiyle uyumludur. Adındaki Şa‘bân kelimesi sebebiyle onu Şâbâniyye tarikatına bağlamak doğru değildir; güvenilir biyografik kaynaklar böyle bir tasavvuf intisabı kaydetmez.
Ayaş'tan İstanbul'a
Ankara'nın Ayaş kazasında doğdu; doğum tarihi bilinmemektedir. Babasının adı Ahmed'dir. Genç yaşta tahsil için İstanbul'a giderek medrese öğrenimi gördü ve tıpla ilgilendi. Dârüssaâde Ağası Yûsuf Ağa'nın hizmet ve himaye çevresine girdi. Buradaki “intisap” saray patronajı anlamındadır; tarikat bağlılığı değildir.
Saray hekimliği ve Hayâtîzâde'nin himayesi
Yûsuf Ağa'nın desteğiyle saray hekimleri arasına katıldı. Hekimbaşı Hayâtîzâde Mustafa Feyzî Efendi tarafından himaye edildi; Hayâtîzâde'nin gözden düşmesi üzerine onun saraydaki görevi de sona erdi. Dönemin tezkireleri Şifâî'yi tıpta maharetli, hastaya yumuşak davranan, tatlı dilli ve sohbeti sevilen bir hekim olarak tasvir eder.
Mülâzemet ve medrese basamakları
1095/1684'te Anadolu kazaskeri Minkārîzâde Abdullah Efendi'den mülâzemet alarak ilmiye mesleğine girdi. Mart 1688'de Sarây-ı Galata, Mayıs 1692'de Şeyhülislâm Hüseyin Efendi, Ekim 1697'de Etmekçioğlu, Ekim 1700'de Koca Mustafa Paşa ve Ağustos 1703'te Sinan Paşa medreselerine tayin edildi. Şeyhî'nin kayıtlarında kadılıktan önceki son medrese için Sinan Paşa ve İsmihan Sultan adlarının farklı yerlerde geçmesi kaynak ihtilafıdır; ikisini tek bir kesin kayıt gibi birleştirmek doğru değildir.
Diyarbakır kadılığı ve vefatı
Ekim 1703'te Diyarbakır kadılığına tayin edildi. Müderrislikten kadılığa geçişinde II. Mustafa'nın hekimbaşısı Nuh Efendi'nin etkili olduğu nakledilir. Temmuz 1704'te görevden alındı. Diyarbakır'dan dönüş yolunda Ankara'ya ulaştı ve Mart 1705'te burada vefat etti. Defin şehri Ankara olmakla birlikte kesin kabir noktası güvenilir kaynaklarda gösterilmediğinden haritada mezar yeri üretilmemiştir.
Tedbîrü'l-mevlûd: doğum ve çocuk sağlığı
1112/1701'de sade Türkçe ile kaleme aldığı Tedbîrü'l-mevlûd, doğum ve çocuk hastalıkları alanındaki ilk Türkçe eserlerden biridir. Bir mukaddime, sekiz bölüm ve hâtimeden oluşur. Üreme ve gebelikten fetüsün gelişimine; gebe sağlığından doğum sonrasındaki tedbirlere; beşik ve sütün niteliklerinden meme hastalıklarına; kızamık, çiçek ve suçiçeğine kadar geniş bir konu alanını işler.
Çocuk bakımı, eğitim ve gözlem
Eser yalnız hastalık ve ilaç listesi değildir. Beslenme, emzirme, bakım, çevre ve çocuk eğitimiyle ilgili tavsiyeler de içerir. Klasik İslâm tıbbı birikimini ve müellifin hekimlik gözlemlerini bir araya getirir; eğitim bahislerinde Nasîrüddîn-i Tûsî'nin Ahlâk-ı Nâsırî'si ve Kınalızâde Ali Efendi'nin Ahlâk-ı Alâî'siyle ortak bir ahlâk çerçevesi taşır. Bugünkü tıp bilgisinin yerine kullanılacak bir sağlık rehberi değil, Osmanlı tıp ve çocukluk tarihinin temel kaynaklarındandır.
Şifâiyye fi't-tıb
Ömrünün son yıllarında yazdığı Şifâiyye fi't-tıb, kıymetli taşlar, mineraller ve panzehirleri ele alan Türkçe bir risâledir. Bir mukaddime, üç fasıl ve hâtimeden oluşur; Silâhdar İbrâhim Ağa'ya sunulmuştur. Nuruosmaniye, Süleymaniye ve Beyazıt Devlet kütüphanelerinde yazma nüshaları bulunmaktadır.
Hülâsatü'l-ebdân ve koruyucu hekimlik
Hülâsatü'l-ebdân, hastalıkların teşhis ve tedavisini konu edinirken sağlığı korumaya ayrıca yer verir. Eserin Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi koleksiyonunda iki yazma nüshası kayıtlıdır. Bu metin, Şifâî'nin yalnız doğum ve çocuk sağlığıyla değil genel tıp ve koruyucu hekimlikle de meşgul olduğunu gösterir.
Tarih ve dinî anlatı tercümeleri
Fezâil-i Âl-i Osmân, Mer‘î b. Yûsuf el-Kermî'nin Osmanlı hânedanının faziletlerine dair Arapça eserinin genişletilmiş tercümesidir. 6 Mart 1704'te tamamlanarak Sultan III. Ahmed'e sunulmuş, müellif hattı nüshası günümüze ulaşmıştır. Kısas-ı Enbiyâ Tercümesi ise peygamber kıssalarını Türkçe nesirle aktarır ve Sultan IV. Mehmed'e sunulmuştur. Bu eserler, Şifâî'nin hekimlik yanında Arapça, tarih ve nesir tercümesi sahalarında da çalıştığını gösterir.
Şair Şifâî
Şifâî mahlasıyla şiirler yazdı. Tezkirelerde aktarılan “kalem” redifli manzumesi, yazıyı Kevser çeşmesinin lülesine, taze gül fidanına ve karanlıkta yol alan âb-ı hayata benzetir. Onun şiiri hekimlik bilgisinin kuru bir teknik uzmanlığa kapanmadığını; devrin edebiyat ve sohbet kültürüne de katıldığını gösterir.
Osmanlı ilim tarihindeki yeri
Şa‘bân-ı Şifâî'nin hayatında saray hekimliği, medrese müderrisliği, kadılık, Türkçe tıp yazıcılığı, tercüme ve şiir birleşir. En kalıcı katkısı, klasik tıp birikimini kişisel gözlemle buluşturup doğum, yenidoğan ve çocuk sağlığı konularını Türkçe ve düzenli bir eser halinde ele almasıdır.