Köken ve kullanım
i. ar.
معرفة شبو دى
Kaynaklardaki ortak açıklama
Bilmek, tanımak ve tecrübeyle edinilen bilgi. Tasavvufta sûfînin mânevî hâlleri yaşayarak ve hakikatleri tadarak elde ettiği irfanı ifade eder. Hakk’a ilişkin bu bilgiye mârifetullah, sahibine ârif veya ârif-i billâh denir.
Sûfîler mârifeti yalnız kavramsal bilgi saymaz. Sâlik, ibadet, mücâhede ve nefis terbiyesiyle hazırlanır; ilâhî isim ve fiillerin tecellilerini idrak ettikçe bilgisi yaşanmış bir tanımaya dönüşür. Bu sebeple mârifet, öğrenilmiş bilginin inkârı değil, onun ahlâk ve hâl ile doğrulanmasıdır.
Kuşeyrî’nin aktardığı çerçevede kul önce Hakk’ın isim, sıfat ve fiillerini tanır; ardından kulluk ve arınma yolunda ilerler. Mârifetin kaynağı nihayetinde kulun kendi gücü değil, Hakk’ın kendisini tanıtmasıdır. Zünnûn el-Mısrî’ye nispet edilen “Rabbimi Rabbimle tanıdım” sözü bu anlayışı özetler.
Mârifetin ilerleyen derecesi hayretle ilişkilendirilir: İnsan ilâhî hakikatin bütünüyle kuşatılamayacağını idrak ettikçe kendi bilgisinin sınırını görür. Hz. Ebû Bekir’e nispet edilen “İdrakten âciz olduğunu idrak etmek idraktir” sözü bu sınır bilincini anlatır.
Şeriat tarikat yoldur varana
Hakikat mârifet andan içeru
- Mârifet-i nefs
- Sâlikin kendi nefsini, kabiliyetini ve sınırlarını tanıması.
- Mârifet-i şuhûdî
- Keşf ve müşâhedeyle elde edildiği kabul edilen mânevî bilgi.
- Mârifet-i istidlâlî
- Delil ve akıl yürütme yoluyla kazanılan bilgi.
Tasavvuf Sözlüğü
Arapça’da bilgi anlamına bir söz. Tasavvufta, dört kapı da denilen dört mertebe vardır: 1- Şeriat, 2-Tarikat, 3- Hakikat, 4- Ma’rifet. Şeriat olmadan tarikat, hakikat ve ma’rifet olmaz, her şeyin başı, şeriatı yani islâm dinini iyi yaşamaktan geçer, islâm’ı yaşama ve anlamada, takva boyutunda olmak üzere derinleşme sonucu, bu mertebeler teşekkül etmiştir. Bu durumda, herkesin normal gündelik kurallara uyarak yaşadığı islâm’a şeriat; dinde biraz takva cihetine ağırlık verenlerin yaşadığı ve ulaştığı inceliğe tarikat; takva ve verada titizlikle varılan sonuca, hakikat; ve nihayet bu yaşamanın, mânâ açısından kişide ifade ettiği bilgi planındaki sonuca ma’rifet denir ki, meydana gelişi, yaşamakla sıkı sıkıya irtibatlıdır. Bunlardan ilki avama, ikincisi havassa aittirdirler. Hacı Şa’ban Velî bu dört mertebeyi şöyle anlatır: Şeriat beden için, tarikat kalp için, hakikat ruh için, ma’rifet Hakk içindir.Marifetin, sırra ait olduğunu söyleyenler de vardır, ilim ile ma’rifet bir imiş gibi gözükmesine rağmen, aralarında ince bir fark vardır: ilmin zıddı cehil iken, ma’rifetin zıddı, inkardır. İlim kesbî iken, ma’rifet vehbîdir. Hafnî de, bu konuyu şu şekilde açıklar: Kul, Allah’ı sıfat ve isimleri ile bilir, Allah’la arasındaki kulluk muamelesinde ciddi, samimi ve doğru olur, sonra kötü ahlâkını düzeltme yoluna gider. Hakk’ın kapısından sürekli olarak ayrılmaz, yani kalbi ile sürekli itikâf halindedir (yani ihsanı yaşar). Sonra kendisine hatıralar gelir, sürekli içten Allah ile münâcât (söyleşi, yalvarı) halinde olur. Allah tarafından kalbine gelen sırlardan bahseder, işte bu durumda olan kişiye arif ve bu kişinin bilgisine de ma’rifet denir. Nefsinin kötülüklerinden ne denli uzak olursa, Rabbi hakkındaki ma’rifeti, o denli artar. Bir kimsede ma’rifetin meydana geldiğinin belirtisi, o kişide Allah’dan heybetin zuhur etmesidir. Ma’rifeti fazla olanın, heybeti fazla olur. Bazıları da ma’rifeti fazla olanın sekîneti fazla olur, demiştir.
Genel tasavvuf/kavram kaynak paketi
Hakk'ı, nefsi ve varlığı yalnız kavramsal bilgiyle değil arınma, kulluk, tecrübe ve ilâhî bildirimle tanıma anlamındaki tasavvuf terimidir. Mârifet ilme rakip bir bilgisizlik değil, bilginin tahakkuk ve dönüşüm boyutudur.