Köken ve kullanım
i. ar.
كثرة
Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü
(كثرة - وحد ة) +. Çokluk-Birlik. 2, tas. Bir olan Hakk'ın isim ve sıfatlarıyla tecelli edip çokluk halinde görünmesi kesret, bu çokluğun hakiki | bir varlığı olmadığını kavrayıp var olarak yalnızca Hakk'ı görmeye vahdet denir. |
Zehi derya-yı vahdet kim kesilmez hergiz emvacı |
Bu kesret âlemi andan doğup nâçâr olur peydâ |
İçi umman-1 vahdettir yüzü sahra-yı kesrettir |
Yüzün gören görür ağyâr içinde yâr olur peydâ |
N. Misti |
Merc-i kesret nev be-nev hep bahr-ı vahdetten gelir
Âlem-i imkâna her var vahidiyetten gelir |
Aczi |
Iki mertebede çokluk vardır: makul kesret, yani ilahi isimlerdeki çokluk ve |
maddi (zahiri-hissi) varlıktaki kesret; buna meşhut kesret ve kesret-i mezahir de de- |
nir. Aslında her iki kesret de gerçekte yoktur. Zira var olan yalnızca Hak'tır. |
Çokluk yalnızca görüntüdedir, hakikatte ise birlik vardır (sm). Bkz. Vahdette
kesret, Kesrette vahdet.
Kesrette vahdet Tefrika,
Ke'su'l-hübb Sevgi kadehi, Sâlikin sırı, âşıkın kalbi; kâse mazhar, şarap ise |
zahirdir (İFM ir:r 13-114). Bkz. Câm, Kadeh.
Keşfi ar. (كشف) 1, Açığa çıkarma, perdenin açılması. Örtülü olanı açma, gizli olanı
meydana çıkarma, sezme, tahmin etme, 2. tas, a Süfilere, göre maddi ve duyulur
âlemden gelen tesir, kir ve pas kalbin gayb âlemini görmesine engel olan bir per- |
de (hicap) oluşturur. Riyazet ve tasfiye ile bu perde kalkınca gayb ayan-beyan gö- |
rülür. Bu perdenin açılmasına, yani kalp gözünün açılmasına keşf denir, Keşf, |
perdenin ötesindeki gaybi hususlara ve hakiki şeylere, bunları yaşayarak ve
temaşa ederek vakıf olmak (cr). Mükâşefe, beden ve his perdesinin kalkması ve
— Keşkül: — ee ME METE 2) ruh âleminin seyr edilmesi (TK 11:1252). b İlham. Doğrudan ve aracısız Allah'tan alınan bilgi. Bu bilgi ya ilahi hitabı işitmek ve dinlemek veya gayb âlemini görmek suretiyle elde edilir. ¢ İbn Arabi'ye göre veliler bilgileri peygamberlere موب hiy getiren meleğin aldığı kaynaktan doğrudan alırlar. Bazı keşifler kesin bilgi verir (iFH 63). Bkz. Ashab-ı keşf, Ehl-i keşf. Hiç ummadığın bir yerde Nâgâh açıla ol perde Derman eder ol derde 1 Mevlâ görelim neyler Keşf-i ahval-ı kubur Bir velinin mezarlarda gömülü olan ölülerin o âlemdeki hallerini bilmesi (sr; TK 11:1252).
Keşf-i havâtır İnsanın aklından geçen ve kalbine gelen hisleri araştırması, bunlardan hak olanı bâtıl olandan ayırt etmesi, doğru olanı tespit etmesi. Keşf-i manevi Hakikatlerin mücerret suretlerinin temaşa edilmesi, şeyleri ve olayları anlam olarak idrak etmek. Keşfi muhayyel Rüyada veya vâkide görülen hususlara hayal gücünün kendine göre bir biçim vermesi, bu yüzden keşfin tabire ve yoruma muhtaç olması. Keşf-i mücerret Keşifle görülen şeyin aynen vâki olması, hayalin ve mühayyilenin bunda etkili olmamasi, Keşf-i nazari Çile yoluyla nefsini arındıran kimsenin, daha çok akli bilgiler öğrenmesini sağlayan keşif. Keşfi nazarinin ötesinde ve ilerisinde kesf-i nuri, bunun da ötesinde keşf-i ilahi, bunun da ötesinde keşf-i ruhani vardır. Kesf-i yâni Kıyasa ve istidlâle değil, temaşaya ve görmeye dayanan keşif, Kesf-i zamair Bir velinin başkalarının kalbinden ve zihninden geçen şeyleri bilmesi. Keşkül i fars. (J (كشكو >. Dervişler ve dilenciler tarafından kullanılan Hint cevizi veya abanozdan yapılmış çanak; madeni olanları da vardır. Bazen bunların dua ve çeşitli motiflerle süslendiği de olur. Anadolu'da abdallar, Kalenderler ve Bektaşiler tarafından kullanılmıştır. Bu çanakla sadaka toplanırdı. Bazı tarikatlerde nefs terbiyesi icin buna izin verilmişti. İçine her çeşit gıda maddesi ve para konulurdu. 2. Çok çeşitli konuları içinde toplayan eserler. Keşkül-i fukara Muhallebiye benzeyen bir tatlı,
Kıble Keşkül tercemanı Bektaşilerdeki bu terceman şöyledir: “Fukara-ı bâbullah, sâil-i şâh-i keşkül aşıkane bend-i seyda Allah Allah ey vallah hü dost (AM 29). Kevkebu’s-subh (ard | كب 45) I. Sabah yıldızı,
- tas İniş mertebesindeki Hakk'ın tecellileri, Hz, Ibrahim'in gördüğü ve “İşte Rabb'im” dediği tecelli (sr), Kevyn i. ar (455) 1, Oluş, olmak,
- tas. Tüm varlıklar, kainat, âlem, kün (“ol”) emriyle oluşan varlıklar (sı, 432; İFM). Bkz Bevn, Halvet der encümen | Kevn-i cami İnsan-ı kâmil |
Kevn-u fesat Oluşum-bozulma
Kevn-u fesat âlemi Maddi âlem.
Kevnu'l-futur Halkın Haktan ayrı ve farklı hale gelmesi. Bir olan Hakk'ın çokluk
haline gelmesi ilahi cemiyetin ve Zati tekliğin dağınık hale gelmesini gerektir- |
mez
Kevnu's-subh Beliren ilk tecelli, külli nefsin mazhariyetiyle gerçekleşen tecelli
(kı)
Kevn ve bevn Halk içinde Hakla olmak Hak olması itibariyle değil, âlem olması
itibariyle âlemin (hayali-zilli) varlığı (cr; ipy 48, 159)
Ayn-ı mevcüdata eyler kudretullahi iyân
Bâdiya ayine-i ibret-nümâdır kainat
Badii
Kevneyn i. ar s5 45) Iki cihan, dünya ve ahiret
Bana sen can gereksin can gerekmez |
Seni gerek seni kevneyn gerekmez
Esrefzade
Kıble i ar (43) 1, Kâbe; Kâbe yönü, 2. tas Sevgili, Hak, Hak dostu olan mürşit
Avamın kıblesi Kâbe, havassın kıblesi gökteki arş, havassu'l-havassın kıblesi
kâmillerin gönlü, ariflerin canıdır (sr 373, 392). Hakk'ın cemal-i ba-kemali
Bizim kıblemiz yarin yüzü
Kâ'be ise herkesin kıblesi
Kiblem benim ezelde cemalin değil miydi
Kâ'be yapılmadan dahi mihrab gelmeden
Kadı Burhaneddin
“hale,
m
<->
“Vie
وو
A 5
يي Ws
ği
Kışr