Ara
Menü
ذ

Nafile

فله

Köken ve kullanım

i, ar.

فله

Kaynaklardaki ortak açıklama

Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü · Süleyman Uludağ · Açıklamalı İslâmî Terimler Sözlüğü · Prof. Dr. İsmail Parlatır

فله) b) Tatavvu, farz ve vacip ibadetlere ek olarak yapılan ibadetler. “Kul farz ibadetleri Yaparak Allah'a yaklaşır. Nafile ibadetleri ifa ederek de Allah'a yakaşır, hem o kadar çok yaklaşır ki, Allah kulunun gören BöÖZÜ, işiten kulağı konuşan dili, hisseden kalbi olur. Buna da kurb-i nevafil denir. Bu mertebeye, yani Hakk'ın velisi ve dostu olma makamına nafile ibadetlerle ulaşıldığından tarikat ehli namaz Ve Oruç gibi ibadetlerin nafilelerine, zikir ye tespihe büyük önem verir. Bazen bunların nafilelere farzlardan fazla önem verdikleri izlenimi bile edinilebilir, Vahnu bila-nahnu kar. (نحن بلا نحن) 1, Bizsiz biz, bensiz ben, benliksiz benlik, 2. tas. Hakk'ın fiillerini gören sâlikin başka fail Börmemesi (sı 426; BS 615). Yani

Dinî Terimler Sözlüğü

Dinî Terimler Sözlüğü

Farz ve vâcib olmayan ibâdetler.

Kulum farzları yapmakla bana yaklaştığı gibi başka şeyle yaklaşamaz. Kulum nâfile ibâdetleri yapınca, onu çok severim. Öyle olur ki, benimle işitir, benimle görür, benimle her şeyi tutar, benimle yürür. Benden her ne isterse veririm. Bana sığınınca, onu korurum. (Hadîs-i kudsî-Buhârî)

Farz namazı kılmamış olanın nâfile namazları kılması, vakti tamam olmuş hâmile kadına benzer. Çocuğu olacağı günlerde, çocuğu düşürür, aldırır. Çocuğu yok olduğu için, bu kadına, hâmile denemez. Ana da denemez. Bu kimse de böyledir. Farz namazlarını ödemedikçe, Allahü teâlâ, nâfile kabûl etmez. (Hadîs-i şerîf-Fütûh-ül-Gayb)

Beş vakit namazın sünnetleri ve diğer vâcib olmayan namazlar hep nâfiledir. Müekked olan ve olmayan bütün sünnetler nâfiledir. (İbn-i Âbidîn)

Eğer sizden biriniz, iki rek'at nâfile namazın sevâbını bilse idi, onu dağlardan daha büyük görürdü. Farz namazlarına gelince, artık onun sevâbını anlatmak mümkün değildir. (Kâ'b-ül-Ahbâr)

Farz ibâdet yanında, nâfile ibâdetlerin hiç kıymeti yoktur. Deniz yanında damla bile değildir. Mel'ûn şeytan, mü'minleri aldatarak, farzları küçük gösteriyor. Nâfile ibâdetlere yol gösteriyor. Zekât verdirmeyip, nâfile sadakaları güzel gösteriyor. Hâlbuki zekât niyetiyle fakire bir altın vermek, yüz bin altın sadaka vermekten daha sevâbdır. (İmâm-ı Rabbânî)

Tasavvuf Sözlüğü

Tasavvuf Sözlüğü

Ganimet malı, bağış, hibe, gerek olmaksızın yapılan, nafile anlamlarını ihtiva eden Arapça bir kelime. Farz ve vacipten fazla olarak yapılan ibadetler. Nafileler, tasavvuf erbabı için büyük önem arzetmekle birlikte, hiç bir zaman farzın üzerinde tutulmaz. Yani Pazartesi, Perşembe sünnet orucunu hiç terketmeyen bir sûfinin, Ramazan orucunu terkettiği veya hafife aldığı tasavvuf tarihinde görülemez. Abdest şükür namazına, teheccüde devam eden bir sûfî’nin değil farz namaz, vaktin sünnetlerini bile (hatta ikindi gibi gayr-i müekked sünnet olsa bile) kaçırmazlar. Hallâc-ı Mansur’un, farz namazlara Allah’ın şe’airi olması açısından gösterdiği vera’ya dayalı saygısı, gerçekten çok ilginçtir. Hallâc-ı Mansûr, her farz namazını, vakti girmeden gusul abdesti alır ve o abdest ile kılardı. Bu takvadan öte vera’dır. Sûfiler hakkında yanlış anlaşılan hususlardan biri, işte budur. Tasavvuf konusunda ihtisas sahibi kişilerin dikkatlerinden kaçmayan bu husus, konuya uzak kişilerce maalesef yanlış anlaşılmaktadır.

Sözlüğe dön