HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Abdullah-ı Dehlevî'nin halifesi
Gulâm Ali adıyla da anılan Şah Abdullah-ı Dehlevî'nin halifelerindendir. Zâhirî ve bâtınî ilimleri birleştiren bir şeyh olarak tanıtılır; tarikat hırkasını Abdullah-ı Dehlevî'den giydi.
Kutbüddin Bahtiyâr Kâkî türbesindeki hizmeti
Delhi'de medfun Çiştî şeyhi Kutbüddin Bahtiyâr Kâkî'nin mânevî hatırasından da faydalandığı aktarılır. Yirmi yıl boyunca geceleri onun türbesine giderek sabaha kadar ibadetle meşgul oldu. Bu kayıt, doğrudan Çiştî icâzeti değil, türbe ziyareti ve mânevî istifade anlatısıdır.
Mekke'ye hicreti ve vefatı
Mekke'ye hicret ederek burada mücâvir oldu. 1266/1850'de vefat etti ve Cennetü'l-Muallâ'ya defnedildi.
Kabrinin sonraki durumu
İstanbul Bâlâ Dergâhı şeyhinin girişimiyle kabri üzerine gösterişli bir türbe yaptırıldı; Âdile Sultan bir avize hediye etti. Mekke Emîri Şerif Avnürrefik Paşa, Cennetü'l-Muallâ'daki sahâbe ve tâbiîn kabirlerinin sade oluşunu gerekçe göstererek süslemeleri kaldırttı ve türbeyi yıktırdı. Hüseyin Vassâf ziyareti sırasında yalnız toprak zemin ile temel izlerinin kaldığını kaydeder.
Eski dosyanın sonunda yer alan Kara Seyyah Hacı Ahmed Efendi biyografisi ayrı bir şahsa ait olduğundan çıkarılmıştır.
Delhi'den Mekke'ye
Sefîne'nin verdiği çerçeveye göre Muhammed Cân'ın hayatı iki şehir arasında kurulur. Delhi'de hem Şah Abdullah-ı Dehlevî'den hırka-i tarîkat giymiş, hem de şehirde medfun Hâce Kutbüddin Bahtiyar'ın türbesine yirmi yıl devam ederek gecelerini ibadetle geçirmiştir.
Ömrünün son merhalesinde Mekke-i Mükerreme'ye hicret ederek mücâvir olmuş ve 1266/(1850) senesinde burada vefat etmiştir. Böylece Hint Nakşibendîliğinin Delhi merkezi ile Harem-i şerîf, tek bir hayat hikâyesinde birleşir.
Kabri ve türbesinin âkıbeti
Cennetü'l-Muallâ'daki kabri üzerine, İstanbul'da Bâlâ Dergâhı şeyhinin delâletiyle mükellef bir türbe yaptırılmış, Âdile Sultan da buraya bir avize göndermiştir. Şerîf Avnürrefîk Paşa, Cennetü'l-Muallâ'da ashâb ve tâbiînden nice zâtın kabri sade dururken böyle bir tezyînâtı uygun görmediğini belirterek süslemeleri kaldırtmış ve türbeyi yıktırmıştır.
Hüseyin Vassâf, Mekke'de bulunduğu sırada kabri ziyaret ettiğini ve türbeden geriye yalnız toprak zemin ile temelin kaldığını gördüğünü yazar. Kaynağın bu bölümü, nakil ile müellifin kendi müşâhedesini birbirine bağlaması bakımından dikkate değerdir.