İrşad II · kaynak sayfaları 2–9
SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18
ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT:
Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi, Sadaka veren bir zatın ölümden kurtulması, esir düşen bir nüslümanın kral ile münazara etmesi ve şehit düşmesi ve Hz. Ömer devrinde bir katil olayının hikâyesi ile kurbar kurban bayramı hakkında vazü nasihatı havi bir risalei mühimmedir.
BASKI: ELIF OFSET 1993 ISTANBÛL Tel.: 629 00 01
IKINCI CILDE BAŞLARKEN..
Yeri, göğü, bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen biltün âlemleri (KUN!) emrile yaratan Allah'a, sonsuz hamd-i-senâlarla söze başlar; Ö'nun bana ihsan buyurduğu nimetlerine, aslâ layat olmayan şükrümü, bu vesile ile bir kerre daha izhar ve o yüce varliğan önünde olanca aczimle secde ederek, O'nu noksan sıfatlardan tenzin ve Zâts ecelli âlâsın tevhid eylerim.
O'nun spugili habibi; Mahbub-u-Kibriya, Imam-il-enbiya aleyhi ve alihi ekmel-üt-tehâya efendimize ve cemi enbiyayı kiram hazeratına, âline, evlâdına, ezvacna, ashab-u-ensara ve muhibbll esdikasina sonsuz salât-i-selâm, tâ'zimat ve tekrimatımı arzederim.
(IR AD) adındaki bu nâçiz eserimi; bir çok kusurlarına nağmen, bir müddet evvel neşre muvaffak olarak, aziz din kardeşlerimin ilğilerine sunmak şeref ve bahtiyarlığına nail olmuştum. Minnet ve meserretle belirtmeliyim ki, IR AD'ın birinci cildi, kadirşinâs din kardeşlerimin geniş mânada alâka ve teveccühlerine mazhar oldu ve bir çok dıy ülkelere, hatta deniz aşırı uzak diyarlara gönderilmek mutluluğuna da erişti. Allahu teâlânın lûtuf ve inayetile; Avusturalya, Kanada, Ingiltere, Almanya, Yugoslavya, Bulgaristan ve Romanya'da bulunan din kardeşlerimizin rağbet ve iltifatlarına mazhar olan bu nâçiz eserimin gördüğü ilği ve sevği, ikinci cilt olarak onbir risaleyi daha neşretmek hususundaki vaad l'e kararımda bana kuvvet ve cesaret verdi. Bugün, elinizde bulunan bu ikinci cildin neşrinde, emir telâkki ettiğimiz teşviklerile müessir olan muhterem zevata ve aziz okuyucularıma, burada teşekkür etmeği bors bilirim.
Allahü zülcelâl, bu kitabın neşrinden umulan ve beklenen te'siri halk buyursun!...
Bu arada; birinci cildi de, ikinci baskı olarak âyet ve hadisler me.
tenleri ve yeni taslihler ilâvesile neşretmeğe de karar vermiş bulunuyo.
ruz. On risaleden ibaret birinci cilt ile, onbir risaleden tegekkill eden ikinci cilt; âyet ve hadis metinlerile yirmi bir risale halinde neşrolunarak, aziz re muhterem din kardeşlerimizin istifadelerine sunulmuştur.
Kadirbilir okuyucularımızın rağbet, alâka re teveccilhleri devam et-
tikçe, bundan böyle kitabımızın neşrine devam olunacağın da, inayeti Rabbani ve ruhaniyyeti Muhammedi ile sağ kaldığımız takdirne vaad ve taahhüt ederim.
Tevfik ve yardım, Allahu zülcelâldendir.
Risalemizin ismine IRŞÂD demiştik. Bir çok mü'minin irşadına ve Allah'a yönelmesine sebebolduğunu müşahede etmenin hazzı içindeyiz.
Bu risalelerimizde görülecek hata ve nisyanlarımızın, samimiyet ve hüsnü niyetimize bağışlanmasını, muhterem okuyucularımın hamiyyet ve irfanindan beklerim. Risalelerimizi okuyan, okutan, dinleyen ve anlayan ihvanz dinin, iki cihanda aziz olmasını ve şefaat-i-Resülüllah'a müstehak zümreye ilhak buyurulmasını tazarrû ve niyaz ederim. Bu risalemizi yazarken bana yardıma olan Hacı Tevfik bey ile Lütfü, Çetin ve Nedim beylerin, iki cihanda nigâh-r-iltifat-r-Ahmediyyeye nail olmalarını dile-.
Risalemizin tab'ında ve neşrinde himmet ve gayretlerini esirgemeyen Salâhattin Demirtaş ve Ali Bilici beylerle, tertip ve tab'ında emekleri geçen matbaa teknisyenlerini, satmak lûtfunda bulunan kitapçı kardeşlerimi, Cenab-r-hak her türli felâketlerden esirgesin ve hayırlı muradarına nail eylesin. Allahu zül-cemâl, okuyanları, okutanları, dinleyenleri irşâd buyursun ve ben fakir-i-pür-taksiri duadan unutmayanları, Allah dünya ve âhirette unutulanlardan eylemesin.
Îmin.. Bi-hürmeti Tâhâ ve Yâsin ve bi-hürmeti âl-i Yâsin ve âlihim vel-hamd-ü-lillâhi Rabbil-âlemin.
Camili han fahri hatibi, Bayezid, Fatih ve Eyübsultan câmilerinin fahrî vaizlerinden Kutb-ul-ârifin, Gavs-ül-vasılin, Hatem-ül-müctehidin sultan Muhammed Nureddin-i- Cerrahi hazretlerinin fahri türbedarı, mukbil-i-akdam-r-Evliya El - Hac MUZAFFER OZAK.
- Sallû alâ Resûlüna Muhammed!
Sallû alâ tabibi kulubina Muhammed!
Sallû alâ şefii zûnubina Muhammed!
El evvelü Allah, El âhiru Allah. Ez-zahiru Allah. El-bâtinu Allah Hayrihi ve şerrihi min Allah, men kâne-fi kalbihi Allah, Fe Muinuhû ve nâsiruhu fiddareyni Allah. Rabbişrahli sadri ve yessirli emri vahlül ukdaten min lisani yefkahu kavli ve ufevvidu emrî ilallah, vallahü basirûn bil'ibâd.
Sübhaneke lâ ilme lena illa ma allemtena inneke entel alimül-hakim. Sübhaneke la fehmelena illâ ma fehhemtena inneke entel cevvadül kerim.
Ya ilâhi! Ya mevlâm! Ya Rabbi! Bizleri yoktan var ettin.
Aciz bir nutfe iken ana rahminde bizi kana, sonra et parçasına, daha sonra şekli insana koydun. Zelil iken aziz eyledin.
Çıplaktık, giydirdin. Açtık, doyurdun. Cahil idik, ilim verdin.
Bizleri iyman ile süsledin, defteri islâma kayd eyledin. Kendine kul, resûller sultanı, dertliler dermanı, acizler amanı, enbiyalar imamı sevgili habibine ümmet eyledin. Bizi kulluğundan kovma. Hüsrana düşenlerden eyleme. Delâlet içinde yüzenlerden eyleme. Eğer bizleri kapından iblis gibi kovduklarından, rahmetinden dûn eylediklerinden kılarsan biz hangi kapıya iltica eder de; felâh bulur, necata ereriz? Ancak senin kapında bizlere izzet verilir. Zira devlet, kudret, heybet ve azamet zatı uluhiyyetine mahsustur.
Sırtımızdan şeriat örtüsünü sıyırıp alırsan, bizleri hayasızlardan arsız ve yüzsüzlerden kılarsan bizleri bu azabından kim kurtarabilir? Başımızdan iyman tâcını alıp, alnımıza küfür damgasını, şekavet levhasını temhir eylersen; bizleri hidayet ve saadete kim iletebilir?
Sen ulu pâdişahsın. Bizler senin yarattığın mahlûkuz. İşte beytine geldik. Seni tevhid ediyoruz. Senin nebiylerini tasdik ediyoruz. Senin sevgilin Muhammedine gönül verdik, bizleri kapından kovma! Sırtımızdan libası şeriatı alma, başımızdan tâcı iymanı kaldırma! Bizi senden ve senin sevdiklerinden ayırma! Seni sevenler ile haşreyle! Nigâhı iltifatı Muhammedi ile mahzun kalplerimizi dilşâd eyle! Alnımızdan eseri secdeyi silme!
Gönüllerimizi nuru kur'an, nuru tevhid, muhabbeti Muhammedi ile tezyin eyle yarabbi! Bizi mahbubundan ayırma, ruhumuzu ruhu serveri âlem ile âşina eyle yarabbi! Gözümüzden gaflet perdesini kaldır, gönlümüzden hubbu sivâyı ihraç eyle, bizlere gören göz, sezen öz nasib eyle yarabbi! Kulaklarımızdan gaflet pamuğunu çıkar, hak kelâmını bizlere duyur, Daima kalplerimize ilhamı rabbaniyeni havale eyle yarabbi!
Akıl nimetini, tefekkür kabiliyetini ihsan eyle yarabbi! Bizleri tevâzu, hayâ, merhamet, şefkat, mürüvvet sahibi eyle yarabbi! Varlıkta ve darlıkta seni zikr edenlerden eyle yarabbi!
Doğruluktan ayırma, şıratı müstakimle sâbit kadem eyle yarabbi! Sen istediğini hidayete, sevmediklerini delâlete iletirsin, senin dediğin olur, dilediğin yerini bulur. Bizleri delâlette bırakma, daima rızayı şerifin olan amellerde bizleri hâdim eyle, Kusurlarımızı af eyle, kabahatlerimizi setr eyle yarabbi!
Yarabbi! Yüzdört kitabın hakkı için, zat-ı izzet maabın hakkı için, Sidre-i muâlla, Arş, Kürsi, Cenneti tûba hakkı için,
=7 — sırrı kur'an, nuru azâm, sure-i-imran için, Hüsnü veçhi Yusufu Ken'an için, Gavsü Geylan, mezhebi Numan için, Tâbe-seher gözlerine uyku girmeyip senin aşkınla yanan gözleri yaşla dolan, cigerleri püryan, yolunda kaim kul için, hazretine varan yol için, Rûyu habibi Ekrem için bizleri buradan boş çevirme; tevfikin ile bizleri buraya cem ettiğin gibi yarın yevmi kıyamette, o dehşetli günde, cemi enbiya dizleri üstüne çökmüş, bütün gözler korku ile yerinden uğramış, mazlûm şâdıman, Lalım tir tir titreyip mazlümun ayağına kapanmış. Evlat ana babadan firar ediyor, ana baba evladından kaçıyor.
Herkes yaptığı suçu yüklenmiş, cehennem bütün gayzı ile kız dırılmış; halkın üzerine hücum etmede. Yalnız arşın gölgesi liva-i Hamdin sayesi var. Beyinler kafa tası içinde pişmekte, kâfir hasrette; Mümin selâmette, günahkârlar nedamette. O iki cihan fahri, arşa karşı secde eyleyip: «Yarabbi, Fatımam, Hasan'ım, Hüseyn'im feda olsun, işte nefsim, ne istersen eyle, ille ümmetim, ille ümmetim» deyü münacaat eylediginde; bizleri habibine bağışlayıp, Liva-il hamd altında lütfunla rahmetinle cem eyle! Ahırı akıbetimizi hayr eyle! Asi ümmeti Muhammedi islâh eyle! Evlâtlarımız, yoluna can ve mallarını feda eden dedelerimiz hürmetine, dininde daim, yolunda kaim eyle! Gönüllerini islâm ve iymân ile şerh eyle, hükûmetimize hayırlı işlerinde muvaffakiyetler nasib eyle, ordularımızı daima muzaffer, nasran aziz sırrına mazhar eyle, düşmanlarımızı makhuru perişan eyle!
Yarab, dualarımızı kabul eyleyip, bizleri memnun eyle!
Kefensiz yatan şehidler hürmetine; düşman kurşunu, kâfir sivah rese yaralananmed işin, diki tinam enimağnim dinminier için, semenderler gibi ateşe giren kahraman mücahitler, denizlerde düşmanla çarpışarak boğulup rütbe-i-şahadete erenler için, senin yolunda yanarak denizde, havada, karada feda-i-can edenler için, bizi düşmana ezdirme! Iffet, namus ve mukaddesatımızı koru; vatanımızı alçaklara çiğnetme, Camilerimizde hora teptirme! Bizleri zelil, hakir eyleme, namerdlere muhtaç eyleme, evlâtlarımız ile terbiye etme.
Günahkârız ama, seni tevhid ederiz. Günahımızı itiraf ediyoruz, affına geldik; ağlıyoruz. Rahmetine sığındık, inliyoruz, ikramını umuyoruz. Sen va'd eyledin, bana geleni af ederim buyurdun, af olmadan bir yere gitmeyeceğiz. İşte burada-
yız, ya Râb. Bizleri af eyle! Affın tecelli etti. Bunu, anlıyoruz.
Nûr insin semadan, Selâm gelsin Muhammed Mustafa'dan, Ya kerim bizler kul iken, hanemize gelene ikramımız vardır. Sen Rabbil-âleminsin. Haşa senin ikramın olmaz mı? Gazabını üzerimizden kaldır. Rahmetin ile tecelli kıl. Bizleri mahrum eyleme yarabbi! Topraklarımıza bereketli yağmurlar, helâlından kısbi ticaret, bol rızklar, helâl lokma ver. Velâkin mala, caha muhabbet verme! Bizleri malımıza cahımıza esir etme! Nefsimizin kulu, şehvetimizin zebunu kılma! Tenbelligimizi gider. Ibadet ve tatımızdan lezzet ver. Vücutlerimizi hafif, yüzlerimizi nurlu, gönlümüzü sürurlu eyle! Kalbimizi ilmi ledün ile memlû, lisanımızı sıdk üzere daim eyle!
Yarabbi! Ya Kerim, ya Rahim! Sen bir kerre Allah diyeni af ederim buyuruyorsun, biz seni hiç inkâr etmedik. Hep Allah diyoruz. Bizleri af etmez misin? Elbet af edeceksin. Ben kulumun zannı gibiyim diyorsun, biz kuluz; bizden isyan, sen den af, mağrifet atâ gelir. Bizi, dinlediğimiz derslerden hissedar eyle, bi-hürmeti seyyidil mürselîn.
"Les Bismillâhirrahmanirrahiyn.
Innâ A'reynâ Kel kevser fesalli lirabbike venhar inne şânieke hüvel ebter.
Kevser sûresi: 1-2-3 mânayı şerifi:
«Biz azimüşşan, sana kevseri verdik! Öyle ise Rabbin tââlâya namaz kıl, kurban kes! Sana buğz eden, seni inciten ebterdir.»
Allah celle hazretlerinin varlıgına, birligine iyman edip;
ikrar veren müminler. Hakka iyman ile yüzleri ve kalpleri nurlanan aşıkı sadıklar. Iki cihan serveri Muhammed aleyhisse lâm uğruna canlarını, mallarını her şeylerini fedaya hazır olan, hakkın cemaline müştâk, rızasına âşık olan arifler.
Süre ve âyetlerde sebebi nüzül; hadisi şeriflerde ise sebebi vürûd vardır. Kur'anı kerimin en kısa sûresi olan bu «Sûre-i Kevser» in sebebi nüzülü şöyle varit olmuştur:
As ibni Vail ile mescidi haremin kapısında, Resûl aleyhisselâtu vesselâm karşılaşıp konuşmuşlar. Sonra nebiy aleyhisselâm mescidden dışarıya çıkmış. Âs ibni Vail mescide dahil olup da orada bulunan müşriklerin, Âs'a mescidi haramın kapısında kimin ile konuştuğunu sordukları zaman, onun «Ebter ile konuştum» dediğini Resûl aleyhisselâm haber alınca ziyâdesiyle müteessir olmuşlar. Zira aranların erkek evlâdı olmayanına veyahud, olup da ölenine «Ebter» yani kökü kurumuş derlerdi.
Efendimizin yedi evlâdı olup, bunların üçü erkek, dördü kız idi. Altı evlâdı Hz. Hatice'den olup, ismi Ibrahim olan bir evlâdı da, bu peygamberzade de, Mısır kralı olan Mukavkıs'ın efendimize hediye ettiği «Mâriye» isimli cariyeden doğmuştu.
Işte bütün evlâdı-nebî, efendimizin sağlığında âlemi cemâle göç etmişler, yalnız Hz. Fatıma anamız, efendimizden altı ay sonra âhirete, âlemi bâkiye göç etmişlerdir.
Efendimizin oğlu İbrahim de âlemi cemale göçtüğünden ve efendimizin diğer mahdumları olan Kasım ve Tayyip nam evlâtları da daha evvel göçtüklerinden, efendimizin erkek evlâtları kalmamıştı. Bu sebepten kâfirler, efendimize «Ebter»
yani kökü kuruyan tâbirini kullanmaya başlamışlardı.
Işte; Âs ibni Vail de efendimize karşı ebter tabirini kullanmış, Nebiy aleyhisselâm da bu incitici, kaba sözü işittiginde kalbi şerifleri mahzun olmuş, ve bu üzüntü ile hâneyi saadetlerine gelmişlerdi ki, o anda bu sûre-i mübareke nâzil olmuştur.
Ey ehli iyman! Belki burada yapacağımız tefsir ile bu sûrenin mânâsını hakkı ile açıklayamayacağız. Denizlerden bir