İrşad II · kaynak sayfaları 10–15
katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve melekler kâtip olsalar; Denizler tükenir, kalemler biter, Arz ve sema yazı ile dolar. Melekler ve insanlar yorulur, tükenir, fakat kelimatullahın mânâsı tükenmez. Bunun için yapacağımız tefsir ile ve yapılan tefsirlerle sûrelerin en kısası olan bu sûresine hakkı ile mânâ verdik zan etmeyelim, senin ve benim kafamızın anladığı ile mânâ bitti zan etmeyelim, nasıl karnımızın doyması ile dünya nimetleri, yiyecekleri tükenmez ise; anlaşılan ve yazılan mânâ ile sûrenin de tefsiri tükenmez. Allah cümlemize tevfikini nasip eylesin. Enbiya ve Evliyâullahın zevkinden bizleri hissedar eylesin, âmin bi-hürmeti-seyyidilmürselin.
Esteizü billâh: (İnnâ) biz, azimüşşan. Yani Sizleri bir su parçasından halk eyleyen, dirilten, öldüren, yaşatan, yediren, ıçıren, gosteren, duyuran, yürüten. Yerlerin, göklerin sahibi, malıkı, Rabbi, olan, istedigini istedigine veren. Istediğini istediginden alan ben; Rabbin.
(A'teynâke) Habibim, Resülüm, sana verdim, ihsan ettim. (el-Kevser) kevseri, yani bütün hayırlı şeyleri, ümmetin hayırlısını, Kur'anı, cenneti, kevser ırmağını, ilmi, ameli, şerefi sana bahşettim. Ismini yükselttim. Günde beş vakit ezanda, ismim ile ismini zikr ettirdim. Kelime-i-şehadette, Kelimei-tevhidde ismim ile ismini yâd ettirdim. Kendi sıfatlarımla seni vasıflandırdım. Tevhid-i Ef'alim ile seni yâd ettim. Tevhidi sıfatım ile seni taltif ettim. Tevhidi zâtım ile seni tesmiye ettim. Makamı mahmudu sana verdim. Makam-ı-şefaatı, Kûbramı sana ihsan ettim. Sana itaati, kendime itaat ilân ettim.
Seni kendime habib, sevgili seçtim. Sana sevgili kızın Fatımayı verdim ki, senin zürriyetin Fatıma'dan gelip dünya yüzün-.
de senin zürriyetinden ziyâde hiç kimsenin zürriyeti olmayacak. Dünya ve ukbada senin isminden ziyade hiç kimsenin ismı zıkr edilmeyecek. Bütün alemlere seni rahmet için gonderdim. Rahmet menbaısın. Sen bana gelen yolun kapısını insanlara açan yegâne insansın. Sana gelen, bana gelir. Senin kapından gelen bana dahil olur. Senden ben bulunurum, yâni seni bulan kimse beni bulmuş demektir. Sana meleklerim ile salât ederim. Sana selât edene rahmet ederim. Seni zikr edeni ben de zikr eder, Afv-ü mağfiretime gark ederim. Öyle ise, benim sana bunca verdiğim nimetlerime şükr olarak dereca-
tın en alâsı olan makamı abdiyyetin ile bana kıyam, kıraat, dua, rükû, tesbih ve secde eyle; Namaz kıl.
Ey kullarımdan en ziyade sevdigim! Sana verdigim ni-. metlerime karşı eda-i-şükür için kabul ettiğim namaz ile bana salât et ve kurban kes! Hem mübarek bedenin ile ruhun, ve hem de sana verdigim nimetler ile bana abdiyyetiniizhar eyleyüp, Bezl-i-mal ve bezl-i-can eyle! Malını ve canını benim yoluma kurban, feda eyle!
(Inne şânieke hüvel ebter) muhakkak sana (ebter) diyen ebterdir. Zira seni bu şekilde inciten, beni incitmiş olduğundan senin zürriyetini çoğaltıp, sana kökü kurudu diyenin, kökünü kurutacağım. Ebter odur. Kökü kuruyan odur. Ve öyle oldu. Efendimize ebter diyenler, ebter oldular.
Dünya yüzünde her asırda dörtyüzelli milyon müslüman mevcut olduğu gibi bunlar arasında seyyidler ve şerifler sayılamıyacak kadar çoktur. Halbuki As ibni Vâil ve ona es olanlar ebter olup, zürriyetleri bu dünyadan silinip gitti. Çünkü rüzgâra karşı tükürenin, tükürdüğü suratına yapışır.
Efendimizin zürriyeti, sevgili kızı Fatıma radiyallâhü ana'dan devam edip çoğaldı. Efendimiz, biricik kızı cenabı Fatıma anamızı çok, ama pek çok severdi. Ümmül-mü'minin cenabı Aişe radiyallahu anha anamızın rivayeti ve Buhari şerifin beyanına göre: «Fatıma benim parçamdır» buyurdukları rivayet edilmektedir. Cenabı Fatıma, efendimize karşı büyük hürmet duyarlar ve onsuz duramazlardı.
Cenabı Fatıma, huzuru saadete girdiği vakit, efendimiz Hz. Fatımaya karşı ayağa kalkar, onu kapıdan karşılar, ağuşuna alır, alnindan öper, O da Resûlün ellerine sarılır ve doya doya öperdi. Günlerden birgün; cenabı Fatıma'nın kulağına birşey Soylemiş, Hz. Fatıma aglamaya başlamış; sonra tekrar bir şey söyleyip onu mesrur etmiş, sevindirmişti. Bu durumdan cenabı Fatımaya sual ettiklerinde şöyle demiştir: «Sevgili babacıgım bana (Yakında ben Rabbime gidecegim) dedi.
Bu haber beni çok üzdü, ağladım; sonra (Ehli beytimden en evvel sen bana gelirsin) dedi, sürurlandım» diye buyurdular.
Hakikaten de öyle oldu. Efendimizin âlemi cemale gitmesinden altı ay sonra cenabı atıma'da âhirete intikal etti.
HAZRETİ HAYRÜNNÎSÂ CENABI FATIMA RADIYAL- LAHU ANANIN ALEMI CEMÂLE INTİKALI:
Efendimizin âlemi ukbâ'yı teşriflerinden sonra, cenabı Fatıma yemez içmez olmuş, gülmeyi, ferahı unutmuş, kendisine bir oda inşa ettirip; ismini Beytül-Hazen (Üzüntü evi) koymuş, gece gündüz orada sevgili babası Resûl aleyhisselâm için göz yaşı ile ciğerini dağlar, ahu enin ile vakit geçirir, hiç bir şey onun bu mahzuniyyetini gideremez olmuştu. Yalnız yuvasının işlerini, efendisi Ali ve sevgili kuzuları olan Haseneyn ül ahseneyne olan vazifesini yapar, sonra yine aglamaga devam eder: «Ah Sevgili babacığım! Fatımanı kimlere bıraktın?» diye göz yaşları dökerdi.
Böylece altı ay geçmiş, cenabı Fatıma zaiflemiş, bir deri bır kemık kalmıştı. Bır gece yıne aglar ıken, dışardan «Ly Allahın Resülünün sevgili kızı! Ya binti Resûl!» diye bir seda işitip dışarıya baktığında; efendimizin irtihalinden sonra Medine'den firar eden ve efendimize ait olan Gadbân isimli devenin kendisine seslendiğini anladı. Bu deve, efendimizin irtihaline tahammül edememiş, serkerdan olmuş, daglara, çöllere firar etmiş idi. Bazı günler Medine'ye gelir, Mecsidi-nebeviyvenin kapısından içeri, mihrabı Resûle bakar, efendimizi göremeyince böğürür, yüzünü yerlere sürer, gözlerinden yaşlar dökerek tekrar çöllere firar eder, giderdi.
Işte, şimdi o deve gelmiş, kapıda Hz. Fatıma'ya fasih bir lisan ile: «Ey Allahın Resûlünün kızı! Allahın selâmı üzerine olsun. Baban, Resûlüllah dünyadan gideli bana yemek içmek haram oldu. Benim iştiyakım Resûle ziyadeleşti. Ben yarın Allah Resûlünün yanına, âhirete gitmeye kararlıyım. Bir emrin var mı?» diyordu. Cenab-ı F'atıma, ağlaya, ağlaya devenin boynuna sarıldı, gözlerinden öptü ve «Yâ Gadbân, Bahama selâm söyle, artık gözü nuru Fatma'sını ayrılığa tahammülü kalmadı. O'na, beni yamına almasını söylemeni istiyorum!»
dediğinde Gadbân «Ehlen ve sehlen, başın üzre!» deyip cenabı Fatımanın ayaklarına yüzünü sürüp oradan ayrılarak mescid-i-nebeviyyeye geldi. Mihrabı Nebiyye bakıp, böğürüp başını taşlara vura vura kendini öldürdü.
Ertesi gece, cenabı Fatıma âlemi mânâda efendimizi görüp: «Ey gözümün nuru Fatıma! Seni göreceğim geldi, sana müştakım. Yarın bana geleceksin!» tebşiratını alıp, sabahle-
yin gayet sevinçli olarak huzuru izzete durdu, namazdan sonra; cenabı imam-Hasan ve mazlûm imam Hüseyni yıkayıp saçlarını taradı, yeni elbiseler giydirdi. Haneyi Aliyyil Mürtezayı tathîr etti. Imam-1-Ali radiyallahu anh eve geldiğinde, Hz. Fatıma'smın sürûrunu görüp taaccub eyledi. Ondaki sevincin sebebini sorduğunda, Cenabı Fatıma bu soruyu cevapandırmıyordu. Ekmek yaptı, beraber yemek yediler. Cenabı Mürteza: «Ya Fatıma! Allah aşkına bana söyle! Resûlün irtihalinden beri seni böyle sevinçli görmemiştim. Ne var, ne oluyor?» dediginde cenabı Fatıma: «Ey sâki-i-kevser ve Ey fatih-i-hayber! Ey benim helâlim. Buluşmamız mahşere kaldı.
Bize sefer göründü, dün gece sevgili babamı gördüm. Beni yanına çağırdı, bugün ben sizlere misafirim. Bana hakkını helâl et, Hasan'ımı, Hüseyn'imi evvel Allah, sonra sana ısmarladım.
Onlara iyi bak! Onlara ikrâm et! Benim yokluğumu onlara bildirme! Ya Ali! Anamı kaybettim, öksüz kaldım. Sevgili babamı kaybettim, yetim kaldım. Bu dünyada garipler, öksüzler ve yetimleri görünce beni hatırla, benim için dua eyle!»
dedi. Imamı Ali, hazreti Betülden bu sözleri işitince gözyaşlarını tutamadı, ağlayarak: «Ey Allahın Resûlünün sevgilisi!
Kerem et babana benden şikâyet etme! Sana hakkı ile ikram edemedim. Fakir idim, seni mesud edemedim, sen de bana hakkını helâl eyle!» deyup cenabı Fatıma hayrun-nisaya şefkat ve hasretle sarılıp ağladı ve ağladılar. Cenabı Hasan ve Hüseyn de bu ayrılık feryadına katılmışlardı. Cenabı Fatıma öğle namazından sonra rahatsız oldu. Cenabı imamı Mürtezayı yanına çağırdı, vasiyet ediyordu: «Ya Ali! Şu sandığı getir..» dedi. Hz. Ali sandığı getirdi. Hazreti binti Resûl, sandığı açıp bir bohça içinden yeşil bir atlas ferman çıkardı;
üzerinde nurdan bir yazı var idi. «Ya Ali! Bu fermanı kefe nimin arasına koy. Bu ferman nedir bilir misin? Beni sana nikâh edeceklerinde, dörtyüz dirhemlik mihri kabul etmedim.
Benim mihrimin, yarın kıyamet gününde bu ümmetin âsilerine şefaat, olmasını dilemiştim. Bunu Allah Teâlâ kabul buyurdu. Bu ümmetin asilerine benim tarafımdan şefaat etme hakkını verdiğine burhan, bu fermânı ilâhidir. Bunu kefenime koy ki, yarın huzuru imette bu fermanı ibraz edeyim!» dedi.
Vasiyetine devam etti: «Beni babamın ravzasıa götürür (Ya Resûlallah gözün nuru sevgili Fatimeni getirdik) dersin. Oradan ne cevap gelirse ona göre amel edersin» dedi. Bir müddet sonra cenabi Fatıma (Irciî) emrine imtisalen ruhu futûhu, âlemi illiyyine pervaz etmişti.
- 14 _ Ehli beyt; derdi mihnet deryasına dalmış, ah-ü figan göklerdeki melekleri aglatmıştı. Bütün Medine kan ağlıyordu.
Şah-ı Resûlün parçası da, bütün ümmeti öksüz bırakıp âlemi fenadan, âlemi bakaya teşrif ediyordu. Yalnız bu ayrılıktan memnun olan, sevgili babasına kavuşan cenabı Fatıma idi.
Imam-ı Ali, bizzat kendisi cenabı Fatıma anamızı yıkadı ve kefenledi, kefenin arasına o ferman-ı ilâhiyi de koydu. Hz.
Betül'ün vasiyeti üzere defn merasimi icra eyledi. Imam-1 Alinin ailesini yıkayıp kefenlemesi, yalnız Imam-ı Ali'ye mahsustur.
Bir vaazım esnasında bu kıssayı anlattığımda; bazı zevat buna itiraz etmişler: «Nasıl olur bir erkek kendi kadınını yıkar?» demişler ve inkâra yeltenmişlerdi. Muhterem okuyucum. Böyle bir fikre sahip olursan, yahud itirazla karşılaşırsan, Kur'andan sonra en büyük kitabımız olan hadis kitabı, Buharinin «Fazileti Fatıma» babına bakıver. Menakıbı Fatıma bahsinde böylece yazmaktadır. Evet; bir kişi öldügünde nikâh düşer. Fakat imam-i Ali ile Fatımanın nikâhları düşmemiştir.
Kıssamıza devam edelim:
Hazreti Ali namazını kıldırıp, revzai Resûle geldi. Cenabı Fatma'nın tabutunu revzanın kapısına koydu ve içeriye nida etti: «Ya Resûlallah! Kızın, sevgili Fatma'yı sana getirdim!»
dediğinde kabri nebî şâk olup, kabirden iki mübarek el çıktı ve oradan şöylece cevap verildi: «Getirin! Gözüm nuru, göynüm süruru Fatma'mı!» deyip cenabı Fatıma'yı kucaklayıp içeri çekti diye rivayet edilmiştir. Bir müddet sonra yine dışarıya iade edip, cennetül bâki denilen kabristana defn ettiler.
Şimdi orada yatmaktadır. Allah gidenlere tekrar, gitmeyenlere de helâl para ile ziyaretler nasip eylesin.
Sonra; cenabı Fatımanın Gadbân nam deve ile konuşmasına, itiraz edecekler çıkabilir. İnsan hemen inkâra gitmemelidir. Mezhebimiz, ehli sünnet vel cemaattir. Mezhebimize göre, kerameti evliya haktır. Böyle ufak bir kerameti, peygamber efendimizin kerimelerine çok görmemelidir.
Kur'anı Kerimin beyanına göre sure-i Nemilde, Hz. Süley-
- 15 _ man aleyhisselâmın kuşlarla ve karıncalar ile konuştuğunu Allah-u teâlâ rivayet edip Kur'anda zikr etmektedir. Hz. Süleyman peygamber idi denecek olur ise; O yalnız kavmi Israile nebi olarak irsal olunmuştu. Halbuki bütün insanlara ve cinnilere gönderilmiş olan, onsekiz bin âleme rahmet olarak gönderilen bir nebinin; «O benim parçamdır!» dediği cenabı Betül Fatımatüzzehra'ya, böyle bir ufak kerameti; Resûller şahına iyman eden kimselerin çok görmeyeceği muhakkak bir hakikattır. Zira, sonra gelen veliler de öyle kerametler zuhura gelmiştir ki, (Beni Israil) nebilerinde bile böyle mucizeye nail olanlar azdır. Onlardaki zuhur eden mucizeler, sultanı enbiyanın velilerinin kerametleri yanında hiç mesabesindedir.
Zira, evliyanın kerameti, tâbi olduğu nebisinin şerefidir. Hele, Abdülkadir Geylâni, Bayezid Bistâmi, Ebül-Hasan Harakânî, Ahmed Rufâî, Ahmed-ül-Bedevî, Ibrahim Dussuki, cenabı Nakşi-Bendî gibi kibar-1 Evliyaullah'tan öyle kerametler zuhura gelmiştir ki, akıl terazisi bunları tartmaya kâfi değildir.
Menakıb kitaplarıa bakıvermeli.
Cenabı Muhyiddin Arabi; Mevlâna Celâleddin Rumi, Şa banı Veli kaddesallahu esrarehum efendilerimizin menakıblarını oku, iymanın yakîn bulsun...
İşte müminler! Aşıkı sadıklar! Allahu zülcelâlin, cenabı nebi aleyhisselâma verdiği KEVSER bunlardır. Bu, ne nimeti ilâhiyyedir? Bu ne yüce ikramı sübhanidir? Resûle, ebter diyenler bunun böyle olduğunu bilselerdi allah resûlü Muhammed'e bakıp da onu görselerdi, böyle bir sözü öylemeğe ağızları varır mı idi?
Onlar da öyle söylemese; bize bu sûre nâzil olmaz, bu surlara eremezdik. Onlara çirkin söyletti, onların kökünü kuruttu ve böyle münkirleri bize ibret kildı. Bizi kevserinden suladı. Bize olan ikramını beyan etti. Onlara inkâr, bizlere ikrar düştü elhamdülillâh. Ayetin tefsirine devam edelim:
Öyle ise; bu varlık karşısında, bu ikram-ı-ilâhiyye karşı namaz kıl, bezl-i-vücud eyle. Canınla, malınla, vücudunla bana arzı haliliyyet et. Ben, senin ve senin ümmetinin Rabbiyim.
Sen benim dostum, habibim. Mabbubumsun. Kurban kes! Namaz, oruç Kurban kurbiyettir. Halilim olan Ibrahim canını benim yoluma fedâ etti. Düşmanım olan Nemrud onu atege