KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
Va'îd
Allahü teâlânın azâb yapacağına söz vermesi. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: Şimdi, benim dünyâda ve âhirette va'îdimden korkanlara va'z-u nasîhat et! (Kâf sûresi: 45) Mekke müşriklerinden önceki kavimler, Peygamberlerini tekzîb ettiler ( yalanladılar ).…
→Tasavvuf ve TarikatVâ’iziyye
Osmanlılarda camilerde yaptıkları hizmet karşılığı, vâ’izlere verilen maaş (cihet) a. vâ’iziyye denirdi.
→Dil ve Genel KültürVa'z (vaaz)
Öğüt, nasîhat; emr-i ma'rûf ve nehy-i münker yâni iyiliği emr, kötülükten menetme. İnsanlara va'z edici olarak ölüm yetişir. Zenginlik isteyene, kazâ ve kadere îmân etmek yetişir. (Hadîs-i şerîf-Berîka) Va'z edenlerin, din adamlarının, cemâatin anlayamayacakları…
→Tasavvuf ve TarikatVa’z-Vâ’iz
Nasihat, nasihat eden anlamlarında Arapça iki kelime, masdar ve ism i fail. Kalbi yumuşatacak konularda hayrı hatırlatma (Cürcanî). Hz. Ömer’e söylenen şu söz, bunu en güzel şekilde ifadelendirir: “Sana vaiz olarak ölüm yeter, ey…
→İnanç ve KelâmVâcid (el-Vâcid)
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Ma'bûd, Rab, ilâh olan, zâtında bulunması lâzım ve lâyık olan bütün sıfatları kendisinde bulunan, hiçbir şeye muhtaç olmayan, kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan. El-Vâcid ism-i şerîfini okuyanın kalbi…
→Dil ve Genel KültürVad'ı Haml
Doğum yapmak. Zinâdan hâmile kadını, vad'ı haml etmeden evvel nikâh etmek sahîhtir. Fakat vad'ı haml edinceye kadar vaty etmek (yaklaşmak) câiz olmaz ve nafakası vâcib olmaz. (İbn-i Âbidîn)
→Vadi
Nebilerin, velilerin, âlimlerin kalpleri. Tür Dağı'ndan, yani feyz menbaından fışkıran marifet suları ve nefis mükâşefe halleri bu vadilerde akar (cim 69). Bkz. Tür. Vadi-i eymün (y+ ig’ $y) I. İlahi tecelliyi kabul edecek şekilde…
→Tasavvuf ve TarikatVâdî-İ Eymen
Arapça, sağdaki vadi demektir. Kalbin ilâhî tecellîyi kabul edecek şekilde arındırılması. Mutlak vahdet ki bundan “innî enallah (Ben Allah’ım)” hitabı gelir. Vâdî; peygamber, âlim ve velîlerin kalpleridir. Tur dağından, yani feyz kaynağından fışkıran marifet…
→İbadet ve FıkıhVâdi-Yi Urene
Arafât ovasında bulunan bir vâdi . Arefe günü Arafât'ın Vâdi-yi Urene denilen yerinden başka herhangi bir yerinde öğle ile ikindi namazlarından sonra vakfeye durmak, haccın farzlarındandır. (Mevkûfâtî)
→Dil ve Genel KültürVahdâniyye
Allah’ın bir ve tek olduğunu kabul eden tevhid anlayışı. Kelâm dilinde ilâhî birlik inancını; dinler tarihi tasnifinde ise tek tanrıcılığı ifade eder.
→Vahdet-i edyân
Dinlerin Birliği, Vahdet-i kusüd Maksatta, muratta ve matlapta söz konusu olan birlik; Hakk'ın irade ettiği ve istediğiyle kulun irade ettiği ve istediği şeyin bir ve aynı olması, Böylece iki irade birleşmiş ve tek bir…
→Tasavvuf ve TarikatVahdetiyye
Hindistan’da Oudh’da kurulmuş, (XIX. asır sonu) bir tasavvuf okulu.VÂHİBÜ’L-ATÂYÂ,
→Tasavvuf ve TarikatVâhibü’l İdrâk
İhsanların bağışlayıcısı, idrâk veren mânâsında Arapça bir kelime. Allah kullarına anlayış ve nimetler bahşedendir.
→Tasavvuf ve TarikatVâhid
Arapça, bir demektir. Kaşanî, bunu, tek olması itibariyle Zât’ın ismidir, diye tarif eder.
→Kur’an ve TefsirVâhid (el-Vâhid)
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Zâtında benzeri olmamakta tek olan. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: ( Habîbim! ) De ki: Allah her şeyin yaratıcısıdır. ( O'nun ortağı yoktur. ) O, Vâhid'dir. Kahhâr (…
→Dil ve Genel KültürVâhime Kuvveti
His organları ile anlaşılamayan, fakat duyulanlardan çıkarılabilen mânâları anlayan iç kuvvet. Düşmanlık, doğruluk bir organla hissedilmez. Fakat dost, düşman olan kimse görülüp, hissedilince, bunlardan dostluğu ve düşmanlığı vâhime kuvveti anlar. Vâhime kuvveti olmasaydı, koyun…
→Vahit
Bir. tas. Tek olması itibariyle Zatın ismi.
→Vahiy
Hakk'ın hitabı, süfilere gelen ilham. Mesnevi'nin okunması bitince: In ne necmest u ne remlest u ne hab Vahy-i Hak Allahu a'lem bi's-savab denir. İbn Arabi, “Sözlerimiz vahy-i kelam değildir, ama vahy-i ilhamdır” der .
→Tasavvuf ve TarikatVahşet
Yalnızlık, yabancılık ve insanlardan uzak kalma isteği. Tasavvufta halkla beraberlikten sıkılıp Hakk’la ünsiyeti arama hâlini ifade eder. Kaynaklar bunu insan düşmanlığı olarak değil, kalbi dağıtan ilişkilerden bir süre uzaklaşma eğilimi şeklinde açıklar. Üns maddesine…
→Tasavvuf ve TarikatVahy
Arapça, ilham etmek demektir. Cenab-ı Hakk’ın hitabetmesi. Sufilere gelen ilham, ibn-i Arabi’nin şu sözü meşhurdur: “Sözlerimiz vahy-i kelâm değildir, ama vahy-i ilhamdır”.
→Kur’an ve TefsirVahy (vahiy)
Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını, peygamberlerine melek vâsıtasıyla veya vâsıtasız olarak bildirmesi. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki: O ( Muhammed aleyhisselâm ) boş şey söylemez. Yalnız vahyedileni söyler. (Necm sûresi: 3) Allahü…
→İbadet ve FıkıhVahy Kâtibi
Peygamber efendimize gelen vahyi, O'nun emri ile yazan sahâbîlere verilen isim. Eshâb-ı kirâm arasında kırk kadar vahiy kâtibi vardı.Meşhûr vahiy kâtibleri şu Sahâbîler idi: Hazret-i Ebû Bekr, hazret-i Ömer, hazret-i Osman, hazret-i Ali, hazret-i…
→Tasavvuf ve TarikatVakar
Ağır başlılık anlamında Arapça bir kelime. Cürcânî bu deyimi, her hangi bir işe yöneldiğinde, kişinin ağır (teennî) hareket etmesi şeklinde tanımlar.
→Dil ve Genel KültürVakf
Bir malın aslını kalıcı biçimde koruyup gelir veya kullanımını hayır amacına tahsis etme. Vakfın yönetimi mütevelli tarafından yürütülür; kayyım ve diğer görevlilerin yetkileri vakfiyede belirlenir.
→İbadet ve FıkıhVakf (vakıf)
1. Mükellef (akıllı, müslüman ve ergenlik çağına erişmiş)kimsenin kendi mülkü olan mütekavvim (belli, kıymetli ve dayanıklı)malının menfaatini (faydasını) hiçbir şarta bağlamadan, müslüman veya zımmî (gayr-i müslim vatandaş), bütün veya belli fakirlere bırakması. Vakfın çoğulu…
→Dil ve Genel KültürVakf-ı fâsid
Kuruluş şartlarından biri eksik veya geçersiz olan vakıf. Eksikliğin giderilebilirliği ve hukukî sonucu mezhep ve mevzuata göre değerlendirilir.
→Hadis ve SünnetVakfe
Duraklama, duraksama. tas. İki makam arasında kalma, burada mahpus olma (kı; iFM). Bunun sebebi, bir önceki makamın gereklerinin tam olarak yerine getirilmemesi, o makama hakkının verilmemiş olması, bu yüzden de bir sonraki makama yükselme…
→Tasavvuf ve TarikatVakfiye
Vakfedenin, vakfa dair ifâdelerini ve hâkimin (kâdî) kaydını (tescilini) içermek üzere, düzenlenen “hüccet” hakkında kullanılan bir tâbirdir. Vakfiyeler, eskiden, noter defteri mâhiyetinde olan, Kadılık yanî Şer’î Mahkeme siciline geçmek suretiyle kesinlik kazanırdı. Bu hüccet’te,…
→İbadet ve FıkıhVâkı'ât Haberleri
Hanefî mezhebinde, üç imâmdan (İmâm-ı a'zam, İmâm-ı Yûsuf ve İmâm-ı Muhammed'den) bildirilmiş olmayıp, bunların talebelerinin ve talebesi talebelerinin ictihâd ettikleri, bildirdikleri hükümler. Hanefî mezhebinde vâkı'ât haberlerini ilk toplayan Ebü'l-Leys Semerkandî olup, Nevâzil kitabını yazmıştır.…
→Kur’an ve TefsirVâkıa Sûresi
Kur'ân-ı kerîmin elli altıncı sûresi. Vâkıa sûresi Mekke'de nâzil oldu (indi). Doksan altı âyet-i kerîmedir. İsmini ilk âyette geçen Vâkıa kelimesinden alır. Sûrede, kıyâmet ve âhiret hâllerinden, Cennet ve Cehennemden vb. konulardan bahs edilmektedir.…
→İnanç ve KelâmVâkıfe
Bilimsel bir konunun veya sorunun açılımı veya çözülmesi konusunda herhangi bir fikir ileri sürmeyen ya da yorum getirmeyen kimseler için kullanılan kelâm terimi.
→Kur’an ve TefsirVâkī
Koruyan, gözeten ve zarardan sakındıran. Allah’a nispet edildiğinde yaratılmışları koruyup gözeten anlamında kullanılan sıfatlardan biridir. Kelime, insanın fiilleri için kullanıldığında bir şeyi meydana gelmeden önce engelleyen veya zarara karşı tedbir alan kimseyi ifade eder.
→Tasavvuf ve TarikatVakitsiz Öten Horozun Başı Kesilir
Horozun normal olarak sabah vakti ötmesi gerekir. Bunun aksine gecenin tam ortasında öterse, insanları rahatsız eder, hatta çocukları ürküttüğü için o horozun kesilmesi gerekir. Vakti gelmeden, henüz yeteri olgunluğa erişmeden,bir takım iddialara kalkışan kişi…
→Vakt
Zaman. tas. a Hal, sâlikin içinde bulunduğu geçmiş ve gelecekle ilgili olmayan hali (irm). Yapma (mec'al) olmayan istidadın gerektirdiği hal. b Silikin içinde bulunduğu hal. Sâlikin hali eğer dünya ise (aklı, fikri, hissi dünyayla…
→İbadet ve FıkıhVakt (vakit)
1. Namazın dışındaki farzlardan birisi. Namazın dışındaki yedi farzdan birisi olan vakt üç şeyle tamam olur. 1) Her namazın vaktinin evvelini bilmekle, 2) Her namazın âhir (son) vaktini bilmekle, 3) Namazı mekrûh olan vakte…
→Tasavvuf ve TarikatVakt-İ Dâim
Devamlı olan vakit anlamında Arapça bir ifade. Kaşanî bunu, sürekli olan ân diye tanımlar.
→Tasavvuf ve TarikatVakt-İ Müsermed
Arapça, uzun zamanı ifade eden bir söz. Sermedî kelimesi, zamansız ve mekansızlığı ifâde eder. Sermedî hayat, sonsuz (ezelî ve ebedî) hayat anlamındadır. Bir sûfi benim vaktim müsermeddir, dediği zaman o, bununla, değişmeksizin hal olarak,…
→Tasavvuf ve TarikatVakt-İ Sa’âdet
Arapça, mutluluk, selâmet ve barış dönemi anlamına olup, Hz. Peygamber (s)’in nübüvvet zamanlarına denir.Sensin ol fahr-i cihân-ı medeniyyet ki hemân Ahdini vakt-i sa’âdet bilir ebnâ-yı zamanŞinasîVARINI ORTAYA KOYAN UTANMAZ,
→Valaf
Duran, bilen, ehl-i vukuf. tas. a Agâh, kalp gözü açık, arif, ileriyi ve gerçeği gören. Vâkıf bütünüyle ilim, bütünüyle hükümdür; Allah'ı en iyi tanıyan odur. b İki makam arasında kalan. Bkz. Vakfe, Cem-i kütüb…
→İnanç ve KelâmVâlî (el-Vâlî)
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her şeyin mâliki (sâhibi), yaratıcısı, bütün işler tasarrufunda olan, her şey O'nun irâdesi, hükmü ile olan. El-Vâlî ism-i şerîfini söyleyen, yıldırım ve başka âfetlerden kurtulmuş olur. (Yûsuf Nebhânî)
→Tasavvuf ve TarikatVarını Veren Utanmaz
Arapça, “cömertlik vardan olur” anlamına gelen atasözünün bir başka şekilde ifade edilmiş şeklidir. Tasavvufta cömertlik, kişinin olgunluğunun göstergesi olarak telâkkî edilmiştir.
→Varid
¢. Varidat Gelen, varan, inen. tas. Kulun kasdi olmaksizin gaybten (Hak'tan) kalbe gelen manalar. Allah'tan gelen vâride (ilhama, feyze) vârid-i Hak, ilimden (şeriattan) gelen varide varid-i ilim denir. Bazı vâridler neşe ve sevinç, bazıları…
→İnanç ve KelâmVâridât-I İlâhiyye
Allahü teâlâdan gelen feyzler ve ilhamlar. Vâridât-ı ilâhiyyenin hepsi âdet-i ilâhiyye içinde yâni bir sebeb altında meydana gelmektedir. (Abdülhakîm bin Mustafa) Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin çok kerâmetleri görüldü. En büyük kerâmeti, gelen sâdık kimselerin kalblerine…
→Dil ve Genel KültürVarlık
Vücut. 2. tas. a Kibir, enâniyet. b kişinin ferdi, şahsi ve maddi varlığı. Vârımı Hakk’a verdim gayrı vârım kalmadı Cümlesinden el çekip bes dü cihanım kalmadı Çünkü hubbullah erişti çekti beni kendine Açtı gönlüm…
→Tasavvuf ve TarikatVarlık-Benlik
Varlığına, makamına, bilgisine, malına, mülküne,akrabasına, güzelliğine güvenip, kendisinde payeler aramaya kalkışan, bunların Allah’ın nimeti olduğunu düşünmeyip, kendine mal etmeye çalışan, gurura kapılan kimselere varlık, benlik sahibi denir.Sıratı, mizanı bunda geçmişler, Varlık benlik kafasını yıkmışlar,…
→Tasavvuf ve TarikatVasat
Arapça, orta, ortalama, gibi anlamları olan bir kelimedir. Hafnî, bunun sufilerin âdeti olduğunu ve bu âdetin de kemer bağlamak şeklinde uygulandığını söyler. Şed bağlamak.
→Tasavvuf ve TarikatVasf
Nitelik, sıfat, özellik anlamında Arapça bir kelime. Vasfı anlatan kişinin, vasfettiğinin işlerinden, hükümlerinden ve ahlâkından bahsetmesi. Na’at, vasf anlamına olmakla birlikte, kapsamı daha geniş bir kelimedir. Birinin niteliklerini çok ince ayrıntılarıyla anlatmaya na’at denir.…
→Tasavvuf ve TarikatVasfu’z-Zâtî Li’l-Hak
Arapça, Hakk’ın zatî özelliği demektir. Kaşanî bu sözü, ehadiyyetü’l-cem (toplanmanın birliği), zatî vücûb (öze ait zorunluluk) ve âlemlere ihtiyacı olmamak (hiç bir şeye ihtiyacı olmamak) şeklinde tanımlar.el-
→Tasavvuf ve TarikatVasfu’z-Zâtî Li’l-Halk
Arapça, halkın zatî özelliği demektir. Yine Kâşânî, bu sözü, zatî (özü bakımından zorunlu değil mümkün) ve zatî fakr (özü bakımından başkasına muhtaç) olarak açıklar.
→Tasavvuf ve TarikatVâsıl
Arapça, ulaşan, varan anlamında bir kelime, ism-i fail. “Allah’ın vasledilmek üzere emrettiğini, kat’ederler…” (Bakara/27) âyetinde bu terim, (en yûsale) şeklinde geçmektedir. Bu durumda vâsıl, Allah’ı bilen, emirlerini yerine getiren ve yasaklarından kaçınan kişi anlamına…
→Tasavvuf ve TarikatVâsıl-I Hak
Arapça, Hakk’a ulaşan demektir. Manevî sülük yollarından biriyle, makamları geçen, ihsan mertebesine varıp Hakk’a ulaşan kişiye vâsıl-ı Hak denir.
→İnanç ve KelâmVâsıliyye
[ “Mu'tezile” (Kader inancını kâr eden Hak dininden bir flr fırkasmm kurucusu sayı Vâsıl b. Atâ (öl. 131 / 748) nın 683 vas a. lâm felsefesini benimseyen ce vvuf maat. ve
→Tasavvuf ve TarikatVasıta
Arapça, vesile, vasıta, aracı anlamında bir kelimedir. Allah ile kul arasını birleştiren mürşid-i kâmil. Üç türlü vasıta vardır: 1. Ulaştıran vasıtalar: Hakk’ın tecellîleri: 2. Bağlayan vasıtalar: ibâdetler: 3. Ayıran vasıtalar: Nefsin arzulan.
→Tasavvuf ve TarikatVâsıtatü’l-Meded
Arapça, yardım vâsıtası demektir. Kâmil insana denir. Onun halk ve Hak ile aynı anda münasebeti vardır. Bu sebeble o, halkı Hakk’a ulaştıran bir aracıdır. Nitekim kudsî Hadis’te şöyle denilir: “Sen olmasaydın (ey Muhammed) (S)…
→Kur’an ve TefsirVâsi' (el-Vâsi')
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Rahmeti, ilmi, kudreti, ihsânı ve nîmetleri her şeyi kuşatan ve her şeye kâfi olan, kudretinin ve ilminin nihâyeti olmayan. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: Allahü teâlâ mülkün sâhibidir.…
→Kur’an ve TefsirVasiyet (I)
Bir kimsenin ölümünden sonra yerine getirilmek üzere malı, menfaati veya bir işi hakkında yaptığı hukukî tasarruf. Vasiyet mirasçıların haklarını ortadan kaldırmaz; terekenin belirli bir oranı, borçlar ve cenaze giderlerinden sonra hüküm doğurur. Mirasçıya vasiyet…
→Dil ve Genel KültürVasiyetnâme
Bir kimsenin ölümünden sonra yapılmasını istediği işlemleri ve malî tasarrufları bildiren yazılı belge. Geçerlilik ve kapsam miras hukukunun emredici hükümleriyle sınırlıdır.
→Tasavvuf ve TarikatVasiyyet
Arapça, tavsiye ve nasihat anlamına gelen bir kelimedir. Attar’ın Pendnâme’si, Haris el- Muhasibî’nin el-Vesâyâ’sı ve İmam Gazali’nin Eyyuhe’l-Veled adlı eserleri nasihat ve tavsiye türünde yazılmış eserlerdir. Cürcânî bunu fıkhî anlamda tanımlarken şöyle der: “Ölümden…
→İbadet ve FıkıhVasiyyet (vasiyet)
Bir kimsenin vefâtından sonra yapılmasını istediği şey veya sonraya bağlı olmak üzere bir malı veya menfeatini (faydayı) bir şahsa veya bir hayır işine teberrû' (bağış) yoluyla temlik etmek (sâhib ve mâlik kılmak). Vasiyet edene…
→İnanç ve KelâmVasl
1. Kavuşma. Allahü teâlâya kavuşma; velî olma. Vasl olanlar reisidir, o hocasının pîridir. Mektûbât ki eseridir, câna can katar efendim. (Muhammed Sıddîk bin Saîd) 2.Birleştirme. İlm ile, irfân ile, sâhib olan Sıla'ya İki temel…
→Kur’an ve TefsirVasl-I Uryânî
Tasavvuf yolculuğunun sonunda Allahü teâlâya kavuşma hâli. Nihâyete erme. Vasl-ı uryânîde sâlik (tasavvuf yolcusu), vücûdunun her zerresi ile Allahü teâlâyı zikr eder. (İmâm-ı Rabbânî) Vasl-ı uryânî, nûrânî perdelerin tamâmen yanmasından sonradır. (İmâm-ı Rabbânî) Ben…
→Tasavvuf ve TarikatVasle
Arapça, birleşme, bitişme anlamında bir kelime. Mevlevi tabiridir. Mevlevîlikte, giyilen özel elbiselerden birinin adına vasle denir. Bu elbise ve çeşitleri, Konya’daki Mevlânâ Müzesi’nde teşhir edilmektedir.
→Tasavvuf ve TarikatVaslu’l-Fasl
Arapça, ayrı olanın bitişmesi demektir. Vahdetin (tekin) kesrette (çokta) ortaya çıkışı demektir. Çökün tekte ortaya çıkışına da faslu’l-vasl denir.
→Tasavvuf ve TarikatVaslu’l-Vasl
Arapça, bitişmenin bitişmesi demektir. Gittikten sonra dönmeye, indikten sonra yükselmeye denir. Kaşanî bu açıklamadan sonra devamla şöyle der: İnsanların hepsi yüce mertebelerden, en aşağılara iner. Bundan sonra, insanların bazısı Allah’a giden yola giderek cem…
→Vatan
Yurt, yerleşilen ve dönülen yer. Tasavvuf dilinde sâlikin hâlinin yerleşip istikrar kazandığı mânevî mertebe için kullanılır. Geçici olarak doğup sönen hâtır ın aksine vatan, mânanın gönülde kökleşmesini anlatır. Şiirde ruhlar âlemi insanın “aslî vatanı”,…
→Dil ve Genel KültürVatan-I İkâmet
Geçici olarak ikâmet edilen yer. Hanefî mezhebinde on beş gün veya daha çok kalıp sonra çıkmaya niyet edilen yer. Bir kimse, okumak veya vazîfe yapmak için bir yerde senelerce kalmaya ve sonra buradan çıkmaya…
→Tasavvuf ve TarikatVatar
Gerekli hacet, çok önemli ihtiyaç anlamında Arapça bir kelime, çoğulu evtâr. Nefsânî nazların ve beşerî özelliğin dışında, öğülen bir arzu ve fayda. Bu şekilde vatar, yaşanan tertemiz bir arzu ve haldir.
→Dil ve Genel KültürVaty Etmek
Erkeğin hanımına yaklaşması; cimâ etmek. Zinâdan hâmile kadını, vad'ı haml etmeden (doğum yapmadan) evvel nikâh etmek sahîhtir, olur. Fakat doğum yapıncaya kadar vaty etmek câiz olmaz ve nafakası vâcib olmaz. (İbn-i Âbidîn)
→Tasavvuf ve TarikatVavsız Evliya
Vav, Arap alfabesinin son harflerinden biri. Evliya kelimesindeki vav atılınca geriye e(v)liya: Eliya kalır ki bu bir Hıristiyan adıdır. Mutasavvıflar, evliya olduğunu öne süren, boşa iddiada bulunan, ancak davasını mânâya ulaştıramıyan, hareket ve halleri,…
→Vazife
Vezâif Görev. 2. tas. a Süfilerin düzenli olarak icra ettikleri hususlar. b Şeyhin müride verdiği belli miktardaki zikir, hizb. Vecd (+e 3) + Mevacid 1. Bulma, varolma, hasıl olma, buluş. 2. tas. a Ekstaz;…
→Hadis ve SünnetVazzâ‘
Hadis uyduran veya uydurma rivayet nakleden kimse. Cerh ve ta‘dîl dilinde ağır bir güvenilmezlik nitelemesidir.
→Tasavvuf ve TarikatVe’l-Basîr
es-Semî’, işiten; el-Basîr, gören demektir. Kendisinde bu iki isim tecellî eden kul, Hakk’ın işitme ve görmesiyle sıfatlanır. Kudsî hadîs: “Onun işiten kulağı, gören gözü olurum…” (Buharî, l, 105). Bu kul, eşyayı, Hakk’ın gözü ile…
→