KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
A'lâ Sûresi
Kur'ân-ı kerîmin seksen yedinci sûresi. A'lâ sûresi, Mekke-i mükerremede nâzil oldu (indi). On dokuz âyet-i kerîmedir. Birinci âyet-i kerîmedeki (en yüce) mânâsına gelen "A'lâ" kelimesi sûreye isim olmuştur. Sûrede, Allahü teâlânın her türlü noksanlıklardan…
→Dil ve Genel KültürA'mâl-İ Şer'iyye
İslâm dîninde yapılması emredilen ibâdetler ve işler. (Bkz. Amel)
→Ab-ı harâbât
İ) Harabelerin suyu. tas. Saf ve halis olma hali. Zahir ve bâtındaki bulanıklığı temizleyen ve harabeyi mamure haline getiren rahmani tecelli (sr).
→Tasavvuf ve TarikatAba
Dervişlerin ve müritlerin giydikleri kalın ve kaba kumaştan yapılan uzun ve bol elbise. Yoksul ve züğürtlerin giydiği basit bir elbise olduğu için süfiler ve dervişler bu elbiseyi fakr alameti ve züht nişanesi olarak giymeyi…
→Abâ-i ulviyye
veya pederân-ı bülend , “ulu atalar, yüce babalar” anlamında kullanılan Farsça bir tamlamadır. Felsefe ve astroloji geleneğinde hava, su, toprak ve ateşten oluşan dört unsurun kaderini yönlendirdiğine inanılan yıldızlara verilen ad. Tasavvufta yaratılışın zuhuruyla…
→Tasavvuf ve TarikatAbâdile
, Arapça “Abdullahlar” anlamına gelir. Başına abd kelimesi getirilerek yapılan Abdurrahman, Abdülkuddûs, Abdülkādir ve Abdülkerîm gibi birleşik isimler için de kullanılır. Tasavvufî anlamı Tasavvuf dilinde abâdile, ilâhî isimlerden birinin tecellisini kendisinde belirgin biçimde gerçekleştiren…
→Tasavvuf ve TarikatAbası Kırk Yerinden Yamalı
Bu deyim, dilimize tasavvuftan geçmiştir ; dervişlerin abalarının yırtık pırtık olmasını ifade eder. Eskiden dervişler, hırkalarının helal maldan olmasına itina gösterirler, bu yüzden mallarının helâl olduğuna inandıkları sufilerden kumaş parçaları toplarlar, bunları birbirine dikip…
→Tasavvuf ve TarikatAbbasiyye
Ebu’l-Abbas Ahmet b. Muhammed b. Abdurrahman b. Ebi Bekri’l-Ensari’l-Endelusî (ö. 633/1235) tarafından kurulan bir tarikat. İspanya’da yaygınlık kazanmış Medyeniyye’nin bir koludur.
→Abd ve abdiyet
Kul ve kulluk. Tasavvufta insanın Hakk’a tam yönelmesi, benlik iddiasından uzaklaşması ve Allah'tan başkasına kulluk etmemesi anlamında kullanılır.
→Tasavvuf ve TarikatAbdalân
Abdallar. Farsça çoğul biçimindeki kelime, tasavvuf literatüründe abdâl adı verilen velîler topluluğunu ifade eder. Abdalân-ı Rûm Anadolu’nun İslâmlaşması ve Osmanlı kuruluş çevresiyle ilişkilendirilen gezgin derviş ve eren zümreleri için kullanılan tarihî ad. Abdâl ve…
→Tasavvuf ve TarikatAbdâlân-ı Rûm
Bkz. Rum erenleri-Rum abdalları
→Kur’an ve TefsirAbdest
Namaz, tavaf ve bazı ibadetler öncesinde belirli organları yıkayıp mesh ederek yapılan hükmî temizlik. Yüzü yıkamak. Kolları dirseklerle birlikte yıkamak. Başın gerekli bölümünü mesh etmek. Ayakları topuklarla birlikte yıkamak. Niyet, besmele, ağız ve burnu…
→İbadet ve FıkıhAbdesti bozan durumlar
Abdestin hükmünü sona erdiren hâllerin ortak adı. İdrar ve dışkı yollarından çıkan şeyler, yellenme, bayılma ve aklı örten durumlar temel örneklerdir. Uyku, kanama, kusma ve karşı cinse dokunma gibi meselelerde mezhepler farklı hükümler vermiştir.…
→Hadis ve SünnetAbdestin sünnetleri
Hz. Peygamber’in abdest uygulamasından öğrenilen tamamlayıcı davranışlar. Niyet ve besmeleyle başlamak. Elleri bileklere kadar yıkamak. Ağız ve burnu temizlemek. Organları üçer defa yıkamak. Başın tamamını ve kulakları mesh etmek. Sıraya ve ara vermeden devam…
→İnanç ve KelâmAbdiyyet
Kulluk makamı. Evliyâlığın en yüksek makâmı, derecesi. İyilikleri Allahü teâlâdan bilip kendinden bilmemek. Allahü teâlânın lütf ve ihsânı ile Abdiyyet derecesine ulaşmak istiyen kimsenin, Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve selleme tam olarak uyması lâzımdır. Bu…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu Zi’l-Celâli Ve’l-İkrâm
Zü’l-Celâli ve’l-ikrâm, azamet ve kerem sahibi anlamınadır. Allah’ın kendi sıfatlarıyla sıfatlandığı, isimlerini tahakkuk ettirdiği için celil kılıp ikram ettiği kula denir. Onun isimlerini mukaddes, aziz, münezzeh ve celil olduğu gibi, onların zuhur yerleri, ortaya…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-âhir
Her şeyin sonunda Allah’ın varlığının devam etmesi, bulunması, O’nun el-Âhir ismini tanımlar. Yaratılanların fânî olmasından sonra, Allahü Ta’âlâ’nm bekâsını ve âhiriyyetini görüp, “Onun üzerine bulunan her şey fânîdir. Celâl ve ikram sahibi olan Rabbinin…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Aliyy
El-Aliyy, izzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce demektir. Gücü akranına üstün, mânâları istemede, himmeti, kardeşlerininkinden fazla, üzerinde bütün rütbeleri toplayan, yüce faziletlerin tümüne ulaşan kula, Abdu’l-Aliyy denir. Kur’an’da 11 yerde geçer.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Azîm
El-Azim, azamet sahibi anlamınadır. Allah’ın azametiyle tecelli ettiği kul. Bu, azametinden dolayı Allah’a tam anlamıyla tezellül eder. Allah, bu kulunu, insanların gözünde büyük gösterir, şanını insanlar arasında yüceltir. Onlar ona saygı duyar, onu zahirinde…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Azîz
El-Azîz, yenilmeyen yegâne galip, izzet sahibi anlamınadır. Allah’ın izzet tecellîsi ile azîz kıldığı kul, olaylar ve mahlûkattan hiç bir şey onu yenemez iken o her şeye üstün gelir. İşte bu durumdaki kula, Abdü’l-Azîz denir.…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Bâ’is
El-Bâ’is, ölümden sonra dirilten demekter. Nefsinin, sıfat, hevâ ve heveslerini iradî ölümle (nefis terbiyesi ile) nihayete erdirdikten sonra, Allah’ın, kalbini hakikî hayatla dirilttiği kişidir, işte Allah, bu kulu, el-Bâ’is isminin mazharı kılar. Böylece o,…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Bâsıt
El-Bâsıt, rızkı genişleten veya ruhları bedenlere yayan demektir. Allahü Ta’âlâ’nin hilkatinde (yaratılışında) bast verdiği kişi. Bu kişi, Allah’ın izni üzere kendisiyle ferahlık duyduğu kullara, malını, canını, emrine uygun olarak verir, bunun sonucu, onlar da,…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Basîr
Bkz. Abdu’s-Semi’ ve Abdu’l-Basîr.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Bâtın
El-Bâtın, zâtının görülmesi ve mâhiyetinin bilinmesi açısından gizli olan demektir. Kalbî muamelelerde bulûğa eren hamdi, sırf Allah’a mahsus kılan ve Allah’ın sırrını takdis ettiği kula, Abdu’l- Bâtın denir. Ruhanîliği kendisinde galebe çalana kadar, el…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Bedî
El-Bedi, benzersiz şekilde yaratan demektir. Allah’ın zat, sıfat ve fiillerinde bedi’ olduğunu gösterdiği kul. Allah onu bu ismin mazharı kılar. Kur’anda iki yerde geçer.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Berr
El-Berr, iyilik eden, va’dini yerine getiren, anlamındadır. Manâ ve suret açısından, her çeşit iyiliği üzerinde taşıyan kişiye Abdu’l-Berr denir. Gördüğü bütün iyilikleri ve faziletleri uygular. “Lâkin bir (iyi olan kişi), Allah’a, âhiret gününe, meleklere,…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Câmi’
El-Câmi, toplayan. Allah’ın isimlerinin tümünü kendisinde topladığı kul. Allah, onu câmi’iyye’nin mazharı kılar. O da nefsi veya başkasında ortaya çıkan dağınıklık ve parçalanmayı ilahî cem’iyyetle toplar. Kur’an’da fiil olarak sekiz yerde geçer.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Cebbâr
El-Cebbâr, iradesini her durumda yürüten veya yaratılmışların hâlini iyileştiren anlamınadır. Noksan veya kırık (yani zayıf) her şeyi (herkesi) güçlendiren kişi. Çünkü Hakk, kulunun hâlini güçlendirir. Bu ismin tecellîsi ile, yüksek bir hâle getirmek üzere,…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Celîl
El-Celîl, azamet sahibi anlamınadır. Allah’ın celâli ile celîl kıldığı kişiye, Abdu’l-Celîl denir. Bu kul, sonunda öyle olur ki, kendisini gören herkes, kalbindeki celâlden dolayı heybete kapılır. el- Celâl, şeklinde Kur’an’da iki kere geçer.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Cevvâd
El-Cevvâd isminin tecellisine mazhar olarak, insanlar arasında cömertlikte ileri giden kula, Abdu’l-Cevvâd denir. Kur’an değil, hadisle sabittir.ABDU’D-DÂRR ve
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Ehad
El-Ehad, bölünüp parçalara ayrılmaması ve benzerinin bulunmaması anlamında tek olan demektir. Bu ismin tecellî ettiği kul, zamanın sahibi olan vaktin biriciğidir. O, ehadiyyet-i ûlâ’da bulunan, en büyük kutbiyyet sahibidir. Kur’an’da üç yerde geçer.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Evvel
El-Evvel, varlığının başlangıcı olmayan demektir. Hakk’ın evveliyet ve ezeliyetini, her şeyde müşahede eden kul. Bu kul, tâatlarda yarışıp, hayırlarda koşarak, her makamda bu ismi gerçekleştirmek suretiyle (Abdu’l-Evvel isimine layık biçimde) birinci gelir, el-Evvel olur.…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Fettâh
El-Fettâh, iyilik kapılarını açan veya hakemlik yapan anlamlarını ifâde eder. Allah’ın, her çeşidiyle, anahtarların sırlarının ilmini verdiği kula, Abdu’l-Fettâh denir. Allah onun (yani Abdu’l-Fettâh olan kulu) vasıtasıyla, husûmetleri, kilitleri, problemleri ve sıkıntıları açar. Allah,…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Gaffâr
El-Gaffâr, daima affeden, tekrarlanan günahları bağışlayan demektir. Kendisine kötülük yapan herkesin suçunu örten ve kendisinden olanın örtülmesini istediği şeyi, başkaları için de isteyen kula Abdu’l-Gaffâr denir. Çünkü Allah, bu kulunun günahlarını örtüp, Gaffârlık tecellîsi…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Hâdî
el-Hâdî, yol gösteren, murada erdiren demektir. el-Hâdî isminin tecellî ettiği kişi. Allah, sıdk ile Hak’dan konuşarak emrettiklerini halka onun vasıtası ile tebliğ edip, onlara hidâyet edici kılar. Ona, Nebi’ye asaletle, tabi olanlarına verasetle olduğu…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Hâfıd
el-Hâfıd, alçaltan, zillet veren demektir. Her konuda, Allah’a karşı tezellül hâlinde bulunan kuldur. Her şeyde Hakk’ı gördüğü için, nefsini alçaltın Kur’an’da bir yerde geçer.ABDU’L-HAFîZ: el-Hafîz, koruyup gözeten ve dengede tutan demektir. Allah’ın, içini, dışını,…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Hak
el-Hak, fiilen var olan, realiteye uygun, gerçek gibi anlamlan ihtiva eder. Hakk’ın tecellî ettiği kişidir ki, Allah, bu kulunu, bâtıl fiil, söz ve hallerden korur. O da, her şeyde Hakk’ı görür. Çonkü O, zâtıyla…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Hakem
el-Hakem, son hükmü veren anlamındadır. Abdu’l-Hakem, kullara, Allah’ın hükmüyle hükmeder. Kur’an’da on üç yerde geçer.ABDU’L-HAKîM: el-Hakîm, bütün emirleri ve işleri yerli yerinde olan demektir. Allah’ın, eşyadaki hikmet noktalarını gösterdiği, konuşmasında mükemmelliğe ve davranışında isabete…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Hâlık
el-Hâlık, takdirine uygun bir şekilde yaratan demektir. Bu isim bir kulda tecellî edince, o, Allah’ın dilediği nisbette her şeye kadir olur. Zira, bu durumda Allah kuluna, halk ve takdir sıfatıyla tecellî etmiştir. Kul da,…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Hamîd
el-Hamîd, öğülmeye lâyık olan demektir. Hakk’ın üzerine öğülen sıfatlarla tecellî ettiği kuldur, insanlar (Abdü’l Hamîd olan) kulu öğdükleri hâlde, o, sadece Allah’ı öğer. Kur’an’da onyedi yerde geçer.ABDU’L-HALîM: el-Halîm, acele ve kızgınlıkla muamele etmeyen demektir.…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Hasîb
el-Hasîb, kullarına yeten veya onları hesaba çeken demektir. Allah’ın tâ nefislerine varana kadar, nefeslerini hesaba çeker hâle getirdiği ve bu konuda onu ve sevenlerini başarıya erdirdiği kişi. Kur’an’da dört yerde geçer.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Hayy
el-Hayy, ebedî hayatla diri olan manasınadır. Hakk’ın ebedî hayatıyla, kendisine tecellî ettiği kuldur. Böylece (Abdu’l-Hayy olan) kul, O’nun devamlılığı olan hayatı ile yaşamayı sürdürür. Kur’an’da ondokuz yerde geçer.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Kâbıd
el-Kâbıd, rızkı tutan veya canlıların ruhunu alan demektir. Allah’ın tutukluk (kabz) verdiği kuldur Allah, bu kulu adli ve hikmetine uygun olarak, üzerlerine feyzolması (gelmesi) gerekmeyen ve kendilerine lâyık bulunmayan şeyden nefsini ve başkasını tutucu…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Kâdir
el-Kâdir, her şeye gücü yeten, kudretli demektir. el-Kâdir isminin tecellîsi ile, tüm takdir edilen şeylerde, Allah’ın kudretini gören kuldur. O, tutmayı kendisiyle gerçekleştiren ilâhî elin suretidir. Ona hiç bir şey engel olamaz. Her şeyde,…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Kahhâr
el-Kahhâr, yenilmeyen yegane gâlib, demektir. Nefsinin güçlerini kahretmek üzere, te’yidi ile, Allah’ın başarıya erdirdiği kuldur. Böylece, ona el-Kahhâr ismiyle tecellî eder. O, kendisinden yüz çevireni kahreder. Kendisiyle savaşan ve düşmanlık eden herkesi, hezimete uğratır.…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Kayyûm
el-Kayyûm, her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kâinatı idare eden demektir. Eşyanın varlığını Hakk’a bağlı olarak gören kul. Kayyûmiyyet, tecellî edince, o kul, bununla, halk arasında, Allah’a bağlanıp emirlerini yerine getirerek, onlara, geçimleri, hayatları…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Kebîr
el-Kebîr, zâtının ve sıfatlarının mâhiyeti, anlaşılamayacak kadar uludur anlamına gelir. Hakk’m kibriyâsı ile büyük olan kişi. O’nun büyüklüğü, fazlü keremiyle halktan üstün olmasıdır. Kur’an’da otuzaltı yerde geçer.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Kerîm
el-Kerîm, fazilet türlerinin hepsine sahip anlamını ihtiva eder. Allah’ın, el-Kerîm isminin vechini gösterdiği (yani, el-Kerîm ibmine mazhar kıldığı) kişi. O, keremi tecellî ettirir. Zira, kerem O (Allah)nun kadrini bilmeyi ve O’nun sınırına tecâvüz etmemeyi…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Kuddûs
el-Kuddûs, her eksiklikten münezzeh demektir. Allah’ın perdelenmeden arındırdığı kişi. Bu kulun kalbini, Allah’tan başkası meşgul etmez. Allahu Ta’âlâ’nın şu kudsî hadiste ifade ettiği gibi, kalbi sadece O, istilâ eder: “Yere göğe sığmadım mü’min kulumun…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Latîf
el-Latîf, yaratılmışların ihtiyacını en ince noktasına kadar bilip, sezilmez yollarla karşılayan kişi anlammadır. Lutf için lütuflu olma mevkilerini bilmesinden dolayı, Allah’ın kullarına lütufla davranan kişi. Bu kul, içlere muttali, kullara Hakk’ın lütfunun vasıtası olur.…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Mâcid
el-Mâcid, şanlı, şerefli demektir Allah’ın kendi vasıflarıyla şereflendirdiği kul. Allah, ona kabiliyetine göre vermiş; Abdu’l-Mecîd gibi, şan ve şerefine göre, kaldırabileceği kadar tahammül (taşıma) gücü bahsetmiştir. Kur’an’da yoktur. Ancak hadislerde sabittir.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Mecîd
el-Mecîd, şanlı, şerefli anlamını ifâde eder. Ahlâk ve sıfatını olgunlaştırdığı, Allah’ın ahlâkını gerçekleştirdiği için, Hakk’ın kullar arasında yücelttiği kişidir. Böylece, insanlar, güzel ahlâkı ve fazlından dolayı onu yüceltmişlerdir. Kur’an’da dört yerde geçer.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Melik
el-Melîk, görünen ve görünmeyen âlemlerin sahibi demektir. Allah’ın dileyip emrettiği hususta tasarruf ederek, kendine ve başkasına güç yetirendir. Bu, Allah’ın mahlûkâtı arasındaki en güçlü varlıktır. Kur’an’da bir yerde geçer.ABDU’L-METîN: el-Metîn, her şeye gücü yeten,…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Mu’izz
el-Mu’izz, yücelten, izzet ve şeref veren demektir. Allah’ın el-Mu’izz ismiyle tecellî ettiği kul, Bu kul, velilerden Allah’ın izzetiyle şereflendirdiğini aziz kılar. Kur’an’da doksandokuz yerde geçer.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Mu’min
el-Mü’min, güven veren, va’dine güvenilen demektir. Allah’ın bela ve cezadan emîn kıldığı, insanların zatları, mal ve ırzları konusunda güven duyduğu kişidir. Kur’an’da ikiyüz yirmi sekiz yerde geçer.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Muahhir
el-Muahhir, geriye bırakan anlamınadır. Kul, bu isim vasıtasıyla, her tecâvüz ve taşkınlıktan geri kalır. Onu tuğyan ve tecâvüzden, bulunması gereken hududa döndürür. Yine, geciktirilmesi (alıkonulması) gereken her fiil için de durum böyledir. Allah, hududu,…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Mugîs
el-Muğîs, yardım eden demektir. Allah’ın, muhtacın ihtiyâcını, miktarı ve vaktiyle bildirip, bilgisine uygun biçimde, bunu başarmaya eksiksiz ve noksansız olarak muvaffak kıldığı kişidir. İhtiyâcı gidermekte, ne geç kalır, ne de erken davranır.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Muheymin
el-Müheymin, kâinatın bütün işlerini gözetip, yöneten anlamınadır. Hakk’ın, her şeyi görüp gözeten olduğunu müşahede eden kişi. el-Müheymin ismi kendisinde görüldüğü için o, üzerinde her hakkı bulunanın hakkını vererek, kendisini ve başkasını gözetmektedir.ABDU’L-MUHYî: el-Muhyî, can…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Mukaddim
el-Mukaddim, öne alan anlammadır. Allah’ın öne geçirip, ilk safta bulundurduğu kuldur. O, bu ismin tecellîsi ile, fiillerden öne geçmesi gereken her şeyi ve ileri geçmeye hak kazanan herkesi, başa geçirir.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Mukît
el-Mukît, bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren demektir. Bu ismin tecellî ettiği kul, ihtiyaç içindeki kulların ihtiyacını giderir. Kur’an’da bir yerde geçer.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Muksıt
el-Muksıt, adaletli davranan anlammadır. Bu (ismin tecellî ettiği kul), adaletli davranmada, insanların en mükemmeli olandır. Öyle ki varsa, başkasının kendi üzerindeki hakkını bile teslim eder de bir başkası onu ne hisseder, ne de bilir.…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Muktedir
el-Muktedir, her şeye gücü yeten, kudretli demektir. Bu ismin tecellî ettiği kul, Allah’ın kudretini her şeyde görür ve O’nun izniyle her şeye güç yetirir. Kur’an’da üç yerde geçer.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Mumît
el-Mumît, öldüren demektir. Allah’ın nefsindeki neva, gazap ve şehveti öldürdüğükuldur. Böylece kalbi canlanır, aklı Hakk’ın hayatı ve nuru ile aydınlanır. Öyle ki, tecellî eden bu sıfat ve Allah’tan gelen etkili himmet sonucu, kendisinde; nefsî…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Muntakim
el-Muntakim, suçluları cezalandıran demektir. Allah’ın kullan arasında, hududunu meşru şekilde gözetmek üzere, görevlendirdiği kul’dur. Abdu’l-Muntakim, (bu konuda), insanlara yumuşak ve merhametli davranmaz.” O ikisi için, Allah’ın dinini uygulama konusunda sizi bir acıma tutmasın (Nur/2).…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Musavvir
el-Musavvir, şekil ve özellik veren anlamına gelir. Bu ismin mazharı olan kul, tasvirine Allah’ın muvafakat ve mutabakat ettiğinden başkasıyla tasvirde bulunmaz. Zira onun tasvir fiili, Allah’ın tasvir ediciliğinden kaynaklanmaktadır. Kur’an’da bir yerde geçer.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Mute’âl
el-Mute’âl, izzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce, aşkın demektir. Başkasının idrak edemeyeceği yüceliğe ulaşıp yücelen. O, el-Müte’âl isminin mazharıdır. Elde ettiği olgunluk ve yücelikte durmayan, daha yüce himmetiyle, her kayıt, mekân ve makamdan…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Mutekebbir
el-Mutekebbir, azamet ve yüceliğini ortaya çıkaran demektir. Hak karşısında kendisini zelil kılması sebebiyle, büyüklenmesinin yok olup, neticede, kendi kibri yerine, Allah’ın kibriyâsının gelmesidir. Bu, Allah’tan gayrisine Hak ile tekebbür ederken, başkasının önünde eğilmez, Kur’an’da…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Muzill
el-Muzill, zillet veren, anlammadır. Bu kul, el-Müzil isminin ortaya çıkış yeridir. O, Allah’ın zelil etmek istediği düşmanlarını, kendisinde tecellî eden el-Muzill ismiyle zillete düşürür.
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Mübdi
el-Mübdi, ilkin yaratan demektir. Allah’ın, ibdâına (ilk yaratıcılığına) muttali kıldığı (ibda sırrına erdirdiği) kuldur. Halk ve emrin başlangıcını görür, ilk yapılan hayırları, Allah’ın izniyle başlatır.ABDU’L-MUCîB: el-Mücîb, dualara karşılık veren anlamına gelir. Hakk’ın da’vetine icabet…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Vâcid
el-Vâcid, dilediğini dilediği zaman bulan bir müstağni demektir. Allah’ın kendisine ayn-ı ehadiyyetü’l cem’de vücûd bahşettiği kuldur. Vacibü’l-Vücûdi’l-Ehadî ile vâcid (bulan) mevcudu buldu. Onunla, her şeyden müstağni oldu. (Yani, onu bulunca hiç bir şeye ihtiyâcı…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Vâhid
el-Vâhid bölünüp parçalara ayrılmaması ve benzerinin bulunmaması anlamında tek olan demektir. Allah’ın vâhidiyyet hazretine ulaştırıp, tüm isimlerindeki ehadiyyeti kendisine açtığı kuldur. O, bu şekilde, O’nun isimleri vasıtası ile, idrak edileni kavrar, akledileni düşünür, Esma-i…
→Tasavvuf ve TarikatAbdu’l-Vâlî
el-Vâlî, kâinata hakim olup onu yöneten, demektir. el-Vâlî isminin tecellî ettiği zuhuru ile, kendisini insanlara vâlî kıldığı kula, Abdu’l-Vâlî denir, ilâhî siyâsetle o, kendisine ve başkasına valilik yapar. Kullar arasında, Allah’ın adaletini gerçekleştirir. Onları…
→Bu görünüm temizlenmiş ilk 180 maddeyi gösteriyor. Harf, konu veya arama kullanarak listeyi daraltabilirsiniz.