KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
E'ûzü
E'ûzübillâhimineşşeytânirracîm sözü. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki: (Ey Habîbim!) Kur'ân-ı kerîm okuyacağın zaman E'ûzü... söyle (Nahl sûresi: 98) Kur'ân-ı kerîme saygı göstermek, E'ûzü okuyarak başlamakla olur... (Hadîs-i şerîf-Tefsîr-i Ya'kûb-ı Çerhî) Allahü teâlâya…
→Kur’an ve TefsirEbâbîl Kuşları
Kâbe'yi yıkmaya gelen Yemen vâlisi Ebrehe'yi ve ordusunu Allahü teâlânın izni ve emriyle perişân eden kuşlar (kırlangıçlar). ( Bkz. Eshâb-ı Fil ) Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki: Üzerlerine Ebâbîl kuşlarını gönderdik. O…
→İbadet ve FıkıhEbced Hesâbı
Her harfi bir rakamı gösteren arabî harflerle yazılı sekiz kelimeden meydana gelen bir hesab sistemi. Hâdiselerin zamânının tesbiti ve hatırda daha kolay kalması için rakamları harf olan târih düşürme sanatı. Ebced hesâbında, harflerin sayı…
→İbadet ve FıkıhEbdâl
Bedeller. Dünyânın nizâmı, düzeni ile vazîfeli olup, Allahü teâlânın insanlardan gizlediği büyük zâtlar. Biri vefât edince, yerine başkası getirildiğinden bu isimle anılmışlardır. Bunlara Ricâlü'l-Gayb da denir. Ümmetim arasında her zaman kırk kişi bulunur. Bunların…
→İbadet ve FıkıhEbedî Mahrem
Dinde kendileriyle evlenilmesi ölünceye kadar haram, yasak olan kimseler. Erkek için; yedisi kan ile olan, nesebden (soydan) akrabâ, yedisi süt sebebiyle, dördü de nikâh sebebi ile sonradan akrabâ olan toplam on sekiz kadın ebedî…
→Tasavvuf ve TarikatEbheriyye
Erdebiliyye’nin kollarından biridir. Kurucusu Ebû Reşid Kutbüddin Ebû Bekr b. Ahmed b. Muhammed el-Ebherî (ö. 573/1 177)’dir. Ebher’de doğan Kutbüddin, Merağa’da yetişti. Azerbaycan ve Semerkand’a seyahat etti. Şeyhi; Bağdad’da yaşayan, Seyyid Ebu’n-Necib Şeyh Ziyâüddin…
→Ebleh
1, Ahmak, beceriksiz. 2. tas. Abdal, büdelâ, saf derun. Bazıları dengeli ve ölçülü hareket edemediklerinden bazen şer'i hükümlere ve muaşeret adabına aykırı biçimde hareket ederler. Meczuplar böyledir. Hal, his ve heyecanlarına hâkim olan sâliklere…
→Ebnâ-i ahiret
Bkz. Ahret adam—Ahret hatun.
→Ebr
Bulut mec. Perde. 3- mec. Rahmet, ihsan, lütuf, tas. Çalışma ve çabalama yoluyla müşahedeye ermeğe neden olan perde.
→Ebrâr
İyiler, özü ve sözü doğru kimseler. Kur’ân’da iyilik ve takvâ sahiplerini anlatan çoğul bir addır. Tasavvufî kullanım Bazı sûfî tasniflerinde ahlâkı düzeltme, riyâzet ve mücâhede yoluyla Hakk’a yönelen orta derecedeki sâlikler için kullanılır. Allah’a…
→Ebru
Kaş. tas. a İlâhî sıfat, Allah'ın zatını perdelediği için sıfata ebru, perde denilmiştir. b Sâlikte görülen kusur sebebiyle derecesinin düşmesi ve ihmale uğraması, Bkz. Keman ebru, Tâk-ı ebru.
→Ebru-hoft
Çatık kaş. tas. Sâlikin derecesinin düşmesi. Zat-ı kibriyayı örtmesi, aynca varlık âlemini süslemesi sebebiye sıfatlara da ebru (kaş) denir (sr). Hablar mihrab-ı ebrüsuna meyl etmez fakih Olse kafirdir müselmanlar ona kılman namaz Fuzüli Edvar-ı…
→İbadet ve FıkıhEbter
Nesil ve hayırdan kesilmiş. Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: (Habîbim) gerçekten biz sana Kevser'i verdik. O hâlde (buna şükür olarak) namaz kıl ve kurban kes. Sana buğzeden, düşmanlık eden yok mu? İşte…
→Hadis ve SünnetEbû Hanîfe
Ehl-i Sünnetin reisi, Hanefî mezhebinin İmâmı. İmâm-ı A'zam. ( Bkz. İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe )
→Tasavvuf ve TarikatEbû Harraziyye
Fas’ta, Ebû Harrâz tarafından kurulan bir tasavvuf okulu.
→İnanç ve KelâmEbû Türâb
Peygamber efendimizin amcasının oğlu, dâmâdı, Cennet'le müjdelenen on kişinin ve dört büyük halîfenin dördüncüsü, Allahü teâlânın arslanı hazret-i Ali'nin "Toprağın babası" mânâsına gelen lakabı. Peygamber efendimiz bir gün mescide girdiğinde, hazret-i Ali'yi uyumuş ve…
→Tasavvuf ve TarikatEbu Yakubiyye
Ebu Yâkub el-Baveysî tarafından kurulan bir tasavvuf okulu.
→Tasavvuf ve TarikatEbû’-Vefâiyye
Rifâiyye’den Sa’diyye’nin bir kolu.
→Dil ve Genel KültürEbû’n-nevm
“Uykunun babası” anlamında haşhaşa verilen mecazlı ad. Uyutucu etkisine gönderme yapar.
→Dil ve Genel KültürEbû’r-rebî‘
“Baharın babası” anlamında ibibik kuşuna verilen adlardan biri. Hüdhüd adıyla Kur’ân kıssası ve edebî sembolizmde de anılır.
→Tasavvuf ve TarikatEbu’s-Suud Efendi’nin Torunu
Çok dindar, dünyaya rağbet etmeyen salih insanlar için kullanılan bir tabirdir. Osmanlılar devrinde şeyhü’l-islam olan Ebu’s-Suud Efendi, bu özellikle tanındığı için, dindarlıkta ileri gidenler hakkında kullanılan bir tâbir olmuştur.
→Ebü Said Ebu'l-Hayr bu isme mazhar olanlardandı
Israf, Müştak s ar., Özleyen, iştiyak halinde bulunan. 2. tas. Aşk ve sevdanın son haddi. Peygamber âşıklarının özlemini dile getiren mısralar, Bkz. İştiyak. Bu gelen aşkına devr eyler felek Yüzüne müştâk durur ins y…
→Ebü'l-Alemeyn
Ahmed er-Rifâî için kullanılan, iki sancak sahibi anlamındaki geleneksel lakap.
→Kur’an ve TefsirEcel
Belli vakit. Hayâtın sonu. Hayat sâhibinin, canlının ölümü için Allahü teâlânın takdir ve tâyin ettiği vakit. Allahü teâlâ insanları yaratırken, ecellerini, ömürlerini ve rızıklarını takdir etmiştir. ( Hadîs-i şerîf-Berîka ) Hadîs-i şerîfte; "İlâçların en…
→Dil ve Genel KültürEcel-i mev‘ûd
Allah’ın ilminde belirlenmiş bulunan tabii ölüm vakti. Eski literatürde beklenmedik olay veya kaza sonucu gerçekleşen ölüm için kullanılan ecel-i kazâ tabiriyle karşılaştırılır.
→Dil ve Genel KültürEcîr
Bir işi yapmak için kendi kuvvetini veya san'atını kirâya veren, çalışan kimse, işçi.
→Dil ve Genel KültürEcîr-İ Hâs
Belli zamanda, belli işi yapmak için husûsî tutulan işçi. Ecîr-i hâs olarak tutulan işçi iş yaparken elindeki mal kasıtsız helâk olursa (kullanılmayacak hâle gelirse, kırılırsa v.s.) ödemesi lâzım olmaz. Ecîr-i hâs olarak tutulan işçiye…
→Dil ve Genel KültürEcîr-İ Müşterek
Serbest işçi. Kirâlıyanından (işvereninden) başkasına çalışmaması şartı koşulmamış hamal, terzi, saatçi gibi işçi. Ecîr-i müşterek, ancak işini bitirince ücretini alır. Eşyâ, elinde emânet olup, helâk olursa (kullanılmayacak hâle gelirse) ödemez. Fakat helâk olmasına ecîr-i…
→Ecnebi
Bkz. Yabancı, Ağyâr. Edebü'1-Hak Hakk'ın edebi. Hakk'a ve halka ait olanı bilmek; kula ait olanı kula, Hakk'a ait olam Hakk'a nispet etmek (gM). Edebü'l-hidme Hizmet edebi, Çok hizmet etmek, fakat yapılan hizmeti hiç görmemek.…
→İbadet ve FıkıhEcr (ecir)
İyilik, mükâfât, ücret, karşılık. Allahü teâlânın râzı olduğu, beğendiği işleri yapanlara verdiği sevâb. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız sizi imtihân etmek için verildi. Allahü teâlâ iyiliklerinize karşılık,…
→Dil ve Genel KültürEcr-İ Misil
Âdil iki ehl-i vükûfun (bilir kişinin) takdîr ettikleri ücret. Alacaklısına (borçlu olduğu kimseye), evini verip ücretsiz otur demek, fâsiddir (dînen uygun değildir). Alacaklının ecr-i misil vermesi lâzım olur. ( İbn-i Âbidîn ) Bir kadın,…
→Tasavvuf ve TarikatEcsâm
Arapça, cisimler demektir. Çeşitli kısımlara ayrılır:Ecsam-ı Tâbîiyye (tabii cisimler) : Keşf erbabına göre, arş ve kürsîEcsam-ı Unsuriyye (aslî cisimler) : Gökler ve ondaki inceliklerden gayri herşeydir.Çeşitli Tabu Cisimler : Unsurlar ve ondan olan Mevâlîd-i…
→Ecvibe-i Mutasavvıfâne
Banyalukalı Musâfî'nin Celvetî usul ve âdâbına dair soruları ile Aziz Mahmud Hüdâyî'nin cevaplarını aktaran kısa risâle.
→Tasavvuf ve TarikatEd’iyye-İ Me’sûre
Arapça. Hadislerle sabit olan dualar için bu ifade kullanılır. Evrâd. Tasavvuf yolunun yolcuları, Hz. Peygamber (s)’den naklen intikal etmiş dualara rağbet ederler ve bu duaları, her gün evrad olarak okurlar. Bu, Rasulullah (s)’a ittibâdan…
→İbadet ve FıkıhEdâ
Yerine getirme, yapma. Namaz, oruç, hac, zekât gibi bir ibâdeti vaktinde yapmak. Allahü teâlânın sana farz kıldıklarını edâ et, insanların en âbidi (ibâdet edeni) olursun. Allahü teâlânın haram kıldığı şeylerden sakın, insanların en zâhidi,…
→İbadet ve FıkıhEdâ Şartları
Bir işin, ibâdetin sahîh ve mûteber olması için lâzım olan şartlar. Cumâ namazının edâ şartları yedidir: 1) Namazı şehirde kılmak. 2) Hükûmet reisi veya vâlinin izni ile kılmak. 3) Öğle namazının vaktinde kılmak. 4)…
→İbadet ve FıkıhEdeb
1. Güzel hallere ve huylara sâhib olma ve utanılacak hareketlerden sakınma, her hususta haddini bilip, sınırı gözetme hâli. Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Hakk'a kavuşamaz. ( İmâm-ı Rabbânî ) Allahü teâlâya karşı edeb,…
→Tasavvuf ve TarikatEdeb Erenlere
Topluluk içinde söylenmesi ayıp bir konu gündeme gelince, bu ifade kullanılır. “Hâşâ huzurdan dışarı, hâşâ huzurunuzdan, sözüm meclisten dışarı ” mânâsına gelir.
→Tasavvuf ve TarikatEdeb Ya Hû
Edeb, tasavvuf okulunda önemli bir husustur. Edeble davranma, canlıya, cansıza, insana, hayvana, her şeye, herkese yapılmalıdır. Mutasavvıflar cansız varlıklara, bir tür dirilik atfederler (pan-bioism). Bu sebeble, cansız varlıklara da edeb üzere davranırlar. Mesela kapı…
→Tasavvuf ve TarikatEdeb-Erkân
Erkân Arapça’da temeller, esaslar, direkler anlamlarına gelir. Manevî eğitim gören sâlikin, her yerde ve her an, daima kendisini gören, her hareketini bilen Allah’ı düşünerek ve buna bağlı olarak ağzından çıkan sözlere, yaptığı hareketlere dikkat…
→İnanç ve KelâmEdeb-i kelâm
Anlatımda veya edebî e üslûp içinde sıradan veya yi bayağı sözlere yer verüme- -ı mesi. ı
→Edep
+. Terbiye; incelik, nezaket; kabul gören kullara uyma, 2. tas. Kişideki bir meleke olup onu kötü hal ve hareketlerden Vvazgeçirir. Tasavvuf tümüyle edepten ibarettir. Edep kurallara uymayı ve resmi olmayı gerektirir. Oysa sevgi ve…
→Tasavvuf ve TarikatEdhemî Tâc
Dört terkli bir tacdır. İstiğnâ’nm (yani Allah’dan başka hiçbir şeye ihtiyaç duymamanın) sembolüdür. Bilindiği gibi ibrahim Edhem, önceleri Belh sultanı idi. Sultanlık tacını terk edip derviş olmasından kinaye olarak, bu isim verilmiştir. Sarığın her…
→Tasavvuf ve TarikatEdhemiyye
ibrahim Edhem tarafından kurulduğu söylenen bir tasavvuf okulu. İbrahim Edhem’in tam adı şu şekildedir: Şeyh İshak İbrahim b. Edhem b. Süleyman b. Mansur el-Belhî (öl. 166/783-4).
→Edebiyat, Musiki ve SanatEdîb
1. Güzel hasletleri kendinde toplayan, haddini bilen. ( Bkz. Edeb ) 2. Düzgün, güzel ve pürüzsüz söz söyleyen ve yazan, edebiyatçı.
→Dil ve Genel KültürEdille-i asliyye
Fıkıh hükümlerinin dayandığı temel deliller. Klasik Sünnî usulde Kur’ân, sünnet, icmâ ve kıyas çoğunlukla dört ana delil olarak sıralanır.
→Tasavvuf ve TarikatEdvâr-I Vücûd
Arapça. Varlık devirleri. Varlığın, kendisi için mümkün olan kemal çizgisinde yükselmesi ve sonuçta ilkelerin ilkesine geri dönmesi. Varlık yukarıdan aşağıya iner (kavs-i nüzul). Bu iniş, bir yarım daire şeklinde düşünülür. Sonra varlık, aşağıdan yukarıya…
→Edviye
Devalar, ilaclar. 2. tas. Su makamlara edviye denir: ihsan, ilim, hikmet, basiret, firaset; tazim, ilham, sekinet, tume'ninet, himmet (HM 29). ‘at-1 Ef'aki kulüb ( 45 J bi!) Deva 1. Gönül işleri. 2. tas. Sevgi,…
→İnanç ve KelâmEf'âl-İ İlâhiyye
Allahü teâlânın işleri. Rızk; maâşa, mala, çalışmaya bağlı değildir. Böyle olmakla berâber, çalışmak lâzımdır. Çünkü ef'âl-i ilâhiyye, sebebler ile meydana gelir. Âdet-i ilâhiyye (Allahü teâlânın kânunu) böyledir. Fakat bâzan bir işin meydana gelmesinde lâzım…
→Tasavvuf ve TarikatEfendimiz Allah
Efen- di kelimesi Rumca olup, sahip ve malik gibi manalara gelir. Mevtana Celâladdin Rûmî bu kelimeyi şiirlerinde kullanmıştır. Yani onüçüncü yüzyılda bu kelime, Anadolu Türk muhitinde bilinmekte ve kullanılmaktadır. Sufîliğe mensub bir kişi, çağırıldığı…
→Dil ve Genel KültürEgoist
Kendi menfaatini düşünen bencil, hodbîn, enâniyet sâhibi. ( Bkz. Enâniyet )
→Tasavvuf ve TarikatEhad
Arapça. Bir’i ifade eder. Sıfat ve isimlerin çok olmasına karşılık, Allah’ın zâtındaki Birlik, bu kelime ile ifade edilir. Cürcânî’nin ifadesi ile Bir’in taayyünlerindeki itibar, iskât ve isbat gözönüne alınmaksızın, zât’ın “O, odur” diye söylenebilecek…
→Kur’an ve TefsirEhad (el-Ehad)
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Hiç bir yönden benzeriolmayan, tek olan, ikilik tasavvur edilmeyen, hiç bir şeye muhtaç olmayan. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: De ki: O, Allah'tır, Ehad'dır. ( İhlâs sûresi: 1…
→Dil ve Genel KültürEhâdîs
Hadîs-i şerîfler. Peygamber efendimizin mübârek sözleri, işleri ve görüp de bir şey demedikleri, mâni olmadıkları şeyler. Hadîs'in çokluk şeklidir. ( Bkz. Hadîs )
→Tasavvuf ve TarikatEhadiyyet
Arapça, birlik demektir. Bir şeye nisbeti olmayan, bir şeyin de kendisine nisbeti bulunmadığı şeye denir. Ehadiyyet makamı, İlâhî sıfattan bir makamdır. Bu makam, akıl ve anlatmakla vasfa gelmez. “Onu ilmen hiçbir şey ihata edemez”…
→Tasavvuf ve TarikatEhadiyyetü’l-Ayn
Arapça, ayn’ın tekliği demektir. Bize ve isimlere muhtaç olmaması bakımından, Zat-ı Hakk’ın mertebesi.
→Tasavvuf ve TarikatEhadiyyetü’l-Cem’
Arapça, toplanmanın tekliği demektir. Kendisinde çokluğun münafî olmadığı şey, yani bir yer anıldığında, o yerde bir takım şeylerin de bulunması. Bu, Allah hakkında şöyle ifade edilir: Allah birdir, fakat bütün isimler kendisindedir.
→Tasavvuf ve TarikatEhadiyyetü’l-Kesret
Arapça, çokluğun birliği demektir. Kendisinde nisbî çokluk düşünülen bir (vâhid), demektir. Buna “makam-ı cem'” ve “ehadiyyetü’l-cem”‘ de denir.
→Tasavvuf ve TarikatEhadü’l-Ehadîn
Arapça, teklerin teki. Benzersiz, eşsiz, ehadü’l-ehad.
→Tasavvuf ve TarikatEhdaliyye
Kadirîliğin bir kolu olup, Ebu’l-Hasan Ali b. Ömer el-Ehdâl el-Hüseynî (ö. 1164/1750-51) tarafından kurulmuştur.
→Dil ve Genel KültürEhl ü iyâl
Bir kimsenin bakmakla yükümlü olduğu aile ve ev halkı. Eş, çocuklar ve geçimi üstlenilen yakınları kapsayabilir.
→Dil ve Genel KültürEhl-i arz
Yeryüzünde yaşayanlar; dünya halkı. İnsanlar yanında cinler gibi yeryüzüyle ilişkilendirilen varlıkları da kapsayan geniş kullanımına rastlanır.
→Ehl-i azimet
Bkz. Azimet. Ehl-i bâtın Evliya.
→Ehl-i beyt
Bkz. Âli aba. Ehl-i cedel— Ehl-i zevk İlahi hakikati tartışarak bulmaya çalışan ile ilahi hakkati tadarak ve yaşayarak kavrayan.
→Ehl-i dava
Bkz. Dava, Müddei. Ehl-i dert Dertli, âşık.
→Dil ve Genel KültürEhl-İ Gaflet
Dünyâya dalıp, âhireti unutanlar. Kastedip halkın özüne Toprak doldurup gözüne Ehl-i gafletin yüzüne Gülen dünyâ değil misin? ( Azîz Mahmûd Hüdâî )
→Hadis ve SünnetEhl-İ Hak
Doğru yolda olanlar. ( Bkz. Ehl-i Sünnet )
→Dil ve Genel KültürEhl-i hey’et
Astronomi ve eski gök bilimiyle uğraşan bilginler. Buradaki hey’et , gök cisimlerinin düzenini inceleyen ilmin klasik adıdır.
→Dil ve Genel KültürEhl-i hükümet
Devlet ve yönetim görevlileri. Tarihî metinlerde idare, yargı veya kamu otoritesini temsil eden kimseler için kullanılır; “namuslu kimseler” anlamıyla sınırlı değildir.
→Dil ve Genel KültürEhl-i idrâk
Anlayış, kavrayış ve muhakeme sahibi kimseler. Tasavvufî metinlerde işaret ve mânaları sezebilen kişiler için de kullanılır.
→Dil ve Genel KültürEhl-i ittikā
Takvâ sahibi, dinî ve ahlâkî sorumluluklarında sakıncalı şeylerden titizlikle kaçınan kimseler. Yalnız görünür sertlik veya aşırılık anlamına gelmez.
→Tasavvuf ve TarikatEhl-İ Kal
Arapça, lafçılar, demektir, işin özünden ve esprisinden uzak, kıyısında, kenarında dolaşan kişiler. Bunlar söylediklerini yaşamayan, hakikata ulaşmamış kişilerdir.
→