KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
Iblis
T. Şeytan. Allah'ın huzurundan kovulan ve rahmetinden uzaklaştı- | rılan varlık. Kovulma sebebi Âdem'e secde etmemesiydi. Asi, asiliğinde ısrarlı | ve iddialı yaratık tipi. Adem ise asi, ama suçunu kabul edip özür dileyen yaratık…
→Icabet
Cevaplama, kabul etme, davete olumlu cevap verme. tas. Kulun hak ile olan ahd ve peymanı. Hak ile sohbet iki kelimeyle özetlenir: İcâbet ve istikâmet. Icabet ahittir, istikamet ahde vefa etmektir. Icabet şeriattır, istikamet hakikattir…
→Hadis ve SünnetIka
(8 ( Atma, fırlatma. tas. Kalbe gelen varit ve hitap. Bunların bir kısmı sahih, bir kısım fasittir. Sahih olanlarına ilka-i rabbani, ilka-i ilâhî, ilka-i meleki, ilka-i ruhani denir. Allah'tan olan ilka marifet ve irfanla…
→İnanç ve KelâmIlham
I) Bildirmek, haber vermek. tas. a Feyz yoluyla kalbe gelen özel bir anlam ve bilgi. Düşünmekle kazanılan bir bilgi değildir. b Kalbe konulan iyilik hissi, hayır duygusu. İlhamın kaynağı ya Allah ya da melektir.…
→Infisal
Ayrılmak, kopmak. tas. a Iki cihandan kopmak ve mâsivaya bakmamak. b Arzu ve alışkanlıklardan kopmak. c Infisal halini görmemek, yani mâsivâdan kopmak, ama bunu dikkate almamak. d Allah'tan din- den, amelden ve ahlak kurallarından…
→Inniyet
Benlik, tas. Öz mertebesi itibariyle ayni varlığın gerçekleşmesi (kı). Sâlik, Hak ile arasında inniyet (benlik) bulunduğu sürece onu idrak | edemez, ona eremez. Benlik perdesi kalkınca hakikat aşikâr bir surette idrak edi- | Sâlikin…
→Isar
Fedakârlık, başkalarının hak ve menfaatlerini kendi hak ve menfaatlerinden önde tutma. 2. tas. Bir insanın, fayda sağlama ve zarardan korunma | konusunda kendisinden çok başkalarını, özellikle dostlarını ve din kardeşlerini düşünmesi ( 122, 141;…
→Isfak
7, Esirgemek, yaziklamak, kaygılanmak. 2. tas, Acıma duygusu ile sürekli sakınma halinde olmak. Nefse karşı şahlanan ve cesaretle karşı çıkan nefsine acımış olur. Amele devam ve bu hususta sabr eden amele acımış olur, Halkın…
→Istigase
1, Sığınmak, iltica etmek, medet ve yardım istemek; imdat
→Istisfa
|) Şefaat istemek, bir isin görülmesi için birinin aracı (vasıta, vesile) olmasını istemek. tas. Tarikat ehlinin yatırlardan ve ermişlerin ruhlarından Allah katında şefâatçi ve aracı olmalarını istemeleri. Hz. Peygamber'in ruhunun Allah katında şefâatçi olmasına…
→Istiyak
Özlemek. tas. Alınan hazzın sürekli olması için âşıkın sevgilisine kavuşmayı şiddetle arzulaması. İnziac halinin en mükemmel mertebesi, yani âşıkın bütün varlığıyla sevgilisini arzulaması ve onun tarafına sürüklen- mesi. İştiyak halinde bulunanlara müştak denir.
→Itap
Sitem etmek, azarlamak, kınamak. tas. a Sâlikin nefsini kınaması, kendini eleştirmesi, hesaba çekmesi. b Bazı hallerde bir hikmetten ve sebepten ötürü Hakk'ın kulunu uyarması, ona serzenişte bulunması. Birgün Rabia Hatun'u rahatsız görmüşler ve sebebini…
→Dil ve Genel KültürItk-ı küll
Bir köle veya câriyeyi bütünüyle hürriyetine kavuşturma. Kısmen değil, sahiplik bağının tamamını sona erdiren azat işlemidir.
→İ‘câb
Kendini ve yaptığını beğenme. Tasavvuf ahlâkında kişinin ibadetini, bilgisini veya mânevî hâlini kendinden bilerek üstünlük duymasıdır. Ucb, ihlâsı zedeleyen ve sâliki benlik iddiasına döndüren bir tehlike sayılır. Ucb maddesine de bakınız.
→İ‘tibâr
İbret ve ders alma. Tasavvufta dünyanın ve içindekilerin geçiciliğini dikkate alarak görünen olaylardan mânevî sonuç çıkarmak, eşyayı yalnız dış yüzüyle değil işaret ettiği hakikat bakımından okumaktır.
→Tasavvuf ve Tarikatİ‘tikâf
İbadet amacıyla belirli süre mescitte kalma. Özellikle ramazanın son on gününde uygulanır. İ‘tikâfta namaz, Kur’ân, zikir, dua ve tefekkürle meşgul olunur; zorunlu ihtiyaçlar dışında ibadet mahallinden çıkılmaz. Süre, oruç şartı ve kadınların uygulaması konusunda…
→Dil ve Genel Kültürİbâhiyye
Dinî yasak ve yükümlülüklerin kendileri için kalktığını ileri süren kişi veya çevrelere verilen eleştirel ad. Tarihî kaynaklarda farklı gruplara polemik amacıyla nispet edildiğinden tek ve bütünlüklü bir mezhep adı gibi kullanılmamalıdır.
→Dil ve Genel Kültürİbn
Oğul, erkek çocuk. Arapça kişi adlarında nesebi gösterir; “falancanın oğlu” anlamında iki özel ad arasında kullanılır.
→Dil ve Genel Kültürİbniyye
Bir kimsenin oğlunun kızı; kız torun. Klasik ferâiz dilinde miras payı diğer mirasçıların varlığına göre belirlenir.
→İbnü'lvakt
1) veya İbnü'l-vakit Vaktin çocuğu. tas. a Sûfî İbnü'l vakittir, yani o, içinde bulunduğu zamanda (halde) yapılması en uygun olan şeyle meşgul olur, o vakitte kendisinden istenen sey neyse onu yapar. Derviş ne geçmiş…
→İbret
Hâzırı gâib olarak görmek ibret, gaybi hâzır olarak görmek fikirdir. Bir göz ki onun ibret olmaya nazarında Ol düşmenidir sahibinin baş üzerinde Misti
→İbrik
İçine su konulan kulplu ve emzikli kap. tas. Süfiler sefer esnasında daima yanlarında rekve, matara ve raviye gibi isimler verilen çeşitli şekillerde yapılmış bir su kabı, su tulumu veya ibrik bulundururlar. İbrik bulundurmak seferin…
→İcâzetnâme
Bir kimseye belirli bir ilmi öğretme, eseri rivayet etme veya tarikatta irşad ve hilâfet görevini yürütme yetkisinin verildiğini gösteren yazılı belge. Tarikat icâzetnâmelerinde yetkiyi veren şeyh, icâzet alan kişi, silsile, izin verilen zikir ve…
→Dil ve Genel Kültürİcâzetnâme
Bir ilim, sanat veya tarikat yolunda öğretme, uygulama yahut temsil yetkisinin verildiğini gösteren yazılı belge. İlim icazeti rivayet ve tedris yetkisini; hat icazeti sanat yeterliliğini; tarikat icazeti ise irşad veya belirli evrâdı aktarma yetkisini…
→İddia
Bir hak, durum veya niteliğin kendisine ait olduğunu ileri sürme. Tasavvuf ahlâkında makam, keşif veya velâyet iddiası nefsin payı ve doğruluk bakımından sorgulanır. Sözün değeri yalnız iddiaya değil, hâl ve istikamete bağlanır.
→İdlâl
Nazlanmak ve yakınlığına güvenerek naz etmek. Tasavvuf dilinde kulun Allah katındaki yakınlık duygusuyla ortaya çıkan naz hâlini anlatır. Bu hâlin benlik iddiasına dönüşmemesi gerektiği vurgulanır. Naz maddesine bakınız.
→İhlâs
Ameli yalnız Allah için yapmak ve insanların görmesi, takdiri ya da kınaması üzerinden değer üretmemek. Melâmetî öğretinin merkez ilkelerindendir.
→Kur’an ve Tefsirİhlâsnâme
İhlâs sûresinin anlam ve faziletlerini konu alan manzum veya mensur eser. Tasavvufî edebiyatta tevhid, samimiyet ve kulluk bilincini sûrenin kısa fakat yoğun anlam örgüsü üzerinden açıklar.
→Kur’an ve Tefsirİkrah
Bir kimseyi tehdit veya zor kullanarak istemediği bir sözü söylemeye ya da fiili yapmaya mecbur bırakma. İkrâh-ı mülcî Can veya organ kaybı gibi ağır ve hemen gerçekleşebilir tehditle oluşan tam zorlama. İkrâh-ı gayr-i mülcî…
→Dil ve Genel Kültürİkrâh-ı nâkıs
Öldürme veya uzuv kaybı tehdidine varmayan fakat kişiyi ciddi biçimde zorlayan eksik cebir. Hukukî işlemlere etkisi, ikrâh-ı mülcîden farklıdır.
→Dil ve Genel Kültürİktisâs
Bir izi takip etme veya anlatılan bir olayı adım adım izleme. Kök anlamı “iz sürmek”tir; kıssa ve takip kavramlarıyla ilişkilidir.
→İlahiyet
Tanrılık, tas. Rahmet; şefkat, azap, gazap gibi insanla ilişkisi bulunan bütün ilâhî isimler (iFM).
→İnanç ve Kelâmİlâhiyye
İlâhî olana ilişkin kavram veya hüküm. Bazı eski sözlüklerde kader ve mukadderat anlamında kullanılmışsa da terimin kesin karşılığı metnin bağlamına göre belirlenmelidir.
→İlbas-i hırka
Hırka giydirmek. tas. Şeyhin tarikate alacağı müride özel bir törenle hırka giydirmesi. Genellikle bir tarikat geleneğidir. Giydirilen hırka müridin ruhi hallerinin de kıyafeti gibi değiştiğine, alışkanlıklarından koptuğuna, Hakk'ın makbulu olduğuna işaret sayılır. Bkz. Hırka,
→İnanç ve Kelâmİlhâm-ı ilâhî
Bir mânanın Allah tarafından kulun kalbine doğdurulduğuna inanılan içsel sezgi. İlham vahiy değildir; dinî hüküm koyan bağımsız delil kabul edilmez.
→İlim
Çk) r. Bilmek. 2. tas. Marifet, irfan, kendini bilmek, sâlikin kendini bil- İlm-i ledün ——ğ—ğ—— smi ledin mesi; “kendini bilen Rabb'ini bilir.” Bilmek istersen seni can içinde ara canı Geç canından bul onu sen…
→İnanç ve Kelâmİllet
Sebep. tas. a Bir sebep göstererek veya sebebsiz olarak Hakk'ın kulunu uyarması (irm). b Sonradan meydana gelen şeyler. Her şeyin illeti (sebebi) Hakk'ın yapıcılığıdır, onun yapıcılığının bir illeti yoktur ( İFM 11:646; Gİ 1:79).…
→Tasavvuf ve Tarikatİlm-i hal
Bkz. Hal ilmi. İlm-i husuli Zahiri ilim. İlm-i huzuri Bâtıni ilim.
→İnanç ve Kelâmİlm-i kāl
Söz ve aktarım yoluyla öğrenilen bilgi. Ders, kitap, rivayet ve açıklama yoluyla kazanılan zâhirî ilimler için kullanılır. Tasavvuf metinlerinde yaşayarak ve mânevî tecrübeyle elde edilen ilm-i hâl ile karşılaştırılır. Bu karşılaştırma zâhirî ilimlerin değersiz…
→Hadis ve Sünnetİmam
Önde bulunan ve kendisine uyulan kimse. Namazda cemaate önderlik eden kişiye imam denir. Terim mezhep kurucuları ve büyük âlimler için saygı unvanı; siyaset ve kelâm literatüründe toplumun yöneticisi anlamında da kullanılır. Şiî düşüncedeki imamet…
→İbadet ve Fıkıhİmâm-ı Âzam
“En büyük imam” anlamındaki unvan. Hanefî mezhebinin imamı Ebû Hanîfe Nu‘mân b. Sâbit için kullanılır. Ebû Hanîfe 8. yüzyılda Kûfe’de yaşamış; fıkıh düşüncesi öğrencileri Ebû Yûsuf ve Muhammed eş-Şeybânî başta olmak üzere sonraki Hanefî…
→İnanç ve Kelâmİmâmiyye
İmamîler, ri Hz. Muhammed'den sonra, Hz. ı Ali'nin ve soyunun meşru imam olduğuna inanan Şiî mezheple 2. rinden biri olup "isnâaşeriyye" n (bk. bu madde), "seb'iyye" (bk. m bu madde), "zeydiyye" (bk. bu madde)…
→İmamu'leimme
İmamların imamı; baş imam. tas. Allah'ın hay ismi (kı). Evvel, ahir, zahir, bâtın isimlerine de ana isimler denir.
→Kur’an ve Tefsirİman
( bg Dı. İnanmak, inanç. 2. tas. a Marifetullah, yakin, Hakk’a dair olan bilgi (us). b İslam zahir, iman bâtın, ihsan hakikattir. c Kulun Hakk'ın hidayetiyle harekete geçmesi. Süfiler, çoğu zaman evliyanın imanını “uluhiyeti…
→Dil ve Genel Kültürİmaret
Bayındırlık eseri veya vakıf yoluyla halka yemek ve hizmet sunan hayır kurumu. Osmanlı külliyelerinde imaret çoğu zaman mutfak ve aş dağıtım merkezi anlamındadır.
→Dil ve Genel Kültürİmarethâne
Yoksullara, yolculara, talebelere veya bir külliyenin görevlilerine yemek dağıtan hayır kurumu ve mutfağı. Vakıf sistemiyle işletilen imarethâneler cami, medrese, tekke, hastane ve kervansaray çevresindeki sosyal hizmet ağının parçasıydı.
→İnâbet (Şâbâniyye)
Tâlibin tevbe, bağlılık ve mânevî eğitim talebiyle mürşide başvurması; ardından kelime-i tevhid ve esmâ eğitiminin başlaması.
→Kur’an ve Tefsirİnâyet
Le) Lütuf, ihsan, kayırma. tas. Allah'ın kulunu kayırması, İnayet-i hak İlahi inayet; Hakk'ın insanı kayırması, koruması ve kollaması, ona İnfisal a e disa destek olması. İki cihan zindan ise gerek bana bostân ola Ayruk…
→Kur’an ve Tefsirİnfirâd
Tek kalma ve yalnızlaşma. Hadis ilminde bir rivayetin senedinin herhangi bir tabakasında râvi sayısının bire düşmesi yahut benzeri bulunmaması durumudur. Tasavvuf dilinde infirâd ayrıca sâlikin kalabalıktan çekilip ibadet ve murakabeye yönelmesi anlamında kullanılabilir; hadis…
→Kur’an ve Tefsirİnkâr
küfür nnâ li-llâhi ve innâ ileyhi râci'ûn ay. “Şüphesiz, Allah'ımıza döneceğiz.” anlamında Kur’ân-ı Kerîm’in bir ayetinde geçen söz. nn-Allahe ma'a-s-sâbirîn ay. “Şüphesiz Allah sabırlılardan yanadır.” anlamında Kur’ân-ı Kerîm’in bir ayetinde geçen söz.
→Kur’an ve Tefsirİnşallah
“Allah dilerse.” Gelecekte yapılması düşünülen bir işin ancak Allah’ın iradesi ve imkân vermesiyle gerçekleşebileceğini belirtir. İfade sorumluluktan kaçma sözü değil; insan iradesinin sınırlılığını hatırlatan bir tevekkül ve edep cümlesidir. Kehf sûresinin 23–24. âyetleri bu…
→Kur’an ve Tefsirİnşikāku’l-kamer
Ayın yarılması. Kamer sûresinin ilk âyetleri ve ilgili rivayetler çerçevesinde Hz. Peygamber’e nispet edilen mûcize. Klasik âlimlerin çoğu olayı gerçekleşmiş hissî mûcize olarak yorumlamış; bazı yorumcular âyeti kıyametle ilişkili gelecek bir olay veya mecaz…
→İntibâh
Uyanma ve farkına varma. Tasavvufta gaflet hâlinden çıkıp mânevî yolculuğa yönelmeyi; ilâhî inayetin kulu harekete geçirerek tövbe, muhasebe ve arayışa sevk etmesini ifade eder.
→İntikam
( Öç alma. tas. Allah'ın intikam sıfatı (Zu) ve kahhariyeti bazı kişilerde kuvvetli bir şekilde tecelli eder. Hak Teala asi ve zalim kullarını bunlar vasıtasıyla cezalandırır. Hak kulundan intikamın yine abd ile alur Bilmeyen…
→Kur’an ve Tefsirİrade
x. Istek, arzu, talep. 2. tas. a Hakikatin çağrısına olumlu cevap vermeyi gerektiren kalpteki sevgi ateşi.. b Nefsi, onun arzularından çevirip Hakk ın rızasına yöneltmek. c Nefsin isteğini değil, Hakk'ın emrini yerine getirmek. Bu…
→İrhas
Temellendirmek, sağlamlaştırmak, sıkıştırmak. tas. Peygamber'e vahiy gelmeden evvel ondan zuhur eden harikulade haller (cr). Aynı haller vahiy geldikten sonra zuhur ederse mucize adını alır. İrhas, ilerde peygamber olacak bir şahsa, peygamber olduğunu Allah tarafından…
→Dil ve Genel Kültürİslâm birliği
bk. îslâmcılık ü -ı İslâmcı s. ve a. Müslümanlığın n esaslarmı sadece dinî hayatta n değil, hukukî, İktisadî ve siyasî a düzenlemelerde de geçerli kılr mak isteyen kimseler. ul
→İslâm-iman-ihsan mertebeleri
Şâbânî seyr ü sülûkunda fiiller, sıfatlar ve zât tevhidiyle ilişkilendirilen üç ana eğitim katmanı; her biri iki iç makamla açıklanır.
→İbadet ve Fıkıhİslâmın şartı
İslâm’m temel ilkelerinden olan “farz” (bk. bu madde) ın şartları arasında yer alan ve beş şartı veya farzı ifade eden terim. Bu şartlar, “savm” (bk. bu madde), yani ramazan orucu tutmak, “salât” (bk. bu…
→İsm-i Hû
Allah’a işaret eden Hû zamiriyle yapılan zikir. Celvetî kaynaklarda ileri sülûk mertebeleri ve müntehî zikriyle ilişkilendirilir.
→Dil ve Genel Kültürİsmâ'iliyye
Şî' inancına göre altıncı İmam Ca'fer-i Sâdık’m oğlu İsmail b Ca'fer es-sâdık’a nispet edilen v onun soyundan gelenlerin ima metini benimseyen, ayrıca aşır görüşleriyle tanınan bir Ş mezhebinin adı. Bu mezhebi “yedi devir inancı”…
→Dil ve Genel Kültürİsmâilîlik
İmameti Ca‘fer es-Sâdık’tan sonra oğlu İsmâil ve onun soyunda sürdüren Şiî geleneklerin ortak adı. Fâtımî, Nizârî ve Müsta‘lî kolları tarih içinde farklılaşmıştır.
→İspat-Nefy
Olumlulama-olumsuzlama, red—kabul. tas. Kelime-i tevhidin “Lailahe” (ilah yoktur) kısmına nefy, “illallah”, (Ancak Allah vardır) kısmına İstigâse ispat denir. Zikir esnasında bu hususa dikkat etmenin ayrı bir önemi vardır. Bkz.
→Kur’an ve Tefsirİsrâ
Hz. Peygamber’in geceleyin Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya götürülmesi. İsrâ sûresinin ilk âyetinde anlatılır. İsrâ, göklere yükseliş anlamındaki mi‘racla birlikte anılır fakat kavramsal olarak yolculuğun Mekke–Kudüs bölümünü ifade eder. Tasavvufî yorumlarda gece yolculuğu, kulun mânevî…
→Kur’an ve Tefsirİsrâ'îl
Benî İsraîl olarak da bilinen bu terim, Tevrat ve Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Yakup’un çocukları ve onlarm soyundan gelen kimseler için kullanılmıştır. Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de iki ayette geçmektedir (Âl-i İmrân suresi, 3 / 93;…
→Dil ve Genel Kültürİsrâ'îliyât
Yahudilik ve Hristiyanlıktan İslâm kaynaklarına geçtiği kabul edilen bilgiler.
→İsticâbet
Kabul etme, olumlu cevap verme. tas. İlahi çağrıyı kalben kabul etme, ruhen benimseme. Tevhit isticabeti: Allah'ın bir olduğunu | söylemek. Tahkik isticabeti: Ariflerin tevhidi yaşamaları. Tevhit sâlikin sıfatı, tahkik meczupların halidir. İlki Halil'in, ikincisi…
→İstidrac
( Adım adım ilerleme, basamak basamak yükselme. a Tanrı veya Hakk'ın makbul bir kulu olduğunu iddia eden bir kafirden ve gayr-i müslimden, iddiasına uygun harikulade hallerin zuhur etmesi, b Şeytan'ın, iddiacı kâfiri, daha derin…
→İstifa
I) Seçme, süzme. tas. a Hak Teala'nın kulunun kalbini boşaltıp içine ilâhî marifet doldurması ve bu suretle marifetin kendi saflığını burada yayması. b Hakk'ın ezeli ilminde yapmış olduğu seçme. Hak Teala Peygamber'i ezelde kendisi…
→Dil ve Genel Kültürİstiğfar
Örtme, örtbas etme. tas. a Hata ve günahların Allah tarafından af ve mağfiret edilmesini istemek; kulun, “Alah'ım beni affet,” diye ona dua etmesi. b Kulun işlediği iyi amelleri az bulup bunları artırmaya çalışması, günahları…
→İstiğnâ
!) Zengin olmak, zenginlik istemek, ihtiyaç duymamak, tenezzül etmemek. tas. Allah'la istiğna: Sâlikin Allah'ın kendisine kâfi olduğuna inanarak ondan başkasına ihtiyaç duymaması ve tenezzül etmemesi. İstiğnabillah ile iftikârbillah birbirini tamamlayan iki haldir. Bir kimse…
→İstiğrâk
!) Gark olmak, batmak. tas. Sâlikin ilâhî sevginin istilası altında sevgiliyi temaşa ederken, maddi âlem ve mâsivâ hakkında hiçbir his, idrak ve şuura sahip olmaması. Bu halde bulunana müstağrak denir. Istigrak halin- deki bir…
→