KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
Şa'bân Ayı
Arabî ayların sekizincisi, üç aylardan ikincisi. Her kim Şa'bân-ı şerîfte üç gün oruç tutarsa, Hak teâlâ, Cennet-i a'lâda ona bir yer hazırlar. (Hadîs-i şerîf-Miftâh-ül-Cenne) Şa'bân-ı şerîf, bana mahsûs bir aydır. Hak teâlâ hazretleri, Arş-ı…
→Tasavvuf ve TarikatŞa’raniyye
Abdülvahhâb Şa’ranî (ö. 973/1568) tarafından kurulan bir tasavvuf okulu.
→Kur’an ve TefsirŞa'yâ Aleyhisselâm
İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Mûsâ aleyhisselâmın dînini yayıp, Tevrât-ı şerîfin hükümlerini bildirdi. Mûsâ aleyhisselâmdan sonra hak yoldan ayrılıp, bozuk yollara sapan İsrâiloğulları kendilerine gönderilen peygamberlere ya kısa dönemler hâlinde tâbi oldular veya hiç tâbi olmayıp…
→Şâbânî tâcı
Tarikatın tarihî kıyafet kültüründe mürşid ve dervişlerin derecesiyle ilişkilendirilen başlık. Biçim, dilim ve renklerin sembolik açıklamaları vardır; bunlar yolun amacı değil dönemsel adabıdır.
→Dil ve Genel KültürŞâfi‘-i rûz-ı cezâ
“Hesap gününün şefaatçisi” anlamında Hz. Muhammed için kullanılan övgü unvanı. Na‘t ve mevlid edebiyatında şefaat ümidiyle anılır.
→Dil ve Genel KültürŞâfi‘-i yevm-i cezâ
Hesap gününde şefaat edecek olan anlamında Hz. Muhammed için kullanılan unvan. Şefaatin gerçekleşmesi Allah’ın iznine bağlı kabul edilir.
→İnanç ve KelâmŞâfi'î
Dört büyük fıkıh mezhebinden biri olup Ebû Abdullah Muhammed ibn İdrîs eş-Şâfiî (öl. 204 / 820) tarafından Hanefî ve Maliki mezhebinden sonra oluşturulan ve mezhepler tarihi içinde üçüncü büyük mezhepten olan kimse.
→Hadis ve SünnetŞâfi'î Mezhebi
Dört büyük mezhepten biri olup Hicrî yılın ikinci yüzyılında Medine’de doğan ve îmam Ebû Abdullah Muhammed ibn Îdrîs eş-Şâfiî (öl. 204 / 820) tarafindan oluşturulan ve geliştirilen, ismini de kurucusundan alan mezhep için kullanılan…
→Kur’an ve TefsirŞah
x, Kral, Padisah, sultan, 2. tas. Safi, veli, şeyh. Pek çok mutasavvıfa ve tarikat şeyhine şah (sultan, Padişah) unvanı verilmişti. İlk süfilerden Şah Şucâ' Kirmâni bu unvanla anılır, Özellikle Orta Asya ve Hindistan mutasavvıfları…
→Dil ve Genel KültürŞâh-ı risâlet
“Peygamberlik ülkesinin hükümdarı” anlamında Hz. Muhammed için kullanılan övgü unvanı. Özellikle na‘t ve tekke şiirinde görülür; siyasî hükümdarlık değil, peygamberlik makamındaki üstünlüğü anlatır.
→Kur’an ve TefsirŞâh-ı velâyet
Velâyetin önderi anlamında Hz. Ali için kullanılan övgü unvanı. Tasavvuf ve Ehl-i beyt edebiyatında Hz. Ali’nin ilim, irşad ve mânevî silsilelerdeki yerini vurgular.
→Dil ve Genel KültürŞâh-ı Zülfikār
Zülfikār adlı kılıcına nispetle Hz. Ali için kullanılan övgü unvanı. Ehl-i beyt ve tekke şiirinde cesaret ve velâyet sembolüdür.
→Dil ve Genel KültürŞâhid-i zûr
Yalan şahitlik yapan kimse. Gerçeği bildiği hâlde mahkeme veya toplum önünde ona aykırı tanıklık etmeyi ifade eder; büyük günahlardan sayılmıştır.
→Tasavvuf ve TarikatŞahide
Arapça, şehâdet eden, gören anlamına dişil bir kelime. Mezara dikine yerleştirilen, üzerinde yazı ve çiçek bulunan mermer baş ve ayak taşları hakkında kullanılan bir tâbir. Üzerindeki yazı, mezarın hangi şahsa ait olduğunu belirttiği için…
→Kur’an ve TefsirŞâhik-Ul-Cebel
Dağda, çölde veya baskı ve zulüm rejimleri altında yaşayıp da peygamberleri ve onların getirdikleri dinleri işitmemiş kimseler. Şâhik-ul-cebel olanların peygamberliğe ve peygamberlerin gönderilmiş olmasına inanmaları mümkün değildir. Bunlara peygamber gelmemiş gibidir. Bunlar mâzur görüldü.…
→Dil ve Genel KültürŞakîk
Ferâiz ilminde yâni mîrâs hukûkunda ana-baba bir erkek kardeşler (Benül-a'yân). Ana-baba bir kız kardeşe şakîka denir. Şakikler ve Benü'l-allât yâni yalnız baba bir kardeşler; oğul, oğul oğlu, baba ve dededen biri bulunduğu zaman vâris…
→İnanç ve KelâmŞakk-I Kamer
Ayın yarılması, Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâmın ayı ikiye ayırması mûcizesi. Muhammed aleyhisselâmın mûcizelerinin en büyüklerinden birisi de, Şakk-ı kamer mûcizesidir. Bu mûcize başka hiçbir peygambere nasîb olmamıştır. Muhammed aleyhisselâm elli iki yaşında iken, Mekke'de…
→Tasavvuf ve TarikatŞalvar
Farsça, ağı geniş ve bol, uçkurla bağlanan, paçaları dar, alta giyilen, dış giysisi veya bir tür pantalon. Fütüvvet yoluna giren kişi, girdiği meslekte zamanla ustalaşır, olgunlaşırsa, ona belirli bir törenle, şalvar giydirilir, şed (kuşak)…
→Şâm
Akşam. tas. Taayyün perdeleri kesret (sr). Bkz. Şeb.
→Tasavvuf ve TarikatŞâm-I Gariban
Farsça, garipler akşamı anlamında bir tamlama. Şia’ya göre, Hz. Hüseyin ve arkadaşlarının başına gelen musibetin akşamı (11 Muharrem gecesi), garipler akşamıdır. Birisinin ölüp defnedildiği günün akşamına da, garipler akşamı denir.
→Dil ve Genel KültürŞâmânîler
İyi ve kötü ruhların bütün âlemi te'siri altında tuttuğu inancına dayanan sapık bir yolun mensupları. Şâmânîler, güneşte bulunuyor dedikleri bir tanrıya ve cinne ve meleklere tapınır. En büyüğüne şeytan derler. Bugün Sibirya'daki ve Okyanus…
→İbadet ve FıkıhŞân
1. Hâl, durum. Eshâbımın ismini işitince, susunuz. Şânlarına yakışmayan sözleri söylemeyiniz. (Hadîs-i şerîf-Savâik-ül-Muhrika) Allahü teâlâdan râzı olandan, Allahü teâlâ da râzıdır. Kazâya rızâ, evliyânın şânındandır. (Fakîrullah) Haramlardan sakınmak; akıllıların şânı, şereflilerin tabîatındandır. (Hazret-i Ali)…
→Tasavvuf ve TarikatŞarab
Arapça, içecek şey, anlamında bir kelime. Aşk ve mahabbet anlamına kullanılır. Coşkun aşk halleri ki, bu durumdaki kişi aşkta sadakat imtihanından geçer. Kemale erenlerin hali budur. Bu kelimeyle ilgili bazı deyimler şunlardır:Şaraphane : Melekût…
→Şarab-ı hâm
Çiğ şarab. tas. Maddi ve dünyevi zevkle karışık hayat.
→Şarab-ı puhte
Yıllanmış ve tam kıvamına gelmiş şarap. tas. Her çeşit kayıttan kurtulmuş saf ve soyut zevk.
→Şarâb-ı tevhit
1. Zat-ı kibriyada mahvolup her türlü maddi bağlardan kurtulma,
→Şarap
Meşrubat, içki, mey, bade. tas. Coşkun aşk halleri ki, sahibini kınanmayı gerektirecek hal ve hareketlerin içine sokar, Bu da sülûkün sonuna gelen kemal ehline mahsustur (us). Tasavvufta şarap aşkı, mahabbeti, şevki ve vecdi temsil…
→İnanç ve KelâmŞârî'
Kullarının dünyâ ve âhiret seâdetine (mutluluğuna) kavuşmaları için Peygamberleri aleyhimüsselâm vâsıtasıyla emir ve yasaklarını bildiren Allahü teâlâ. Şâri-i mübîn de denir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etmesi (ulaştırması) gerektiğinde, kapalı hususları açıklaması…
→Tasavvuf ve TarikatŞatah
Arapça, hareket, kıpırdama vs. gibi anlamları olan bir kelime. Konuşmada şatah, konuşurken ölçüyü kaçırmayı ifade eder. Aşırı tecellî ve feyz gelen velîlerden, bir takım şeriata uymaz gibi görünen sözler zuhur eder. Dıştan bakınca, bu…
→Tasavvuf ve TarikatŞâzeliyye
öz. a. [Ar.] İslâmî tarikatlerinden 13. yüzyılda ortaya çıkan ve Eb’ül-Hasan Takiyiyüddin-i Ali bin Abdullahü’ş-Şâzelî (öl. 656 / 1258) ’ye nispet edilen tarikat. Mısır merkezli olarak doğan, oradan Mağrib bölgesine yayılan ve sonradan dünyanın…
→İnanç ve KelâmŞâziliyye
Evliyânın büyüklerinden Ebü'l-Hasen Şâzilî hazretlerinin tasavvuftaki yolu. Ebü'l-Hasen-i Şâzilî 1196 (H. 592)'de Tunus'ta Şâzile kasabasında doğdu. Silsilesi, bağlı olduğu tasavvuf kolu Sırrî-i Sekatî'den gelmekte ve bu yoldan Seyyid Ahmed Rıfâî hazretlerine bağlanmaktadır. İskenderiyye'de Şâziliyye…
→İbadet ve FıkıhŞeâ'irullah
Görülünce, Allahü teâlâyı hatırlatan şeyler. Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Bir kimse, Şeâ'irullahı ta'zim ederse, bu iş kalblerin takvâsındandır. (Hac sûresi: 32) Safâ ve Merve, Allahü teâlânın, Şeâ'irindendir. (Bekara sûresi: 158) Şeâ'irullah…
→Tasavvuf ve TarikatŞeb-Çerağ
Farsça, gece çırası demektir. Bektaşî tekkelerinde on iki köşeli, tas biçimindeki kandile verilen ad. Oniki köşe, oniki imama işarettir.
→Tasavvuf ve TarikatŞeb-Hane
Farsça, gece evi anlamında bir kelime. Garip ve fukaranın, parası olmayanların, ücret ödemeksizin geceyi geçirmeleri için, hayır sahipleri tarafından yaptırılan binalara denir. Bu sosyal dayanışma kurumu, vakıf kayıtlarında “şeb-hâne” şeklinde geçer.
→Tasavvuf ve TarikatŞeb-Külâh
Farsça, iki kelimeden oluşmuş bir ifâde. Gece külahı, gece başlığı demektir. Dövme yünden yapılan, bir karış veya daha kısa olan bu başlık, gece yatarken giyilir. Bal renkli ve beyaz olur.Her dürr-i sitâre tab’ı nazmın,…
→Dil ve Genel KültürŞebeke-İ Seâdet
Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem mübârek kabrinin bulunduğu Hücre-i seâdet denilen yerin dış duvarı etrâfında yerden Mescid-i Nebî'nin tavanına kadar yükselen demir parmaklık. Şebeke-i seâdetin kıble tarafına muvâcehe-i seâdet, doğu tarafına kadem-i seâdet,…
→Kur’an ve TefsirŞecere-İ Pâk-İ Muhammedî
Muhammed aleyhisselâmın mübârek, temiz soy kütüğü, soy ağacı. Allahü teâlâ Şecere-i Pâk-i Muhammedî ile ilgili olarak meâlen buyurdu ki: Sen, yâni senin nûrun hep secde edenlerden dolaştırılıp, sana ulaşmıştır. (Şuarâ sûresi: 219) (Senâullah Dehlevî)…
→İnanç ve KelâmŞecere-İ Rıdvân
628 (H.6) senesinde yapılan Hudeybiye andlaşmasından önce Medîneli müslümanların, altında Peygamber efendimize ve İslâm dînine bağlı kalacakları husûsunda bağlılık yemîni ettikleri ağaç. Hudeybiye andlaşması imzâlanmadan önce Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem anlaşma şartlarını…
→Dil ve Genel KültürŞecere-İ Tayyibe
Temiz ağaç. Bütün iyiliklerin ve güzelliklerin kaynağı olan İslâmiyet'e verilen ad. Zâhir (beden) her zaman İslâmiyet'in emirlerini yapmaya mecbûrdur. Bâtın (kalb) da hakîkatin işleriyle meşgûl olur. Bu dünyâda amel, ibâdet lâzımdır. Bu amellerin bâtına…
→Tasavvuf ve TarikatŞed Bağlamak
Uğraştığı sanat dalında başarılı olan ve maharet kazanan çıraklara, fütüvvet geleneğince, ustaları tarafından bir törenle kuşak kuşandırılır. Usta çırağına kendisine ilk şed’in kim tarafından bağlandığını (kuşak kuşandığını) anlatırdı. Her sanatın ilk piri, Fütüvvetnâme adlı…
→Tasavvuf ve TarikatŞef’
Arapça, çift demektir. Yaratma olarak deyimlenmiştir. Kaşânî’ye göre, vâhidiyyet hazreti, ehadiyyet hazretine eklenmedikçe İlâhî isimler ortaya çıkmaz. İlâhî isimler yaratma ile gerçeklik kazanır. Bu sebeple tek (vitr), çift (şef) ayırımı yapılmıştır.
→İnanç ve KelâmŞefâ'at-I Kübrâ
Kıyâmette, o günün dayanılmaz dehşeti ve şiddetli sıkıntıları sebebiyle, insanların mürâcaatları üzerine Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem), onların muhâkeme ve hesâblarının bir an evvel görülmesi için Allahü teâlâya yalvarması ve bu dileğinin kabûl…
→Şefaat
Aracılık, yardım etmek. Yüce bir makam sahibinin, dileğini kabul etmesini veya suçunu affetmesini sağlamak için bir kimsenin o yüce makam sahibine daha yakın olduğuna inandığı bir şahsı aracı (vasıta-vesile) yapması. Yüce makam sahibinin, aracı…
→Dil ve Genel KültürŞefî'
Şefâat eden, bir suçun, günâhın bağışlanması için vâsıta, aracı olan. (Bkz. Şefâat)
→Tasavvuf ve TarikatŞehade
Arapça, gözönündeki, görülen, şahid olunan şeyi ifade eder. Şehidlik, şehid olarak ölme. Boğularak, vebadan ve garib olarak ölenlere şehid denir. En yüce şehadet mertebesi, Allah yolunda öldürülmektir. Bu sayılanlara küçük şehidlik denir. Bir de…
→İbadet ve FıkıhŞehâdet
1. Birinin başkasında hakkı bulunduğunu bildirmek için, hâkim karşısında ve iki hasmın yanında, şehâdet ederim diyerek haber vermek. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: Onlar yalan yere şehâdet etmezler. (Furkân sûresi: 72) Resûlullah sallallahü aleyhi…
→Dil ve Genel KültürŞehâdet Kelimesi
Kelime-i şehâdet, İslâm'ın beş şartından birincisi. "Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh" mübârek sözü. (Bkz. Kelime-i Şehâdet) Şehâdet kelimesini okumanın yüz otuz kadar fâidesi vardır. Bunlardan birisi de sırat…
→Dil ve Genel KültürŞehâmet
İyi işler yapmak, yüksek mertebeler ele geçirmek; zekâ ve akıllılıkla berâber olan cesâret, yiğitlik. Şecâatten yâni yiğitlik, kahramanlıktan hâsıl olan iyi huylardan biri de şehâmettir. (Ali bin Emrullah)
→Tasavvuf ve TarikatŞehâviyye
Muhammedi’ş-Şehâvi’l-Burhânî tarafından kurulmuş tasavvuf okulu. Burhaniyye’nin bir kolu.
→Tasavvuf ve TarikatŞehbaziyye
Seyyid Lal Şahbaz Garib tarafından kurulmuş bir tasavvuf okulu. Burhaniyye’nin kolu.ŞEHİR–
→İbadet ve FıkıhŞehîd (eş-Şehîd)
1. Allah yolunda harb ederken, Allahü teâlânın ism-i şerîfini yüceltmeye (İslâmı yaymaya) çalışırken veya düşman saldırdığında vatan, din ve milletini, ırz ve nâmûsunu müdâfâ ederken ölen müslüman. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:…
→İbadet ve FıkıhŞehîd-İ âhiret
Bir kimsenin Allah için olan cihâdın hazırlığı esnâsında tâlimlerde veya zulüm ile öldürülmesi veya cihâdda ve eşkıyâ, âsî, yol kesici, gece hırsızla vuruşmada yaralanarak hemen ölmeyip bir namaz vakti çıkıncaya kadar yaşayan veya başka…
→Dil ve Genel KültürŞehîd-İ Dünyâ
Allah rızâsı için cihâd etmeye, savaşmaya niyet etmeyip, dünyâ kazancı için harb eden kişi. Dünyâ şehîdi. Şehîd-i dünyâya da şehîd muâmelesi yapılır. Kanlı elbiseleri ile gömülür, yıkanmazlar. Fakat âhirette hakîkî şehîdlere va'd edilen mükâfatlara…
→İbadet ve FıkıhŞehîd-İ Tâm
Allah yolunda savaşırken öldürülen. Dünyâ ve âhiret şehîdi de denir. Tam şehîd. Cünüp, hayız olmayan, âkıl ve bâliğ bir müslüman, zulüm ile haksız olarak, vurucu veya kesici vâsıtalarla öldürülünce ve harpte din ve vatan…
→İbadet ve FıkıhŞehr (şehir)
Cemâati, en büyük câmiye sığmayan yer veyâ İslâmiyet'in emrini yapabilecek güçte müslüman vâli ve hâkimi bulunan yer. Bir âlimin ölmesi, bir şehir halkının ölümünden daha büyük ziyândır. (Hadîs-i şerîf-Künûz-ül-Hakâyık) Cumâ namazının birinci şartı, namazı…
→Şehvet
Bedeni arzular. Nefsin hoşuna giden şey, nefsin bir şeye meyletmesi (cr). Bedeni ve süfli arzular; yeme, içme ve cinsi hayatla ilgili olup ölçüyü aşan istekler (Gi 111). Canın isteği.
→Dil ve Genel KültürŞek
Şüphe, zan. Îtikâdda şek, yakîni bozar, îmânı yok eder. (İsmâil Hakkı Bursevî) Cümle âlem bir yere gelse ve bir müslümana Rabbini inkâr et deseler, o kimse inkâr etmez ve kalbine aslâ şek getirmezse işte…
→İnanç ve KelâmŞekâvet
Kâfir veya fâsık olma, cehennemlik olma. Seâdetin zıddı. Şekâvetin alâmeti dörttür: Geçmiş günâhları unutmak; hâlbuki onlar Allahü teâlânın yanında muhâfaza edilmektedir. Geçmiş iyilikleri zikretmek (söylemek) ; hâlbuki kabûl edilip edilmediğini bilmiyor. Dünyâda kendinden üstüne…
→Tasavvuf ve TarikatŞekl
Arapça, karışık iş, bir şeyin sureti, hey’eti, durumu, şekil, uygun, benzer gibi anlamları olan bir kelime. Hakk’ın varlığı.
→Kur’an ve TefsirŞekûr
G£a) [Ar.] “Sadık kullar na şefaat eden, her ibadeti ödü lendiren.” anlamındaki bu sö “esmâ'ü’l-hüsnâ” (Allah'ın güz isimlerOdan olup Kur’ân Kerîm’de dört yerde Allah nispet edilmektedir (bk. M. Abdülbâkî, el-Mu'cem, “şk maddesi). “Şekûr” adı,…
→İbadet ve FıkıhŞekûr (eş-Şekûr)
1. Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kendisi için yapılan az tâate yüksek dereceler ihsân eden, sayılı günlerde yapılan ibâdete, sayısız mükâfât veren. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Îmân ehli, Adn adlı…
→Şem-i ilahi Kur'ân
Bkz. Pervane. Süz-i dilden bihaberdir sanmanız cânâneyi Şem'i yakmaz mı ol ates kim yakar pervâneyi Ş. Yahya Şem'i gör kim yanmadan yandırmadı pervâneyi Sem'-i Hak'ta mahv edegör kendini pervâne-veş Etme rasen bülbül-i seyda gibi…
→Tasavvuf ve TarikatŞem’i Okunmak
Şem’ Arapça’da mum, meş’ale demektir. Mevlevî tâbiri. Dört selamdan ibaret olan mukabelelerden, neş’eli geçenlerin tesirini bir kat daha artırmak amacıyla, okunan âyinlerden birinin adı. Âyin şu parça ile başlardı:Şem’-i ruhuna cismimi pervane düşürdüm Evrak-ı…
→Tasavvuf ve TarikatŞem’in Külünü Almak
Mumun fitilini kesmek anlamına bir söz. Bu iş, makası andıran bir âletle yapılırdı.
→Kur’an ve TefsirŞem'ûn Aleyhisselâm
İsrâiloğulları'na gönderilen peygamberlerden. İsminin Şemsûn olduğu da bildirilmiştir. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem; "Geçmiş zamanda Şem'ûn (Şemsûn aleyhisselâm) adlı bir peygamber vardı. Allahü teâlânın rızâsı için bin ay devamlı cihâd edip, silâhını omuzundan…
→Ahlâk ve ÂdâbŞemâil-İ Şerîfe
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin mübârek ahlâk ve âdetleri. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin şemâil-i şerîfelerini Eshâb-ı kirâmdan Ebû Saîd-i Hudrî şöyle anlatmıştır: "Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, hayvana ot verirdi. Deveyi bağlardı. Evini…
→Kur’an ve TefsirŞemâilnâme
Hz. Peygamber’in veya saygı duyulan bir şahsiyetin dış görünüşünü, ahlâkını ve vasıflarını anlatan eser. Tasavvuf ve edebiyat çevrelerinde hilye, şemâil ve menâkıb türleriyle yakın ilişki içinde gelişmiştir.
→İnanç ve KelâmŞemâtet
Başkasına gelen belâya, zarâra sevinmek. Din kardeşinize şemâtet etmeyiniz. Şemâtet ederseniz, Allahü teâlâ belâyı ondan alır, size verir. (Hadîs-i şerif-Berîka) Zâlimin zulmünden, şerrinden kurtulmak için, onun ölümüne sevinmek şemâtet olmaz. (Muhammed Hâdimî) Düşmanın başına…
→Tasavvuf ve TarikatŞems
Arapça, güneş demektir. Ulûhiyyetin ortaya çıkış yeri ve noksanlıklardan münezzeh mukaddes özelliklerin çeşitlenmesinin tecellî yeri olan nur. Güneş, diğer unsurî varlıkların aslıdır. Allah, varlığın tümünü, güneşte remz halinde yarattı. Tabiî güçler, onu, Allah’ın emriyle…
→Kur’an ve TefsirŞems Sûresi
Kur'ân-ı kerîmin doksan birinci sûresi. Şems sûresi Mekke'de nâzil oldu (indi). On beş âyet-i kerîmedir. Birinci âyette geçen ve güneş mânâsına gelen şems kelimesi sûreye isim olmuştur. Sûrede; Allahü teâlânın insan nefsine iyilik ve…
→Dil ve Genel KültürŞemsî Sene
Güneş senesi. Yer küresinin güneş etrâfında bir devir yaptığı (bir kere döndüğü) sene. 365.242 vasatî güneş günü. Başlangıç zamânına göre Mîlâdî ve Hicrî olmak üzere, iki türlü sene kullanılmaktadır. Mîlâdî sene, Îsâ aleyhisselâmın doğum…
→Tasavvuf ve TarikatŞemsiyye-İ Halvetiyye
Şeyh Şemseddin Ahmed Sivâsî tarafından kurulmuş, Halvetîliğin kollarından bir tasavvuf okulu.ŞEMS KOLU –
→