KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
Ta- vaz'
(^fi [Ar.] Hadis biliminde, ikat hadis uydurma veya Hz. Peymle gamberin söylemediği bir sözü lara O’na nispet etme. için
→İbadet ve FıkıhTa'ammüden
Bilerek, isteyerek, önceden hazırlayarak yapma. Taammüden adam öldürmek, büyük günâhtır. Mü'mini taammüden öldüren kimse, kâfir olmaz. Mü'min olduğu için öldürürse veya öldürmek helâldir diyerek öldürürse kâfir olur. Îmânı gider. (İbn-i Âbidîn)
→Dil ve Genel KültürTa'n Etmek
Kötülemek, dil uzatmak. Mü'min ta'n etmez, kimseye dokunmaz, lânet etmez. Fâhiş söz söylemez ve kimseyi yermez . (Hadîs-i şerîf-İhyâu Ulûmiddîn) Belli bir mü'minin ayıbını, ta'n etmek için arkasından söylemek gıybet olur. Gıybet harâmdır. Kapalı…
→Dil ve Genel KültürTa‘rîf-hân
Büyük camilerde cuma ve bayram namazları çevresinde salâtüselâm okuyup hayır dua eden görevli. Dinî sohbetlerde Hz. Peygamber’in vasıflarını sayarak dua eden kişi için de kullanılır.
→Kur’an ve TefsirTa'rîz
Üstü kapalı ve dokunaklı söz; kapalı îtirâz etmek; bir tarafı gösterip diğer tarafı kasd etmek. Gıybet, açıkça söylemek sûretiyle olduğu gibi fiille, ta'rîzle, yazıyla, hareketle ve işâretle de olur. Göz kırpmakla, elle işâret etmekle…
→Kur’an ve TefsirTa'vîz
Kur'ân-ı kerîmde bildirilen ve Peygamberimizden naklen gelen duâları okumak veya bunları yazıp üzerinde taşımak. Ta'vîz câizdir. İnanan, güvenen kimseye fayda verir. Ta'vîz, yazılı muska olarak taşınır. (İbn-i Âbidîn ve Mevlânâ Osman Sâhib)
→İbadet ve FıkıhTa'yîn (tâyin)
1.Bir malın cinsini, miktârını, yerini belli etmek. Alış-verişte bir mal ta'yin edilirse, teayyün eder yâni ta'yin edilen malın kendisini vermek, teslim etmek lâzımdır. Benzerini, hattâ iyisini alması için müşteri zorlanamaz. (Ali Haydar Efendi) 2.…
→İnanç ve KelâmTa'ziye
Ölen kimsenin yakınlarına sabır, ölene rahmet dileme. Resûlullah sallallahü aleyhi ve selem Eshâb-ı kirâmdan (arkadaşlarından) Mu'âz bin Cebel'e yazdırdığı ta'ziye mektûbunda buyurdu ki: Allahü teâlâ sana selâmet versin! O'na hamd ederim. Herkese iyilik ve…
→Taayyün
Belirme, belirlenme, belli olma, ortaya çıkma. 2. tas. Müşahhas hale gelme, birbirinden seçilme, ayırt edilme, ayn olarak ortaya çıkma. Ilk taayyün, vahdet mertebesi; ikinci taayyün ise vahidiyet mertebesidir. Süfilere göre Hakk'ın zatında her şey…
→Taba
Cennette bir ağaç; mutluluk. tas. Tübâ makamı: Hak ile üns makamı, ilâhî huzurda sükün ve huzur içinde olma (sr).
→Dil ve Genel KültürTabakât-I Muhaddisîn
1.Resûlullah efendimizin işleri, sözleri ve hâllerini öğreten hadîs ilmi ile uğraşan İslâm âlimlerinin dereceleri. 2. Hadîs âlimlerini derecelerine göre sıralayıp, hayatlarını ve eserlerini anlatan kitaplar.
→Kur’an ve TefsirTabakât-I Müfessirîn
1. Kur'ân-ı kerîmdeki murâd-ı ilâhîyi, yâni kastedilen mânâyı açıklayan tefsîr ilmi ile meşgûl olan İslâm âlimlerinin dereceleri. Tabakât-ül-müfessirînin birinci derecesinden olan Hülefâ-i râşidîn (dört halîfe; hazret-iEbû Bekr, hazret-i Ömer, hazret-i Osman ve hazret-i Ali),…
→İbadet ve FıkıhTabakât-Ül-Fukahâ
1. Fıkıh âlimlerinin tabakası. Helâl ve haramı, emir ve yasakları bildiren fıkıh ilmi ile uğraşan âlimlerin dereceleri. Tabakât-ül-fukahâ, yedi derece olup, birinci derece, müctehid fiş-şer' (mutlak müctehid); ikinci derece, müctehid fil-mezheb; üçüncü derece, müctehid…
→İnanç ve KelâmTabasbus
Yaltaklanma, kendini küçülterek beğendirmeye çalışma. Bir menfaate kavuşmak veya bir zarardan korunmak için tabasbus büyük günahtır. (Muhammed Hâdimî) İnsanların eline geçenler, Allahü teâlânın lütfu ve ihsânı iledir. Kendi elinde bir şey yoktur. O hâlde…
→İnanç ve KelâmTabî'iyyeciler (tabî'iyyûn)
Canlılarda ve cansızlardaki, akıllara hayret veren intizâmı (düzeni) ve incelikleri görerek, bir yaratanın varlığını söylemekle berâber; öldükten sonra tekrar dirilmeği, âhireti, Cennet'i ve Cehennem'i inkâr edenler (red edip, kabûl etmeyen, inanmayanlar). Kendilerini akıllı, ilim…
→İbadet ve FıkıhTabîb-İ Müslim-İ Hâzık
Mütehassıs (uzman) ve açıkça günâh işlemeyen müslüman doktor. Hasta, hastalığının artmasından veya iyi olmasının gecikmesinden yâhut şiddetli ağrı gelmesinden veya hasta bakıcı hastalanarak, onlara bakamayıp helâk olmalarından korkar ise, oruç tutmayıp sonra kazâ eder.…
→Tasavvuf ve TarikatTabib-İ Ruhanî
Arapça, maneviyat doktoru demektir. Seyyid Şerife göre, maneviyat doktoru arif bir kişi olan şeyhtir. O, bu tıb ile kemâle erdirir, doğruya iletir. Eğer islâm’da bir psikolojiden bahsedilecek ise, en mükemmel psikologlar, sûfîlerdir. Zira onlar…
→Dil ve Genel KültürTabîî İlimler
Fen ilimleri, aklî ilimler. Din ile tabiî ilimleri karşılaştıracak olursak, hiçbir yerinde bunların birbirinden aykırı bir bilgi vermediğini görürüz. Gerek din, gerek tabiî ilimler, bir muazzam yaratıcı olmadan bu dünyânın kurulamayacağını kabûl ederler. Tabiî…
→Tasavvuf ve TarikatTabirname
Arapça ve Farsça iki kelime-den meydana gelen bir sözcük, yorum mektubu anlamında. Uykuda görülen rüyaları yorumlamak üzere yazılan kitaplara, tabirname denir.
→Tasavvuf ve TarikatTaç Giydirilmek
Şeyhler tarafından müridlere törenle taç giydirilme töreni. Tasavvuf yolunda ilerleyip, olgunlaşan ve bu şekilde irşâd seviyesine gelenlere, şeyh tarafından taç giydirilir, ellerine de mühürlü bir “icazetname” veya “hilâfetnâme” verilir ki, bu bir tür diplomadır.…
→Hadis ve SünnetTafdîliyye
Şîanın kollarından biri. Hazret-i Ali'yi sevdiklerini söyleyip, diğer Eshâb-ı kirâmı kötüleyen bozuk fırka. Eshâb-ı kirâma iftirâ edenler, üç grupta toplanmaktadır. Birincisi, Tafdîliyye. İkincisi Seb'iyye olup; Eshâb-ı kirâmdan birkaçından başkası zâlim, kâfir oldular diyerek bunları…
→Tasavvuf ve TarikatTağlibiyye
İslâmî kta tarikatlerinden 12. yüzyüda orrütaya çıkan, Sadeddin el-Cebâvî kal- (öl. 575 / 1180) ye nispet edüen ec Sa'diyye tarikatının Ebû Tağlib eye Muhammed eş-Şeybânî (öl. sec 17.yy?) ye nispet edüen kolu için rak…
→Tasavvuf ve TarikatTahakkuk
Arapça, gerçekleşme demektir. Kâşânî, “Hakk’ı isimlerinin şekilleri olan âlemlerde görmektir. Bu durumda mütehakkık, ne Hak ile halktan, ne de halk ile Hak’tan perdelidir” şeklinde tanımlar. Hafnî de bu terimi şöyle tarif eder: “İnandığı kişi…
→Tasavvuf ve TarikatTahallî
Bir şeyin tatlı ve hoş olması, süslenmek gibi manaları ihtiva eden Arapça bir kelime. Kötü huyları terkedip, güzel huylarla bezenmeye tahallî denir. Söz ve davranışlarda sadıklara benzemeye tahallî denmekle birlikte, sırf dış benzeme yeterli…
→Tahalli - Tehalli
Kötü huylardan arınma, kötü vasıfları boşaltmaya tahalli; iyi huylar edinme, güzel vasıflarla bezenmeye tehalli denir. 2. Halvete çekilme, Hak ile olmayı engelleyen her şeyden uzak kalma tahalli; söz ve davranışlarla sıddıklara benzeme, onların halleriyle…
→Kur’an ve TefsirTaharet
Temizlik. tas. Ruh ve kalp temizliği, günah ve kötü huy kirinden arınma. Günahtan korunana zahiri tahir, Şeytanın vesevsesinden koruna- | na bâtıni tahir, masivadan korunana sırri tahir denir.
→İbadet ve FıkıhTahâret-İ Kâmile
Tam temizlik. Abdest veya boy abdesti alınarak yapılan temizlik. Özür sâhibi, özre sebeb olan şeyi durduğu zaman, abdest alıp, o şey tekrar başlamadan önce, mestlerini giyse tahâret-i kâmile ile giymiş olup, yirmi dört saat…
→İbadet ve FıkıhTahkîr Etmek
Hor görmek, kötülemek, aşağılamak, birine veya bir şeye söz ve hareketle hakâret etmek, saygı ve hürmet gösterilmesi, üstün tutulması lâzım olan şeyleri aşağı tutmak, saygısızlık etmek. İnsanın îmânının gitmesine, dinden çıkmasına sebeb olan şeylerden…
→Dil ve Genel KültürTahlîf
Yemin vermek. Mahkemede iki hasımdan birine yemîn ettirmek. (Bkz. Half, Yemîn)
→İbadet ve FıkıhTahlîl Etmek
Abdest alırken el ve ayak parmakları arasına sol, sakalın sarkan kısmının içine ise sağ elin yaş parmaklarını tarak gibi sokarak karıştırmak. (Bkz. Hilâllemek) Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) abdest aldıklarında, bir avuç su ile…
→İnanç ve KelâmTahliye
1. Süslemek. Tasavvuf ehlinin yolu, ilim ve amel ile tamam olur. İlimlerinin özü nefsin ortaya koyduğu mânileri yenmek, kötü huylardan uzaklaşmak, böylece, kalbden mâsivâyı (Allahü teâlâdan başka her şeyi) çıkararak onu Allahü teâlânın zikri…
→Tasavvuf ve TarikatTahliye-İ Bâtın
İçi boşaltmak anlamında Arapça bir ifâde. Gönül dünyasında, Allah’tan başka herşeyi silip süpürmek.
→Dil ve Genel KültürTahrîc
Çıkarma, meydana koyma; hadîs-i şerîflerin kaynağını, nasıl geldiklerini, kimlerin naklettiklerini, sahih ve zayıflık gibi derecelerini bulup gösterme, bildirme işi. Hadîs âlimlerinden Irâkî, İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin İhyâu ulûmiddîn isimli kıymetli eserindeki hadîslerin tahrîcini yapmıştır. (Kâtib…
→Kur’an ve TefsirTahrîf
Bozma, değiştirme. Kur'ân-ı kerîmi güzel sesle ve tecvîd kâidelerine uyarak okumalıdır. Harfleri kelimeleri tahrîf ederek, tegannî etmek (mûsikî perdelerine uydurmak) harâmdır. Harfler bozulmazsa mekrûh olur. (İbrâhim Halebî) Şu anda dünyâda semâvî kitâbı olan üç…
→Kur’an ve TefsirTahrîm
Bir davranışın dinen kesin biçimde yasaklanması; haram kılma. Fıkıh usulünde yasağın delili, kesinlik derecesi ve hükme etkisi mezhepler arasında ayrıntılı biçimde incelenir. Kur’ân’ın 66. sûresi olan Tahrîm sûresi ayrı bir özel addır.
→Kur’an ve TefsirTahrîm Sûresi
Kur'ân-ı kerîmin altmış altıncı sûresi. Tahrîm sûresi on iki âyet-i kerîmedir. Medîne-i münevverede nâzil oldu (indi). Bu sûrede; bütün mü'minlerin, emri altında olanları Cehennem'e götürecek davranışlardan korumaları, âhirette kâfirlerin özür bahâne ileri sürmelerinin fayda…
→İbadet ve FıkıhTahrîme Tekbîri
Namaza Allahü ekber diyerek başlama; iftitâh tekbîri. (Bkz. İftitâh Tekbîri) Tahrime tekbîri farzdır. Namazın şartlarındandır. Başka kelime söylemekle olmaz. (İbn-i Âbidîn) Tahrime tekbîri üç şeyle tamam olur: 1-Erkekler ellerini kulağına kaldırmakla (kadınlar, iki ellerini…
→Tasavvuf ve TarikatTahsîl-İ İrfan
1.Tasavvuf bilgilerini elde etme, öğrenme. Edeler dâimâ tahsîl-i irfân Olalar her biri, bir kâmil insan. (Muallim Receb Efendi) 2. İlim ve tecrübe netîcesinde bilgi edinme.
→Tasavvuf ve TarikatTaht
Farsça, hükümdar koltuğu anlamında bir kelime. Bektaşî tâbiri olarak, Meydan’daki makamların en büyüğüdür.Diğer makamlarda olduğu gibi, burada da niyaz olunurdu. Tarikata yeni giren kişi, rehberinin delâleti ile buraya geldiğinde, ona burası şöyle tanıtılırdı: “Buna…
→Tahta kılıç
Görünür silâh yerine mânevî yaptırımı ifade eden sembol. Menkıbe ve tekke dilinde velînin bâtın kılıcı, mânevî ikazı, “tokadı” veya ilâhî sille anlamında kullanılır. Sille maddesine de bakınız.
→İbadet ve FıkıhTakdîm Ve Te'hîr
İkindi namazını öğle namazı ile veya öğleyi ikindi ile ve yatsı namazını akşam namazı ile veya akşamı yatsı ile birleştirerek kılmak. Takdîm ve te'hir, Hanefî mezhebinde hac sırasında Arafât'ta ve Müzdelife'de; Mâlikî'de ve Şâfiî…
→İnanç ve KelâmTakdîr-İ İlâhî
Allahü teâlânın, olacak hâdiseleri ezelde ilm-i ezelîsi ile bilip tâyin etmesi. (Bkz. Takdîr)
→Tasavvuf ve TarikatTakdis
Temizleme, arındırma, kutsama, 2. tas. a Hakk'ı, şanına yakışmayan her çeşit kusurdan mutlak olarak tenzih etmek (cr). b Kutsal kılma, kutsallaştırma. “Kaddesellâhu sırrahü,” “kuddise sirruha,” sözleri ölü veliler için Söylenir ve “Allah onun sırrını…
→İbadet ve FıkıhTaklîd
1. İnanılacak şeylerde düşünmeden, anlamadan, yalnız başkasından işiterek, görerek inanma, îmân etme. Ehl-i sünnet âlimlerinin çoğuna göre taklîd ile inananın îmânı sahîhtir, doğrudur. Yâni o kimse, mü'mindir, müslümandır. Ancak istidlâlî yâni düşünerek, anlayarak inanmayı…
→Dil ve Genel KültürTaklîdî îmân
İnanılacak şeylerde düşünmeden anlamadan, yalnız başkasından işiterek inanma, îmân etme. (Bkz. Îmân)
→İnanç ve KelâmTaksîrât
Günâhlar, kabahatlar, kusûrlar. Bâzı kimseler Allahü teâlânın emrettiği ibâdetleri îfâ ediyorsa (yerine getiriyorsa) da, diğer taraftan nehy (yasak) ettiği şeylerden kendilerini alamayarak, günâh işlemekten vazgeçmezler. Bu gibilerin, tâatleri îfâ ettikleri için, kulluk yapmakta taksirâtları…
→Dil ve Genel KültürTaksit
Bir borcun belli zamanlarda ödenmesi. Taksitle satışın câiz olması için, taksit ödeme târihlerinin ve her taksitte ödenecek miktarların belli olmaları lâzımdır. Eline geçtikçe verirsin, ne zaman verirsen ver şekliyle taksitle satış sahîh (mûteber, geçerli)…
→Dil ve Genel KültürTaktîr
Nafakada (yeme-içme, giyme ve meskende) ihtiyaçlarından kısıp, çok mal ve para biriktirmek. Nafakada yâni yeme-içme, giyinme ve barınacak yerde, zarûret (ölmemek, bir uzvu telef olmamak için lâzım olan şey) miktârına râzı olup, daha çok…
→Tasavvuf ve TarikatTaküd
Gerdanlık takmak, taklid etmek anlamında Arapça bir kelime, insanın yapmasında, etmesinde ve konuşmasında başkasına uyması. Başkasının sözünü delilsiz, hüccetsiz kabulden ibarettir. Başkasını taklid edene “mukallid” (taklidçi) denir. Bunun mukabili, tahkiktir. Tasavvuf ıstılahında taklîd; hâl…
→Tasavvuf ve TarikatTakva
ği) Korkma, endişelenme, kaygılanma; dikkatli davranma, sakınma, korunma. tas. a Allah’a boyun eğerek azabından sakınmak, cezayı gerektiren davranışlardan nefsi uzaklaştırmak suretiyle korunmak (cr). b Takva, insanın, kendisini Allah'tan uzaklaştıran şeylerden uzak durması. c Takva…
→İbadet ve FıkıhTakvâ Ehli
Takvâ sâhibi. Allahü teâlâdan korkarak haramlardan sakınanlar. Hâli ile sana fayda vermeyen kimseyle arkadaş olma. Takvâ ehlinin, haramlardan kaçanın kölesi, hizmetçisi ol. Onu sev. Belki Allahü teâlâ bu vesîle ile seni onların arasına katar.…
→İbadet ve FıkıhTakvîm
Zamânı; sene, ay, hafta, gün ve saat gibi sâbit bölümlere ayıran, dînî-millî gün ve bayramları gösteren cetveller. Ramazân-ı şerîfin birinci gününü anlamakta takvimlere güvenilmemelidir. Çünkü oruç, gökte yeni ayı görmekle olur. Peygamberimiz sallallahü aleyhi…
→Kur’an ve TefsirTalâk
Nikâh bağının belirli söz veya hukukî işlemle sona erdirilmesi. Talâkın ric‘î ve bâin türleri, sayı, iddet, nafaka ve dönüş imkânı bakımından farklı sonuçlar doğurur. Kur’ân boşamayı keyfî bir tehdit aracına dönüştürmemeyi, süreleri ve hakları…
→Kur’an ve TefsirTalâk Sûresi
Kur'ân-ı kerîmin altmış beşinci sûresi. Talâk sûresi on iki âyet-i kerîme olup, Medîne-i münevverede nâzil oldu (indi). Boşanma konularından bahsettiği için bu adı aldı. Sûrenin başında İslâm âile hukûkunun boşanma konusundaki hükümleri, sonunda da,…
→Dil ve Genel KültürTalâk-I Ric'î
Geri dönülebilen talâk. Zevceye yaklaştıktan sonra, sarîh (açık) veya işâretle, üç adedine veya bir ivaza (bedele, karşılığa) bağlı olmaksızın ve beynûnete yâni ayrılığa delâlet eden (gösteren) bir sıfatla sıfatlanmamış ve bir şeye teşbîh edilmemiş…
→Dil ve Genel KültürTalâk-I Selâse
Bir sözü üç kere veya daha fazla sayı söyleyerek, erkeğin zevcesini (hanımını) boşaması. Bu durum bir anda olduğu gibi, ayrı ayrı zamanda da olabilir. Talâk-ı selâse ile boşanan kadın, bir başkası ile evlenip boşanmadıkça,…
→Kur’an ve TefsirTalâk-ı sünnî
Sünnette tarif edilen zaman ve usule uygun boşama. Genel çerçevede eşin hayız hâlinde olmadığı ve o temizlik döneminde cinsel ilişkinin gerçekleşmediği sırada bir talâkla boşanmasını ifade eder. Aynı anda birden çok talâk verme veya…
→İbadet ve FıkıhTaleb
İstemek, aramak. İlim Çin'de de olsa, taleb ediniz. (Hadîs-i şerîf-İbn-i Mâce) Her müslüman kadın ve erkeğe ilim taleb etmek ( ilmihâlini öğrenmek ) farzdır. (Hadîs-i şerîf-İbn-i Mâce) Taleb (aramak), kavuşmanın müjdecisidir. Yanıp yakılmak da,…
→Talep-Talip
x. İstek, heves; aday olmak. 2. tas. Matlübu bulmak ve murada nail olmak için O'nu araştırma. Cüneyd'e göre, “talep eden bulur”. Şibli'ye göre de (tam tersine) “bulan, arar”. Matlüp olmak talip (arayan) olmaktan iyi…
→Tasavvuf ve TarikatTalibiyye
Sale’de küçük bir Fas tarikatı.
→İnanç ve KelâmTallâhi
Allahü teâlânın ism-i şerîfinin başına "te" harfi getirilerek yapılan yemin sözü. (Bkz. Yemîn) Yemîn ya harf ile veya kelime ile olur. Allahü teâlânın isminin başında (be, te, ve) harflerinden biri söylenip, ismin sonu esre…
→İnanç ve KelâmTalmûd
Yahûdîlerin Tevrât'tan sonra mukaddes kabûl ettikleri, sözlü emirlerin toplandığı Mişnâ ve Gamâra olmak üzere iki kısımdan meydana gelen kitap. Yahûdîlerin Tevrât'tan sonra mukaddes kitabları Talmûd'dur. Yahûdîlere göre; Mûsâ aleyhisselâm Tûr-i Sînâ'da (Tûr dağında) Allahü…
→İnanç ve KelâmTam Fenâ
Allahü teâlâdan başka her şeyi unutma, mutlak fenâ. (Bkz. Fenâ) Kul kendi nefsini düşünmekten büsbütün kesilmedikçe Rabbini düşünemez. Allahü teâlânın sevgisi onun kalbine yerleşemez. Bu büyük nîmet ancak tam fenâ hâsıl olduktan sonra elde…
→İbadet ve FıkıhTam Şehîd
Allah yolunda canını fedâ eden; dînini, vatanını, bayrağını, nâmusunu müdâfaa ederken ölen, haksız yere öldürülen müslüman. (Bkz. Şehîd) Tam şehîd, dünyâda yıkanmaz, kefene sarılmaz. Kefen miktârından fazla olan elbisesi soyulup, çamaşırı ile defnolunur. Cenâze…
→Dil ve Genel KültürTam Temizlik
Sıhhatli bir kadının âdet zamânından sonra başlayan, on beş gün veya daha fazla devâm eden temizlik. (Bkz. Sahih ve Hükmî Temizlik) İki hayz (âdet) arasında tam temizlik bulunması lâzımdır. (İbn-i Âbidîn)
→İbadet ve FıkıhTama'
Aç gözlülük, dünyâ malına aşırı düşkünlük. Tama'ın en kötüsü insanlardan beklemektir. Kibre, ucba (kendini beğenmeye) sebeb olan, nâfile ibâdetleri ve âhireti unutturan mubâhları (dinde izin verilen şeyleri) yapmak da tama' olur. Tama'ın zıddına, aksine…
→Tasavvuf ve TarikatTamme
Arapça, su taşkını, kıyamet ve âfet gibi mânâları olan, Arapça bir kelime. Nâzi’ât suresinin 34. âyetinde “Tamme-i Kübrâ geldiği zaman…” ifadesiyle geçen bu kelime, kıyamet günü anlamında kullanılmıştır. Maşları rastgele te’vil etmek.Kendini gösterme, kendini…
→Tams
Silmek, izini gidermek ve ortadan kaldırmak. Tasavvufta sâlikin beşerî sıfatlarının tecelli nuru karşısında görünmez hâle gelmesini, açıklığın ve belirginliğin silinmesini ifade eder. Terim fizikî yok oluş değil, benlik iddiasının etkisizleşmesi bağlamında okunur.
→Tasavvuf ve TarikatTamtam Kapu
Mevlevi tâbiri, Konya’da Mevlânâ türbesinin kuzey tarafında, mescidin sağlamlaştırılması için yapılan dayanak duvarı altında, kadınlar kafesine çıkılacak kapının açılıp kapanmasından meydana gelen sesten kinaye olarak kullanılırdı. Bu kapı şimdi mevcut değildir.
→Tasavvuf ve TarikatTamu
Cehennem demektir. Türkçe bir kelime. Gice gündüz işleri kamu Korkarım yerleri ola tamu. Süleyman Çelebi
→Dil ve Genel KültürTanrı
Değişik inanç sistemlerinde varhğma inanılan ve Allah, İlâh, Mevlâ, Hudâ, Ugan, Çalap anlamında kullanılan Türkçe terim, bk. Allah Tanrı bilimi a. İlâhiyât (bk. b madde), teoloji
→Dil ve Genel KültürTanrı bilimi
İlâhiyât (bk. b madde), teoloji
→