KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
D mâ'-i öşriyye
Arap topraklarında bulunan sular. â'ü’l-hayât 434
→İbadet ve FıkıhDa'vet (dâvet)
1. Hak dîne çağırmak. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Ey Muhammed! Rabbininin yoluna hikmetle, güzel öğütlerle dâvet et. Onlarla en güzel şekilde tartış. (Nahl sûresi: 125) Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, Allahü…
→Kur’an ve TefsirDa^vet Makâmı
Vilâyet (evliyâlık) makâmının üstünde, peygamberlere mahsus bir makâm. Peygamberlerin izinde bulunanların en üstünlerine de dâvet makâmından bir pay ayırırlar. Yûsuf sûresinin; "Ey sevgili Peygamberim! Onlara de ki, benim yolum budur. Sizi gafletten uyandırarak, Allahü…
→Kur’an ve TefsirDâbbet-Ül-Erd
Kıyâmetin büyük alâmetlerinden. Kıyâmetin kopmasına yakın çıkacak olan bir hayvan. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: İnsanlara vâd olunan öldükten sonra dirilmek ve azâb olunmak yaklaşınca, biz onlara yerden Dâbbe'yi (Dâbbet-ül-erd'i) çıkarırız. (Neml…
→İnanç ve KelâmDağlama
Kızdırılmış mâdenle vücûdun bir yerini yakma. Efsûn yapan ve ateş ile dağlayan kimse, Allahü teâlâya tevekkül etmemiş (güvenmemiş, O'ndan yüz çevirmiş) olur. (Hadîs-i şerîf-Kimyây-ı Seâdet) Tevekkül edenler, falcılık, efsûn ve dağlamak ile hastalığı tedâvî…
→İbadet ve FıkıhDahk (dıhk)
Gülmek, kendi işiteceği kadar gülmek. Dahkı azaltınız. Zîrâ çok dahk kalbi öldürür. (Hadîs-i şerîf-Edeb-ül-Müfred) Namazda kahkaha ile gülmek namazı ve abdesti bozar. Tebessüm, namazı da abdesti de bozmaz. Dahk, yalnız namazı bozar. (İbrâhim Halebî)
→Dâî
Davet eden, çağıran ve duacı. Tasavvuf dilinde halkı mânevî yola sevk ve idare etme bilgisi verilen kişi için kullanılır. Bâtınî-İsmâilî teşkilâtında ise daveti yayan görevliyi, yani propagandacıyı ifade eder.
→Daire
x, Çember. Daire-i kevn u fesat, oluş ve bozuluş âlemi. tas. Dünya, madde âlemi (sr), Daire-i vücüp ve imkân Zaruret ve imkân daireleri. Insan iradesinin geçerli ve etkili olmadığı âleme daire-i vücüp, geçerli ve…
→İbadet ve FıkıhDâire-İ Hindiyye
Namaz vakitlerinin tesbitinde kullanılan ve güneş gören düz bir yere çizilen dâire veya bu şekle uygun olarak yapılan âlet. Dâire-i Hindiyye'nin ortasına, yarıçapı uzunluğunda mikyâs denilen düz bir çubuk dikilir. Tam dik olması için…
→Dâiye
¢. Devai. Saik, arzu, içten gelen istek, tas. Nefsin arzu ve eğilimlerine dâiye-i nefsani adı verilir (sr). Allah'ın nzasina uygun isteklere de dâiye-i Hak denir. Insan bir arzunun doğuşu ve eyleme dönüşmesi Şu aşamalardan…
→Tasavvuf ve TarikatDakkâkiyye
Ebû Ali el-Hasen b. Ali ed-Dakkâk (öl. 412/1021) tarafından kurulmuş bir tasavvuf okulu.
→Tasavvuf ve TarikatDal Sikke
Türkçe-Arapça. Dal düz, sade, çıplak manasına; sikke de mevlevîlerin başlarına giydikleri keçeden serpuş anlamına gelir. Sikkenin sarıksız olanına, dal sikke denir. Destâr sarılmış olan sikkelere ise, destârlı sikke tâbiri kullanılır.
→Dil ve Genel KültürDâlle
Âdet hâlinin kaç gün olduğunu unutan veya kaç gün olduğunu bilip ayın başında mı, ortasında mı, sonunda mı olduğunu kestiremeyen kadın. slâmiyet'te her kadının; hayız (âdet), lohusalık ve temizlik günlerini, bunların sayısını, zamânını bilmesi…
→Tasavvuf ve TarikatDanâin
Arapça, bir kimseye tahsis edilen şeye denir. Allahü Teâla ile özel münasebet kurmuş olan Allah dostlarından, havas tabakasına ulaşmış kişilere denir. Hadislere göre, Allah bunlara parlak nurlu elbiseler giydirir, onları afiyet içinde yaşatır, yine…
→İnanç ve KelâmDanyal Aleyhisselâm
İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Mûsâ aleyhisselâmın dîninin hükümlerini insanlara tebliğ etti (duyurdu). İsrâiloğulları, Mûsâ aleyhisselâmdan sonra kendilerine gönderilen peygamberleri dinlemeyip isyân edince, Allahü teâlâ onlara zâlimleri musallat etti. Çeşitli belâlar gönderdi. Düşmanları tarafından yurtları işgâl…
→Kur’an ve TefsirDâr
“Zarar veren, zarar veren şeyleri yaratan, zarar verenleri cezalandıran.” anlamında “esmâ'ü’l-hüsnâ” (Allah’ın güzel isimlerı)dan olan bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de bu anlamların karşıtı “nâfi” (hayır ve rahme ve faydalı olmak) kavramlarıyla birlikte kullanılmış, buna göre…
→Dil ve Genel KültürDâr-ı adl
Adalet yurdu veya adaletin hâkim olduğu ülke. Siyaset ve hukuk metinlerinde âdil yönetimi ifade eden ideal adlandırmadır.
→Dil ve Genel KültürDâr-ı şeş-per
“Altı yönlü yurt” anlamında dünya. Ön, arka, sağ, sol, üst ve alt yönlerle kuşatılmış maddî âlemi anlatan tasavvufî mecazdır.
→İnanç ve KelâmDâr-Ut-Teklîf
Kulların Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmekle mükellef, sorumlu tutulduğu yer. Dünyâ. Âhiret, dâr-ül-cezâdır, dâr-üt-teklîf değildir. (İmâm-ı Rabbânî)
→Dil ve Genel KültürDâr-Ül-Cezâ
Dünyâda iken yapılan işlerin karşılığının görüldüğü yer. Âhiret, öbür dünyâ. Âhiret, dâr-ül-cezâdır. Dâr-üt-teklîf (iş yapılacak yer) değildir. (İmâm-ı Rabbânî)
→Tasavvuf ve TarikatDarb-I Esma
Arapça. İlâhî isimlerin darb (özel bir şekilde kalbe vurdurmak) ile zikri. Bu, Halvetiyye ıstılâhlarındandır. Halvet? âyinlerine bu ad verilirdi.
→Dari
Uzaklık. tas. Zihnin tefrika âleminin keyfiyet ve bilgileriyle meşgul olması. Bkz. Bu'd.
→Tasavvuf ve TarikatDâru’ş-Şeytân
Allah’ın evi şeytanın evi anlamlarında iki Arapça tamlama. İnsan, Allah ile şeytan arasında olup, Allah’a bakan yönüne Daru’r-Rahmân, şeytana bakan yüzüne Dâru’ş-Şeytan denir. Birine akıl, diğerine cehl, veya âhiret ve dünya da denir.
→Dârü'-beka
Ebediyet yurdu. tas. a Ahiret. b Ruhaniler âlemi, beka billah makamı. Beka mülkü, Mülk-i bekadan gelmişem fâni cihânı neylerim Ben dost cemâlin görmüşem, hür u cinânı neylerim Yünus
→Dil ve Genel KültürDârü’l-amân
Güven ve sığınma yeri. Can ve mal emniyetinin sağlandığı ülke, şehir veya korunaklı mekân için kullanılır.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-azâb
Azap yurdu; cehennem. Âhirette cezalandırılma hâlini ve mekânını anlatan edebî-dinî tamlamadır.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-emân
Güvenlik ve esenlik kapısı veya yurdu. Bektaşî ve tekke dilinde erenlerin himaye alanını anlatan sembolik bir adlandırma olarak kullanılabilir.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-eytâm
Yetimhane; anne veya babasını kaybetmiş çocukların barındırıldığı ve eğitildiği kurum. Osmanlı’nın son döneminde sosyal yardım ve eğitim kuruluşu olarak yaygınlaşmıştır.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-huffâz
Kur’ân hâfızı yetiştiren eğitim kurumu. Selçuklu ve Osmanlı şehirlerinde kıraat ve hıfz öğretimine ayrılmış vakıf yapılarıdır.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-hüzn
Hüzünler yurdu. Dünyanın geçicilik ve ayrılık yönünü anlatan edebî-dinî adlandırma olarak kullanılır.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-imâre
Yönetim merkezi, vali konağı veya hükümet binası. Erken İslâm şehirlerinde kamu idaresinin yürütüldüğü yapıyı ifade eder.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-it‘âm
Yemek dağıtılan hayır kurumu; aşevi veya imarethane. Vakıf gelirleriyle yoksul, yolcu ve talebelere hizmet verebilir.
→Tasavvuf ve TarikatDârü’l-karâr
Kalıcı yurt. Kur’ân’da geçici dünya hayatının karşısında âhiret yurdunu anlatan ifade. Mü’min sûresinin 39. âyetinde dünya hayatının geçici bir yararlanma, âhiretin ise asıl yerleşme yurdu olduğu bildirilir. Tasavvufî metinlerde gönlün fânî olana bağlanmaması öğüdüyle…
→Dil ve Genel KültürDârü’l-kıyâm
Ayağa kalkış ve diriliş yurdu; mahşer ve âhiret. İnsanların hesap için kıyam edeceği günü anlatan edebî tamlamadır.
→Dil ve Genel KültürDârülislâm
İslâm hukuk düzeninin yürürlükte bulunduğu ülke veya siyasî egemenlik alanı. Klasik tasnifin çağdaş hukuk ve vatandaşlık düzenlerine uygulanması ayrıca değerlendirilir.
→Tasavvuf ve TarikatDaşt
Farsça, hatırda tutmak, zihinde tutmak manalarına gelen bir tâbir. Bu, Nakşibendî ıstılahıdır. Allah’ın sürekli görmekte ve bilmekte olduğunu bilmek ve bunun bilincinde olmaktır. Buna, ihsan da denir, huzur ber-gayret olarak tanımlayanlar da vardır. Kalp,…
→Tasavvuf ve TarikatDâvâ-Mânâ
Arapça, dâ’vâ kelimesinin, iddia, mesele, problem, ülkü vs. gibi mânâları vardır. Mânâ ise, iç, ruh, bâtın, kelime, söz, hareket veya işaretin ifade ettiği, anlattığı şey anlamlarını ihtiva eder. Dâva, bir kulun, kendinde olmayanı ileri…
→Davet
Çağırma, davet etme. Tasavvuf çevresinde insanları irşada, tövbeye ve mânevî terbiyeye çağırma anlamında kullanılır. Dâî maddesine de bakınız.
→İbadet ve FıkıhDâvûd Aleyhisselâm
Kur'ân-ı kerîmde adı geçen ve İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Hem peygamber, hem sultân yâni hükümdâr idi. Soyu Yâkûb aleyhisselâmın Yehûda adlı oğluna ulaşır. Süleymân aleyhisselâmın babasıdır. Kudüs'te doğdu. Orada yaşadı ve orada vefât etti. Allahü…
→Dil ve Genel KültürDâyin
Borç veren, alacaklı. (Bkz. Borç)
→Tasavvuf ve TarikatDdâî
Arapça, davet eden, çağıran demektir. Halkı sevk ve yönetme bilgisi verilen kişi. Batınî propagandacılarına dâî denir.
→Tasavvuf ve TarikatDebûr
Arapça. Batıdan esen ve Ad kavmini helak eden rüzgarın adı. Nefsin hevâsmın hücumu ve nefsi istilâ etmesi, kelimenin ıstılah anlamını tarif eder. Bunun zıddı, Doğu rüzgarıdır ki, Saba rüzgarı diye anılır. Bu da, ruhun…
→Dil ve Genel KültürDeccâl
Kıyâmetin büyük alâmetlerinden biri. Kıyâmete yakın çıkacağı bildirilen ve Îsâ aleyhisselâm ile hazret-i Mehdî tarafından öldürülecek olan zâlim. Geçmiş peygamberler, şaşı, kör, yalancı olan Deccâl'in büyük fitne ve belâ olduğunu haber verip, ümmetlerini, onun…
→Tasavvuf ve TarikatDedebağı
Kırşehir’deki Hacı Bektaş Tekkesi’ne bağlı bağın adıydı. Eyvallah kapısına hizmet eden derviş, evvela Dedebağı’nda iki üç sene çalışmak zorundaydı. Dedebağı da bir dergahtı. Bu dergâhın babası ve dervişleri vardı.
→Dil ve Genel KültürDedikodu
Bir müslümanın veya zımmînin (İslâm devletinin idâresi altında bulunan müslüman olmayan vatandaşın) ayıbını, onu kötülemek için arkasından söylemek. (Bkz. Gıybet) Sözün kısası şudur ki, dedikodu sözlere inanılacak, dostluk bunlara göre olacaksa, söz taşıyanların ellerinden…
→Tasavvuf ve TarikatDef
Arapça. Kasnak üzerine deri gerilmesi suretiyle yapılan bir müzik enstrümanı. Tasavvufta, kulun aldığı her solukta.Allah’ı arayış içinde kalbinin heyecanla titremesi.
→İbadet ve FıkıhDefn
Cenâzenin yıkanıp kefenlendikten ve namazı kılındıktan sonra kabre konularak üzerinin toprakla örtülmesi. Definden sonra cemâat dağılırken ölü bunların ayak sesini işitir. (Hadîs-i şerîf-Müslim) Ölüyü defnetmek, cenâze namazı kılmak gibi ibâdettir. (İbn-i Âbidîn) Meyyiti (ölüyü),…
→Defter
İnsanın hayatı boyunca yaptığı iyi ve kötü işlerin kaydedildiği amel defteri. Tasavvufî ve edebî kullanımda gönül sayfası ile insan ömrünün bütünü için de defter mecazı kullanılır.
→Tasavvuf ve TarikatDehâciyye
Abdü’l-Büdelâ Muhammed Amgâr el-Hasen el-idrisî’nin tesis ettiği bir tasavvuf okulu.
→Tasavvuf ve TarikatDehân
Farsça deh ağız, dehân ağızlar demektir. Zahiren konuşma özelliği demektir, ilâhî işaretler ve uyanlar. Hakk’ın kelâmı, Dehân-ı küçek: Küçük ağızlar, demektir. Anlayış ve vehmden mukaddes olan konuşma özelliği.
→Dehân-ı küçek
Küçük ağız. Tasavvufî terminolojide sıradan kavrayış ve vehimle kuşatılamayan ince, mânevî söz söyleme kabiliyeti için kullanılan bir mecazdır.
→Dehname
Tasavvufi aşkı konu alan şiirler. Bkz. Aşk.
→Kur’an ve TefsirDehr Sûresi
Kur'ân-ı kerîmin yetmiş altıncı sûresi. İnsan sûresi ve Hel'etâ da denir. Dehr sûresi, Medîne-i münevverede nâzil olmuştur (inmiştir). Mekke-i mükerremede nâzil olduğunu söyliyenler de vardır. Otuz bir âyet-i kerîmedir. Birinci âyet-i kerîmede geçen Dehr…
→İnanç ve KelâmDehrî
Allahü teâlâya ve âhirete inanmayıp, dehr (zaman) sonsuzdur ve dünyânın başlangıcı ve sonu yoktur, böyle gelmiş böyle gider diyen dinsiz, ateist. (Bkz. Ateist)
→Dehşet
Şaşkınlık hali, donakalma. tas. Aniden görülen maşukun heybetinden âşıkın aklının başından gitmesi ve ne yapacağını bilmez halde kalmast. Hz. Yusufun güzelliğini gören kadınların apışıp kalmaları gibi (Yusuf Süresi, 31). Dehşet halindeki kimseye medhuş denir.…
→İbadet ve FıkıhDela^let-İ Nass
Nassın delâleti. Nass'da (Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfte) zikredilen şeyin hükmünün, müşterek (ortak) illet sebebiyle zikredilmeyen şey hakkında da sâbit olduğuna delâlet etmesi. Bâzı âlimler delâlet-i nass'a, kıyâs-ı celî(açık kıyâs) demişlerdir. "Ana-babana öf (bile)…
→Tasavvuf ve TarikatDelâil
Arapça, delil kelimesinin çoğulu, yol gösteren, delil, kılavuz, işaret, burhan, bir davayı ispata yarayan şey vs. gibi mânâları ihtiva eder. Şeyh Süleyman Cezûlî (öl. 870/1465) tarafından yazılmış bir salâvat kitabıdır. Kitabın adı “Delâilü’ş-Şerif” yahut…
→Dil ve Genel KültürDelî-Li Şer'î
Dînî bilgilerin elde edildiği delîl, kaynak. (Bkz. Edille-i Şer'iyye) Müctehîd (din ilimlerinde söz sâhibi) olmayanların sözleri, delîl-i şer'î olmaz. (Hâdimî)
→İbadet ve FıkıhDelil
Rehber, kılavuz. tas. a Şeyh, mürşit. b Cem ayinlerinde mumları yakmakta kullanılan mum. Bu yola kim ki gittiyse delilsiz Onu şeytan kodu dinsiz imansız Gerekdir bil sana yolda kılavuz Varamazsın bu yolu kılavuzsuz Eşrefzâde
→Hadis ve SünnetDelîl-İ Aslî
Din bilgilerinin kaynakları olan Kitâb, sünnet, icmâ ve kıyâstan her biri. Aslî delîl.
→Dil ve Genel KültürDelîl-İ Ferî
Aslî delîllere bağlı ve onlardan elde edilen ikinci derecede delîller. İstihsân, İstishâb, İstislâh, Örf ve âdet, Sahâbî (Peygamber efendimizin arkadaşlarının) kavli (sözü), fer'î delîllerden bâzısıdır. (Bkz. İlgili Maddeler) Müctehid (dînî kaynaklardan, delîllerden hüküm çıkarabilen)…
→İbadet ve FıkıhDelîl-İ Kat'î
Mânâsı açıkça anlaşılan âyet-i kerîme ve tevâtürle bildirilmiş olan hadîs-i şerîf. Bunlar, farzlar ile haramları bildirirler. Kesin delil. Namazı inkâr eden kâfir olur, îmânı gider. Çünkü namazın farz oluşu, delîl-i kat'î ile sâbittir, bildirilmiştir.…
→İbadet ve FıkıhDelîl-İ Zanni
Mânâsı açıkça anlaşılmayan, tek bir mânâya, delâlet etmeyen âyet-i kerîme ve tek bir Sahâbî tarafından bildirilen, mânâsı açık hadîs-i şerîf. Delîl-i zannî vâcib ile tahrîmen mekruhu (harama yakın mekruhu) bildirir. Tek Sahâbînin bildirdiği mânâsı…
→Delk
9) Cübbe, aba, bir tür giysi. tas. Süfilerin giydiği hırka veya cübbe. Bu cübbe yamalı olursa delk-i murakka, renkli olursa delk-i mülemma adını alır (KTi 73). Delk-puş Aba-puş, cübbeli, abalı.
→Dellal
5) Tellal, simsar, meyancı. tas. İnsanları birbirine sevdirmek ve kaynaştırmakla görevli meleklere aşk ve muhabbet tellalı denir (sr).
→Tasavvuf ve TarikatDemirtaşiyye
Kütahyalı Mehmet Demirtaş (öl. 935/1529) tarafından kurulmuş bir tasavvuf mektebi. Halvetiyye’nin kollarındandır. Bu kol, Mısır’da hâlen yaşamaktadır.
→Tasavvuf ve TarikatDemlenmek
Bektaşîlerce, islâm’ın haram kıldığı sarhoşluk veren şeyleri içmek hakkında bu tâbir kullanılır. Halk arasında da aynı mânâya gelir.
→Dems
9) Gömme, örtme, gizleme. tas. Bir Şeyi ve onun izini kalpten silmek. Sehl et-Tüsteri, “Nefsini toprağa gömdüğünde kalbin arşa ulaşır,” demiştir.
→Dil ve Genel KültürDendân-I Seâdet
Peygamber efendimizin Uhud muhârebesinde şehîd olan, kırılan mübârek dişinin bir parçası. Dendân-ı seâdet, Osmanlı pâdişâhlarından Sultan Mehmed Reşâd tarafından yaptırılan kıymetli taşlarla süslü altın bir muhâfazada Topkapı Sarayında saklanmaktadır. (Osmanlı Târihi Ansiklopedisi)
→Tasavvuf ve TarikatDeniz-Derya
Allah’ın gücü, bilgisi, sıfatlan,ucu bucağı olmayan bir ummana benzetilir. Kulun bunun karşısındaki durumu, denizden bir damlacık bile değildir. Bu sonsuzluğa Kur’an’da, “Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, sayamazsınız (yani buna gücünüz yetmez)” (İbrahim/34) âyetiyle işaret olunur.…
→Tasavvuf ve TarikatDerd
Farsça gam, ızdırap, elem demektir. Sevgiliden sevene geçen ve katlanılmasına güç yetmeyen hâl. İlâhî aşk. Bu istenen bir derddir. En büyük derd, derdsiz olmaktır. “Allah derdini artırsın” bir Mevlevi deyimidir. Derdli, âşık demektir.Dolap niçin…
→Tasavvuf ve TarikatDerdâiyye
Ashab-ı Kiram’dan Ebu’d-Derdâ Uveymir b. Mâlik el-Hazrecî (ö. 32/652-3)’ye nisbet edilen bir tarikat.
→