KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
D mâ'-i öşriyye
Arap topraklarında bulunan sular. â'ü’l-hayât 434
→Dâî
Davet eden, çağıran ve duacı. Tasavvuf dilinde halkı mânevî yola sevk ve idare etme bilgisi verilen kişi için kullanılır. Bâtınî-İsmâilî teşkilâtında ise daveti yayan görevliyi, yani propagandacıyı ifade eder.
→Daire
x, Çember. Daire-i kevn u fesat, oluş ve bozuluş âlemi. tas. Dünya, madde âlemi (sr), Daire-i vücüp ve imkân Zaruret ve imkân daireleri. Insan iradesinin geçerli ve etkili olmadığı âleme daire-i vücüp, geçerli ve…
→Dâiye
¢. Devai. Saik, arzu, içten gelen istek, tas. Nefsin arzu ve eğilimlerine dâiye-i nefsani adı verilir (sr). Allah'ın nzasina uygun isteklere de dâiye-i Hak denir. Insan bir arzunun doğuşu ve eyleme dönüşmesi Şu aşamalardan…
→Kur’an ve TefsirDâr
“Zarar veren, zarar veren şeyleri yaratan, zarar verenleri cezalandıran.” anlamında “esmâ'ü’l-hüsnâ” (Allah’ın güzel isimlerı)dan olan bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de bu anlamların karşıtı “nâfi” (hayır ve rahme ve faydalı olmak) kavramlarıyla birlikte kullanılmış, buna göre…
→Dil ve Genel KültürDâr-ı adl
Adalet yurdu veya adaletin hâkim olduğu ülke. Siyaset ve hukuk metinlerinde âdil yönetimi ifade eden ideal adlandırmadır.
→Dil ve Genel KültürDâr-ı şeş-per
“Altı yönlü yurt” anlamında dünya. Ön, arka, sağ, sol, üst ve alt yönlerle kuşatılmış maddî âlemi anlatan tasavvufî mecazdır.
→Dari
Uzaklık. tas. Zihnin tefrika âleminin keyfiyet ve bilgileriyle meşgul olması. Bkz. Bu'd.
→Dârü'-beka
Ebediyet yurdu. tas. a Ahiret. b Ruhaniler âlemi, beka billah makamı. Beka mülkü, Mülk-i bekadan gelmişem fâni cihânı neylerim Ben dost cemâlin görmüşem, hür u cinânı neylerim Yünus
→Dil ve Genel KültürDârü’l-amân
Güven ve sığınma yeri. Can ve mal emniyetinin sağlandığı ülke, şehir veya korunaklı mekân için kullanılır.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-azâb
Azap yurdu; cehennem. Âhirette cezalandırılma hâlini ve mekânını anlatan edebî-dinî tamlamadır.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-emân
Güvenlik ve esenlik kapısı veya yurdu. Bektaşî ve tekke dilinde erenlerin himaye alanını anlatan sembolik bir adlandırma olarak kullanılabilir.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-eytâm
Yetimhane; anne veya babasını kaybetmiş çocukların barındırıldığı ve eğitildiği kurum. Osmanlı’nın son döneminde sosyal yardım ve eğitim kuruluşu olarak yaygınlaşmıştır.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-huffâz
Kur’ân hâfızı yetiştiren eğitim kurumu. Selçuklu ve Osmanlı şehirlerinde kıraat ve hıfz öğretimine ayrılmış vakıf yapılarıdır.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-hüzn
Hüzünler yurdu. Dünyanın geçicilik ve ayrılık yönünü anlatan edebî-dinî adlandırma olarak kullanılır.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-imâre
Yönetim merkezi, vali konağı veya hükümet binası. Erken İslâm şehirlerinde kamu idaresinin yürütüldüğü yapıyı ifade eder.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-it‘âm
Yemek dağıtılan hayır kurumu; aşevi veya imarethane. Vakıf gelirleriyle yoksul, yolcu ve talebelere hizmet verebilir.
→Tasavvuf ve TarikatDârü’l-karâr
Kalıcı yurt. Kur’ân’da geçici dünya hayatının karşısında âhiret yurdunu anlatan ifade. Mü’min sûresinin 39. âyetinde dünya hayatının geçici bir yararlanma, âhiretin ise asıl yerleşme yurdu olduğu bildirilir. Tasavvufî metinlerde gönlün fânî olana bağlanmaması öğüdüyle…
→Dil ve Genel KültürDârü’l-kıyâm
Ayağa kalkış ve diriliş yurdu; mahşer ve âhiret. İnsanların hesap için kıyam edeceği günü anlatan edebî tamlamadır.
→Dil ve Genel KültürDârülislâm
İslâm hukuk düzeninin yürürlükte bulunduğu ülke veya siyasî egemenlik alanı. Klasik tasnifin çağdaş hukuk ve vatandaşlık düzenlerine uygulanması ayrıca değerlendirilir.
→Davet
Çağırma, davet etme. Tasavvuf çevresinde insanları irşada, tövbeye ve mânevî terbiyeye çağırma anlamında kullanılır. Dâî maddesine de bakınız.
→Defter
İnsanın hayatı boyunca yaptığı iyi ve kötü işlerin kaydedildiği amel defteri. Tasavvufî ve edebî kullanımda gönül sayfası ile insan ömrünün bütünü için de defter mecazı kullanılır.
→Dehân-ı küçek
Küçük ağız. Tasavvufî terminolojide sıradan kavrayış ve vehimle kuşatılamayan ince, mânevî söz söyleme kabiliyeti için kullanılan bir mecazdır.
→Dehname
Tasavvufi aşkı konu alan şiirler. Bkz. Aşk.
→Dehşet
Şaşkınlık hali, donakalma. tas. Aniden görülen maşukun heybetinden âşıkın aklının başından gitmesi ve ne yapacağını bilmez halde kalmast. Hz. Yusufun güzelliğini gören kadınların apışıp kalmaları gibi (Yusuf Süresi, 31). Dehşet halindeki kimseye medhuş denir.…
→İbadet ve FıkıhDelil
Rehber, kılavuz. tas. a Şeyh, mürşit. b Cem ayinlerinde mumları yakmakta kullanılan mum. Bu yola kim ki gittiyse delilsiz Onu şeytan kodu dinsiz imansız Gerekdir bil sana yolda kılavuz Varamazsın bu yolu kılavuzsuz Eşrefzâde
→Delk
9) Cübbe, aba, bir tür giysi. tas. Süfilerin giydiği hırka veya cübbe. Bu cübbe yamalı olursa delk-i murakka, renkli olursa delk-i mülemma adını alır (KTi 73). Delk-puş Aba-puş, cübbeli, abalı.
→Dellal
5) Tellal, simsar, meyancı. tas. İnsanları birbirine sevdirmek ve kaynaştırmakla görevli meleklere aşk ve muhabbet tellalı denir (sr).
→Dems
9) Gömme, örtme, gizleme. tas. Bir Şeyi ve onun izini kalpten silmek. Sehl et-Tüsteri, “Nefsini toprağa gömdüğünde kalbin arşa ulaşır,” demiştir.
→Dert
. Hak'tan uzak ve ırak düşme tarzındaki dert tam
→Derun
Bâtın, iç. tas. Meleküt âlemi (us). Gönül âlemi, ruhani âlem. Derüni âşinâ ol câhilân bigâne desinler Heman vaktın gözet sen akılân divâne desinler Hasırzâde Elif
→Dervâze
Kale kapısı, şehrin büyük kapısı, yoksulların dilendikleri yer. Aşıkız dervâze-i şehr-i melâmet bekleriz Zâhid-âsâ sanmanız semt-i selamet bekleriz Hayali
→Derya
Deniz, tas, a Varlık. b İnsan-ı kâmil (sr). Deryâ-yı muhit casa geldi Kevn ile mekân hurasa geldi Nesimi
→Derya-yı muhit
Okyanus. 2. Mutlak varlık. Derya-yı vahdet Birlik denizi, Zat-ı kibriyanin tecelli etmesi, Zehi derya-yı vahdet kim kesilmez hergiz emvâcı Bu kesret âlemi ondan doğup nâçâr olur peydâ Niyazi Mutlak varlık. Derya-yı vahdet Birlik denizi,…
→Tasavvuf ve TarikatDeryâ-yı vahdet
Birlik denizi; ilâhî tevhid hakikatinin sınırsızlığını anlatan tasavvufî mecaz. Sâlikin kesret görünüşlerinden birliğe yönelişi denize dalma imgesiyle anlatılır.
→Dest
Farsça el demektir. Tasavvufî metinlerde kudretin, tasarrufun ve mânevî yardımın sembolü olarak kullanılır; “dest-gîr olmak” bir müride yol göstermek ve elinden tutmak anlamına gelir.
→Dest-büs
Bkz Base. Dest der kar dil be-yar Eli iste, gönlü Hak'ta olmak, eli işte gönlü oynasta olmak. Neylesin gülzâr-ı âşık olmayınca gülizâr Bostan-ı cennete suret veren didâr imiş Necâti Destegül i. fars Mevlevi dervişlerin…
→Dest-zeden
El çırpma, alkışlama veya hücum etme. Tasavvufî yorumda murakabe ve muhafaza ile ilişkilendirilen Farsça bir tabirdir.
→Destar
Tâc veya sikke çevresine belirli bir usulle sarılan sarık. Renk, sarılış ve sarkıtma biçimleri mensubiyet, seyyidlik, görev veya yerel âdete göre değişebilir.
→Destar
OE 3) Tarikat ehlinin, şeyhlerin ve halifelerinin sardıkları çeşitli renk ve şekillerdeki sarık.
→Devr-i ferşiye
Bkz. Devr. Devr-i kebir Mevlevilerin bayramlarda bayramlaşmak için bir daire meydana getirecek şekilde dizilmeleri ve bir halka oluşturmaları. Ayrıca, musikide bir usüle de devr-i kebir denir.
→Devr-i sani
Devr-i veledi. Devr-i veledi Şeyh başta olmak üzere semâa katılan derviş ve dedelerin semahaneyi üç defa dolaşmaları. Bunlara devr-i evvel, devr-i sani, devr-i salis adı verilir. Üçüne birden edvar-ı selase denir. Bkz. Semâ, Mukabele.
→Devrân zikri
Toplu zikir sırasında meydanda dairevî hareketle icra edilen Halvetî zikir biçimi; uygulama ve musikisi dönem ve dergâha göre değişmiştir.
→Devriye
. Tasavvuftaki devr düşüncesini, insan ruhunun ve evrenin Yaratan'dan çıkıp yine ona varacağı inancını konu edinen şiirler. Bkz. Devr. Ben ezelde var idim Yerdeydim göğe ağdım Ma'şük ile yâr idim Gökten de yere yağdım…
→Devse
Çiğneme, döğme, tas. Sa'diye tarikatinde bir ayin. Bu ayin 300 kadar dervisin yüzü koyun Yanyana yatması ve şeyhin de bunların üzerinden atıyla geçmesi şeklinde icra edilirdi. İnsanları ve Müslümanları aşağılayıcı bir ni- teliği bulunduğu…
→Deyr
1, Manastır. tas, Insaniyet âlemi (its). mee, Meyhane.
→Deyr-i mugan
1. Mecusi keşişlerin ibadethanesi, muğların mabedi, 2, tas. Arif ve 106 | : Dilber “e ———————-.- Nu Dilber evliya meclisi (sr).
→Dîdâr
Görme, yüz ve çehre. Tasavvuf şiirinde ilâhî güzelliğin temaşası ve sevgilinin yüzü anlamında kullanılır. Dîdâr arzusu, sûfî şiirinde vuslat ve cemal tecellisi özlemini anlatır. Rü’yet ve cemal maddeleriyle karşılaştırınız.
→Dilal
UY) Naz. tas. Sevgilinin cilvesi yüzünden hasıl olan yüksek seviyedeki aşk, şevk ve zevk sebebiyle sâlikin içine gelen ıstırap (dengesizlik) hali. Bu bir sekr hali olmamakla beraber yine de iradeyi ortadan kaldırdığından sâlik içine…
→Dilber
3) Gönül götüren, güzel, sevgili. tas. Kabz sıfatı, tutukluk ha Divan Le ——— m li ki, gönülde üzüntü ve sevgiyle birlikte bulunur.
→Dildar
Gönüle malik ve hâkim olan gönül sultanı, sevgili. 2. tas. Bast sıfatı ve neşe hali ki, kalpteki sevinç ve sevgiden ibarettir (us), Bkz. Azra, Dilenmek/Dilenci Çeşitli sebeplerle dilenerek geçinen dilenci dervişlere rastlanmıştır. Özellikle bu…
→Hadis ve SünnetDivan
Yüksek derecedeki devlet adamlarından oluşan meclis, tas, Güneydoğuda Nakşbendiye tekkelerine verilen ad. Misafirhane, medrese, Dost Dost Cemaatla namaz kılınan, zikir yapılan mahkeme görevi yapan, sosyal meseleler müzakere edilen dini, tasavvufi, idari, adli merkezler. Divane…
→Dil ve Genel KültürDîvânî
Osmanlı resmî kurumlarında, özellikle Dîvân-ı Hümâyun yazışmalarında kullanılan hat çeşididir. Ferman, berat, menşur, buyruldu, hüküm, tevkî, nişan, vakfiye ve ilâm gibi belgeler bu yazıyla kaleme alınmıştır. Gizliliği korumak ve tahrifatı güçleştirmek için harflerle kelimeler…
→Dostluk
Maddî veya mânevî bir karşılık beklemeden kurulan sevgi ve bağlılık. Tasavvuf dilinde kulun Hakk’a muhabbetini ve Hakk’ın kuluna yakınlığını anlatır; çıkar ilişkisine değil sadakat, vefa ve teslimiyete dayanır.
→Dört darp
Çehar darp. Dört halife Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali (ra.), Dört kapı Tarikat ehlinin maneyi yolculuğu esnasında geçmesi gereken dört aşama: şeriat, tarikat, marifet, hakikat, Bektaşilikte bu kapılardan her birinin on makamı vardır; toplamına…
→Dua
Yakarış, yalvarış, niyaz, dilek dileme, halini arz etme. tas. Kulun Hakk’a yakarışı. Halkın duası lisanla, zahitlerinki fiille, ariflerinki hal diliyedir. Dua sevgiliye özlem duymaktır. Dua Hakk'ın huzuruna utanarak çıkmaktır *.
→Duâ-gû
Dua eden veya dua okuyan kimse. Tekke dilinde özellikle zikir ve merasimlerin sonunda topluluk adına dua eden görevliyi belirtir. Duâhan maddesine de bakınız.
→Dil ve Genel KültürDuâ-hân
Dua okumayı bilen veya merasimlerde dua okumakla görevli kimse. Farsça hân eki “okuyan” anlamındadır; unvan bir tarikat derecesini tek başına göstermez.
→Dil ve Genel KültürDuâ-hânî
Dua okuyuculuğu; dua okuma görevi veya sanatı. Vakıf ve merasim kayıtlarında belirli vakitlerde dua okumakla görevli kişinin hizmetini ifade edebilir.
→Duahan
a Dua okuyan. b Tekkelerde zikrin sonunda dua okuyan kişi. Duası makbul olan. Ağzı dualı, mücâbu'd-dave.
→Kur’an ve TefsirDuhâ namazı
Güneş doğup kerahat vakti çıktıktan sonra öğle vaktine kadar kılınan nâfile namaz. Kuşluk namazı da denir. En az iki rekât kılınır; rekât sayısı hakkında farklı rivayet ve uygulamalar vardır. İşrâk namazıyla zaman bakımından yakın…
→Duzah
Cehennem. 2. Ruhani cehennem, yani bedenin aracılığı olmadan kalbin duyduğu elem ve ıstıraplar (Gk 791). Ruhani cehennem, yani bedenin aracılığı olmadan kalbin duyduğu elem ve ıstıraplar (Gk 791).
→Dil ve Genel KültürDü kevn
İki âlem; dünya ve âhiret. Farsça dü “iki”, Arapça kevn “varlık âlemi” anlamındadır.
→Dil ve Genel KültürDübeyt
İki beyitten oluşan kısa manzume; rubâî. Fars ve tekke edebiyatında kısa, yoğun anlamlı hikmet veya aşk şiirleri için kullanılan nazım adlarından biridir.
→Dürr-i suhan
+. Inci gibi göz. 2. tas. a mükâşefe, keşif halleri. b Maddi manevi, hissi, akli, ilâhî sır ve işaretler. Dürr u cevher isterisen ariflere hizmet eyle Cahil bin söz söyler ise mânide miskal olmaya…
→Düş
2) Omuz,dün. tas. Hakk'ın ululuk sıfatı.
→