Ara
Menü

Tasavvuf Sözlüğü

İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.

180 temiz madde bu görünümde hazır.

Dil ve Genel Kültür

Ma'bed

İbâdet edilen yer. Yeryüzünde yapılan ilk ma'bed, Mekke şehrindeki Kâbe'dir. Buraya Mescid-i Harâm dadenir. (Azrâkî) Müslümanların mâbedine mescid ve câmi, Yahûdîlerin ma'bedlerine sinagog ve havra, hıristiyanların ma'bedine kilise ve bi'a veya savme'a, denir. (M.…

İbadet ve Fıkıh

Ma'bûd

a'bûd a. (j^) [Ar.] Kendisine ibadet edilen varlık. Bu terim, hem batıl hem de Hak için kullanümaktır. Batıl olanlar, put, ateş veya şeytan olabilirken Hak tanrı tektir; o da evreni yaratan yüce Allah’tır.

Dil ve Genel Kültür

Ma'dûm

Yok olan, mevcût olmayan Ma'dûmun bey'i yâni satışı bâtıldır, hiçbir bakımdan dîne uygun değildir. (Mecelle)

İbadet ve Fıkıh

Ma'îşet

Yaşama, geçinme, yaşayış. Geçinmek, yaşamak için lüzumlu şeyler. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: Sizi yeryüzünde yerleştirdik ve sizin için orada (zirâat, ticâret ve çalışmak gibi) pekçok ma'îşet vâsıtaları hazırladık. Size verilen nîmetlere az şükrediyorsunuz.…

Kur’an ve Tefsir

Ma'iyyet

Berâberlik. Her an Allahü teâlâ ile berâber olma. Huzur, cem'iyyet, vilâyet-i Hâssa-i Muhammedî de denir. Ma'iyyet yolu, cezbe (Allahü teâlânın çekmesi) yollarından biridir. Ma'iyyet yolundan Allahü teâlâya kavuşmak nasîb olursa, aracı, vâsıta olmaksızın kavuşulur.…

Dil ve Genel Kültür

Ma'kûl İlimler

His organları ile duyularak, akıl ile incelenerek, tecrübe (deney, gözlem) ile ve hesâb edilerek elde edilen ilimler, fen bilgileri. Ma'kûl ilimler, matematik, mantık, fizik ve kimyâ gibi tecrübî ilimlerdir. İslâmiyet bunları men etmez, emreder.…

İbadet ve Fıkıh

Ma'nâ (mânâ)

Lafızdan (sözden) anlaşılan, kastedilen şey. Mânâ asl olup, kelime ve lafız (söz) kalıbları içerisinde ifâde olunurlar. Kelimeler ve lafızlar, bu mânâların ortaya çıkmasında vâsıtadırlar. Mânânın çok çeşitleri vardır. Meselâ, lugat (sözlük) mânâ bir dilde…

Hadis ve Sünnet

Ma'nevî

Mânâya, rûha ve gönüle âit olan, inançla ilgili. Maddî olmayan. Târih boyunca, îmânlılar ile îmânsızlar çarpışmakta, kuvvetli, çalışkan olan taraf, gâlib ve hâkim olmakta, inançlarını, düşüncelerini yaymaktadır. Bu çarpışma, harb vâsıtaları ile olduğu gibi,…

İnanç ve Kelâm

Ma'nevî Bağ

1. Herhangi bir şekilde, iki şey arasında zihinde kurulan irtibat, ilgi. Buna mânevî râbıta da denir. Her şeyden, her mahlûktan (yaratılandan) Allahü teâlâya giden bir yol vardır. Çünkü her mahlûkun kendisi ve sıfatları, O'nun…

İbadet ve Fıkıh

Ma'nevî Fâide

Rûha, kalbe ve gönüle âit fâide. Oruç, insanlara hem maddî, hem de mânevî faydalar sağlar. Bütün bir sene çeşitli yemekleri eritmek için, yorulan insan mîdesi ve bağırsakları, senede bir ay dinlenerek sağlığını korumuş olur.…

İbadet ve Fıkıh

Ma'nevî Hastalık

Kalbe gelen yanlış îtikâd (inanç); insanın doğruyu, gerçeği görmesine mâni olan perde; îtikâdî bozukluk ve düşünce. Dünyâya ve haramlara düşkün olma; kibir ve riyâ gibi kalb hastalığı. Allahü teâlânın var ve bir olduğu, Muhammed…

Kur’an ve Tefsir

Ma'nevî Huzûr

Allahü teâlâyı anarak emirlerini yapıp, yasaklarından kaçınmak sûretiyle kalbde meydana gelen rahatlık. Kalbler, Allahü teâlâyı zikr ederek, mânevî huzûra kavuşur. (İmâm-ı Gazâlî)

İnanç ve Kelâm

Ma'nevî Kuvvet

Müdrike (anlayıcı) kuvvetlerinin üçüncüsü olup, insanların havâssına, seçilmişlerine mahsûs anlayıcı kuvvet. Müdrike (anlayıcı) kuvvetlerin üçüncüsü mânevî kuvvettir. Mânevî kuvvetle anlaşılan şeyler, akıl ve his kuvvetleriyle anlaşılamaz. İnsan akıl kuvveti ile anlaşılan şeyleri hayvanların en…

Dil ve Genel Kültür

Ma'nevî Mîrâs

Âlem-i emrdeki (gözle görülmeyen âlemdeki) şeyler yâni îmân, mârifet (tanıma, bilme), rüşd (doğru yolda olmak) gibi nîmetler (güzellikler, iyilikler). Âlem-i halktan (gözle görülen âlemden) olup, görünen nîmetlere şükr etmek, mânevî mîrâsa kavuşmakla olur. Mânevî…

İnanç ve Kelâm

Ma'nevî Temizlik

İnsanın iç temizliği, kalb temizliği; kalbini her türlü bozuk inanış ve düşüncelerden fenâ huylardan arındırmak. Müslümanlık, maddî ve mânevî temizliktir; vücûd temizliği ve kalb temizliği emreder. Müslümanlık, dünyâ ve âhiret seâdetini (mutluluğunu) sağlayan tek…

Tasavvuf ve Tarikat

Ma’rife

Arapça, marifetin dayandığı yer demektir. Bu bütün isimlerin menşei olan, vahidiyyet hazreti (mertebesi)dir.

İbadet ve Fıkıh

Ma'rifet (mârifet)

Bilme, tanıma, gönülle bilme. Allahü teâlânın sıfatlarını ve isimlerini hakkıyla bilme, tanıma. Ma'rifetullah. Mârifetin hakîkati, Allahü teâlâyı kalb ile sevmek, dil ile anmak, O'ndan başka her şeyden ümidini kesmektir. (Ahmed bin Hadreveyh) Ma'rifet sâhibi…

İnanç ve Kelâm

Ma'rifetullah

Allahü teâlâyı tanıma, bilme. (Bkz. Ma'rifet) İlimlerden öyleleri vardır ki, onları ancak ma'rifetullaha sâhip olanlar bilirler. Onlar bu ilimlerden haber verdikleri zaman, ma'rifetullaha sâhib olmayanlardan başkası onları inkâr etmez. (Hadîs-i şerîf-Sülûk-ül-Ulemâ) Ma'rifetullah, keşfle, kalb…

Kur’an ve Tefsir

Ma'rûf (mârûf)

Dînin ve aklın beğendiği şey. Allahü teâlâ, âyet-i kerîmelerde meâlen buyuruyor ki: İçinizden, insanları hayra çağıracak, ma'rûfu emredecek, kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunsun. İşte onlar, kurtuluşa erenlerdir. (Âl-i İmrân sûresi: 104) Mü'minler, ma'rûf olan…

Tasavvuf ve Tarikat

Ma’rufiyye

Ma’rûf Kerhî’ye atfolunan bir tasavvuf okulu. Kerhî’nin vefat tarihi, h. 200/m. 816’dır.MÂSİK,

İbadet ve Fıkıh

Ma'siyyet (mâsiyet)

İtâatsizlik, isyân. Günâh olan işler, Allahü teâlânın beğenmediği şeyler; Allahü teâlânın emrettiği şeyi yapmamak veya yasak ettiğini yapmak, haramlar. Allahü teâlânın yasak ettiği şeyler, günahlar. Ma'siyet, insanı küfre sürükler. (Hadîs-i şerîf-Mektûbât-ı Ma'sûmiyye) Nefse sükûnet…

İnanç ve Kelâm

Ma'sûm

Suçsuz, günahsız. Günâh işlemekten korunmuş kimse. (Bkz. İsmet) Peygamberler hakkında bilip inanmamız gereken sıfatlardan birisi de İsmet'tir. Yâni Peygamberler büyük ve küçük günâhlardan ma'sûmdurlar. Hiç günâh işlemezler. İnsanlardan ma'sûm olan yalnız peygamberlerdir. (Kutbüddîn-i İznikî)…

Kur’an ve Tefsir

Maâz-Allah

"Allahü teâlâya sığınırım" mânâsına, tehlikeli, zararlı ve istenmeyen durumlardan korunmak için söylenen bir söz. Âyet-i kerîmede meâlen buyruldu ki: Yûsuf (aleyhisselâm); "Maâz-Allah, biz malımızı kimin yanında bulmuşsak ancak onu alırız. Yoksa haksızlık etmiş oluruz"…

İnanç ve Kelâm

Madde

Ağırlığı olan ve boşlukta yer kaplıyan varlık. Hava, su, taş, cam ayrı birer maddedir. Işık ve ses, madde değildir. Çünkü yer kaplamaz ve ağırlıkları yoktur. Her madde; katı, sıvı ve gaz olmak üzere üç…

Tasavvuf ve Tarikat

Magribiyye

Muhtemelen İran’lı şâir Mağribî (ö. 1406)’nin talebelerine isnad edilen bir tasavvuf okulu.

Tasavvuf ve Tarikat

Mağribu’ş-Şems

Arapça, güneşin battığı yer demektir. Kâşânî’ye göre, Hakk’ın ta’ayyünler ile, ruhun da cesed ile örtülmesi demektir.

Ahlâk ve Âdâb

Mağrûr

Gururlu. (Bkz. Gurûr) Akıllı kimse başkalarının ayıbına bakmaz. Kişinin aybını yüzüne vurmaz. Malı çoğaldıkça, mağrûr olup ahlâkını bozmaz. (İdrîs aleyhisselâm) Ey oğlum! Sende olmayan fazîletler ile insanlar seni medh ederlerse, sakın mağrûr olma. Kendinden…

Tasavvuf ve Tarikat

Mah-I Nev

Farsça, yeni ay demektir. Tasavvufi eğitime yeni başlayan mübtedîler için, kinaye olarak kullanılan bir tabir. Bu durumda olan kişi, yeni doğmuş bir aya benzetilmektedir.

Tasavvuf ve Tarikat

Mahabbet

Arapça, sevgi, aşk demektir. Tasavvufta mahabbetin hakikati, herşeyini sevdiğine bağışlaman, kendine de sende olan hiçbirşeyi bırakmamandır. Mahabbet ehli üç haldedir: Âmmenin mahabbeti: Bu fiilî bir sevgidir ve Allah’ın kendilerine ihsan etmesinden kaynaklanır. Hz. Peygamber…

Mahabbet-i asliyye

Asli muhabbet, temel Sevgi. tas. Zatın, zatını başka şey için değil, sırf zatı için sevmesi, Diğer bütün sevgilerin kaynağı, bu sevgidir (kı).

Mahalle

Kaynaklarda, sâlikin ilâhî kemal sıfatlarının tecellileri vasıtasıyla sevgiliye yaklaşması anlamında kullanılan seyrek bir tasavvuf terimidir. Gündelik dildeki yerleşim birimi anlamıyla karıştırılmamalıdır. Terimin anlamı, geçtiği metindeki “mahall” ve “menzil” kavramlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.

İnanç ve Kelâm

Mahbûb

Muhabbet edilen. Sevilen, sevgili. Muhammed Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem mahbûb-i Rabbülâlemîndir. Allahü teâlânın sevgilisidir. (İmâm-ı Kastalânî) Sevgiliden gelen her şey mahbûbdur. (İmâm-ı Rabbânî)

İnanç ve Kelâm

Mahbûb-İ Hudâ

Allahü teâlânın habîbi, sevgilisi Muhammed aleyhisselâm. Muhammed Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, Mahbûb-i Hüdâ'dır. Gelmiş ve gelecek bütün varlıkların her bakımdan en üstünüdür. (İmâm-ı Rabbânî) Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hüdâdır bu, Nazargâh-ı ilâhîdir…

İnanç ve Kelâm

Mahbûbiyyet

Sevgili olmak. Peygamber efendimize tâbi olmanın en yüksek derecesi mahbûbiyyet ve ma'şûkiyyet (çok sevilen olmak) kemâlâtına (üstünlüklerine) sâhib olmaktır ki, bu, Allahü teâlânın çok sevdiklerine mahsûstur. Bunun ele geçmesi için muhabbet, sevmek lâzımdır. (İmâm-ı…

Dil ve Genel Kültür

Mahcûr

Çocukluk, sefîhlik, delilik, kölelik, bunaklık vs. gibi çeşitli sebebler yüzünden malını tasarruf hakkından, kullanmaktan men edilen kimse. (Bkz. Hicr) Mahcûr iki kısımdır: 1- Çocuk, deli ve maraz-ı mevt (ölüm hâlinde) bulunanlar. 2- Hâkimin hükmüyle…

Dil ve Genel Kültür

Mahdûm

Hizmet edilen, kendisine hizmet sunulan kimse. Tekke çevresinde şeyh veya halife için saygı unvanı olarak kullanılabilir. Osmanlı kullanımında bir büyüğün oğlu için de nezaket unvanıdır; anlam bağlama göre ayrılır.

İbadet ve Fıkıh

Mahfil-i kazâ

Yargılama meclisi veya şer‘î mahkeme. Kadının hüküm verdiği mahkeme ortamını ifade eden tarihî tamlamadır.

Tasavvuf ve Tarikat

Mahît

Arapça dikilmiş elbise demektir. Öğülmüş sıfatları kazanarak, yerilmiş sıfatlardan sıyrılmaya işaret eder.

Tasavvuf ve Tarikat

Mahiye

Bir şeyin hakikati anlamında “mâ” ve “hiye” den meydana gelmiş Arapça bir sözcük. Tasavvuf? olarak Ümmü’l-Kitâb’a denir. Ümmü’l-Kitâb, Zât’ın künhünün mahiyetinden ibarettir. Yine bu ifade ile, üzerine isim, sıfat, vücûd, adem, Hak ve halk…

Dil ve Genel Kültür

Mahkeme

Hüküm verilen dâvâların görülüp, hükme (karâra) bağlandığı yer. Mahkemeye bir işin düşünce, hâkim karşısında dâvâcı veya dâvâlı ile kavga etmeye kalkışma! Ne sorulursa o kadar cevâb ver! Şâyed şâhid olarak gidersen, hiç kimsenin te'siri…

İnanç ve Kelâm

Mahkeme-İ Kübrâ

En büyük mahkeme, âhirette bütün insanların amel defterlerinin tartıldığı ve dünyâda yaptıklarının hesâbını verecekleri yer. Allahü teâlânın bilmediği hiçbir şey yoktur. Açık ve gizli O'nun yanında birdir. O; "Ol!" dedi, yokluktan varlık meydana geldi.…

Kur’an ve Tefsir

Mahlûk

Yaratılmış; yoktan vâr edilmiş. Rabbimiz cism değildir, zamânı, mekânı yok. Maddeye hulûl eylemez, böyle olmalı îmân. Mahlûka muhtaç değildir, ortağı benzeri yok, Her şeyi O'dur yaratan hem de varlıkta tutan. (M. Sıddîk Gümüş) Vilâyete…

İnanç ve Kelâm

Mahlûkât

Yaratılanlar, Allahü teâlânın yarattığı şeyler. Mahlûkâta muhabbet etme, zîrâ onlara muhabbet, Hakk'a ulaşmaya mânidir. (İmâm-ı Gazâlî)

İbadet ve Fıkıh

Mahmasa Hâli

Açlıktan ölmek üzere olma hâli. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: ...Kim mahmasa hâlinde, çâresiz kalırsa, günâha meyl (yönelme) maksâdı olmaksızın haram etlerden yiyebilir. Çünkü Allah çok bağışlayıcı, affedicidir. (Mâide sûresi: 3) Leş ve domuz…

Mahmel

Yükün konulduğu yer veya yük taşıma aracı. Tasavvufî metinlerde yük ve külfet mecazı çevresinde, sâlikin benlik iddiasından ve ağırlaşmış alışkanlıklardan kurtulması anlamında kullanılır. Kaynaklardaki “teklif külfetinden rahatlamak” ifadesi, dinî sorumluluğun kalkması değil; ibadetin zoraki…

İbadet ve Fıkıh

Mahmûd

1. Övülmüş, övülen. Kalbin mahmûd hâlleri; sabır (Allah'tan gelenlere tahammül etmek), şükür (her nîmeti Allahü teâlâdan bilmek), havf (Allah'ın azâbından korkmak), recâ (Allah'ın rahmetini ümîd etmek), rızâ (Allah'tan gelenlere boyun eğmek, hoşnûd olmak, kadere…

Mahmuri

3) Mahmurluk. tas. Kendinden geçme hali (sr).

İbadet ve Fıkıh

Mahşer

Haşr olunacak, toplanılacak yer. Kıyâmet gününde bütün mahlûkâtın (bütün canlıların) yeniden dirildikten sonra hesap için toplanacakları yer. Arasat Meydanı, Mevkıf. Allahü teâlâ Hacer-ül-esved-i kıyâmette mahşer meydânına getirecek, onun göreceği iki gözü konuşacağı bir dili…

Hadis ve Sünnet

Mahv

Silmek, yok etmek; bir şeyin, izi kalmayacak şekilde ortadan kalkması tas. Kulun fiillerinin Hakk'ın fiillerinde fani olması. | Yüksek derecedeki kullarını Hak kendine çeker, onların nefeslerini mahv (yok) | eder, onları kendi katında var…

Tasavvuf ve Tarikat

Mahv-I Ayn-I Abd

Arapça, kulun aynının silinmesi anlamında, zincirleme bir tamlama. Ayana varlık yüklemeyi düşürmek demektir. Buna mahv-ı ubûdiyyet de denir. Zira a’yân, bir takım zâta ait şe’nlerden ibaret olup, “âlimiyye” hükmündeki “vâhidiyye hazreti” nde ortaya çıkar.…

Tasavvuf ve Tarikat

Mahv-I Erbâbı’z-Zevâhir

Zevahir erbabının mahvolmasını ifade eden, Arapça zincirleme bir izafet terkibi. Kâşânî’ye göre bu terkib, kötü ve âdete ait özelliklerin kaldırılmasıdır. Bunun mukabili, ibâdetin hükümlerini yerine getirmek ve öğülen ahlâkı elde etmek olan, isbâttır.

Tasavvuf ve Tarikat

Mahv-I Erbâbis-Serâir

Sırlar erbabının mahvolması anlamında Arapça bir terkib. Bu, illetlerin ve âfetlerin silinmesi demektir. Bunun mukabili, muvasalâtın (karşılıklı kavuşmanın) isbatıdır. Bu, “onun işiten kulağı, gören gözü olurum” kudsi hadisinde belirtildiği gibi, Hakk’ın sıfat, ahlâk ve…

Mahv-i ubüdiyet

Kullugun mahvı. tas. A'yâna varlık nispet etmemek. Aslında | aynlar (ç. a'yan) yoktur, yalnızca Hak onlarda zuhur ettiği için vardır. Bu türlü varoluş aslında yok oluştan başka bir şey değildir. Haktan başka fail ve…

Tasavvuf ve Tarikat

Mahvu’l-Cem’i’l-Hakikî

Gerçek cem’e ait mahvı ifade eden Arapça bir terkib. Kâşânî bunu, çokluğun, tekde fani olmasıdır, şeklinde tanımlar.

Tasavvuf ve Tarikat

Mahya

Zikir, salavat ve dinî sohbet için geceleyin düzenlenen ihya meclisi. Kelime “geceyi diri tutmak” anlamındaki ihyâ ile ilişkilidir. Osmanlı kültüründe kandil ve ramazan gecelerinde minareler arasına kurulan ışıklı yazı düzenine de mahya denir. İki…

İbadet ve Fıkıh

Mahzûrât

Dinde yasak edilmiş şeyler, haramlar. Zarûretler, mahzûrâtı mübâh kılar yâni yapılması men ve yasak edilmiş bâzı şeyler vardır ki, bunları yapmak, zarûret hâlinde mübâh hükmünde olur; bundan dolayı, yapan cezâlandırılmaz. Meselâ; açlıktan helâk olmak…

Dil ve Genel Kültür

Makâm-I İlliyyîn

Cennet. Bir ma'sûm (günâhsız, suçsuz) çocuk hasta olup, ölüm döşeğine girdiğinde, makâm-ı İlliyyîn, onun makâmı olur. Oradan üç yüz altmış melek gelip, saf saf olup o çocuğun karşısında dururlar ve; "Yâ ma'sûm çocuk! Müjdeler…

Tasavvuf ve Tarikat

Makām-ı vahdet

Birlik makamı; çokluk görünüşlerinin ardındaki tevhid hakikatinin idrak edildiği mânevî mertebe. Bazı tasniflerde ceberût âlemiyle ilişkilendirilir.

İbadet ve Fıkıh

Makâmât-I Aşere

Fenâ (Allahü teâlâdan başka her şeyi unutmak) makâmının başlangıcında olan ve fenâ makâmına kavuşmak için lâzım olan on şey. Makâmât-ı aşere şunlardır: Tövbe; haram işledikten sonra pişman olup, Allahü teâlâdan korkmak ve bir daha…

Tasavvuf ve Tarikat

Makâmât-I Sülûk

Tasavvuf yolunda ilerlerken geçilmesi gereken dereceler. İslâm-ı hakîkî (hakîkî İslâm); makâmât-ı sülûkun geçilmesinden ve nefsin itmînânından (şüphe ve tereddüdlerden kurtulmasından) sonra hâsıl olur (meydana gelir). (Muhammed Ma'sûm)

Tasavvuf ve Tarikat

Makdisiyye

Kurusucu Abdüllatif Makdisî olan bir tasavvuf okulu. Kadiriyye’nin kollarından biridir. Makdis, Kudüs’ün esas adıdır.

İnanç ve Kelâm

Makdûr

Kudretin konusu olan şey. Kelâm ilminde bir kudret sıfatının etkisinin yöneldiği mümkün fiil veya varlık için kullanılan terimdir. Allah’ın kudreti bağlamında makdûr, yaratılması veya meydana getirilmesi aklen mümkün olan şeyi ifade eder; mantıken imkânsız…

Hadis ve Sünnet

Maksad (maksûd)

Niyet, kasd. Allahü teâlâ yersiz güleni, bir ideâli, maksâdı olmadan yola çıkanı sevmez. (Kâ'bü'l-Ahbâr) Bid'atler (Peygamber efendimiz ve dört halîfe devrinde olmayıp, dinde sonradan çıkarılan şeyler) yayılıp, sünnetler terkedildiği zulmetli, karanlık zamanda, İslâm ilimlerinin…

Tasavvuf ve Tarikat

Maksûda (amacına) Tez Erişir

Bu söz, kâmil mürşide, tam ve mükemmel bir hüsn-i zan ile bağlanan kişinin, vuslata çabuk ereceğini ifade eder. Akşemseddin, HacıBayram-ı Velî’den 3-5 ay gibi kısa zamanda olgunlaşıp hilâfet beratı alınca, bu vuslata 30 yıldır…

Makt-i kebir

Bkz. Âr-i azim - Makt-i kebir.

Maktel

Meshet. Ödürülen yer ve zaman. tas. a Bir azizin öldürüldügü yer ve zaman. b Bu vesileyle yapılan anma töreni ve söylenen mersiyeler.

Dil ve Genel Kültür

Maktûl

Kâtil tarafından öldürülen. İki müslüman, kılıçları ile karşılaştıkları zaman, kâtil de, maktûl de, Cehennem'dedir. Zîrâ maktûl de karşısındaki adamı öldürmeyi murâd etmişti. (Hadîs-i şerîf-Müslim) Maktûlün velîlerinden biri affederse veya velî ile kâtil belli bir…

Tasavvuf ve Tarikat

Mal-Mülk

Mal, bir kişinin veya toplumun sahip olduğu, eşya, para vs. ve rızık anlamında Arapça bir kelime.Çoğulu, emvâl’dir. Dünyanın, ve içindekilerin geçiciliğini anlamak ve anlatmak, tasavvufi disiplinlerde önem arzeden bir husustur.Mal sahibi, mülk sahibi, Hani…

Mana

Anlam. tas. Hakikat, sır, marifet. Bir şeyin sahtesi ve taklidine dava, hakikatine ve ruhuna mana (ma'ni) denir. Âlem-i mana: Rüya âlemi, bazen gayb ve misal âlemi. Marifet-i şuhüdi Eydürsin kim gözüm görür dâviyi, ma'niye…

Manassa

Çardak tas. Mahrem tecelliler, yani ruhani tecelliler. Bu terim özellikle İbni Arabi'nin el-Futuhatu'l-Mekkiyesi'nin son kısmında kullanılır.

Edebiyat, Musiki ve Sanat

Manastır

Hıristiyanlıkta ibâdet edilen ve din adamlarından bir râhib veya râhibenin idâre edip, barındığı binâ. Eskiden manastırlar, kendi mülkleri olan bir arâzî üzerinde kurulur ve bu arâziyi işleterek elde ettikleri mahsûllerle kapalı bir ekonomi içinde…

Tasavvuf ve Tarikat

Mansûriyye

Hallac-ı Mansur’a izafe olunan bir tasavvuf okulu. Buna Hallâciye de denir. Hallâc-ı Mansur, gençlik yıllarında Hindistan’ın Sind eyaletinde İslâm’ı yaymak üzere faaliyetlerde bulunmuş ve bir hayli de başarılı olmuştur, işte bu müslümanlara “mansûrîler” adı…

72 / 180

Bu görünüm temizlenmiş ilk 180 maddeyi gösteriyor. Harf, konu veya arama kullanarak listeyi daraltabilirsiniz.