KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
L-Guşâ
Farsça gönül fetheden, gönül açıcı anlamında bir ifade. Üns halinde salikin gönlünde ortaya çıkan feyz ve fetih (açılma).
→Lâ ilâhe illallah
“Allah’tan başka ilâh yoktur.” İslâm’ın tevhid inancını en özlü biçimde ifade eden kelime-i tevhidin ilk bölümüdür. Tasavvuf yollarında nefy ve ispat zikrinin esası kabul edilir: lâ ilâhe ile Hakk’ın dışındaki mutlaklık iddiaları reddedilir; illallah…
→Tasavvuf ve TarikatLa İllâ
La, Arapça’da olumsuzluk, illâ da, istisna edatıdır. La, nefy, illâ ise isbât ifadesidir, ikisi aynı cümlede bulunursa, La, vahdet-i vücud açısından Allah’tan başka varlığın bulunmadığını, O’ndan gayrisinin yokluğunu ifâde etmektedir. Varlıklar, kendi başlarına var…
→Tasavvuf ve TarikatLa Mekân âlemi
Bî ve la, ilki Farsça, öteki Arapça … siz,… sız, yok vs. gibi anlamları ihtiva eder. Bu durumda la mekan ve bî mekân sözleri; yersiz, yurtsuz gibi anlamlara gelir. La mekân âlemi de, yersizlik…
→Kur’an ve TefsirLâ-şey
“Hiçbir şey; yok hükmünde olan” anlamındaki Arapça ifade. Tasavvufî dilde dünyanın geçiciliğini veya Hakk’ın mutlak varlığı karşısında mâsivânın bağımsız varlık iddiası taşımadığını vurgulamak için kullanılır; yaratılmışların bütünüyle inkârı anlamına gelmez.
→Dil ve Genel KültürLâ-yezâl
Zeval bulmayan, sonu ve tükenişi olmayan. Tasavvuf metinlerinde kalıcı ve ebedî oluşu bakımından Hak için kullanılan bir sıfat. Ezel–lâ-yezâl maddesine de bakınız.
→Hadis ve SünnetLa'b
Oyun, boş şey. Oyun ile boş yere vakit geçirme. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Biliniz ki, dünyâ hayâtı elbette la'b ve lehv (eğlence) ve zînet yâni süslenmek ve tefâhür yâni öğünme ve…
→Kur’an ve TefsirLa'net (lânet)
Bedduâ; bir kimsenin kötülüğünü, Allahü teâlânın af ve merhametinden mahrum olmasını, ihânet edenlerin veya kötülüklerin gerektiği cezâya çarptırılmasını istemek. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruluyor ki: Allahü teâlâ ve Resûlüne eziyyet edenlere, dünyâda ve âhirette de…
→Dil ve Genel KültürLâedriyye
Allah ve kâinatın yaratılışı hakkındaki mutlak gerçeğin insan aklıyla kavranamayacağını veya bilinemeyeceğini savunan felsefî yaklaşım. İslâm düşüncesi literatüründe kesin bilginin imkânını reddeden yahut temel metafizik sorular karşısında hüküm vermekten kaçınan görüşler için kullanılır.
→Dil ve Genel KültürLafza-i celâl
“Allah” özel adı. Zikir ve hat sanatında ilâhî ismi belirtmek için kullanılan saygılı terimdir.
→Dil ve Genel KültürLafzatullah
“Allah” lafzı ve özel adı. Hat, kıraat ve zikir literatüründe ilâhî ismi belirtmek için kullanılan terimdir.
→Tasavvuf ve TarikatLagv
Hatalı konuşmak, faydasız söz söylemek mânâlarına gelen Arapça bir kelime. İnsanı, Allah’ı anmaktan alıkoyan her şeye lağv denir. Boş söz dinlemek de, lağvdan sayılmıştır. Hadis: “Hutbe okunurken, yanındakine sus diyen, boş lakırdı (lağv) etmiş…
→Dil ve Genel KültürLağv Yemini
Geçmiş birşey için zan ile boş yere yapılan yemîn. (Bkz. Yemîn)
→Dil ve Genel KültürLahd (lahid)
Kabir kazıldıktan sonra, kabrin taban sathından kıble cihetine kabir boyunca, içine ölü sığacak kadar genişlik ve derinlikte kazılan yer. Beşikten lahd'a kadar ilim öğreniniz. (Hadîs-i şerîf-Râmûz-ül-Ehâdîs) Meyyit (ölü), lahd içine, sağ yanı üzere konur.…
→İbadet ve FıkıhLahn
Hatâ etmek, doğrudan sapmak. Çoğulu elhândır. 1.Tecvîd ilminde, tecvîd kâidelerine uymamaktan doğan okuyuş hatâsı. Fıkıh kitablarında namaz kılanın namazın farzlarından olan kırâette yaptığı hatâ zelletül-kârî adı altında incelenmiştir. Lahn, dört şekilde olabilir: Birinci şekil…
→Dil ve Genel KültürLahn-I Celî
Açık ve herkesin bildiği tecvîd hatâsı. Lahn-ı celî harflerde veya harekede yâhut sükunda olur. Meselâ tı harfini dal, sad'ı sin okumak lahn-ı celîdir. (İbn-i Âbidîn)
→Dil ve Genel KültürLahn-I Hafî
Gizli hatâ olup, ancak tecvîd ilmi ile uğraşanlar bilir. Lahn-i hafîde mânâ bozulmaz. İhfâyı, iklâbı vb. yapmamak, kalın okunacak yerde ince, ince okunacak yerde kalın okumak, uzatılacak yerde kısa okumak, kısa okunacak yerde uzatarak…
→Tasavvuf ve TarikatLâhût
İlâhî âleme, lâhût âlemi denir. Arapça’da lâhût kelimesi ulûhiyyet anlamına gelir. Tehanevî’nin kaydettiğine göre, Lâhût, cisimlere sirayet etmiş diriliktir. Her şeyde, bu açıdan bir ruh vardır. Bir şiirde, mumun ruhunun, ışığı olduğu ifade edilir.
→Lahz
Göz ucuyla bakma, atf-ı nazar etme; gamze. tas. Kendisine | aşikâr olsun diye kalbin gaybla ilgili hususlara yönelmesi. Lahzı (bakışı) faydalı olmayanın lafzı da (Söz) faydalı olmaz. Bkz. Nazar. |
→Tasavvuf ve TarikatLahza
Lahz kelimesi ile aynı mânâyı kapsar. Tasavvuf terimi olarak, Allah’ın zat güneşine, aşırı parlak oluşundan dolayı bakamayıp, göz ucuyla, gözünü kısarak bakmaya çalışmak demektir.
→Laiha
¢ Levaih I. Parıltı, kıvılcım, 2. tas. a Parlar parlamaz kaybolan | tecelli nuru. b İçe doğuş, manevi keşif; örn. Hz. Ömer'in Sâriye'yi | görmesi (İFM; KI; AK 11:380). Bkz, Bârika, Hatre. |
→Kur’an ve TefsirLâim
Levm eden, kınayan, iyi ve güzel bulmayan. Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki: Ey îmân edenler! Dinden çıkarsanız Allahü teâlâ sizin yerinize başkalarını getirir. Onları sever. Onlar da Allahü teâlâyı severler. Mü'minlere karşı…
→İnanç ve KelâmLaîn
Lânet edilmiş, kovulmuş. Allahü teâlânın rahmetinden mahrum olan şeytân. (Bkz. Lânet)
→Kur’an ve TefsirLakab
Bir kimseyi övmek veya yermek (kötülemek) için takılan adlar. Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki: Ey îmân edenler! Bir takım kimseler diğerleri ile alay etmesin. Olur ki, alay edilenler, Allah indinde alay edenlerden…
→İbadet ve FıkıhLakit
Buluntu; nesebi belirsiz tas. Belli bir seyhten tasavvuf ve tarikat adabı öğrenmemiş, bir şeyhin gözetim ve denetimi altında sülûk ve terbiye görmemiş kimse. Böyleleri, başkalarını irşat ehliyetine asla sahip değillerdir. Tarikat babasını bilmeyen kör…
→Lâle
Kırmızı renkli, kadeh biçimli çiçek. Tasavvuf ve divan şiirinde sevgilinin yüzü, yanağı ve aşk yarasıyla ilişkilendirilir. İşaret değeri “Lâle” ile “Allah” kelimelerinin ebced değerinin 66 oluşu sebebiyle lâle, özellikle Osmanlı sanatında tevhidi ve ilâhî…
→Lamekan
( veya Bimekan. Mekânsız. mec. Mekâna ihtiyacı olmayan; Allah. tas. Mekân maddi şeyler için söz konusudur, Allah, melekler ve ruhlar mekâna ihtiyaç duymaz; diğer bir ifadeyle mana ve ruhlar âlemi mekânsızdır, lâmekândır. Bedenle ilişkisini…
→Lâşe
Y) Leş. tas. Mutasavvıf ve zahitlere göre dünya lâşe-i lâ-şeydir; hiçbir değeri olmayan murdar bir leştir. “Dünya bir lestir, talipleri köpektir” (ax 409). Hırlaşır bir lâşeye üşüşmiş nice yüzbin kilâb Biz de pay almak…
→Kur’an ve TefsirLatîf (el-Latîf)
1. Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından. Lütf ve ihsân edici, dâimâ güzel muâmelede bulunan. Allahü teâlâ âyet-i kerîmelerde meâlen buyurdu ki: Gözler O'nu idrâk edemez. Ama O, gözleri idrâk eder. O latîftir, (her şeyden) haberdârdır.…
→Tasavvuf ve TarikatLatîfetü’l-İnsaniyye
İnsanî latîfe demektir. Tehânevî, insanî latîfenin nefs-i natıkadan ibaret olduğunu söyler. Keşfu’l-Lüğat’da insanî latîfenin, ruhun hakikati olduğu kaydedilir. Kâşânî buna kalp adını verir. Kalp insanî latîfedir. Kâşânî devamla şöyle der: “Gerçekte, ruhun, kendisiyle bir…
→Kur’an ve TefsirLazy
Hiçbir dîne inanmıyanlar ile müşriklerin (Allahü teâlâya ortak koşanların) azâb görecekleri, Cehennem'in altıncı tabakası. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki: Şüphe yok ki hem âhiret, hem dünyâ bizimdir. İşte sizi alevlendikçe alevlenen Lazy…
→Leb
Q)z Dudak. 2. tas, Kelam, söz )115(. Şarâb-ı la'l-ı nâbın nüş edenler Leb-i yâre bir içim su dediler Şeyh Nakşi Efendi Ben lebin muştâkıyem zühhad kevser tâlibi Nitekim meste mey içmek hoş gelir huşyâre…
→Leb-i la‘l
Yakut renkli dudak. Divan ve tasavvuf şiirinde sevgilinin kırmızı dudağını; daha derin yorumda sevgilinin sözü, nefesi ve hayat veren mânevî mesajını anlatır.
→Leb-i şekeri
1. Şeker dudak, 2, Melek aracılığıyla Peygamberlere, kalp tasfiyesi Sayesinde velilere gökten inen söz (us). |
→Leb-i şirin
Tatlı dudak. 2. İdrak ve hissedilir olması şartiyle aracısız gelen söz, sevgilinin Sözü; sevgili (1s; ), İdrak ve hissedilir olması şartiyle aracısız gelen söz, sevgilinin Sözü; sevgili (1s; ),
→Tasavvuf ve TarikatLedün
Arapça’da zaman veya mekan zarfı olup, yanında, …de,…da mânâlarını ihtiva eder. Gayb ilmi, sırlara vâkıf olma anlamında kullanılan tâbir. Kehf suresinde “…ona katımızdan bir ilim öğrettik…” (Keyf/65) âyetiyle bu ilme işaret olunur. Tahsil yapmadan,…
→Kur’an ve TefsirLedünnî İlmi
Allahü teâlânın vergisi, ihsânı olan mânevî ilim. (Bkz. İlm) Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki: Orada kendi indimizden bir rahmet (vahy ve nübüvvet veya uzun ömür) verdiğimiz ve ona ledünnî ilmi öğrettiğimiz kullarımızdan…
→İbadet ve FıkıhLehv
Eğlence. Âhirette faydası olacak şeylerden alıkoyan her şey. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: Biliniz ki, dünyâ hayâtı elbette la'b (oyun) ve lehv ve zînet yâni süslenmek ve tefâhur yâni öğünme ve malı parayı ve…
→Kur’an ve TefsirLehvel-Hadîs
Müzik, her türlü boş oyun, eğlence. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: İnsanlardan öyle kimseler vardır ki, bilgisizce (hissettirmeden) Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlence yerine tutmak için lehvel-hadîs'e müşteri çıkar. İşte bunlara şiddetli…
→Lemme
Siddet; mesakkat, dokunma, dürtme, çarpma. tas, Şeytan ve- | ya melek tarafından insanın içine verilen his, dürtü. Şeytan'ın dürtüsü (lemme) | 226 | Levlake levlak e. Tevlâkeleyik insanı kötülüğe tahrik eder, meleğin dürtüsü ise…
→Tasavvuf ve TarikatLems
Arapça, bir şeye el ile dokunmak anlamına gelir. Tehânevî lems’i, zahirî hislerin bir türü olarak tavsîf eder. Bu güç, özellikle deride yoğun olmak üzere, vücuttaki bütün sinirlere dağılmıştır. Bununla, deriye temas eden maddî, hevaî…
→Lenger
Tâcın başa oturan, çoğu zaman destarın çevresine sarıldığı alt bölümü. Bazı sembolik açıklamalarda şeriat evi, üst kubbe ise tarikat kubbesi olarak yorumlanır.
→Lengerhâne
Demir atılan ve konaklanan yer. Tekke dilinde fütüvvet ehlinin tekkesi, dervişlerin yemek yediği bölüm, imarethane veya bazı kullanımlarda türbe anlamına gelir. Kelime, yolcunun durup sükûnet bulduğu güvenli menzil fikrini taşır.
→Lesen
Fesâhat. Hakk'ın Şuurlu kimselerin kulağına apaçık olarak beyan ve ifşa ettiği bilgiler. Bu da ya ilahi bir tarifle veya bir peygamberin yadabir veli ve sıddıkın diliyle gerçekleşir. “Ömer Hak lisanıyla ko- nuşur.”
→İbadet ve FıkıhLeş
Kendiliğinden ölen veya Besmelesiz kesilen veya kesilmeyip de başka sûretle öldürülen veya Ehl-i kitâb olmayan kâfir ve mürtedlerin kestikleri yenmesi haram hayvanlar. Ölmüş hayvan. Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki: Şöyle ki, Kur'ân'da…
→İnanç ve KelâmLeşker-İ Duâ
Duâ ordusu. Sıkıntı ve darda kalan müslümanlara duâları ile yardımda bulunan Allahü teâlânın sevgili kulları, sâlih müslümanlar, velîler topluluğu. (Bkz. Duâ Ordusu) Leşker-i gazâ (cephede savaşan asker), leşker-i duânın yardımına muhtâçtır. İhlâs ile yapılan…
→İnanç ve KelâmLeşker-İ Gazâ
Gazâ ordusu, savaşan askerler. Allahü teâlânın rızâsı için O'nun dînini yaymak, din, nâmus ve vatanlarını korumak için düşmanla savaşan müslümanlar. (Bkz. Gazâ)
→İnanç ve KelâmLetâfet
Hoşluk, yumuşaklık, tatlılık. Allahü teâlâ, kıyâmette, ilâhlık makâmında tecelli buyurup, yedi kat gökleri sağ kudret eline alıp buyurur ki: "Ey alçak dünyâ! Senin içinde rablık dâvâsı edenler ve ahmakların rab tanıdıkları âcizler nerededir ve…
→Letâif-i Hamse
İnsanın mânevî idrak merkezlerini kalp, ruh, sır, hafî ve ahfâ şeklinde beş latîfe halinde açıklayan tasavvuf tasnifidir. Etvâr-ı Seb‘a nefsin mertebelerini ve tezkiyesini öne çıkarırken Letâif-i Hamse kalbin ve ruhânî merkezlerin tasfiyesini merkeze alır.…
→Levâih
Lâiha kelimesinin çoğulu; parıltılar ve birden görünen ışıklar. Tasavvufta sâlikin kalbinde kısa süre beliren keşif, mârifet ve tecelli parıltılarını ifade eder.
→Levh
Belli bir süreyle sınırlanmış yazı ve takdir. Kitab-ı mübin, külli nefs. Dört türlü levh vardır: Akl-ı evvel levhi, mahv ve ispattan evvelki kaza (takdir) levhidir. Levh-i mahfüz, birinci levhte külli olan hususların ayrınth hale…
→Kur’an ve TefsirLevh-Ül-Mahfûz
Korunmuş levha; Allahü teâlânın takdir ettiği her şeyin yazılı bulunduğu, nasıl olduğu bizce bilinmeyen ve her türlü te'sirden korunmuş levha. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: Dünyâda olacak her şey, dünyâ yaratılmadan evvel ezelde Levh-ül-mahfûza…
→Kur’an ve TefsirLevm
Kınama. (Bkz. Lâim) Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki: Ey îmân edenler! Dinden çıkarsanız, Allahü teâlâ, sizin yerinize başkalarını getirir. Onları sever. Onlar da Allahü teâlâyı severler. Mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı…
→Kur’an ve TefsirLeyl Sûresi
Kur'ân- kerîmin doksan ikinci sûresi. Leyl sûresi, Mekke'de nâzil oldu (indi). Yirmi bir âyet-i kerîmedir. Geceye yeminle başladığı için sûreye, Sûret-ül-Leyl denilmiştir. Sûrede cömertlik ve cimrilik anlatılmaktadır. Allahü teâlâ Leyl sûresinde meâlen buyuruyor ki:…
→Dil ve Genel KültürLeyle-İ İsrâ
Mübârek gecelerden Mi'râc gecesi. (Bkz. Mi'râc)
→Kur’an ve TefsirLeyletü’l-kadr
Kadir gecesi maddesine bakınız.
→Dil ve Genel KültürLıhye-İ Seâdet
Peygamber efendimizin sakal-ı şerîfleri. Hırka-i seâdet dâiresinde Peygamber efendimizin altmışa yakın Lehye-i seâdeti bulunmaktadır. Bunlardan yirmi dört kadarı altın ve kıymetli taşlarla süslü muhâfazalarda veya sedef kutularda saklanmaktadır. (Bkz. Sakal-ı Şerîf) (Osmanlı Târihi Ansiklopedisi)
→Tasavvuf ve TarikatLibas
Arapça, elbise demektir. Ulaştıkları vakte göre libaslarında bulunan fukaraya denir. Suf veya murakka bulduklarında onları giyerler. Bundan başkasını bulunca, onu da giyerler. Gerçek fakirde tekellüf (zorlama) ve ihtiyar olmaz. O, elbisenin sert ve kaba…
→Hadis ve SünnetLifâfe
Kefenin bir parçası. (Bkz. Kefen) Lifâfe baştan ve ayaklardan aşırı uzunlukta olup kefenin en geniş parçasıdır. Baş üstünden ve ayak altından uçları büzülüp bezle bağlanır. (Halebî) Kadının kefeni beş parça olup sünnettir: Kamîs, izâr,…
→Tasavvuf ve TarikatLihye-İ Şerif
Arapça, şerefli, değerli sakal demektir ki, tâbir Hz. Peygamber Efendimiz’in (s) sakalı için kullanılır. Peygamber Efendimiz (s) traş edilirken, sahabe-i kiram teburrüken bir hâtıra olarak kıllarını toplardı. Bunlar zamanla nesilden nesile, coğrafyadan coğrafyaya intikal…
→Likā
Karşılaşma, kavuşma ve yüz yüze gelme. Dinî metinlerde Allah’a kavuşmayı; tasavvuf dilinde ilâhî huzur ve yakınlık şuurunu ifade eder. Sûfîler likāyı bedensel bir görüşme olarak değil, kulun mârifet, huzur ve tecelli yoluyla Rabbine yönelişi…
→Tasavvuf ve TarikatLisan
Türkçe’de de aynı anlamda kullanılan Arapça bir kelime. Hakikat bilgisini beyan etmek (açıklamak) manasınadır. İlim dili, ilmi bize vasıtalı olarak verirken, hakikatin lisanı, vasıtasız olarak verir. Hak lisanı, halka göre bir yol değildir. İmam…
→Tasavvuf ve TarikatLisânü’l-Hak
Arapça, Hakk’ın lisanı demektir. Kaşânî’ye göre, “Mütekellim” isminin mazhariyyetini gerçekleştiren insana, “Lisânü’l-Hakk” denir.
→İnanç ve KelâmLivâ-İ Hamd
Hamd (şükür) sancağı. Kıyâmet gününde, canlılar dirilip, Arasat meydanında toplanınca, Allahü teâlâ tarafından Peygamber efendimize ihsân edilecek olan ve altında bütün inananların toplanacağı sancak-ı şerîf. Kıyâmette herkes sustuğu zaman ben söyleyiciyim. Kimsenin kımıldayamadığı vakitte…
→Tasavvuf ve TarikatLiva-İ Şerif
Arapça, şerefli sancak demektir. Peygamber Efendimizin (s) sancağı. Bu bayrak, Topkapı Sarayında Mukaddes Emanetler Bölümü’nde muhafaza edilmekte olup, eskiden isyan ve savaşlarda açılır, ihtilal ve savaş bitince, katlanıp tekrar yerine konurdu.
→Kur’an ve TefsirLivâta
Erkekler arasındaki cinsî sapıklık. Homoseksüellik. Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki: Sizden önce âlemlerden hiçbirinin yapmadığı hayâsızlığı mı yapıyorsunuz? (A'râf sûresi: 80) Tefsîr âlimleri buradaki çirkin işin livâta olduğunu bildirdiler. (Celâleyn) Lût kavmi…
→Tasavvuf ve TarikatLla Fetâ İllâ Ali
Arapça olarak “Hz. Ali’den başka genç yoktur” anlamına gelir. Bu sözün devamı “La seyfe illâ Zü’l-fıkâr velâ fetâ illâ Ali” (Zülfıkar’dan başka kılıç, Hz. Ali’den başka genç yoktur) dir. Cebrail aleyhisselâm’ın, Uhud gazvesinde gösterdiği…
→Kur’an ve TefsirLohusalık
Doğumdan sonraki toparlanma dönemi. Bu sırada görülen kana fıkıhta nifas denir. Nifas hâlinde namaz ve oruçla ilgili hükümler hayız hükümleriyle birlikte ele alınır; tutulamayan oruçlar daha sonra kazâ edilir, namazlar kazâ edilmez. Sürenin üst…
→İbadet ve FıkıhLokman Hakîm
Allahü teâlâ tarafından kendisine ilim ve hikmet; akıl, anlayış, idrâk verilen peygamber veya velî. Kur'ân-ı kerîmde ismi zikr edildi. Dâvûd aleyhisselâm zamânında Arabistan Yarımadası'nın Umman taraflarında yaşadı. Uzun bir ömür yaşadıktan sonra ibâdet hâlindeyken…
→Kur’an ve TefsirLokman Sûresi
Kur'ân-ı kerîmin otuz birinci sûresi. Lokman sûresi, Mekke'de nâzil oldu (indi). Otuz dört âyet-i kerîmedir. Lokman aleyhisselâmın kıssası anlatıldığı için, sûre bu ismi almıştır. Sûrede; Kur'ân-ı kerîmin iyilere hidâyet ve rahmet vesilesi olduğu, iyilerin…
→Lubs
1, Birbirine karışma. 2. tas, Ruhi hakikatlerin birbirine karıştırılmasına sebep olan maddi şekiller (En'am Suresi, 9). Hakikatlerin hakikati de insani Suretlerle karıştırılır (kı); yani Hak, kâmil insanı öbür insanlardan farklı kılma- VD OL Lütuf…
→İnanç ve KelâmLuka İncîli
Meşhûr dört İncîl'den biri. Antakyalı papas Luka tarafından yazıldığı için bu ad verilmiştir. Şimdi elde bulunan İncîllerin en yanlış olanıdır. Hıristiyanların, İncîl dedikleri dört çeşit kitab, Allahü telânın Cebrâil aleyhisselâm ile Îsâ aleyhisselâma gönderdiği…
→