Metin ve neşir kaydı
Kalıcı okuma konumu: terms-10320- Müellif
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Çevirmen
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Hazırlayan
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Baskı / nüsha
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Bölüm / şiir
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Kaynak
- Tasavvuf Sözlüğü
- Kaynak sayfası
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Varak
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Tamlık / kesilme
- İncelenmedi; tamlık veya kesilme doğrulanmadı
- Rivayet türü
- Sınıflandırılmadı
Düzeltilmiş okuma
Ayrı bir düzeltilmiş okuma kaydı henüz yok. Gösterilen kaynak aktarımı onaylanmış düzeltme değildir.
Özgün dijital aktarım / ham OCR
CMS’deki metin burada değiştirilmeden saklanır; etiketler ve olası OCR hataları özgün aktarımın parçasıdır. Basılı nüsha ile karşılaştırma durumu yukarıdadır.
<p>Arapça olarak “Hz. Ali’den başka genç yoktur” anlamına gelir. Bu sözün devamı “La seyfe illâ Zü’l-fıkâr velâ fetâ illâ Ali” (Zülfıkar’dan başka kılıç, Hz. Ali’den başka genç yoktur) dir. Cebrail aleyhisselâm’ın, Uhud gazvesinde gösterdiği gayret sebebiyle Hz. Ali hakkında, söylediği rivayet edilir. Bu söz Halife Nasır Lidinillah tarafından kurulan Fütüvvet örgütünün sembolü haline gelmiştir. Tasavvufta kahramanlık, cömertlik, affedicilik vb. güzel huyları kendinde toplayan olgun kimseler için, fazilet hedefi, Hz. Ali olmuştur. Şiirlerde Hz. Ali’ye “Şâh-ı la fetâ padişahı” şeklinde atıflar görülür. Bahâriyye Şeyhi Hüseyin Fahreddin Dede’nin babası (ö. 1277/1860), mütekerrir bir müseddesine şu bend ile başlar:Zâhidâ hakkiyçün, ol şahın ki cûd-ı ekmeli Ahmed-i Muhtâr’a vahyetti kitâb-ı münzeli:Mevlevîyem, Ahmedîyem, Hayderîyem men beli Bana besdir bir Huda vü bir Nebiyy ü bir velî.La ilahe illâ Huvallâhü’l-Aliyyü’l-müncelf, La nebiyye illâ Muhammed (s), la fetâ illâ Ali (k).Çeşitli Bektaşî tercemanlarınm sonunda “La fetâ illâ Ali, la seyfe illâ Zü’l-fıkâr” ibaresi sık sık geçer.Zü’l-fıkâr yivli kılıç anlamına gelir. Hz. Ali, Yemen’de bir putu kırdığında, o putun üzerine oturduğu demiri Medine’ye getirmişti. Umeru’s-Seykal adlı bir demirci, o demiri eritip, iki kılıç dökmüştü. Biri yedi karış boyunda bir karış eninde olup, ortasında kanın akması için yivler vardı. İşte bu sebeple, yapılan kılıca “Zü’l- Fıkâr” denmişti. Bir rivayete göre, bu kılıç, Hz. Peygamber (s)’e ait olup Uhud gazvesinde Hz. Ali’ye verilmişti.</p>
Metin ve neşir kaydı
Kalıcı okuma konumu: term_definitions-12192- Müellif
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Çevirmen
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Hazırlayan
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Baskı / nüsha
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Bölüm / şiir
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Kaynak
- Tasavvuf Sözlüğü
- Kaynak sayfası
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Varak
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Tamlık / kesilme
- İncelenmedi; tamlık veya kesilme doğrulanmadı
- Rivayet türü
- Sınıflandırılmadı
Düzeltilmiş okuma
Ayrı bir düzeltilmiş okuma kaydı henüz yok. Gösterilen kaynak aktarımı onaylanmış düzeltme değildir.
Özgün dijital aktarım / ham OCR
CMS’deki metin burada değiştirilmeden saklanır; etiketler ve olası OCR hataları özgün aktarımın parçasıdır. Basılı nüsha ile karşılaştırma durumu yukarıdadır.
<p>Arapça olarak “Hz. Ali’den başka genç yoktur” anlamına gelir. Bu sözün devamı “La seyfe illâ Zü’l-fıkâr velâ fetâ illâ Ali” (Zülfıkar’dan başka kılıç, Hz. Ali’den başka genç yoktur) dir. Cebrail aleyhisselâm’ın, Uhud gazvesinde gösterdiği gayret sebebiyle Hz. Ali hakkında, söylediği rivayet edilir. Bu söz Halife Nasır Lidinillah tarafından kurulan Fütüvvet örgütünün sembolü haline gelmiştir. Tasavvufta kahramanlık, cömertlik, affedicilik vb. güzel huyları kendinde toplayan olgun kimseler için, fazilet hedefi, Hz. Ali olmuştur. Şiirlerde Hz. Ali’ye “Şâh-ı la fetâ padişahı” şeklinde atıflar görülür. Bahâriyye Şeyhi Hüseyin Fahreddin Dede’nin babası (ö. 1277/1860), mütekerrir bir müseddesine şu bend ile başlar:Zâhidâ hakkiyçün, ol şahın ki cûd-ı ekmeli Ahmed-i Muhtâr’a vahyetti kitâb-ı münzeli:Mevlevîyem, Ahmedîyem, Hayderîyem men beli Bana besdir bir Huda vü bir Nebiyy ü bir velî.La ilahe illâ Huvallâhü’l-Aliyyü’l-müncelf, La nebiyye illâ Muhammed (s), la fetâ illâ Ali (k).Çeşitli Bektaşî tercemanlarınm sonunda “La fetâ illâ Ali, la seyfe illâ Zü’l-fıkâr” ibaresi sık sık geçer.Zü’l-fıkâr yivli kılıç anlamına gelir. Hz. Ali, Yemen’de bir putu kırdığında, o putun üzerine oturduğu demiri Medine’ye getirmişti. Umeru’s-Seykal adlı bir demirci, o demiri eritip, iki kılıç dökmüştü. Biri yedi karış boyunda bir karış eninde olup, ortasında kanın akması için yivler vardı. İşte bu sebeple, yapılan kılıca “Zü’l- Fıkâr” denmişti. Bir rivayete göre, bu kılıç, Hz. Peygamber (s)’e ait olup Uhud gazvesinde Hz. Ali’ye verilmişti.</p>
Tasavvuf Sözlüğü
Arapça olarak “Hz. Ali’den başka genç yoktur” anlamına gelir. Bu sözün devamı “La seyfe illâ Zü’l-fıkâr velâ fetâ illâ Ali” (Zülfıkar’dan başka kılıç, Hz. Ali’den başka genç yoktur) dir. Cebrail aleyhisselâm’ın, Uhud gazvesinde gösterdiği gayret sebebiyle Hz. Ali hakkında, söylediği rivayet edilir. Bu söz Halife Nasır Lidinillah tarafından kurulan Fütüvvet örgütünün sembolü haline gelmiştir. Tasavvufta kahramanlık, cömertlik, affedicilik vb. güzel huyları kendinde toplayan olgun kimseler için, fazilet hedefi, Hz. Ali olmuştur. Şiirlerde Hz. Ali’ye “Şâh-ı la fetâ padişahı” şeklinde atıflar görülür. Bahâriyye Şeyhi Hüseyin Fahreddin Dede’nin babası (ö. 1277/1860), mütekerrir bir müseddesine şu bend ile başlar:Zâhidâ hakkiyçün, ol şahın ki cûd-ı ekmeli Ahmed-i Muhtâr’a vahyetti kitâb-ı münzeli:Mevlevîyem, Ahmedîyem, Hayderîyem men beli Bana besdir bir Huda vü bir Nebiyy ü bir velî.La ilahe illâ Huvallâhü’l-Aliyyü’l-müncelf, La nebiyye illâ Muhammed (s), la fetâ illâ Ali (k).Çeşitli Bektaşî tercemanlarınm sonunda “La fetâ illâ Ali, la seyfe illâ Zü’l-fıkâr” ibaresi sık sık geçer.Zü’l-fıkâr yivli kılıç anlamına gelir. Hz. Ali, Yemen’de bir putu kırdığında, o putun üzerine oturduğu demiri Medine’ye getirmişti. Umeru’s-Seykal adlı bir demirci, o demiri eritip, iki kılıç dökmüştü. Biri yedi karış boyunda bir karış eninde olup, ortasında kanın akması için yivler vardı. İşte bu sebeple, yapılan kılıca “Zü’l- Fıkâr” denmişti. Bir rivayete göre, bu kılıç, Hz. Peygamber (s)’e ait olup Uhud gazvesinde Hz. Ali’ye verilmişti.