Ara
Menü

Tasavvuf Sözlüğü

İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.

140 temiz madde bu görünümde hazır.

İbadet ve Fıkıh

F. ilmihâl

İslâmî ibadet yollarmı, özellikle de namaz, abdest ve öteki dinî bügileri çocuklara öğki retmek amacıyla yapılan çalış ” malar ve eserler için kullanılan h bir terim, davranış bilgisi

Dil ve Genel Kültür

Fadîle

Peygamber efendimizin âhiretteki makamlarından biri. Muhammed aleyhisselâm, Peygamberlerin en üstünü, âlemlere rahmettir. Onsekiz bin âlem O'nun rahmet denizinden faydalanmaktadır... Âhirette kendisine; Makâm-ı Mahmûd, Şefâ'at-i kübrâ, Kevser havuzu, Vesîle ve Fadîle adındaki makamlar verilecektir. (Mevlânâ…

İnanç ve Kelâm

Fadl

1. İhsân. Allahü teâlâ, kullarına iyi olanı, faydalı olanı vermeğe, kimisine sevâb, kimisine azâb yapmağa mecbûr değildir. Âsîlerin, günâh işleyenlerin hepsini Cennet'e koysa, fadlına yakışır. İtâat, ibâdet edenlerin hepsini Cehennem'e atsa, adâletine uygun olur.…

Dil ve Genel Kültür

Fâhiş Fiyat

Piyasa fiyatının üstündeki fiyat. (Bkz. Gaben-i Fâhiş) Esnâfın hepsi fiyatları, fâhiş olarak arttırdığı, millet zarar ve zulüm görür hâle geldiği zaman, hükûmetin, tüccârlara danışarak uygun bir narh yâni kâr haddi koyması câiz olur. (İbn-i…

Dil ve Genel Kültür

Fahr-İ Enâm (fahr-Ül-Enâm)

Yaratılmışların kendisiyle övündüğü zât. Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm için kullanılan hürmet ve saygı ifâdesi. Gece-gündüz dilimde, salât-ü selâm, O mübârek rûhuna, ey Fahr-ül-enâm. (Lâ edrî)

Dil ve Genel Kültür

Fahriyye

Şairin kendisini, soyunu veya sanat gücünü övdüğü şiir bölümü. Kasidelerde methiye ve duadan ayrı bir bölüm olarak bulunabilir.

Faide

Feyz, marifet. Bkz. Fevâit. Fail-i hakiki Gerçek fail, Allah. Bkz. Tevhit. Fakd (453) 1. Kaybolma, yitme, yok olma. 2. tas. Vecd halindeki sâlikin hissini ve duyarlılığını yitirmesi. Buna fakd-i his veya fikdan-1 his adı…

Kur’an ve Tefsir

Fâil-İ Muhtâr

İstediğini yapan. Allahü teâlâ fâil-i muhtârdır. Hiçbir işi yapmaya mecbûr değildir. Yaptıkları şey için de kimse O'na bunu niçin yaptın diyemez. Eski Yunan felsefecileri, akılları ermediğinden, Allahü teâlânın fâil-i muhtâr olduğunu inkâr ettiler. (Muhammed…

Tasavvuf ve Tarikat

Fail-İ Mutlak

Arapça,mutlak etken, etki eden, icrada bulunan demektir. Istılah manası ise, Allah’tır.

Tasavvuf ve Tarikat

Fakd

Arapça, yokluk, bulunmama, eksiklik gibi mânâları ihtiva eder. Tasavvuf ıstılahında ifade ettiği mânâ şudur : Kalbin, yaptığı müşahede sonucu, hissedilecek (mahsûs) leri hissedemez hale gelmesi. Yani, tat, renk, koku, ses vs. gibi duyumlarla algılanacak…

Tasavvuf ve Tarikat

Fakir

ç Fukara Derviş, yoksul. 2. tas. Sâlikin Hak'ta fani olması ve kendini ona muhtaç bilmesi. “Ey insanlar sizler fakirsiniz, Allah’a muhtaçsınız” (Fatır Suresi, 15). Kibir ifade eden ‘ben’ sözü yerine tevazu gösterip “fakir, ‘sen’…

Tasavvuf ve Tarikat

Fakirî

Farsça, yoksulluk demektir. Kendisinden ilim ve amel alınmış salikin, iradesiz kalması hali.

Tasavvuf ve Tarikat

Fakr

Yoksulluk. tas. a Dervişlik, sâlikin hiçbir şeye malik ve sahip olmadığının şuurunda olması, her şeyin gerçek malik ve sahibinin Allah olduğunu idrak etmesi. İnsan Allah'ın kulu olduğundan; insan da, ona nispet edilen diger şeyler…

İbadet ve Fıkıh

Falcı

Fala bakan, gaybı bildiğini iddiâ eden. Gaybı anlamak için güyâ bir takım vâsıtalara mürâcaat eden kimse. Atılan boncuk ve baklaya, koyunun kürek kemiğine ve sâir şeylere bakıp bunlardan manâ çıkarır görünen; gaybden haber verdiğini…

Hadis ve Sünnet

Farîdât-I âdile

Dînimizin dört temel kaynağından icmâ' ve kıyâs. (Bkz. İcmâ', Kıyâs) İlim üçtür: Âyet-i muhkeme (hükmü açık âyet-i kerîmeler) , sünnet-i kâime (Peygamber efendimizin hadîs-i şerîfleri, mübârek söz ve davranışları) ve farîdât-ı âdile. (Hadîs-i şerîf-…

Tasavvuf ve Tarikat

Fark

veya Ferk Halka Hak'sız işaret etmek. 2. Kulluğu müşahede etmek (İFM). 3. Allah'ın hayat sıfatı (115). 4. Fark, kula nispet edilen ibadet ve benzeri haller; cem ise Hakk’a nispet edilen lütuf ve benzeri hususlardır.…

Tasavvuf ve Tarikat

Fark-I Cem

Arapça cem’in ayırımı veya ayrılması. Toplanma halinden fark haline geçiş. Zat-ı Ehadiyyet şuûnlarının ortaya çıktığı mertebelerde, Bir’in zuhur yoluyla çoğalmasıdır. Bu, Bir’in, kendi suretleri ile ortaya çıkan sırf itibarlardır, yani zihnî planda olan bir…

Tasavvuf ve Tarikat

Fark-I Evvel

Arapça, ilk fark hali. Halk ve yaratılmış şekillerin bulundukları hâl üzere devam etmeleri sebebiyle, Hak’dan perdelenmelerine fark-ı evvel denir.

Fark-ı sani

İkinci fark. tas, a Halkın Hak sayesinde var olduklarını ve varlıklarını muhafaza ettiklerini idrak etmek; birlikte çokluğu, çoklukta birliği gör- Bunlardan birinin görülmesi diğerinin görülmesine engel olmaz. b Sekr ve cem halinden sonra sâlikin…

Tasavvuf ve Tarikat

Fark-I Tam

Arapça, sûfinin, tüm dünya ilgilerinden uzaklaşıp, bütün varlığıyla Allah’a yönelmesi ve bu şekilde meydana gelen dalma (istiğrak) hâlini anlatmak için kullanılan bir tabirdir. “Fena Fillah” tâbiri ile aynı anlama geldiği de söylenir.

Tasavvuf ve Tarikat

Fark-I Vasf

Arapça, sıfat ayırımı ve ayrılması demektir. Zâtın, vasfı ile vâhidiyet (birlik) hazretinde, ortaya çıkışını anlatan bir deyimdir.

Dil ve Genel Kültür

Fârûk

"Doğru ile yanlışı birbirinden ayıran" mânâsına hazret-i Ömer'in lakabı. Bir gün Peygamber efendimize bir münâfık (kalbi ile inanmayıp inanır görünen) ve bir yahûdî bir dâvâ ile geldiler. Peygamber efendimiz aralarında hükmeyledi. Yahûdînin haklı olduğu…

Tasavvuf ve Tarikat

Fârukiyye

Hz. Ömer (r)’e nisbet edilen bir tasavvuf okulu.

İbadet ve Fıkıh

Fasd

Damardan kan aldırma. (Bkz. Hacâmat)

Dil ve Genel Kültür

Fâsid Akd

Aslı İslâmiyet'e uygun olduğu hâlde, sıfatı uygun olmayan her çeşit sözleşme.

Dil ve Genel Kültür

Fâsid Bey'

Aslı İslâmiyet'e uygun olup sıfatı uygun olmayan satış. (Bkz. Bey') Fâsid bey aslında sahihdir, câizdir. Çünkü mütekavvim (kullanılması mübah ve kullanılabilir) olan malın satışıdır. Fakat sıfatı dîne uygun olmayıp sahih (geçerli) değildir. Semen (bedel)…

Dil ve Genel Kültür

Fâsid İcâre

Aslı İslâmiyet'e uyduğu hâlde, sıfatı uygun olmayan icâre (kirâya verme). Bir mal dînen ve aklen nerede kullanılabilirse, o maksadla kullanmak için kirâya verilir. Kumaşı, ev ve mutfak eşyâsını, süs, gösteriş olarak bulundurmak için; evi,…

Dil ve Genel Kültür

Fâsid Kan

Üç günden yâni yetmiş iki saatten -beş dakika bile az olsa- gelen kan, yeni başlayan (baliğa, ergen) olan için on günden çok sürüp, onuncu günden sonra gelen kan, yeni olmayanlarda (kadınlarda) âdetten çok olup…

Dil ve Genel Kültür

Fâsid Temizlik

Sahîh olmayan temizlik.Kadınlarda hayız kanının kesilmesinden sonra on beş gün geçmeden önce kan görme hâli. Hayız müddeti dışında istihâza denilen kan görüldüğü günler, fâsid temizlik günleridir. (İbn-i Âbidîn) Hayız kanının durmadan akması lâzım değildir.…

Fasl

Ayrılma, kopma. tas. Âşıkın sevgilisinden umduğu şeyi elden kaçırması, ayrı düşmesi. Tasavvufta, vaslın hazzı faslın elemiyle, ermenin zevki ayrılmanın acısıyla karışık olarak bulunur. Vasılsız fasl, fasılsız vasl olmaz. Faslu’l-vasl Ermeden sonra ayrılma, uructan sonra…

Dil ve Genel Kültür

Fasl-I Hitâb

Kolay, açık ve anlaşılır söz söyleme. Doğru söyliyenlerin en iyisi ve kendilerine Fasl-ı hitâb ve hikmet (ilim) verilenlerin en üstünü olan sâhibimiz ve efendimiz Muhammed aleyhisselâma ve O'nun temiz Âline (akrabâsına) ve insanlar arasından…

Hadis ve Sünnet

Fâtımîler

Aslen mecûsî olan Meymûn el-Kaddah'ın neslinden gelen Ubeydullah bin Sa'îd'in etrâfında toplanan, kendilerinin hazret-i Fâtıma'nın neslinden geldiklerini iddiâ eden; Mısır, Kuzey Afrika, Filistin ve Sûriye'de 910-1171 seneleri arasında hüküm süren, Eshâb-ı kirâm düşmanlığını yaymaya…

Kur’an ve Tefsir

Fâtır

Yoktan yaratan, varlıkların ilk düzenini kuran. Allah’ın güzel isim ve sıfatlarından biri. Kelime göklerin ve yerin yaratıcısı anlamındaki fâtırü’s-semâvâti ve’l-ard tamlamasında geçer. Tasavvufî tefekkürde yaratılışın sürekliliğini ve her varlığın ilâhî kudrete bağımlılığını hatırlatır.

Kur’an ve Tefsir

Fâtır Sûresi

Kur'ân-ı kerîmin otuz beşinci sûresi. Melâike sûresi de denilmektedir. Fâtır sûresi Mekke'de nâzil oldu (indi). Kırk beş âyet-i kerîmedir. İlk âyet-i kerîmede geçen ve yaratıcı mânâsı olan "Fâtır" kelimesi sûreye isim olmuştur. Sûrede başlıca;…

Dil ve Genel Kültür

Fâtih-i bilâd

Ülkeleri ve şehirleri fetheden hükümdar veya kumandan. Övgü ve unvan niteliğindeki klasik bir tamlamadır.

İbadet ve Fıkıh

Fâtiha Sûresi

Kur'ân-ı kerîmin birinci sûresi. Fâtiha sûresi Mekke'de nâzil oldu (indi). Yedi âyet-i kerîmedir. Kur'ân-ı kerîmin başında olup, okumaya onunla başlandığı için Fâtiha, Kur'ân-ı kerîmdeki mânâların asl olduğundan, Ümmü'l-Kur'ân, hadîs-i şerîfte şifâ olduğu bildirildiğinden Sûretü'ş-Şâfiye…

Tasavvuf ve Tarikat

Fatiha Vermek

Tasavvufta, herhangi bir işe başlanırken, yahut duası makbul bir şeyh veya velîden, dileğinin kabul edilmesine medar olmak üzere, dua talebinde bulunmağa “Fatiha istemek” denilir. Kendisinden istenen kişi, kısaca bir gülbank okuyup “Fatiha” çeker. Bundan…

Tasavvuf ve Tarikat

Fâtihanâme

Tasavvuf ve dinî edebiyatta Fâtiha sûresinin anlamını, faziletlerini veya sembolik yorumlarını şiirle anlatan eserlerin ortak adı. Fâtihanâme müstakil bir manzume olabileceği gibi divan, mecmua veya tekke repertuvarı içinde de yer alabilir. Sûrenin tam tefsiri…

Kur’an ve Tefsir

Fazilet

Fezâil Erdem. İnsanda doğuştan var olan iyi huyların ve güzel niteliklerin geliştirilmiş ve olgunlaştırılmış şekilleri. Bunun zıddı rezilettir (ç. rezâil). Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için EKÜ 273 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.

Tasavvuf ve Tarikat

Fazliyye

Rıfaî tasavvuf okulunun kollarından birinin adı. Kurucusu, Seyyid Cemâleddin b. FazI Hindî-i Burhanpûrî’ye nisbetle bu adı almıştır. Şeyh Cemâleddin, 1535’de Gücerat’ta doğmuş, 1620’de Burhanpûr’da vefat etmiştir. Cemâliyye-i Halvetiyye’nin Fazliyye şubesi ile karıştırılmamalıdır.

Dil ve Genel Kültür

Fecr

Sabaha karşı, güneş doğmadan önce, ufkun gün doğusu tarafında görünen aydınlık, tan yerinin ağarması. Resûlullah efendimiz mîlâdın 571. senesi Nisan ayının 20. Pazartesi sabâhı fecr ağarırken, Mekke şehrinde dünyâyı teşrîf etti. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)

Kur’an ve Tefsir

Fecr Sûresi

Kur'ân-ı kerîmin seksen dokuzuncu sûresi. Fecr sûresi, Mekke'de nâzil oldu (indi). Otuz âyet-i kerîmedir. İlk âyet-i kerîmede geçen Fecr kelimesi sûreye isim olmuştur. Sûrede eski kavimlere âit kıssalar ve insanoğlunun kötülüğe yönelmesi, bunun kötü…

Dil ve Genel Kültür

Fecr-İ Kâzib (aldatıcı Fecr)

Fecr-i sâdıktan iki derece kadar önce doğuda görülen ve sonra kaybolan geçici beyazlık. İmsak vakti.

İbadet ve Fıkıh

Fecr-İ Sâdık (gerçek Fecr)

Fecr-i kâzibi tâkibeden tam karanlıktan sonraki beyazlık. Sabah namazının ve orucun başlama vakti. Sabah namazı, dört mezhebde de fecr-i sâdıkın şarktaki ufk-i mer'îden (görünen ufuktan) aydınlanmaya yüz tutması ile başlar. (Kedüsî) Orucun farzı üçtür:…

Fedâ-i nefs

Canı ve nefsi bir gaye uğruna feda etmek. Tasavvufî kullanımda benlik iddiasından vazgeçme, kişisel menfaati Hak yolunda geri bırakma ve îsâr gösterme anlamları taşır. Îsâr ve Kurban maddelerine de bakınız.

İbadet ve Fıkıh

Fedâil

Farz ve vâcib olmayan nâfile ibâdetler. Yâ Ali! İnsanlar fedâil ile meşgûl oldukları zaman, sen farzları tamamlamaya çalış. (Hadîs-i şerîf-Miftâh-un-Necât) İbâdetler, ferâiz (farzlar) ve fedâil olmak üzere ikiye ayrılır. Beş vakit namazın sünnetleri, farzlardaki…

Fehm

Anlama ve kavrayış. Tasavvufta ilâhî hitabı anlamak ve bu anlayışın gereğini davranışta yerine getirmek için kullanılır. Yalnız zihnî çözümleme değil, keşf ve zevkle derinleşen idrak de fehm kapsamında değerlendirilir.

Fehvâniye

Misal âleminde Hakk'ın doğrudan hitabı (İFM; Kı; cr).

Tasavvuf ve Tarikat

Fehvâniyye

Arapça, misal âleminde Hakk’ın doğrudan hitabta bulunmasına denir.

Kur’an ve Tefsir

Felâh

Kurtuluş, selâmet ve murada erme. Dinî kullanımda insanın iman, salih amel ve güzel ahlâkla dünya ve âhiret saadetine ulaşmasını anlatır. Tasavvuf terbiyesinde felâh, nefsin bencil arzularından arınma ve kalbin Hakk’a yönelmesiyle ilişkilendirilir. Necât maddesine…

Kur’an ve Tefsir

Felak Sûresi

Kur'ân-ı kerîmin yüz on üçüncü sûresi. Felak sûresi, Medîne-i münevverede nâzil oldu (indi). Beş âyet-i kerîmedir. İlk âyet-i kerîmede geçen Felak kelimesi sûreye isim olmuştur. Sûrede Allahü teâlâ; görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen…

Dil ve Genel Kültür

Fels

Altın ve gümüşten başka mâdenlerden basılmış para. Çoğulu fülûstur. Satılan veya satın alınan malın, bir felsin îtibârî kıymetinden aşağı olmaması lâzımdır. Bir felsten aşağı alış-veriş câiz değildir. (İbn-i Nüceym) Para olarak felslerin îtibârî kıymetleri…

Tasavvuf ve Tarikat

Felsefe

Beşeri takatın el verdiği ölçüde ebedi mutluluğu kazanmak için Tanriya benzemek. “Allah'ın ahlakıyla ahlaklanın” demek, “bilinenleri ihata ve maddiyattan sıyrılma yönüyle ona benzeyiniz” anlamına gelir (cr). Süfiler felsefeyi sefihlik sayar, ilahiyat konusundaki fikirlerine, özellikle…

İnanç ve Kelâm

Fen Yobazı

Fen bilgisinde mütehassıs (uzman) olmadığı hâlde, kendisini fen adamı ve müslüman olarak gösterip müslümanların dînini, îmânını bozmağa, İslâmiyet'i içerden yıkmağa çalışan kimse. Üniversiteden diploma alan bir kimse, sefâhete yâni zevk ve eğlenceye başlayıp, bulunduğu…

Tasavvuf ve Tarikat

Fena

Yokluk, hiçlik. tas. Kulun fiilini görmemesi hali. Bu mertebede bulunanlar “lâ faile illallah” derler. Bkz. Beka—Fena. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için İFM kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Fena fi'l-kusüd Kulun kendi şahsi irade ve…

Tasavvuf ve Tarikat

Fena Fi’l-Aşk

Arapça, aşkta fânî olmak manasındadır. Vücûd-ı mutlak, aynı zamanda kemâl-i mutlak, cemâl-i mutlak ve hayr-ı mutlaktır. Cemâl, aşkı doğurur ve cemâl aşksız olamaz. Dünya üzerinde gördüğümüz her güzel, mutlak güzelden bir parçadır. Bu sebeple…

Tasavvuf ve Tarikat

Fena Fi’l-Kusûd

Arapça, isteklerde fâni olmak demektir. Kulun kendi şahsî irâdesini yok ederek, onun yerine İlâhî irâdeyi koyması. Yani bütün hareketlerini, kendi irâde ve arzusuna göre değil, Rabb Teâlâ hazretlerinin isteğine göre yapması.

Tasavvuf ve Tarikat

Fena Fi’l-Vucûd

Varlıkta fena olmak anlamında Arapça bir ifade. Fena derecelerinden birisi de, herşeyde Allah’ı görmek ve bilmektir ki, bu hale zevkle ulaşılır. Bu hali elde edenler “la mevcûde illallah” derler.

Tasavvuf ve Tarikat

Fena Fi’r-Rasûl

Arapça, Rasûlullah’da fâni olmak. Müridin bütün varlığını Rasûlullah (s)’ın şahsiyetinde yok etmesi manasına gelir. Mertebe olarak Fena fi’l-Pîr (Fena fi’ş-Şeyh)’den sonra, Fena Fillah’dan önce gelir. Hz. Peygamber (s)’i tam olarak taklid ve O’na uymakla,…

Tasavvuf ve Tarikat

Fena Fi’ş-Şuhûd

Arapça şuhûd’da fâni olmak demektir. Sûfinin Allah’dan başka bir şey görmemesi. Buna Vahdet-i Şuhûd mertebesi denir. Bu, “la mevcuda illallah” sırrı olarak da kabul edilir.

Dil ve Genel Kültür

Fenâ-İ Etemm

Tam fenâ. Evliyâlık makamlarının sonu, velînin ben diyecek yer bulamamasıdır.

Dil ve Genel Kültür

Fenâ-İ İrâde

İrâde ve isteklerin yok olması.

İnanç ve Kelâm

Fenâ-İ Kalb

Mahlûkların (yaratılmışların) varlığını, sevgisini kalbden çıkarmak. Kalbin Allahü teâlâdan başka hiç bir şeyi bilmemesi ve sevmemesi, unutması. Fenâ-i kalb hâsıl olunca, kalbde hatara (mahlûkların düşüncesi) kalmaz. Fakat dimağdan gitmezler. (Ahmed Raûf) Fenâ-i kalb sâhibi,…

İnanç ve Kelâm

Fenâ-İ Nefs

İnsanın kendine ve başkalarına bağlılığının kalmaması. Benliği unutup, bırakması. Yâni Allahü teâlâdan başka hiç bir şeyi bilmemesi ve sevmemesi. Fenâ-i nefs mertebesinde, mahlukların düşüncesi de dimağdan gider, kaybolur. (Ahmed Râûf) Fenâ-i kalbden sonra fenâ-i…

Tasavvuf ve Tarikat

Fenâ'iyye

Celvetî tarikatının kollarmdan birinin adı.

Tasavvuf ve Tarikat

Fenâriyye

Rifâiyye’nin kollarından biridir. Şeyh Şemseddin Muhammed b. Hamzetü’l-Fenârî (ö. 834/1431) tarafından kurulmuştur.

Ferah

Rahatlık, kalp huzuru. tas. Sevgiliye yakın olma halinin kalbe verdiği haz, manevi neşe (sr).

Kur’an ve Tefsir

Ferâiz

Farzlar ve özellikle mirasta Kur’ân ve sünnetle belirlenen paylar. Miras paylarını, mirasçıları ve terekenin bölüşümünü inceleyen ilme ilmü’l-ferâiz denir. Terim ibadetlerde kesin yükümlülükler anlamında da kullanılabilir; bağlam belirtilmeden miras hukuku ile genel farzlar birbirine…

Tasavvuf ve Tarikat

Ferâşet-İ Şerife

Feraset, Arapça süpürmek anlamına gelen bir kelimedir. Kabe’yi ve Peygamber Efendimiz (s)’in türbelerini süpürme görevine, “ferâşet-i şerife” adı verilir. Bu işi yapacak kişiye “Ferâşet-i Şerife Beratı” verilirdi. Bu görevlinin istanbul’da bir temsilcisi olurdu ki…

Tasavvuf ve Tarikat

Ferdiyyet

Tasavvufta yüksek bir mertebe. Mevlânâ Ârif Kerânî hazretleri, ferdiyyet nisbetinin kemâllerini, olgunluklarını Muhammed Pârisâ hazretlerine son günlerinde ihsân eylemiştir. Mevlânâ Ârif de bu ferdiyyet nisbetini zevcesinin pederi Mevlânâ Behâeddîn Kışlâkî'den almıştı. (İmâm-ı Rabbânî)

Ferib

Aldatma, kandırma, oyun oynama. tas. Mekr-i İlahi, ilâhî istidrac. Bkz. İstidrac.

Dil ve Genel Kültür

Fersah

5760 metre. Bir saatte gidilen yol. Âlimlerin hepsi, dinde seferî (yolcu) sayılmak için gidilmesi lâzım olan üç günlük yolu, fersah dedikleri ölçü ile bildirdiler. Bir kısmı üç günlük yol, yirmi bir fersah, bir kısmı…

72 / 140