Köken ve kullanım
i. ar.
Kaynaklardaki ortak açıklama
- Yokluk, hiçlik.
- tas. Kulun fiilini görmemesi hali. Bu mertebede bulunanlar “lâ faile illallah” derler. Bkz. Beka—Fena.
Fena fi'l-kusüd Kulun kendi şahsi irade ve arzusuna göre değil, Allah'ın irade ve
isteğine göre hareket etmesi; kendi iradesini Allah'ın iradesinde fani kılması, yok
etmesi. Bu durumdaki sâlik “16 maksüde illallah” “lâ matlub illâllah”, “la ma'büde
illallah”, “ilâhî ente maksüdi ve rızake matlabt” der.
Fena fi'llah Allah'ta fani olmak. Kulun, beşeri vasıflardan ve aşağı arzulardan sıynlip ilâhî vasıflarla donanması.
Bende olan âşikâr sensin
Ben hod yokum ol ki var sensin
Fuzüli
Fena fi'lvücut Varlıkta fani olmak; her şeyi hem Allah olarak görmek, hem Allah
olarak bilmek, bu hale zevkle ulaşmak. Bu mertebede bulunanlar “lâmevcüde
illallah” derler. Bkz. Tevhit.
Fena fi'r-resul Sâlikin Hz. Peygamber'e duyduğu aşk ve mahabbetin etkisiyle onda
fani olması. Bkz. Beka—Fena.
Fena fi'ş-şeyh — Fena fi'l-pir Müridin mürşitte, dervişin pirinde fani olması. Müridin kendi şahsi irade ve arzularını yok edip yerine şeyhinin irade ve arzusunu koyması. Şeyhinin hatasını kendi isabetli fikrine tercih edecek derecede ona
Açıklamalı İslâmî Terimler Sözlüğü
Gü) [< Ar.fenâ']
- Yokluk, yok olma, geçip gitme, ölme; eşanlamlısı “yokluk” (bk. bu madde); “beka” (bk. bu madde) ve “vücûd” (bk. bu madde), karşıtı.
- tas. Tasavvuf inancında kulun veya müridin kötü huy ve davranışlarmı bir kenara bırakarak onun yerine iyi ahlâk ve vasıflar kazanmak anlamında kullanılmıştır. fenâ üT-aşk a. (j^l^ Li) tas. Tasavvuf inancında aşk içinde yok olma. fenâ fî’llah a. (dll^ lü) tas. Tasavvuf inancında Allah’ın varlığı içinde yok olma. fenâ fi’l-pîr a. (jJl^üi) tas. Tasavvuf inancında benliğini ve varlığmı pirin manevî şahsiyetinde yok etme. fenâ fî’r-resûl a. (J^JI^lü) tas. Tasavvuf inancında benliğini ve varlığmı Hz. Muhammed'in manevî kişiliğinde yok etme. fenâ fi’ş-şeyh a. (^Ijlii) tas. Tasavvuf inancında benliğini ve varhğını şeyhin manevî şahsiyetinde yok etme.
Dinî Terimler Sözlüğü
Tasavvuf ilminde bir terim. Kendini yok görmek. Mâsivâyı, Allahü teâlâdan başka her şeyi unutmak, mahlûkların (yaratılmışların) sevgi ve düşüncesini gönülden çıkarmak. Allahü teâlâyı çok zikir (anma) netîcesinde meydana gelen kendini unutma hâli.
Fenâya kavuşmak için lâzım olan on şey; tövbe, zühd (dünyâya düşkün olmamak), tevekkül (Allahü teâlâya güvenmek), kanâat, uzlet yâni dîni, ahlâkı bozan kimselerden, kitablardan sakınmak, zikr (her işte Allahü teâlâyı hâtırlamak), teveccüh (bütün arzu ve isteklerden sıyrılarak Allahü teâlâya yönelmek, sabır, murâkabe (kendini hesâba çekme) ve rızâ (Allahü teâlâdan gelen her şeye boyun eğme)dır. (Ahmed Fârûkî)
Mârifet (Allahü teâlâyı tanımak) ve hakîkî îmân, fenâ hâli meydana gelmesine ve ölmeden önce olan ölmeye (gafletten uzak olup, her an Allahü teâlâyı hatırlamaya) bağlı olduğu için, fenâ hâli çok olanın îmânı dâimâ kâmil (olgun) olur. Peygamber efendimiz buyurdular ki: " Ebû Bekr'in îmânı bütün ümmetimin îmânı ile tartılsa, Ebû Bekr'inki daha üstün olur ." Çünkü o, fenâda bütün ümmetten (her müslümândan) daha ileride idi. Eshâb-ı kirâmın hepsi fenâ makâmına kavuşmuştu. (Muhammed Ma'sûm)
Fenâ ve bekâ, sâhibinin vicdânı ile ilgilidir, dil ile söz ile anlatılamaz. Tatmakla anlaşılır. (Abdülhakîm-i Arvâsî)
Bir kimsede hâsıl olmazsa fenâ,
Hak teâlâya yol bulamaz aslâ.
(İmâm-ı Rabbânî)
Tasavvuf Sözlüğü
Arapça, fânî olmak, yok olmak mânâsına gelir. Nesnelerin, sufînin gözünden silinmesine fena denir. Zıddı bekâ’dır. Hind Nirvana’sı farklı bir muhtevaya sahiptir. Hind mistisizminde hiçlik, fenayı ifâde etmesine rağmen, islam tasavvufunda kul hiç olmaz, hiçin yerine Allah’ın sıfatları geçer. Bu, şu mânâdadır: Kul, insan olarak taşıdığı sıfatları ve huylan terkeder, fenaya ererek, tam hale gelir, olgunlaşır. Ancak, bu giden kötü sıfatların ve ahlâkın yerini, Allah’ta mükemmel olarak bulunan ilâhî sıfatlar veya ilâhî huylar alır. Yani Hind mistisizmindeki gibi, yokluğa gidiş, yokluk, hiçlik söz konusu değil, aksine mükemmel olan Allah’ın sıfat ve ahlâkında yenilenme, yükselme hususu gündemdedir. Kuşeyrî, fenayı üçe ayırır: 1. ilk fena, kulun kendinden ve kötü sıfatlarından fânî olması, 2. İkinci fena, Hakk’ı temaşa eden kulun, Hakk’m sıfatlarından da fânî olması, 3. Üçüncü fena, Hakk ‘m varlığında yok olan kulun, kendi fenasını görmesinden de fânî olmasıdır. M. İbn Arabi, fena kelimesine tasavvufî olmaktan ziyade, felsefî mahiyyette yedi mana verir ve bu açıdan değerlendirme yapar. O’na göre; fena, kulu Allah’a ulaştırır. Bu durumda kul, bütün nefsî arzularını terkeder ve kendini Allah’ın irâdesine teslim eder.Fena hali, kulun benliğinin kaybolması ile, tevhidin gerçekleşmesi demektir. Bu hal, tevhidin en yüksek derecesidir. Kul, Allah tefekküründe o derece boğulur ki, benlik bilincini de kaybeder hale gelir. Buna fena fi’t-tevhid denilir.Fena halinde kulun niyetleri, davranışları, ahlâkî planda düzelme gösterir. Tefekkür planında görülen bu durum, fiillere de yansır.Fena fillah tâbiri de şu şekilde açıklanır: Kulun zât ve sıfatının, Hakk’m zât ve sıfatında fânî olması. Kul, bu durumda bütün dünyevî ilgilerinden uzaklaşır, Allah’ın birlik dergâhına tam bir teveccühle yönelir.