Ara
Menü

Tasavvuf Sözlüğü

İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.

48 temiz madde bu görünümde hazır.

Tasavvuf ve Tarikat

Çâh-I Zanah

Farsça, çene çukuru anlamında bir tamlama. Temaşa hâlinde görülen sınırlardaki müşkiller.

Tasavvuf ve Tarikat

Çalipâ

Farsça, haç demektir. Tabiat, maddî âlem. Çalipân: Bektaşî hilâfet ve icazetnamelerine konulan başlık.

Tasavvuf ve Tarikat

Çalma-Çalma Destâr

Bir tür sarık. Bu sarıklara çalma destâr da denilir. Çalma sarıklar, beyaz renkli olup ilmiyye sınıfına mensup kimseler tarafından giyilirdi. Kelime olarak çalma, sıvama olmayan kaba şey demektir.

Tasavvuf ve Tarikat

Çar Alâmet

Farsça-Arapça. Çar, çehâr’dan bozulmuş olup dört manasına gelir. Alâmet, işaret, iz, nişan, sembol gibi manaları ihtiva eder. Bu şekilde çar alâmet, dört işaret demektir. Bektaşîlerde, halife olan kişiye, deriden dikilmiş, iç tarafında bir şeyler…

Tasavvuf ve Tarikat

Çar Darb

Farsça-Arapça. Dört vuruş demektir. Kalenderîler ve abdallar, başlarında biten bütün kılları usturaya vurdukları için, yapılan traş işlemine bu ad verilmiştir. Başta bulunan kıllar dört çeşittir: 1. Saç, 2. Kaş, 3. Bıyık, 4. Sakal. Kalenderîler…

Tasavvuf ve Tarikat

Çar Tekbir

Farsça-Arapça. Dört tekbir demektir. Bu tekbirler cenaze namazında alınır. Tasavvufta dört tekbir, her şeyden sıyrılmak manasını ifade eder. Cenaze namazı tekbirlerle kılındığında, artık ölü toprağa verilir, dünya ile bir ilgisi kalmaz, işte sufîler de…

Tasavvuf ve Tarikat

Çâr-I Yar-İ Güzin

Farsça, dört seçkin dost anlamında zincirleme bir tamlama. İlk dört halife: Hz. Ebubekir (r), Hz. Ömer (r), Hz. Osman (r), Hz. Ali (r).

Tasavvuf ve Tarikat

Çârdeh-İ Ma’sûm-I Pak

Farsça, on dört temiz suçsuz demektir. İsnâ Aşeriyye ve bazı tasavvufçulara göre bu ondört kişi, Hz. Peygamber, Hz. Falıma, ve oniki imamdır. Bektaşîler 12’yi 14’e çıkartırlar ki bunlar şunlardır:Hz. Ali (r)Muhammed Ebûbekr İbn Aliyyi’l-MurtazâAbdullah…

Tasavvuf ve Tarikat

Çark-Çarh

Farsça. Yaka, gök, talih, okyayı, yer, devam eden, süren gibi manaları ihtiva eder. Mevlevîler sağ ayağa çarh, sol yağa da direk derler. Semâ sırasında, direk adı verilen sol ayağa dayanılarak, sağ ayak döndürüldüğü için…

Kur’an ve Tefsir

Çârmîh (çihâr Mîh)

Dört çivi. Birbiri üzerine dikey olarak konulmuş iki tahtadan meydana gelen, suçluları îdâm etmek için kullanılan haç şeklindeki darağacı. Bu cezâya çarptırılan kişi iki yana açılmış kollarından ve bağlanmış ayaklarından çivilenerek öldürülürdü. Engizisyon mahkemeleri…

Çarpmak

Bir ermişin veya yatırın gazabına uğramak. Velilere, ermişlere, yatırlara veya kutsal şeylere hakaret eden kişilerin ermişlerin ve yatırların maneviyatı ve ruhaniyeti tarafından cezalandırılması. 2. Bâtın kılıcı, tahta kılıç. Bkz. Çarpmak. Habbezâ meydan-1 aşkın şeyhi…

Tasavvuf ve Tarikat

Çarupkeş

Farsça, Çârûb, süpürge demektir. Peygamber Efendimizin (s) türbesini süpüren kimse için kullanılır. Tasavvufta da, tarikat şeyhleri için terim olmuştur. Şeyhler, müridlerinin kalbinde, Allah’a ulaşmayı engelleyecek yetmiş bin perdeli maniayı süpürdükleri için “süpürgeci” unvanıyla anılmışlardır.…

Tasavvuf ve Tarikat

Çavuş

Türkçe çavmak kökünden türetilmiştir. Orduda onbaşının üstündeki rütbeye denir. Ancak bu kelime esas anlamı itibariyle haber taşımayı ifade eder. Herhangi bir işe bakan kişi anlamında da kullanılır. Günümüz, bazı sufiyye mekteplerinde özellikle Rifâîlerde, müridlerin…

Tasavvuf ve Tarikat

Çcabülka

Manevî eğitime başlamış bir talibin ayak bastığı ilk menzildir. Gayb âleminde varlığı olan bu şehir; büyüktür, doğu tarafındadır, bin tane kapısı olduğu söylenir.

Çehar alamet

Dört alamet. tas. Bektaşilerde halifeye verilen sancak, tuğ, mum ve makas.

Çehar tekbir

kz) a Dört Tekbir. Cenazede getirilen dört tekbir, ölmeden evvel ölmekten kinayedir. b Cenaze namazı, tas. Mâsivâdan ilgiyi kesmek,

Çehar-yâr-i güzin

Ik dort halife, hulefa-i raşidin. Kasr-ı şer'inde Ebu Bekr u Ömer ol Şâhın Dahi Osmân u Ali oldular erkân-ı bina Biri sıdk ile, biri adl ile bihemtâdır Biri hilm ile, biri ilm ile ferdu…

Tasavvuf ve Tarikat

Çehre

Farsça gülyüz demektir. Kemal sahibi ariflerin gönüllerinde pırıldayan mutlak tecelliler. Sâlikin rüyada veya kendinden geçtiği sırada gördüğü tecelli ki maddi âlemde görülmez.

Tasavvuf ve Tarikat

Çelebî Efendi

Türkçe-Rumca. Çelebî, daha önce ifade ettiğimiz gibi Allah manasına gelen Çalap kelimesinin nisbetidir. Efendi ise Rumca asıllı bir kelime olup okumuş kibar kimse, malik, sahip gibi manaları vardır. Seyyid, hoca, kadı, molla ve şehzadeler…

Tasavvuf ve Tarikat

Çelikleme

Çelik, Türkçe bir kelime olup değnek manasınadır. Parmak kalınlığında yarım metre kadar uzunluğundadır. Mevlevî tekkelerinde, tekkenin toplantı yeri olan meydanda, kazancı postu üzerinde asılı dururdu. Tarikat edebine aykırı iş yapanlar, bu değnekle acıtmadan vurularak…

Tasavvuf ve Tarikat

Çengi

Çeng, harbe benzer bir müzik aletidir. Kavisli ağaca takılı, bağırsaktan yapılmış yirmi üç telden meydana gelir. Bu müzik âletinin kökeni Doğu’dur. Bu âleti çalana çengi denir. Mevlevi mutasavvıflarından bestekâr Yusuf Dede, bu enstrümanı çalmakta…

Tasavvuf ve Tarikat

Çerağ Gülbanki

Mevlevî tabiri olarak çerağ gülbanki, mumların (çerağlarm) yakılması sırasında okunurdu. Bu gülbank şu şekildeydi: “Çerağ-ı rûşen-i fahr-i dervişan, ziyâ-yı iman, kanûn-ı merdân, dem-i Hazret-i Mevlânâ Hû diyelim Hû”. Bu gülbanktan sonra, dervişler topluca “Hû”…

Dil ve Genel Kültür

Çerâğ-ı çeşm

Göz nuru; çok sevilen çocuk veya kimse. Farsça tamlama “gözün kandili” anlamındaki sevgi mecazıdır.

Dil ve Genel Kültür

Çerâğ-ı mugān

Mecûsîler meclisinin kandili. Klasik şiirde meyhane, şarap ve irfan meclisi imgeleriyle sembolik biçimde kullanılır.

Tasavvuf ve Tarikat

Çerağcı

Tekkelerde çerağın arzettiği önem büyüktür. Bunu, çerağı yakıp söndürmek için, ayrı bir görevli tayin edilmesinden anlıyoruz. Kaynaklar, tekke hizmetleri arasında, ifa ettiği görev itibariyle çerağcının önemli bir kişi olduğunu kaydetmektedir. Güneş batma zamanı, Mevlevî…

Tasavvuf ve Tarikat

Çerkeşiyye

Çankırı Çerkeş’i! Hacı Mustafa Efendi (Ö. 1229/1813) tarafından kurulan, Nasûhiyye-i Halvetiyye’nin şubesi olan bir tasavvuf okulu.

Tasavvuf ve Tarikat

Çeşm

Farsça, göz anlamındadır. Osmanlılarda, kızağa çekilen gemilerin durduğu, üstü kapalı sündürmelere çeşm denilirdi. Tasavvuf? bir terim olarak, A’yan dışında Hakk’ı müşahede için kullanılır. Allah’ın basar sıfatı: el-Basir.

Çeşm-i âhuvâne

Ceyla gözlü. tas. Hakk'ın sâlikin kusurlarını örtmesi, ama onu bundan haberdar etmesi. Bu durum, silikin kusurlu davranışlardan vazgeçerek kendine çekidüzen vermesini sağladığından Allah'ın ona olan en büyük inayeti ve lütfu sayılır. Çeşm olmasa dil…

Tasavvuf ve Tarikat

Çeşm-İ Bülbül

Farsça bülbül gözü demektir. Çizgili ve hareli olarak yapılmış cam ürününe Çeşm-i Bülbül denir. Bu cam işleme tekniğini ilk kez Venedik’ten getiren kişi, Üçüncü Selim devri Mevlevî sûfilerinden Mehmed Dede’dir. Şeyh Efendi, bu san’atı…

Tasavvuf ve Tarikat

Çeşm-İ Nergis

Farsça, nergis gözlü anlamında bir tamlama. Sâlikin iyi hallerinin, mükemmel niteliklerinin ve yüksek mertebesinin örtülü tutulması; bazen sâlik veli olduğunu bilir, ancak halk bilmeyebilir, bazen de halk bilir, kendi bilmez.

Tasavvuf ve Tarikat

Çeşm-İ Sihr-Engiz

Farsça, büyüleyici göz, sihirli bakış. Tasavvuf! anlamcilâhî cezbe.

Tasavvuf ve Tarikat

Çeşm-İ Şehla

Farsça, hafif şaşı göz. Sâlikin yüksek makamda olduğunun gerek kendisi, gerekse başkası tarafından bilinmesi. Bu, şöhrete yol açması bakımından tehlikeli sayılır.

Çeşme

Göz, kaynak, su menbaı, pınar. tas, a İlahi feyzin kaynağı, ama âlemi. b Hakk’a eren kâmil arifin kalbi.

Çeşme-i hayvan

Hayat çeşmesi, ab-ı hayat. tas. İlahi marifetin kaynağı ve esası. Bkz. Ab-ı Hayat. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için SF kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.

Çeşme-i zindegânî

Hayat çeşmesi; âb-ı hayat. Ölmezlik, mânevî diriliş ve irfan kaynağı için kullanılan Farsça bir terkiptir. Tasavvuf metinlerinde âb-ı hayat , aynü’l-hayât ve kimi sembolik açıklamalarda akl-ı sürh kavramlarıyla ilişkilendirilir.

Tasavvuf ve Tarikat

Çeştiyye

Evliyânın büyüklerinden Muînüddîn-i Çeştî hazretlerinin tasavvuftaki yolu. Çeştiyye yolunun büyüğü Muînüddîn-i Çeştî hazretleri buyurdu ki: Kurtuluş, sâlihlerin, büyüklerin sohbetindedir. Bir kimse her ne kadar kötü de olsa, büyüklerin sohbetinde bulunmak onu kurtarır ve yükseltir.…

İnanç ve Kelâm

Çıhâr Yâr-I Güzîn

Peygamber efendimizin dört seçkin ve büyük halîfesi: Hazret-i Ebû Bekr, hazret-i Ömer, hazret-i Osman, hazret-i Ali. Allahü teâlâ, hiçbir peygamberine vermediği kerâmetleri (üstünlükleri) bana verdi. Kıyâmette en önce kabirden ben kalkarım. Allahü teâlâ, dört…

Tasavvuf ve Tarikat

Çile Çekmek

Mihnet ve meşakkat çekmek demektir. Tasavvuf erbabının çile hücresine girmesi ve orada kırk gün kalması, külfetli bir iş olduğu için, o makamda kullanılırdı. Şiirde şeddelendirmek suretiyle kullanılırdı.Ne çille çektiğimi bu riyay-ı gamda fakir. Görünce…

Tasavvuf ve Tarikat

Çile Çıkarmak

Saliklerin, nefsin tezkiyesi (arınması), kalbin saflaşması için bir hücreye girip kırk gün süreyle ibadet, zikir ve fikir ile meşgul olması. Çile bazan, zelle (ufak kusur) karşılığında ceza şeklinde de uygulanırdı. Mevlevî dervişleri, çileyi mutfak…

Tasavvuf ve Tarikat

Çile Kırgını

Bin bir günlük hizmeti, bitirmeden, çileyi terkeden kişiye çile kırgını denir. Bu durumda olan kişi, eğer pişman olur da hizmete (yani çileye) dönmek isterse, kaldığı veya bıraktığı yerden değil, baştan başlardı.

Çile-i ma'kusa

Sede) Ters çile. tas. Bir zahidin, baş aşağı gelecek şekilde kendini bir kuyuya asarak çile çıkardığı rivayet edilir (ATE 802, 803); buna Salat-ı maklup da denir. Harut ile Marut'un çâh-ı Babil'de (Babil kuyusunda) bu…

Tasavvuf ve Tarikat

Çile-İ Ma’kuse

Farsça ters çile demektir. Derviş kendini ayaktan tavana bağlayarak tepesi aşağı çile çıkarır ve buna çile-i ma’kûse denirdi. Ebu Said Ebûl-Hayr’m bu şekilde çile çıkardığı kaydedilir. Buna Salât-ı maklûb da denir. Rivayetlere göre Harut…

Çile-i merdan

Bektaşilerde erlerin çilesi. 2. Hacı Bektaş'a atfedilen bir keramet. Menkıbeye göre, Hacı Bektaş kırk gün boyunca her gün bir öküz yemiş ama aptes bozmamış. Çile-i zenan Bektaşilerde kadınların çilesi. Çilenişin Çile çeken derviş. Bkz.…

Tasavvuf ve Tarikat

Çilekeş

Farsça, çile çeken anlamında bir ifade. Hücrede çile dolduranlar için kullanılan bir tabir. Yokluk içindeki fakir ve garip için, çektikleri sıkıntılar sebebiyle, bu tabir kullanılır.

Dil ve Genel Kültür

Çille-i büzürg

Kışın en soğuk kırk günlük dönemi; zemheri veya erbain. Fars kültür çevresinde mevsim takvimi ve çile sembolizmiyle ilişkilidir.

Tasavvuf ve Tarikat

Çiştiyye

Ebu ishak Bendenüvaz veya Çişt’li (Horasan) Hoca Ahmed Abdal (ö. 355/965) tarafından kurulmuş, Hoca Muinuddin Çiştlî (ö. 633/1236) tarafından Acmir (Hindistan)’a taşınmıştır.

Tasavvuf ve Tarikat

Çivi Tutmak

Mevlevi dervişi sema ederken, dönmekte olduğu yeri terketmez, bu noktada sabit kalarak deveran (dönme)’a devam ederse, buna çivi tutmak denir. Bunu başaran dervişe de, çivisi sağlam denir.

Dil ve Genel Kültür

Çûn Ü Çirâ

"Nasıl ve niçin" mânâsına farsça bir terim.