KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
Za'îf
a'îf a. (. j.«.h [Ar.] Hadis biliminde, sahih hadisin şartlarmdan birini veya birkaçını taşımamakla beraber “mevzû” (bk. bu madde) olduğu da söylenmeyen hadisler.
→Dil ve Genel KültürZâbitûn
Rivayet ettiği metni sağlam biçimde koruyan, hâfızası ve kayıt doğruluğu güçlü râviler. Hadis usulünde zabt vasfının çoğul ifadesidir.
→Tasavvuf ve TarikatZâhid-İ Bârid
Arapça, soğuk, kuru zâhid anlamında bir tamlama. Dini azimetle, katı bir sertlikle yaşayan kişiler hakkında kullanılan bir tâbir.Seçilmiş âşık ile şimdi zâhid-i bârid, Gözünde halk-ı cihanın ne eşk kaldı, ne hâb.Hallaç kendisini asmaya götürenlere…
→Tasavvuf ve TarikatZâhidiyye
Tâcüddin İbrahimü’z-Zâhidi’l-Geylânî (ö. 690/1291 )’ye dayandırılan bir tasavvuf okulu. Ekberiyye’nin kolu.
→İbadet ve FıkıhZâhir (ez-Zâhir)
1. Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Varlığında şek ve şübhe olmayan, her eserinde varlığına deliller, işâretler bulunan yüce Allah. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Her şeyin başlangıcı ve sonu, Zâhir ve…
→Dil ve Genel KültürZâhir Haberler
Hanefî mezhebinin, İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe ve talebelerinden gelen kuvvetli, güvenilir haberlerine verilen ad. Bu haberlere usûl haberleri de denir. Hanefî mezhebinin bilgileri sonraki âlimlere üç yoldan gelmiştir. Bunlar; zâhir haberleri, nevâdir haberleri ve…
→Hadis ve SünnetZâhir Mânâ
Lafızdan (sözden) anlaşılan, açık, görünen mânâ. Ehl-i sünnet âlimleri, nasslara (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflere) zâhir mânâlarını vermişlerdir. Zarûret olmadıkça, nassları te'vîl etmemişler, bu mânâları değiştirmemişlerdir. Kendi bilgileri ve görüşleri ile bir değişiklik yapmamışlardır.…
→İbadet ve FıkıhZâhirî İlimler
Okuyarak, çalışarak ve araştırarak elde edilen, öğrenilen ilimler. Kelâm, tefsîr, fıkıh gibi din bilgileriyle; mantık, matematik, fizik, kimyâ, biyoloji, geometri gibi fen bilgileri. Zâhirî ilimlerde mütehassıs, tasavvuf derecelerinde çok yüksek olan derin âlim, büyük…
→Dil ve Genel KültürZâhirî mezhebi
Zâhiriyye maddesine bakınız.
→Dil ve Genel KültürZâhirîlik
Zâhiriyye maddesine bakınız.
→Tasavvuf ve TarikatZâhiriyye
İslâmî tarikatlerden 9. yüzyılda ortaya zâ çıkan ve Dâvûd b. Ali ez-Zâhirî (öl. 270 / 884) ye nispet edilen fıkıh mezhebinin adı ve bunun için kullanılan terim. İslâm hukuk tarihinde büyük mezheplerden sonra ortaya…
→Tasavvuf ve TarikatZahm
Farsça, yara, bere demektir. Kudüm çalınan iki karış uzunluğundaki çubuklara, zahme denir. Erenlerin aleyhinde konuşan kişi, eğer bir kaza belaya uğrarsa, “erenlerin zahmine uğradı” veya “zahm yedi” denir.
→Zaht
Soğuk ve ilgisiz davranmak, rağbet etmemek, yüz çevirmemek tas. a Ahirete yönelmek için dünyadan el etek çekmek. b Hakk’a yönelmek için dünyadan da ahiretten de el etek çekmek. c Elde mevcut olsa bile gönülde…
→Hadis ve SünnetZaîf hadis
Rivayet zinciri veya râvilerindeki eksiklik sebebiyle sahih ve hasen derecesine ulaşmayan hadis. Zayıflığın türü ve şiddeti değişir; her zayıf rivayet uydurma hadis değildir.
→Tasavvuf ve TarikatZâkir
Anan, hatırlayan, dile getiren, zikreden anlamında terim. tas. Tasavvuf ehli arasmda yapüan zikir ayinini yöneten, İlâhîler okuyarak coşku ve heyecanın doruk noktaya ulaşmasma yol açan sufî.
→Zal
Zillet, mezellet, meskenet. tas. 2. Hak katında izzet bulmak için halkın önünde zelil olmayı tercih etmek, ebedi izzet için geçici zillete katlanmak (iL 665). Bkz. Miskin. Derviş killetten, illetten, zilletten halt olmaz ee Her…
→Kur’an ve TefsirZâlim
1. Zulm eden, müslümanlara ve İslâmiyet'e; eli ile, dili ile ve kalemi ile zarar veren, başkalarının hakkına tecâvüz eden. Zâlimin çok yaşamasına duâ etmek, Allahü teâlâya isyân olunmasını istemektir. (Hadîs-i şerîf-Berîka) Zâlime yardım eden,…
→Zaman
. Sultan. 2. Indiye mertebesine izafe ve nispet edilen an-1 “Rabb'in indinde akşam ve sabah yoktur” (kı). Bkz. An-ı daim. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için İFM kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.
→İbadet ve FıkıhZan
Sanma ve düşünme. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki: Zanların çoğundan kaçının, zîrâ bâzı zanlar günâhtır. ( Müslümanların ayıb ve kusurlarını ) araştırmayın; bir kısmınız bir kısmınızı ( arkasından hoşlanmayacağı sözle ) çekiştirmesin...…
→İbadet ve FıkıhZann-I Gâlib
Çok kuvvetli zan. Abdest aldım mı, almadım mı diye şüpheye düşüp, zann-ı gâlibi abdestsiz olduğu yönde olursa, abdesti bozulur. (Muhammed bin Kutbüddîn İznikî)
→İbadet ve FıkıhZannî Delil
Mânâsı açık anlaşılmayan âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler ile bir sahâbî tarafından bildirilen mânâsı açık hadîs-i şerîf. Zannî deliller, vâcibler ile tahrîmen (harama yakın) mekrûhları bildirir. Meselâ, kurban kesmek, vitir namazı kılmak zannî delil…
→Kur’an ve TefsirZâriyât Sûresi
Kur'ân-ı kerîmin elli birinci sûresi. Zâriyât sûresi, Mekke'de nâzil oldu (indi). Altmış âyettir. Zâriyât kelimesi ile başladığından, bu isim verilmiştir. Sûrenin başındaki âyet-i kerîmeler, öldükten sonra dirilmenin, âhiret hayâtının ve âhirette mükâfât ve cezânın…
→İbadet ve FıkıhZarûret
Haram olan, yasaklanan bir işin yapılmasını mübâh (dînen serbest) kılan sebeb, özür. Zarûretler, dînen haram, yasak olan şeyleri mübâh kılar. Yâni mübâhı (dînen yapılması serbest olan bir işi) yapan nasıl muâheze olunmazsa (cezâlandırılmazsa), zarûret…
→İnanç ve KelâmZarûriyyât-I Din
İnanılacak ve yapılacak işlerle ilgili, âlim ve câhil herkesin bilmesi lâzım olan din bilgileri. Her şeyden önce zarûriyyât-ı dîni öğrenmek lâzımdır. Bunları bırakıp, başka şeylerle uğraşmak, kıymetli ömrü faydasız şeylere harcamak olur. Hadîs-i şerîfte;…
→Tarih, Kurum ve ŞahsiyetZat
Öz, bir seyin kendisi, bir şeyi o şey yapan ve öbür şeylerden ayıran, mahiyet. tas. Zat kendi kendine vardır; isim, naat ve sıfat onunla vardır. Zat olmadan bunlar olmaz. Zatı olan mutlaka müsemmâ, men'üt…
→Zât postu
Bir silsilede mürşidin irşad emanetini temsil eden ana makam. Kaynak, çok sayıda icazetli halife bulunabilse de ana aktarım postunun tek olduğu görüşünü savunur.
→Dil ve Genel KültürZât-ı ilâhiyye
Allah’ın hiçbir yaratılmışa benzemeyen ilâhî zâtı. İsim ve sıfatların sahibi olan mutlak hakikati ifade eder; mahiyetinin insan aklıyla kuşatılamayacağı kabul edilir.
→Tasavvuf ve TarikatZâtîhî
Arapça, kendi zatı sebebiyle vâcib (gerekli, lâzım olan) anlamında bir ibare. Cürcânî, bunu şöyle tanımlar: Yokluğu kesinlikle imkansız (mümteni) olan bir varlık olup, varlığı başkası sebebiyle değil, kendisindedir. Bu sebep-le yokluğunun imkansızlığı (imtinâı) zarurîdir.…
→Zâviye
Genellikle tekkeden daha küçük irşad, ibadet, barınma veya yolcu ağırlama birimi için kullanılan tarihî terimdir. Sınır bölgelerinde ribât, şehirlerde mahalle tekkesi veya bir şeyhin sohbet mekânı işlevi görebilir. Tekke, hankah ve zâviye kelimeleri kaynaklarda…
→Tasavvuf ve TarikatZaviye-Dâr
Arapça, Farca, zaviye sahibi anlamını ihtiva eden bir tâbir, iki kelimeden oluşmuştur: Zaviye ve dar. Dar: Sahip anlamındadır. Küçük tekke denilen zaviye şeyhlerine zâviye-dâr denirdi.ZÂVİYE–
→Ze'ka
Sehke, nara, sayha, helak ve mahvolmak. tas. Vecde gelen dervislerin sema meclislerinde nara atmalan, “Imamin okudugu ayeti dinleyen Sibli, öyle bir ze'ka (nara) attı ki az kalsın canı çıkacaktı”.
→Dil ve Genel KültürZeâmet
Osmanlılar zamânında subaylara verilen ve geliri en az yirmi bin ve en çok 99.999 akçe olan toprak.
→Zebân
Farsça “dil; konuşma aracı”. Tasavvufî metinlerde sırların dile gelişi, hâlin ifadesi veya söz söyleme kudreti anlamlarında kullanılır. “Hâl dili” ile “söz dili” ayrımı bu çerçevede ele alınır.
→Zebân-ı şîrîn
Tatlı dil, gönül alıcı ve güzel söz söyleyiş. Tasavvuf ahlâkında yumuşak hitap, incitmemek ve sözü hikmetle söylemekle ilişkilendirilir; yalnız iltifat veya yapmacık konuşma anlamına gelmez.
→Zebân-ı telh
Acı dil. tas. Sâlikin meşrebine uymayan iş, (takdire uygun düşmeyen iş).
→Dil ve Genel KültürZebânî
Cehennem meleği, azâb yapıcı melek. Cehennem zebânîleri, günâh işleyen hâfızlara, puta tapanlardan daha önce azâb yapacaklardır. Çünkü bilerek yapılan günâh, bilmeyerek yapılandan daha kötüdür. (Hadîs-i şerîf-İhyâ-ul-Ulûm) Zebânîlere Cehennem'deki vazîfeleri esnâsında, Cehennem ateşi zarar vermez.…
→Dil ve Genel KültürZebâyıh
Kesilecek kurbanlık hayvanlar. Kurban edilmiş, kurban olarak kesilmiş hayvanlar. (Bkz. Zebh)
→Zebh
Yı. Boğazlama, kesme. 2. tas. a Nefsi öldürme, kurtuluşa ermek için nefsi açlık, sabır ve gayretle öldürmek şarttır (sr 209). b “Nefslerinizi öldürünuz.” (Bakara Suresi, 54) mealindeki ayetten murat, nefsi ölmeden evvel öldürmektir. Kurban…
→Kur’an ve TefsirZebûr
Kur’ân’da Hz. Dâvûd’a verildiği bildirilen ilâhî kitap. Kelime “yazılı metin ve kitap” anlamıyla ilişkilidir. İslâmî kaynaklarda Zebûr, Hz. Dâvûd’un dua, hikmet ve münâcâtlarını içeren vahiy olarak anılır; bugünkü Mezmurlar kitabıyla ilişkisi dinler tarihi ve…
→Tasavvuf ve TarikatZehâb
Arapça gitme anlamında bir kelime. Şarkavî, zehabı, Allah’a duyulan temiz, katışıksız, hâlis sevgi olarak tarif eder. Kul onunla meşgul olması sonucu, O’nda fâni olur. Zehâb, ilâhî aşkın meyvelerinden bir meyvedir. Fena halindeki kişi, görme,…
→Tasavvuf ve TarikatZehâiru’llah
Arapça, Allah’ın zahireleri, demektir. Allah’ın zahireleri, O’nun veli kullarıdır. Zahirenin yoksulluğu kaldırdığı gibi, bu zevatın hürmetine Allah kullarına gelecek be-laları kaldırır.
→Zehâp
Gitme, geçme. tas. a Gaybet hali. b Sevgiliyi temaşa esnasında kalbin duyulur nesnelerin farkına varamaması, kendinden geçtigi için eşyanın farkında olmaması. Temaşa edilen sevgilinin şu ya da bu olması farketmez. Zünnün, durumunu araştırması için…
→Tasavvuf ve TarikatZehebiyye
İslâ tarikatlerden 15. yüzyılda orta çıkan ve Sühreverdiyye (bk. madde) kollarmdan Kübreviy (bk. bu madde) tarikatının A dullah-ı Berzişâbâdî (öl. 872 1468) ye nispet edilen bir ko için kullanılan terim
→Dil ve Genel KültürZehrâveyn
Kur'â ı Kerîm’in “Bakara suresi” üze ile “Âl-i imrân suresi” için Bu kullanılan ortak ad. lâk
→Kur’an ve TefsirZekât
Belirli mal türlerinde nisap ve süre şartları gerçekleştiğinde hak sahiplerine verilmesi farz olan malî ibadet. Kelime arınma, bereket ve artma anlamlarını taşır. Zekât servetin tamamına değil, fıkıhta belirlenen şartları taşıyan kısmına uygulanır. Kur’ân’da sayılan…
→İbadet ve FıkıhZekeriyyâ Aleyhisselâm
İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Yahyâ aleyhisselâmın babasıdır. Soyu Süleymân aleyhisselâma ulaşır. Mûsâ aleyhisselâmın dîninin emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etti. Yahûdîler tarafından şehîd edildi. Kabri Haleb'dedir. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Bunun üzerine…
→Zekn
Çene. tas. Sâlikin tabiatına uygun olan iş.
→İnanç ve KelâmZelîl
Aşağı, alçak, hor, hakîr. Kıyâmet günü, dünyâdaki kibir sâhibleri, küçük karınca gibi zelîl ve hakîr olarak kabirden çıkarılacaktır. Karınca gibi fakat insan şeklinde olacaklardır. Herkes bunları hakîr görecektir. (Hadîs-i şerîf-Berîka) Nefsini azîz eden dînini…
→Tasavvuf ve TarikatZelle
Az miktardaki yiyecek veya sofradan alınan lokma. Tekke geleneğinde bereket niyetiyle sofradan alınan küçük pay için kullanılır. Aynı kelimenin kelâm ve peygamberler tarihi metinlerinde “kasıtsız sürçme” anlamı da vardır; iki kullanım bağlama göre ayrılmalıdır.
→Kur’an ve TefsirZelletü’l-kārî
Kur’ân okuyucusunun kıraat sırasında yaptığı yanılma. Hatanın namaza veya mânaya etkisi fıkıh ve kıraat eserlerinde ayrıntılı biçimde değerlendirilir.
→Dil ve Genel KültürZemherir
Cehennem'deki soğuk yer, soğuk cehennem. Zemheririn soğukluğu pek şiddetlidir. Bir an dayanılmaz. Kâfirlere, bir soğuk, bir sıcak, sonra soğuk sonra sıcak Cehennem'e atılarak azâb yapılacaktır. Cinler ateşten etkilenmezler. Cehennemlik olanları zemherirde azab göreceklerdir. (Kâdızâde…
→Zemistân
Kış. Tasavvuf şiirinde tabiatın örtülmesi, içe çekilme ve sessizlik dönemini; bazı remiz sözlüklerinde ise görünüşün altında hakikatin açıldığı keşif makamını anlatır.
→İbadet ve FıkıhZemzem
Kâbe-i muazzamanın Hacer-ül-esved köşesi karşısındaki kuyudan çıkan mübârek su. İbrâhim aleyhisselâmın zevcesi ( hanımı ), İsmâil aleyhisselâmın annesi olan Hâcer, su aramak üzere Safâ ve Merve tepeleri arasında gidip gelirken, Zemzem kuyusunun bulunduğu yerde,…
→İbadet ve FıkıhZemzem Kuyusu
Kâbe-i muazzamanın Hacer-i esved köşesi karşısında bulunan, mübârek suyun çıktığı kuyu. Yeryüzünde bulunan kuyuların en hayırlısı, Zemzem suyunun mübârek kuyusudur. (Hadîs-i şerîf-Ahbâru Mekke) Allahü teâlânın İsmâil aleyhisselâma bir ihsânı olan Zemzem'in etrâfını ilk önce…
→Dil ve Genel KültürZemzem suyu
Kâbe yakınındaki Zemzem Kuyusu’ndan çıkan su. Hac ve umre geleneğinde içilir, ikram edilir ve Hz. Hâcer ile İsmâil anlatısıyla ilişkilendirilir.
→Tasavvuf ve TarikatZemzemlik
Ağızlarına kapak geçirilen, Çin sürahilerine zemzemlik denirdi. Bunların içine zemzem suyu konur, misafirlere küçük fincanlarla ikram edilirdi. Bu küçük sürahiler Hindistan’dan Mekke’ye, oradan da istanbul’a gelirdi.
→Tasavvuf ve TarikatZen Başı
Mevlevi ayini sırasında, sema’hane’de dolaşıp, sema’ edenlerin birbirine çarpmamalarını ve düzeni bozmamalarını sağlayan dede’ye, “sema-zen başı” denir. Sema’zen başı, sema’ı iyi yapanlardan olurdu. Sema’zen başı, sema’ sırasında, hırka giyerdi. Yeni başlayanlara (mübtedîlere) sema’ usûlünü,…
→Zenah
Çene. tas. Lezzet mahalli. Bkz. Çâh-ı zenah.
→Zenahdân
Çene. tas. Sevgilinin lütfu. Fakat sâliki ebediyet kuyusundan karanhk kuyuya atan kahredici bir lütuftur (sr).
→Tasavvuf ve TarikatZenb
Arapça, günah demektir. Cürcânî, bunu, seni Allah’tan ayıran şey, diye tarif eder.
→Tasavvuf ve TarikatZenfeliyye
Ali Zenfalî Lebîdî el-Ahmedî’nin kurduğu bir tasavvuf okulu. Ahmediyye’nin kollarından biri.
→Dil ve Genel KültürZengin
İhtiyaç eşyâsının ve borçlarının dışında nisâb miktârı malı, parası olan kimse. (Bkz. Nisâb) Eshâbım için fakirlik seâdettir. Âhir zamandaki ümmetim için zengin olmak seâdettir. (Hadîs-i şerîf-Râmûz-ül-Ehâdîs) Beş şey gelmeden evvel beş şeyin kıymetini biliniz.…
→Zer
Altın. Tasavvuf şiirinde dünya malı ve zenginlik için kullanılabildiği gibi, riyâzet ve mücâhedeyle arıtılan mânevî cevheri de simgeleyebilir. Bağlama göre olumlu veya eleştirel anlam taşır: gönlü bağlayan servet yerilirken saflaşmış altın hakikat ve olgunluk…
→Tasavvuf ve TarikatZerafet
Zarif, zeki olmak, belağatli konuşmak, hazakat gibi anlamları olan Arapça bir kelime. Maddeden sıyrılmak suretiyle görülen Hakk’ın nurları.
→Dil ve Genel KültürZerdüşt
Mecûsîliğin kurucusu. Mecûsîliğin kurucusu olan Zerdüşt mîlâddan 600 sene önce, Hindistan'da doğdu. Hindistan ve İran taraflarında yaşadı. Brehmen din adamları tarafından kovuldu. Belh'te mecûsîlik dînini yaydı. İyilik tanrısı İzed veya Ormüzd (Hürmüz) ile kötülük…
→Tasavvuf ve TarikatZerkûbiyye
İslâ tarikatlerden 13. yüzyılda ort çıkan ve Sühreverdiyye tarik nin İzzeddin Mevdûd b. M hammed ez-Zerkûb (öl. VII XIII. yy) a nispet edilen bir k için kullanılan ad
→Tasavvuf ve TarikatZerrîntâc
İslâ tarikatlerden 19. yüzyılda ort çıkan Bâbîliğin kurucusu Mi Muhammed-i Şîrâzî’nin ileri len taraftarlarından olan Üm Selmâ Fâtımâ (öl. 1268 / 18 için kullanılan lakap
→Tasavvuf ve TarikatZerrûkıyye
Gû^j) [AN İslâ tarikatlerden “Şâzeliyye” bu madde)nin 15. yüzyüda o ya çıkan ve Ahmed Zerrûk Fâsî (öl. 899 /1493) ye nispet len bir kolu için kullanılan ad
→Tasavvuf ve TarikatZevahir
Arapça, çiçek kelimesinin çoğuludur. Kaşanî bunu şöyle tarif eder: Bu, tarikat bilgileridir. Çünkü o Hakk’a ulaştıran ilimlerin en şereflisi ve nurlusudur.
→Zevâid
Fazlalıklar ve artan şeyler. Tasavvuf dilinde gönüldeki nurların, yakînin ve gayba imanın artmasını ifade eder. İman ve yakîn güçlendikçe hâl, makam, irade ve davranışlardaki doğruluk ile ihlâsın da çoğalması beklenir. Hadis literatüründeki “zevâid” kullanımı…
→İbadet ve FıkıhZevâid Sünnet
1. Farzla birlikte kılınması bildirilmeyen nâfile namazlar. 2. Peygamber efendimizin ibâdet olarak değil de, âdet olarak, devâmlı yaptığı şeyler. Peygamber efendimizin elbiseleri, oturması, kalkması, iyi şeyleri yapmaya sağdan başlaması, sünnet-i zevâiddir. Bunlara sevâb verilmesi…
→İbadet ve FıkıhZevâid Tekbirleri
İkişer rek'at olan Ramazân ve Kurban bayramı namazlarının her rek'atinde alınan üçer tekbir. Zevâid tekbirleri vâcibdir. (M. Zihni Efendi)
→