KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
Habâis
Kötü, alçak, pis şeyler, haramlar. Habîsin çoğulu. (Bkz. Habîs)
→Habbetu's-sevda
Siyah habbe. 2. Çöreotu. Divan şiirinde sevgilinin beni, eskiden nazara karşı kullanılan çöreotuna benzetilir. Bkz. Sevda. Çöreotu. Divan şiirinde sevgilinin beni, eskiden nazara karşı kullanılan çöreotuna benzetilir. Bkz. Sevda.
→Tasavvuf ve TarikatHabbetü’l-Kalb
Arapça, kalbin habbesi, tanesi, Habbetü’l-Hadrâ: Yeşil habbe: Habbetü’s-Sevdâ: Siyah habbe.
→Kur’an ve TefsirHaber-İ Meşhûr
Başlangıçta râvîsi (rivâyet edeni, bildireni) sınırlı iken, sonraki devirlerde, daha çok kimse tarafından nakledilen haber, hadîs-i şerîf. Haber-i meşhûrun, hadîs-i şerîf olduğunu kabûl etmeyerek inkâr eden, bid'at sâhibi olur. (İbn-i Kudâme)
→Habibiye
“Bir kimse yaratılmışlardan ilgisini keserek Allah'ı kendine sevgili ve dost edinirse ondan dini yükümlülükler düşer,” diyen mutasavvıflar zümresi.
→Tasavvuf ve TarikatHabibiyye
Kul, halktan ilgisini keser, Allah’ı kendisine dost edinirse, ondan teklif düşer diyen sahte sûfiler.
→Kur’an ve TefsirHabîr
“Esmâ'ü’l-hüsnâ” (Allah’ın güzel isimleri)dan olan bu söz, “Bilen, bir varlığın özünü ve niteliğini yakından tanıyan.” anlamında Allah’ın sıfatlarından olup Kur’ân-ı Kerîm’de bir yerde “hubr” maştan, kırk dört ayette de “habîr” ismi Allah için kullanılmıştır.…
→Kur’an ve TefsirHabîr (el-Habîr)
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her şeyin hakîkatini, kâinâtın, varlıkların, görünen ve görünmeyen her şeyi hakkıyla bilen, hiçbir zerrenin hareketi ve hareketsizliği ilminden hâriç olmayan, nefslerin ne ile mutmain (huzurlu) ne ile huzursuz…
→Habl-i metin
Sağlam ip. tas. a Kurân, b İlâhî azamet. c İlahi hü- | kümler (sr).
→Habs-ı nefes
veya Habs-i dem Soluğu tutma. tas. Sâlikin zikir sırasında nefesini tutması. Kalple yapılan zikrin dört türü vardır: Allah kelimesinin kelple habs-ı nefes edilerek zikredilmesi; kelime-i tevhidin habs-ı nefes etmeyerek kalple zikredilmesi; kelime-i tevhidin habs-ı…
→Tasavvuf ve TarikatHabs-İ Dem
Kan anlamına gelen dem Farsça, habs kelimesi ise Arapça’dır: Nefesi alıp içeride tutmak, ânı, zamanı korumak, bir bakıma durdurmak, hep aynı ânı yaşamak. Nefy-ü İsbât zikrinde, sâlik, bir derin soluk alır, 21 Kelime-i Tevhidi…
→Kur’an ve TefsirHac rehberi
Hac ibadetinin menâsikini, mekânlarını ve uygulama sırasını hacılara öğreten, yolculuk boyunca gruba kılavuzluk eden kimse. Klasik kullanımda delîl adıyla da anılır. Görevi yalnız yol göstermek değil; ihram, tavaf, sa‘y, Arafat vakfesi, Müzdelife ve Mina…
→İbadet ve FıkıhHac Sûresi
Kur'ân-ı kerîmin yirmi ikinci sûresi. Hac sûresi Medîne'de nâzil oldu (indi). Yetmiş sekiz âyet-i kerîmedir. Sûrede, hac ibâdetinin ilk önce İbrâhim aleyhisselâm tarafından yapıldığından ve Peygamber efendimizle devâm ettirildiğinden bahsedildiği için Sûret-ül-Hac denilmiştir. Hac…
→İbadet ve FıkıhHacâmat
bıçağı denilen bir âletle, vücûdun deriye yakın damarlarını keserek kan alma. Kan almaya fasd da denir. Bütün meleklerden işittim ki, ümmetine söyle hacâmat yaptırsınlar, dediler. (Hadîs-i şerîf-Kimyây-ı Seâdet) Arabî ayın on yedinci veya on…
→İbadet ve FıkıhHacc-ı asgar
“Küçük hac” anlamındaki ifade. Bazı kaynaklarda umre, bazı rivayet ve geleneklerde ise belirli günlerde yapılan hac için kullanılır; yıllık hac ibadetinin resmî adı değildir.
→İbadet ve FıkıhHacc-ı ifrâd
Umreyi aynı ihrama katmadan yalnız hac niyetiyle yapılan hac türü. İfrad haccında temettu ve kırândaki sebeple kurban yükümlülüğü doğmaz.
→İbadet ve FıkıhHacc-I Kıran
Hac ile ömreye birlikte niyet ederek ihrâm giyip, ömrenin vazîfelerini yaptıktan sonra ihrâmını (hac elbisesini) çıkarmayarak aynı elbise ile hac vazîfelerini de yapmak. Bu haccı yapana kârin hacı denilir. Hacc-ı kıran'a niyet şöyle yapılır:…
→İbadet ve FıkıhHacc-ı mebrûr
Usulüne uygun biçimde yerine getirilen, günah ve gösterişten korunmuş kabul olunmuş hac. Ahlâkî dönüşüm ve kul hakkından sakınma vurgusu taşır.
→İbadet ve FıkıhHacc-ı mebrûr
Usulüne uygun, günah ve gösterişten korunmuş, Allah katında kabul edilmiş hac. Haccın mebrûr oluşu yalnız menâsikin şeklen tamamlanmasına değil; helâl kazanç, kul hakkından sakınma, güzel ahlâk ve dönüşten sonra iyiliği sürdürme gibi işaretlerle açıklanır.
→Tasavvuf ve TarikatHaccaciyye
Ebu’l-Haccâc Yusuf b. Abdurrahmani’l-Kuşeyrî’ye nisbet edilen bir tasavvuf okulu.
→Dil ve Genel KültürHacerülesved
Kâbe’nin doğu köşesinde bulunan siyah taş. Tavafın başlangıç hizasını belirler; imkân bulunduğunda selâmlanır, ona tapınılmaz.
→Tasavvuf ve TarikatHacım Sultan Makamı
Bektaşî deyimidir. Meydan’daki makamlardan biridir. Hacım Sultan Makamı’na aynı zamanda, “Meydan Taşı” da denir. Her makamda niyazda bulunulduğu gibi, burada da niyaz olunurdu. Nasib alan tâlib, kılavuzunun delaletiyle bu makamın ne olduğunu şu şekilde…
→İbadet ve FıkıhHacıyağı
Gül yağından elde edilen yoğun ve güzel kokulu esans. Hac yolculuğundan getirilen kokularla ilişkilendirilen adlandırma, gündelik dilde gül esansı ve benzeri hoş kokular için de kullanılmıştır.
→Had
Yanak. Tasavvuf şiirinde sevgilinin yüzünde temaşa edilen güzellik ve mülâhaza mahalli anlamında kullanılan Farsça kelime. Sınır anlamındaki Arapça hadd kelimesiyle karıştırılmamalıdır.
→Tasavvuf ve TarikatHaddâdiyye
Şeyh Abdullah b. Alevî el-Haddâd’m kurduğu, Aleviyye tasavvuf okulunun bir kolu.
→İbadet ve FıkıhHades-i zâhir
Abdest veya guslü gerektiren hükmî kirlilik hâli. Maddî necasetten farklıdır; ibadet öncesinde usulüne göre tahâretle giderilir.
→Kur’an ve TefsirHadîd Sûresi
Kur'ân-ı kerîmin elli yedinci sûresi. Hadîd sûresi Medîne-i münevverede nâzil olmuştur (inmiştir). Yirmi beşinci âyet-i kerîmede demir mânâsına olan hadîdin ehemmiyetinden (öneminden) ve fâidelerinden bahsedildiği için, sûreye Hadîd ismi verilmiştir. Bütün varlıkların Allahü teâlâyı…
→Dil ve Genel KültürHadîs âlimi
Hadîs-i şerîf sahasında mütehassıs kimse.
→Hadis ve SünnetHadîs İmâmı
Üç yüz binden çok hadîs-i şerîfi, râvîleri (rivâyet edenleri, nakledenleri) ile birlikte bilen büyük hadis âlimi. Buna, hadîs müctehidi de denir. Hadîs imâmlarının en büyüklerinden olan İmâm-ı Buhârî'nin rivâyet ettiği (naklettiği) bir hadîs-i şerîf…
→Kur’an ve TefsirHadîs-İ âhâd
Hep bir kimse tarafından rivâyet edilen, bildirilen, müsned-i muttasıl (Resûlullah efendimize varıncaya kadar, rivâyet edenlerden yâni nakledenlerden hiçbiri noksan olmayan) hadîs-i şerîfler.
→Dil ve Genel KültürHadîs-İ âmm
Herkes için söylenmiş hadîs-i şerîfler
→İbadet ve FıkıhHadîs-İ Cibrîl
Peygamber efendimiz Eshâbı (arkadaşları) ile otururlarken, Cebrâil aleyhisselâmın insan sûretinde gelip; İslâm'ı, îmânı ve ihsânı sorduğunda Resûlullah efendimizin verdiği cevabları bildiren hadîs-i şerîf. Cibrîl hadîsinde o zât-ı şerîf (Cebrâil aleyhisselâm) ellerini Resûl-i ekremin mübârek…
→Dil ve Genel KültürHadîs-İ Garîb
Yalnız bir kişinin bildirdiği sahîh hadîs. Yahut, aradaki râvîlerden (nakledenlerden) birine, bir hadîs âliminin muhâlefet ettiği hadîs. Saûd, ateşten bir dağdır. Bu dağda ebedî (sonsuz) olarak, kâfire yetmiş sene çıkış ve o kadar sene…
→Dil ve Genel KültürHadîs-İ Hâs
Bir kimse için söylenmiş hadîs-i şerîfler. Her ümmetin bir emîni vardır. Ey ümmetim! Bizim emînimiz de Ebû Ubeyde bin Cerrâh'tır. Bu hadîs, hadîs-i hâstır. (Sahîh-i Müslim)
→Kur’an ve TefsirHadîs-İ Hasen
Bildirenler (râvîler) sâdık (doğru) ve emîn (güvenilir) olmakla beraber hâfızası, anlayışı sahîh hadîsleri bildirenler kadar kuvvetli olmayan kimselerin bildirdiği hadîs-i şerîfler. YüceAllah, can boğaza gelmedikçe, (îmânlı) kulunun tövbesini kabûl eder. Bu hadîsi Tirmîzî rivâyet…
→Dil ve Genel KültürHadîs-i ilâhî
Mânası Allah’a nispet edilen, lafzı Hz. Peygamber tarafından aktarılan kudsî hadis. Kur’ân âyeti değildir ve hadis usulü ölçüleriyle değerlendirilir.
→Kur’an ve TefsirHadîs-İ Kavî
Resûlullah efendimizin, söyledikten sonra, peşinden bir âyet-i kerîme okuduğu hadîs-i şerîfler.
→Hadis ve SünnetHadîs-İ Maktû'
Söyleyenleri (râvîleri), Tâbiîn-i kirâmakadar bilinip, Tâbiîn'den rivâyet olunan hadîs-i şerîfler. Tâbiîn'den rivâyet edilen, bildirilen maktû' hadîslerin sonraki râvîleri (nakledenleri) Ehl-i sünnet âlimlerinden iseler, bunlar hakîkaten hadîs-i maktû'dur. Mevdû sanmamalıdır. (İbn-i Kudâme-Buhârî)
→Dil ve Genel KültürHadîs-İ Mensûh
Peygamber efendimiz tarafından ilk zamanda söylenip, sonra değiştirilen hadîsler.
→Kur’an ve TefsirHadîs-İ Merdûd
Mânâsı olmayan ve rivâyet şartlarını taşımayan söz.
→Dil ve Genel KültürHadîs-İ Meşhûr
İlk zamanda bir kişi bildirmişken, ikinci asırda şöhret bulan, yâni bir kimsenin Resûl-i ekremden, o kimseden de, çok kimselerin ve bunlardan dahî, başka kimselerin işittiği hadîs-i şerîfler. Hadîs-i meşhûra inanmayan kâfir olur. (İbn-i Âbidîn)
→Kur’an ve TefsirHadîs-İ Mevdû
Bir hadîs imâmının şartlarına uymayan hadîs-i şerîfler. Bir müctehid (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerden hüküm çıkaran âlim), bir hadîsin sahîh (doğru) olması için, lüzûm gördüğü şartları taşımıyan bir hadîs için; "Benim mezhebimin usûlünün kâidelerine…
→Dil ve Genel KültürHadîs-İ Mevkûf
Eshâb-ı kirâma kadar râvîleri (nakledenleri) hep bildirilip, sahâbî olan râvînin, Resûl-i ekremden işittim demeyip, böyle buyurmuş dediği hadîs-i şerîfler.
→Kur’an ve TefsirHadîs-İ Mevsûl
Sahâbînin (Resûlullah efendimizin arkadaşları); "Resûlullah'tan işittim, böyle buyurdu" diyerek haber verdiği hadîs-i şerîfler. Bunda, Resûl-i ekreme kadar rivâyet edenlerin hiç birinde kesinti olmaz.
→Kur’an ve TefsirHadîs-İ Mu'allak
Baştan bir veya birkaç râvîsi(rivâyet edeni, nakledeni) veya hiçbir râvîsi belli olmayan hadîs-i şerîfler.
→Dil ve Genel KültürHadîs-İ Muddarib
Kitab yazanlara, çeşitli yollardan, birbirine uymayan şekilde bildirilen hadîs-i şerîfler.
→Dil ve Genel KültürHadîs-İ Muhkem
Te'vîle (yoruma, açıklamağa) muhtaç olmayan hadîs-i şerîfler.
→Dil ve Genel KültürHadîs-İ Munfasıl
Aradaki râvîlerden (nakledenlerden), birden ziyâdesi (fazlası) unutulmuş olan hadîs-i şerîfler.
→Hadis ve SünnetHadîs-İ Müfterâ
Müseylemet-ül-Kezzâb'ın ve ondan sonra gelen münâfıkların (kalbiyle inanmayıp, sözleriyle inandık diyenlerin), zındıkların (kâfirlerin), müslüman görünen dinsizlerin uydurma sözleri. Ehl-i sünnet âlimleri (Resûlullah efendimiz, dört halîfesinin ve ashâbının arkadaşlarının yolunda olan âlimler), müfterâ hadîsleri aramış,…
→Dil ve Genel KültürHadîs-İ Müsned-İ Muttasıl
Peygamber efendimize kadar râvîlerden (nakledenlerden) hiçbiri noksan olmayan hadîs-i şerîfler.
→Dil ve Genel KültürHadîs-İ Müsned-İ Münkatı'
Sahâbîden başka bir veya birkaç râvîsi (nakledeni) bildirilmeyen hadîs-i şerîfler.
→Dil ve Genel KültürHadîs-İ Müstefîz (müstefîd)
Söyleyenleri üçten çok olan hadîs-i şerîfler.
→Dil ve Genel KültürHadîs-İ Müteşâbîh
Te'vîle (açıklamaya, yorumlamaya) muhtâç olan hadîs-i şerîfler.
→Kur’an ve TefsirHadîs-İ Mütevâtir
Bir çok Sahâbînin Peygamber efendimizden ve başka bir çok kimsenin de bunlardan işittiği ve kitâba yazılıncaya kadar, böyle pek çok kimsenin haber verdiği hadîs-i şerîfler. Mütevâtir hadîsleri rivâyet edenlerin yalan üzerinde sözbirliği yapmaları mümkün…
→Dil ve Genel KültürHadîs-İ Nâsih
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin, son zamanlarında söyleyip, önceki hükümleri değiştiren hadîs-i şerîfleri.
→Ahlâk ve ÂdâbHadîs-İ Nefs
Kalbe gelip de, yapmakla yapmamak arasında tereddüde sebeb olan düşünce. Kalbe gelen düşünce beş derecedir: Birincisi, kalbde durmaz, uzaklaştırılır. Buna hâcis denir. İkincisi kalbde bir zaman kalır. Buna hâtır denir. Üçüncüsü, hadîs-i nefstir. Dördüncüsü,…
→Dil ve Genel KültürHadîs-İ Şâz
Bir kimsenin, bir hadîs âliminden işittim dediği hadîs-i şerîfler. Hadîs-i şâzlar kabûl edilir, fakat sened (vesîka) olamazlar. Âlim denilen kimse meşhûr bir zât değilse, kabûl olunmazlar.
→Dil ve Genel KültürHadîs-İ Zaîf
Sahîh ve hasen olmayan hadîs-i şerîfler. Zaîf hadîsi bildirenlerden birinin hâfızası, adâleti gevşek olur veya îtikâdında (inancında) şübhe bulunur. Zaîf hadîslere göre fazla ibâdet yapılır; fakat ictihâdda bunlara dayanılmaz.
→Dil ve Genel KültürHadîsü’s-sinn
Yaşı genç, delikanlı. Arapça tamlama yaşça yeni ve genç oluşu ifade eder; hadis rivayetiyle ilgili bir terim değildir.
→Tasavvuf ve TarikatHads
Arapça, vaki olmak, yok iken var olmak manasınadır. Bazı sufîler, Allah’ın toplumu uyarmak üzere, âlemde bir takım âyetler ortaya çıkardığını, belli kişileri uyarmak için de, kalblerindeki kötü duyguları giderdiğini söylerler.
→İnanç ve KelâmHadsî
Zihnin sür'atli fakat doğru bir şekilde netîceye ulaşması ile bilinen şey. Güneşe olan yakınlık ve uzaklığına göre, ayın ışığının değişmesi, azalıp çoğalması, aralarına dünyânın girmesiyle kararmasından, ayın, ışığını güneşten aldığının bilinmesi hadsîdir. (Molla Fenârî)…
→İbadet ve FıkıhHafî
Gizli, kapalı. 1. Usûl-i fıkıh ilminde, mânâsı açık olduğu hâlde söyleyenin maksadını ifâde etme husûsunda kapalı, gizli söz. "Kâtil mîrâsçı olamaz" hadîs-i şerîfinde kâtil lafzı hafîdir. Bu kelimenin, kasten bilerek adam öldürenin mîrâsçı olamıyacağı…
→İbadet ve FıkıhHafî Okumak
Namazda sessiz okumak. İmâmın öğlen, ikindi ve üç ve dört rek'atlı namazların üç ve dördüncü rek'atlarında sessiz okuması. Hafî okunacak yerde cehrî (açık), cehrî okunacak yerde hafî okunursa secde-i sehiv lâzım olur. (Halebî)
→Dil ve Genel KültürHafîf İkrâh
Şiddetli olmayan zorlama. Canın veya uzvun telefine yol açmayan, yalnız acı ve eleme sebeb olacak derecedeki dövme ve hapsetme gibi şeylerle yapılan zorlama. (Bkz. İkrâh) Hafif ikrâh karşısında kalan kimsenin riyâ yâni gösteriş yapması…
→İbadet ve FıkıhHafif Necâset
Eti yenen dört ayaklı hayvanların bevli (idrarı) ve eti yenmeyen kuşların pisliği. Hafif necâsetlerden bir uzva veya elbisenin bir kısmına bulaşınca bu kısım veya uzvun dörtte biri kadarı namaza zarar vermez. (İbn-i Âbidîn)
→Dil ve Genel KültürHafîf-Ül-Hâz
Zevcesi (hanımı) ve çocuğu olmayan. İki yüz yılından sonra, sizin en iyiniz, hafîf-ül-hâz olandır. (Hadîs-i şerîf-Keşf-ül-Hafâ) Hicretten (Resûlullah efendimizin Mekke'den Medîne'ye göç etmesinden) iki yüz sene sonra gelenler arasında bulunan; Bişr-i Hâfi, Bâyezîd-i Bistâmî…
→Tasavvuf ve TarikatHafifiyye
Abdullah b. Muhammed b. Hafif ez-Zabbî eş-Şirâzî (ö. 982)’nin görüşleri esas alınarak, XIV. asırda kurulmuş bir tasavvuf okulu.
→Kur’an ve TefsirHaham
Yahûdî din adamı. Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki: Ey îmân edenler! Muhakkak ki; hahamlardan ve râhiplerden bir çoğu, bâtıl sebeplerle, insanların mallarını yerler ve onları Allah'ın yolundan alıkorlar. Altını ve gümüşü yığıp…
→Hak
Toprak. tas. Türbe, bir ermişin gömülü olduğu yer. Hak-1 pay ve türab-ı kadem ayağın tozu anlamına gelir ve bir tevazu ifadesi olarak kullanılır. Safi tâ mânend-i hak ne şeved pâk neşeved, Safi toprak gibi…
→İbadet ve FıkıhHak (el-Hakk)
1. Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Vâcib-ül-vücûd yâni varlığı lâzım olan, hiç yok olmayan, dâimâ var olan ve kendisinden başkası yaratmaya lâyık olmayan. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: ...Allah, Hak'dır. (Müşriklerin) Allahü teâlâdan…
→Dil ve Genel KültürHak Teâlâ
Yüce Allah. Allah celle celâlühü. (Bkz. Allah) Hak teâlâ, intikâmın kul eli ile alır İlm-i hâli bilmiyenler, onu kul yaptı sanır. (M. Sıddîk bin Saîd)
→Tasavvuf ve TarikatHak Vere
“Yok” anlamına kullanılan bir tabirdir. Meselâ, “dede paran var mı?” sorusuna “yok” denmez, “Hak vere” denilirdi. Bu tabir aynı zamanda bir dua idi. Dilencilere para vermeyip “Allah versin” ifadesi ile baştan savulması da, bu…
→Bu görünüm temizlenmiş ilk 180 maddeyi gösteriyor. Harf, konu veya arama kullanarak listeyi daraltabilirsiniz.