Köken ve kullanım
i. fars.
Kaynaklardaki ortak açıklama
- Toprak.
- tas. Türbe, bir ermişin gömülü olduğu yer. Hak-1 pay ve türab-ı kadem ayağın tozu anlamına gelir ve bir tevazu ifadesi olarak kullanılır. Safi tâ mânend-i hak ne şeved pâk neşeved, Safi toprak gibi olmadıkca gerçek Sûfî olamaz Hak-cü Hep Hakk'ı arayan.
Tasavvuf Sözlüğü
Arapça’dır, gerçek anlamına gelir. Allah’ın güzel isimlerindendir (el-Hakk). Bununla ilgili bazı deyimler ve atasözleri şöyledir:Hak erenler : Allah’a ulaşmış, vuslat ehli kişiler, gerçek erenler.Hak etmek : Birşeye layık olmak. Veya dervişler arasında, yemeği tamamen bitirmek manasında kullanılan bir ifadedir: “Erenler, şu lokmayı hak et”.Hak ile Hak olmak : Sufinin varlığından, benliğinden sıyrılıp, irâdesini tamamiyle Allah’ın irâdesine bağlaması, demektir.Hakkından gelmek : Bir işi hakkıyla becermek.Onun hakkından Allah gelsin : Başedilemeyen kişiler hakkında kullanılır. Beddua.Hakk’a kavuşmak-Hakk’a yürümek : Ölmek manasına. Haklamak : Birşeyi tümden yapmak.Nutuk haklamak, nefes haklamak : Öğüdü tutmak, yerine getirmek.Haklı hayırlı : Mürşidin duası ve gülbangi.Haklı-hayırlı dilemek : Yapılan hizmet karşılığı himmet dilemektir.Mesela, mumları uyandıran (yakan) derviş, dâr’da durarak “hizmetimin haklı hayırlısı dilerim, Allah, eyvallah” der, Mürşid de ona haklı-hayırlı bir gülbank çeker. “Gerçeğe Hû” der ve herkesin yerine niyaz eder. Derviş, bu şekilde himmetini almış olur.Hak’ta Hak olmak, Hak vere, Hak vere olmak : Bir şeyin bittiğini ifâde etmek için kullanılır.Ekmek Hakta, ekmek Hak vere: Bitmiş, yok olmuş demektir. Derviş yanılıp “yok” derse, mürşid “şeytan yok olsun” diyerek, onu edebe çağırır. Yok yerine, hak olmuş demek, dervişlik edebidir.Hakkullah’a çıkmak : Bektaşî dervişleri, harman zamanı köylere çıkarak, dergâha ekin toplarlar. Verilen buğday, arpa, yulaf ve diğer ürünlere Hakkullah denir. Bu husus, daha ziyade Bektaşî tasavvuf geleneği için geçerlidir. Hasat zamanı, köylere giden dervişler “pîr hakkı”, “kazan hakkı”, “çelebi hakkı” adı altında tahıl toplarlardı. Dedelerin de “dâde hakkı” vardı.Uğurun Hakk’a olsun : Uğurlar olsun, diyene verilen karşılıktır. Hakk’a giden.Hak uğurum hakkı için: Bu bir yemin ifadesidir.Hak’tan gelen Hak’tır, inanmayan ahmaktır: Yapılan işin manevî cezası veya mükâfatı gelip çatınca söylenir.Hak deyince akan sular durur : Gerçeğe karşı konulamayacağını ifâde eder.Hak diyen mahrum kalmaz : Allah’a dayanıp bir işe girişenin mahrum kalmayacağını, başarılı olacağını bildirmek için söylenir.Tevhîd eden deli olmaz, Allah diyen mahrum kalmaz. Her seher açılır solmaz, Bahara erer gülümüz.Bezcizâde Muhyiddin (ö. 1611)Hak doğrudadır: Gerçeğin gerçek işte olduğunu bildirir.Hak, doğrunun yardımcısıdır : Allah’ın doğru kişilerin yardımcısı olduğunu ifade eder.Hakkı tanıyan bâtıla boyun eğmez : Gerçek inancın verdiği güveni, direnci, gücü ve kuvveti ifâde eder.Konu ile ilgili atasözü haline gelmiş bir beyti de zikretmek gerek:Hak, kulundan intikamın, gene kul ile alır, Bilmeyen ilm-i ledünnî, ânı kul etti sanır.“Hak söz acıdır”, “Hak söz ağu (zehir)’dan da acıdır”, “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar”, “Hak inci bile olsa acıdır”, hemen hemen aynı manayı ifâde eden deyim ve atasözleridir.Hak veli olduğundan şüphe yok, ama lafı ters anlıyorsun: Velilik taslayan kişi için, alay maksadıyla söylenir.Hak yerini buldu : Adaletin gerçekleşmesini ifâde eder.Hak yolunda yuvarlanan merdâne olur : Burada iki mana vardır: 1. Merdâne ercesine, erkekçe, 2. Uzun, yuvarlak taşa ve tahta yahut taştan, yuvarlak mermere de, merdâne denir. Silindir biçimli loğtaşıyla, toprak evlerin damlan yağmurdan sonra düzlenir. Hak yolunda olan kişi de önüne çıkan her işi başarır, merdâne (loğtaşı) gibi dümdüz eder, düzenler, düzeltir. “Allah apaçık bir Hak’tır” (Nur/25) âyetinin ifâde ettiği gibi, Hak, Allah’ın yüce isimlerinden birisidir.Şarkâvî’nin yaptığı açıklamaya göre, sufîler, hukûk’un zuhur ettiğinde, hazların (huzûz) kaybolduğunu kaydederler. Bu şu şekilde açıklanır: Mürid, irade, kasıt, ma’rifet ve hâli gerçekleştirme bakımından Allah’ın yoluna yöneldiği zaman, hazlar kaybolur. Çünkü mürid, kendini tamamen buna verince, artık nefsinin arzularıyla meşgul olamaz, onları düşünemez. Bu ikisi birbirine zıddır. Birbirine zıt olan hukuk bir araya gelemez.
Tasavvuf Sözlüğü
Farsça olan bu kelime, toprak manasına gelir. Sûfî toprağa benzetilmiştir. Ona her kötü ve çirkin şey atılır, ondan ise sadece gül ve çiçek biter. Bu, alçakgönüllülük ve kalb-i selimi ifade eder. Benliğin bulunmaması durumu, tevazu, toprak gibi olmak, hep olgunluğun tanımını verir.Hâk ol ki Hûda mertebeni eyleye âlî, Tâc-ı ser-i âlemdir o kim hâk-i kademdir,Ruhî
Tasavvuf Sözlüğü
Arapça, Hakk’ın şâhidleri demektir. Bu, dışta var olarak bulunan âlemin hakikatleridir. Zira, mükevvini (yaratıcıyı) gösterir.ŞEVAHİDÜ’T–