Ara
Menü
ذ

Abdu’l-Kerîm

Metin ve neşir kaydı

Kalıcı okuma konumu: terms-9437
Müellif
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Çevirmen
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Hazırlayan
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Baskı / nüsha
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Bölüm / şiir
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Kaynak
Tasavvuf Sözlüğü
Kaynak sayfası
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Varak
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Tamlık / kesilme
İncelenmedi; tamlık veya kesilme doğrulanmadı
Rivayet türü
Sınıflandırılmadı
Düzeltilmiş okuma

Ayrı bir düzeltilmiş okuma kaydı henüz yok. Gösterilen kaynak aktarımı onaylanmış düzeltme değildir.

Özgün dijital aktarım / ham OCR

CMS’deki metin burada değiştirilmeden saklanır; etiketler ve olası OCR hataları özgün aktarımın parçasıdır. Basılı nüsha ile karşılaştırma durumu yukarıdadır.

<p>el-Kerîm, fazilet türlerinin hepsine sahip anlamını ihtiva eder. Allah’ın, el-Kerîm isminin vechini gösterdiği (yani, el-Kerîm ibmine mazhar kıldığı) kişi. O, keremi tecellî ettirir. Zira, kerem O (Allah)nun kadrini bilmeyi ve O’nun sınırına tecâvüz etmemeyi gerektirir. Malumdur ki, kulun malı mülkü olmaz. O, kulları üzerine olan Allah’ın kerem ve cömertliğinin dışında, hiç bir şeyi kendisine bağlamaz (nisbet etmez). Zira, Mevlâ’sının cömertliği, kendi mülkünde, dilediği kişilere tahsis edilmiştir. Onu, keremiyle herkesin günahını örtmüş olarak görür. Abdü’l-Kerîm, kendisine kötülük yapanı, en güzel huyla ve muamele ile karşılık vererek, onu affeder. Hz. Ömer (r), “Seni Kerîm olan Rabbine karşı gurura sevkeden şey nedir?” (infitâr/6) âyetini işitince, “Senin keremin ya Rab!” demiştir. Bunun hüccet telkin etmeyle ilgili olduğunu söylemiştir. Kısaca, Allah’ın keremi yanında, tüm kulların günahlarının bir değere sahip olmadığını görür. Kereminin feyzi gereği, Allah’ın tüm nimetlerini sınırlı görmez. Böylece, fiilleri, keremi sebebiyle kendisine tecellî eden Rabbisinin ikramı olarak ortaya çıkması bakımından bu kul, insanların en cömerdi hâline gelir. Abdu’l-Cevvâd’ı da bununla kıyasla; çünkü kullarına onun cömertliğinin vasıtası ve ve el-Cevvâd isminin mazharı (ortaya çıktığı yer) olmuştur. Halk içinde, nefsini sevgilisine adayan kişiden daha cömert kim olabilir? Böylece o, kalbini, Allah’tan başkasına bağlamaz. Kur’an’da yirmi yedi yerde geçer.</p>

Metin ve neşir kaydı

Kalıcı okuma konumu: term_definitions-10563
Müellif
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Çevirmen
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Hazırlayan
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Baskı / nüsha
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Bölüm / şiir
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Kaynak
Tasavvuf Sözlüğü
Kaynak sayfası
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Varak
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Tamlık / kesilme
İncelenmedi; tamlık veya kesilme doğrulanmadı
Rivayet türü
Sınıflandırılmadı
Düzeltilmiş okuma

Ayrı bir düzeltilmiş okuma kaydı henüz yok. Gösterilen kaynak aktarımı onaylanmış düzeltme değildir.

Özgün dijital aktarım / ham OCR

CMS’deki metin burada değiştirilmeden saklanır; etiketler ve olası OCR hataları özgün aktarımın parçasıdır. Basılı nüsha ile karşılaştırma durumu yukarıdadır.

<p>el-Kerîm, fazilet türlerinin hepsine sahip anlamını ihtiva eder. Allah’ın, el-Kerîm isminin vechini gösterdiği (yani, el-Kerîm ibmine mazhar kıldığı) kişi. O, keremi tecellî ettirir. Zira, kerem O (Allah)nun kadrini bilmeyi ve O’nun sınırına tecâvüz etmemeyi gerektirir. Malumdur ki, kulun malı mülkü olmaz. O, kulları üzerine olan Allah’ın kerem ve cömertliğinin dışında, hiç bir şeyi kendisine bağlamaz (nisbet etmez). Zira, Mevlâ’sının cömertliği, kendi mülkünde, dilediği kişilere tahsis edilmiştir. Onu, keremiyle herkesin günahını örtmüş olarak görür. Abdü’l-Kerîm, kendisine kötülük yapanı, en güzel huyla ve muamele ile karşılık vererek, onu affeder. Hz. Ömer (r), “Seni Kerîm olan Rabbine karşı gurura sevkeden şey nedir?” (infitâr/6) âyetini işitince, “Senin keremin ya Rab!” demiştir. Bunun hüccet telkin etmeyle ilgili olduğunu söylemiştir. Kısaca, Allah’ın keremi yanında, tüm kulların günahlarının bir değere sahip olmadığını görür. Kereminin feyzi gereği, Allah’ın tüm nimetlerini sınırlı görmez. Böylece, fiilleri, keremi sebebiyle kendisine tecellî eden Rabbisinin ikramı olarak ortaya çıkması bakımından bu kul, insanların en cömerdi hâline gelir. Abdu’l-Cevvâd’ı da bununla kıyasla; çünkü kullarına onun cömertliğinin vasıtası ve ve el-Cevvâd isminin mazharı (ortaya çıktığı yer) olmuştur. Halk içinde, nefsini sevgilisine adayan kişiden daha cömert kim olabilir? Böylece o, kalbini, Allah’tan başkasına bağlamaz. Kur’an’da yirmi yedi yerde geçer.</p>

Tasavvuf Sözlüğü

Tasavvuf Sözlüğü

el-Kerîm, fazilet türlerinin hepsine sahip anlamını ihtiva eder. Allah’ın, el-Kerîm isminin vechini gösterdiği (yani, el-Kerîm ibmine mazhar kıldığı) kişi. O, keremi tecellî ettirir. Zira, kerem O (Allah)nun kadrini bilmeyi ve O’nun sınırına tecâvüz etmemeyi gerektirir. Malumdur ki, kulun malı mülkü olmaz. O, kulları üzerine olan Allah’ın kerem ve cömertliğinin dışında, hiç bir şeyi kendisine bağlamaz (nisbet etmez). Zira, Mevlâ’sının cömertliği, kendi mülkünde, dilediği kişilere tahsis edilmiştir. Onu, keremiyle herkesin günahını örtmüş olarak görür. Abdü’l-Kerîm, kendisine kötülük yapanı, en güzel huyla ve muamele ile karşılık vererek, onu affeder. Hz. Ömer (r), “Seni Kerîm olan Rabbine karşı gurura sevkeden şey nedir?” (infitâr/6) âyetini işitince, “Senin keremin ya Rab!” demiştir. Bunun hüccet telkin etmeyle ilgili olduğunu söylemiştir. Kısaca, Allah’ın keremi yanında, tüm kulların günahlarının bir değere sahip olmadığını görür. Kereminin feyzi gereği, Allah’ın tüm nimetlerini sınırlı görmez. Böylece, fiilleri, keremi sebebiyle kendisine tecellî eden Rabbisinin ikramı olarak ortaya çıkması bakımından bu kul, insanların en cömerdi hâline gelir. Abdu’l-Cevvâd’ı da bununla kıyasla; çünkü kullarına onun cömertliğinin vasıtası ve ve el-Cevvâd isminin mazharı (ortaya çıktığı yer) olmuştur. Halk içinde, nefsini sevgilisine adayan kişiden daha cömert kim olabilir? Böylece o, kalbini, Allah’tan başkasına bağlamaz. Kur’an’da yirmi yedi yerde geçer.

Sözlüğe dön ←