ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
14 sonuç · “Abdu’l-Kerîm”
01Kesnezâniyye
Irak'ta gelişen Abdülkerîm Şah Kesnezânî nispetli Kādirî kol.
Abdülkerîm el-Cîlî
Abdülkerîm el-Cîlî (1365/66-1428), Yemen’de Şerefüddin el-Cebertî’nin terbiyesinde yetişen; Kādirî aidiyetini İbnü’l-Arabî’nin metafizik mirasıyla buluşturan ve insan-ı kâmil öğretisini kapsamlı bir sistem halinde açıklayan âlim, şair ve mutasavvıftır.
Abdülkerîm el-Kuşeyrî
Abdülkerîm el-Kuşeyrî (986-1072), Nîşâbur’da fıkıh, hadis, Eş‘arî kelâmı, tefsir ve tasavvufu birleştiren; er-Risâle ve Letâifü’l-işârât ile Sünnî tasavvuf dilinin başlıca kaynaklarını kuran âlim ve mürşiddir.
Abdülkerîm Şah el-Kesnezânî
Abdülkerîm Şah el-Kesnezânî (yaklaşık 1820-1899), Süleymaniye’nin Karadağ çevresinde Kādirî terbiyeyi aile ve bölge ağıyla birleştiren; adına Kesnezâniyye nispet edilen Berzencî şeyhidir.
Abdülkerîmzâde Abdullah Efendi
Abdülkerîmzâde Abdullah Efendi (ö. 1595), Ebüssuûd Efendi’den mülâzemet alan; Rüstem Paşa, Sahn, Şehzade ve Atik Valide medreselerinde ders verdikten sonra Galata kadılığı yapan Osmanlı âlimidir.
Abdülkerîmzâde İffetî Mustafa Efendi
Abdülkerîmzâde İffetî Mustafa Efendi (ö. 1726), Refdî Mehmed Efendi’nin oğlu; İstanbul medreselerinde ders veren, İffetî mahlasıyla Dîvân tertip eden ve Durmuşzâde Ahmed Efendi’den ta‘lik öğrenen Osmanlı âlimidir.
Abdülkerîmzâde Mehmed Efendi
Abdülkerîmzâde Mehmed Efendi (ö. 1568), Ebüssuûd ve Kemalpaşazâde çevresinde yetişen; müderrislik, kadılık ve Anadolu kazaskerliği yapan, tefsirden nahve uzanan eserler ve Arapça Kasîde-i Mîmiyye kaleme alan Osmanlı âlimidir.
Balıkesirli Kara Mehmed Efendi
Balıkesirli Kara Mehmed Efendi (ö. 1139/1726-27), Müfettişzâde Abdülkerîm Efendi’nin çevresinde yetişen; Bursa’nın çok sayıda vakıf medresesinde ve İnegöl İshak Paşa Medresesi’nde yaklaşık otuz beş yıl ders veren Osmanlı müderrisidir.
Bolbolcızâde Şeyh Abdülkerim Fethî Efendi
Bolbolcızâde Abdülkerim Fethî Efendi (ö. 1694), Abdülehad Nûrî-i Sivâsî’nin halifesi; Fatih, Beyazıt, Süleymaniye ve Ayasofya kürsülerinde vaaz veren müfessir, şair ve Halvetî-Sivâsî mürşididir.
İştibîzâde Seyyid Ahmed Efendi
İştibîzâde Seyyid Ahmed (ö. 9 Rebîülevvel 1070/1659), Halvetî İştibî Emir Seyyid Abdülkerim'in torunu; babası Şeyh Mustafa'dan sonra Bursa'daki aile zâviyesinin postuna geçen şeyhtir.
Kādızâde Mustafa Hilmî
Kādızâde Mustafa Hilmî (952–977/1545-46–1569), şeyhülislâm Kādızâde'nin oğlu; Abdülkerîmzâde çevresinde yetişmiş, Şah-ı Hûbân Medresesi'nde ders vermiş ve Hilmî mahlasıyla şiir söylemiştir.
Kerîmzâde Mülâzımı Kara Mehmed Efendi
Kerîmzâde Mülâzımı Kara Mehmed Efendi (ö. 1728), Kastamonu'dan İstanbul'a gelip Abdülkerîmzâde Refdî Mehmed'in öğrencisi olan ve Lefkoşa kadılığına tayin edilen Osmanlı âlimidir.
Manisalı Şeyh Seyyid Abdülkerim Efendi
Manisalı Seyyid Abdülkerim Efendi (ö. 1100/1688-89), Tekirdağlı Şeyh Muslî Efendi'nin yanında on iki yıl hizmet ettikten sonra Bursa'ya halife gönderilen Halvetî şeyhidir.
Abdu’l-Kerîm
el-Kerîm, fazilet türlerinin hepsine sahip anlamını ihtiva eder. Allah’ın, el-Kerîm isminin vechini gösterdiği (yani, el-Kerîm ibmine mazhar kıldığı) kişi. O, keremi tecellî ettirir. Zira, kerem O (Allah)nun kadrini bilmeyi ve O’nun sınırına tecâvüz etmemeyi gerektirir. Malumdur ki, kulun malı mülkü olmaz. O, kulları üzerine olan Allah’ın kerem ve cömertliğinin dışında, hiç bir şeyi kendisine bağlamaz (nisbet etmez). Zira, Mevlâ’sının cömertliği, kendi mülkünde, dilediği kişilere tahsis edilmiştir. Onu, keremiyle herkesin günahını örtmüş olarak görür. Abdü’l-Kerîm, kendisine kötülük yapanı, en güzel huyla ve muamele ile karşılık vererek, onu affeder. Hz. Ömer (r), “Seni Kerîm olan Rabbine karşı gurura sevkeden şey nedir?” (infitâr/6) âyetini işitince, “Senin keremin ya Rab!” demiştir. Bunun hüccet telkin etmeyle ilgili olduğunu söylemiştir. Kısaca, Allah’ın keremi yanında, tüm kulların günahlarının bir değere sahip olmadığını görür. Kereminin feyzi gereği, Allah’ın tüm nimetlerini sınırlı görmez. Böylece, fiilleri, keremi sebebiyle kendisine tecellî eden Rabbisinin ikramı olarak ortaya çıkması bakımından bu kul, insanların en cömerdi hâline gelir. Abdu’l-Cevvâd’ı da bununla kıyasla; çünkü kullarına onun cömertliğinin vasıtası ve ve el-Cevvâd isminin mazharı (ortaya çıktığı yer) olmuştur. Halk içinde, nefsini sevgilisine adayan kişiden daha cömert kim olabilir? Böylece o, kalbini, Allah’tan başkasına bağlamaz. Kur’an’da yirmi yedi yerde geçer.