HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği, doğumu ve nisbesi
Tam adı Kutbüddîn Abdülkerîm b. İbrâhîm b. Abdilkerîm el-Cîlîdir. 767/1365-66 yılında Bağdat yakınlarındaki Cîl kasabasında doğdu. “Cîlî” nisbesi bu yerle ilişkilidir. Kâtib Çelebi ve onu izleyen bazı bibliyografik kaynaklar kendisini Abdülkādir-i Geylânî’nin torununun oğlu olarak gösterir. Bu soy nispeti, eserlerinden anlaşılan Kādirî aidiyetiyle uyumludur; fakat hayatının ilk yılları, ailesi ve tahsil çevresi hakkında ayrıntılı çağdaş kayıt bulunmadığı için şecerenin her halkası kesin biyografik veri gibi sunulmamalıdır.
Hayatına dair bildiklerimizin sınırı
Cîlî’nin hayatı hakkındaki güvenilir bilgiler büyük ölçüde kendi eserlerindeki tarih ve yer kayıtlarından çıkarılır. Hangi hocalardan hangi ilimleri okuduğu, ailesi ve Bağdat’taki ilk çevresi aydınlık değildir. Buna karşılık eserleri onun Arap dili, kelâm, hadis, tefsir ve tasavvuf literatürüne hâkim, şiir söyleyebilen verimli bir müellif olduğunu açıkça gösterir.
Yemen ve Şerefüddin el-Cebertî
el-Kehf ve’r-rakīmde verdiği bilgiye göre Yemen’in Zebîd şehrinde Şerefüddin İsmâil el-Cebertî’nin müridi oldu. 799/1396-97 yılında arkadaşlarıyla şeyhinin mescidinde toplandıklarını kaydeder. Bu kayıt Cîlî’nin tasavvufî terbiyesini, tarih ve mekânı bilinen somut bir çevreye bağlayan en önemli biyografik veridir. Yemen yılları yalnız seyahat devresi değil, eserlerinin önemli kısmını biçimlendiren sohbet ve telif dönemidir.
Mezhep ve tarikat aidiyeti
Eserlerindeki ifadeler Hanbelî mezhebine ve Kādiriyye’ye mensubiyetini gösterir. Bununla birlikte Cîlî’nin yazılı mirası bir tarikat erkânı kitabından daha geniştir. Kādirî terbiye ile İbnü’l-Arabî’nin metafizik dilini bir araya getirerek varlık, insan, nübüvvet, velâyet, ilâhî isimler ve âlem tasavvufu üzerine sistemli metinler kaleme aldı.
İbnü’l-Arabî ile fikrî ilişkisi
Abdülkerîm el-Cîlî, İbnü’l-Arabî’nin fikirlerini en kapsamlı biçimde açıklayan sonraki dönem sûfî müelliflerden biridir. Vahdet-i vücûd, ilâhî isimler, varlık mertebeleri ve hazarât-ı hams konularında onun kurduğu kavramsal çerçeveyi izler. Fakat Cîlî’yi yalnız “İbnü’l-Arabî’nin özetçisi” saymak doğru değildir. Bazı meselelerde ona muhalefet ettiğini belirtir; geniş kavram örgüsünü kendi tecrübe, şiir ve açıklama düzeni içinde yeniden kurar.
İnsân-ı kâmil düşüncesi
Cîlî’ye göre insan, yalnız maddî beden veya ferdî benlik değildir. Ruh, kalp, akıl ve nefis mertebeleriyle ilâhî ve kevnî hakikatleri kendinde toplayabilecek bir varlıktır. Kâmil insan, varlık mertebelerini bir araya getiren, ilâhî isim ve sıfatların tecellilerine ayna olan kuşatıcı nüshadır. Bu aynalık insanı ilâhlaştırmaz; yaratılmış insanın kulluk içinde kendisine verilen istidatları gerçekleştirmesini anlatır.
İnsân-ı kâmilin en mükemmel örneği Hz. Muhammed’dir. Gavs ve kutub gibi velâyet makamları bu Muhammedî hakikate bağlılıkları ölçüsünde anlam kazanır. Diğer insanlar da kâmil örneğe nispetleri, ahlâkî ve mânevî terbiyeleri ölçüsünde kemale yaklaşırlar. Dolayısıyla kavram yalnız kozmolojik bir şema değil, peygamberî örneğe bağlı bir ahlâk ve seyrüsülûk fikridir.
el-İnsânü’l-kâmil
Tam adı el-İnsânü’l-kâmil fî ma‘rifeti’l-evâhir ve’l-evâil olan eser, onun en etkili kitabıdır. Varlığın başlangıcı ve sonu, ilâhî isimler, nübüvvet, velâyet, insanın mânevî yapısı ve âlem mertebelerini yoğun tasavvuf ıstılahlarıyla ele alır. Eser, Cîlî’nin bütün görüşlerini kolay bir el kitabı halinde sunmaz; bölümleri Kur’an, hadis, şiir, keşfî anlatım ve Ekberî kavram örgüsünü birlikte kullanır. Bu nedenle seçilmiş birkaç cümleyle değil, kavramların birbirine bağlı yapısı gözetilerek okunmalıdır.
Diğer eserleri
Günümüze ulaşan otuzdan fazla eseri bulunduğu kaydedilir. el-Kehf ve’r-rakīm, şeyhi ve Yemen çevresi hakkında biyografik ipuçları da taşır. Hakīkatü’l-yakīn, Merâtibü’l-vücûd, el-Menâzırü’l-ilâhiyye, en-Nâmûsü’l-a‘zam ve’l-kāmûsü’l-akdem, Kābe kavseyn ve mülteka’n-nâmûseyn, ed-Dürretü’l-‘ayniyye, Şerhu müşkilâti’l-Fütûhâti’l-Mekkiyye ve İbnü’l-Arabî’nin Kitâbü’t-Tecelliyâtına yazdığı Keşfü’l-gāyât öne çıkan metinleridir.
Türkçe tercümeler ve tesiri
el-İnsânü’l-kâmil ile Hakīkatü’l-yakīn, Lâ‘lîzâde Abdülbâki tarafından Osmanlı Türkçesine tercüme edildi. Bu tercümeler Cîlî’nin kavramlarının Osmanlı tasavvuf çevrelerinde dolaşıma girmesinde etkili oldu. Eserleri Doğu Hindistan başta olmak üzere İslâm dünyasının farklı bölgelerinde okundu; insan, varlık ve Muhammedî hakikat üzerine sonraki yorumları besledi.
Vefatı
832/1428 yılında Bağdat’ta vefat ettiği kabul edilir. Bazı modern yayınlarda farklı ölüm tarihleri görülse de bu dosyada TDV maddesinin dayandığı 832/1428 kaydı esas alınmıştır. Hayatının ayrıntıları sınırlı olmakla beraber eserlerinin genişliği, onu geç ortaçağ tasavvuf düşüncesinin en önemli sistem kurucu müelliflerinden biri haline getirmiştir.