Ara
Menü

Muhyiddin İbnü'l-Arabî

Muhyiddin İbnü'l-Arabî (17 Ramazan 560 / 28 Temmuz 1165, Mürsiye – 22 Rebîülâhir 638 / 10 Kasım 1240, Dımaşk); Şeyhü'l-Ekber . el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye ve Fusûsü'l-hikem müellifi. Kendisine mal edilen “vahdet-i vücûd” tabiri eserlerinde bir terim olarak hiç geçmez.

Doğum
1165
Vefat
1240
Unvan
Endülüslü sûfî müellif ve Ekberî düşünce geleneğinin merkez şahsiyeti

Mürsiye'de bir aile

17 Ramazan 560 (28 Temmuz 1165) tarihinde Endülüs'ün güneydoğusundaki Tüdmîr (Teodomiro) bölgesinin başşehri olan Mürsiye'de (Murcia) doğdu. Eserlerinde yeri geldikçe ailesi, yakınları, hocaları, yaşadığı yerler ve tanımış olduğu şahsiyetler hakkında bilgiler vermekte olup hakkında bilinenler geniş ölçüde bunlara dayanmaktadır.

Babası Ali b. Muhammed, Abbâsî Halifesi Müstencid-Billâh'ın kumandanı ve yöre valisi Muhammed b. Sa'd İbn Merdenîş'in hürmet ettiği bir kişiydi, aynı zamanda filozof İbn Rüşd'ün yakın arkadaşıydı.

İbnü'l-Arabî babasının çok Kur'an okuyan, fıkıh ve hadis ilmiyle uğraşan takvâ sahibi bir zat olduğunu, Nûr isimli annesinin ise ensar soyundan geldiğini, Fâtıma bintü'l-Müsennâ adlı bir kadın velînin sohbetlerine katıldığını söyler.

İbnü'l-Arabî soylu bir Arap sülâlesinden geldiğini, ceddinin Benî Tay kabilesine mensup bulunduğunu ve cömertliği ile meşhur cahiliye dönemi şairlerinden Hâtim et-Tâî'nin de büyük dedelerinden biri olduğunu belirtmektedir.

Adı ve lakapları

İbnü'l-Arabî'nin görüşlerini takdir edenler onun tasavvufta otorite oluşunu kendisine “Şeyhü'l-Ekber”, dinî ilimlerde müceddid oluşunu da “Muhyiddin” lakaplarını vererek ifade etmek istemişlerdir.

Mâlikî kadısı ve kelâm âlimi Ebû Bekir İbnü'l-Arabî'den (ö. 543/1148) ayırt edilebilmesi için bazı kaynaklarda adı İbn Arabî şeklinde de yazılmıştır. Ancak kendi adını birçok yerde Muhammed İbnü'l-Arabî olarak kaydettiğinden bu şeklin tercih edilmesi daha doğrudur.

İşbîliye ve halvet

İbnü'l-Arabî sekiz yaşına gelinceye kadar bu şehirde ikamet eden ailesi, bir süre sonra Endülüs'ün o sıradaki başşehri olan İşbîliye'ye (Sevilla) göç etti.

Bölgenin yeni emîri Ebû Ya'kūb el-Muvahhidî kültüre önem veren bir devlet adamıydı; etrafına İbn Tufeyl, İbn Rüşd ve İbn Zühr gibi meşhur ilim ve fikir erbabını toplamıştı.

İbnü'l-Arabî, İşbîliye'de böyle bir kültür ortamında bulûğ çağlarında bir mânevî işaretle inzivaya çekilip kendi iç âlemindeki hazineleri ortaya çıkarmaya karar verdiğini, bazan on dört ay kadar süren bu halvet ve riyâzetlerin neticesinde mârifet kapılarının kendisine yavaş yavaş açılmaya başladığını söyler.

Tahsili

İbnü'l-Arabî, ilk Kur'an derslerini “ehl-i tarîk” olduğunu bildiği komşuları Ebû Abdullah el-Hayyât adlı bir kişiden aldı.

İlk halvetlerinden birinde gerçekleştiğini söylediği mânevî görüşmesinde Hz. Peygamber'in kendisine yönelttiği, “Bana sımsıkı tutun kurtulursun” şeklindeki buyruğunu hadisleri zâhiren de tahsil etme mânasında anlayarak uzun bir süre hadis ilmiyle meşgul oldu.

Alet ilimlerinin sûfî olmayan kimselerden de alınabileceği görüşünde olduğundan İbn Hubeyş, İbn Ât, İbn Bakī ve İbn Vâcib gibi hadisçilerden hadis okudu. On sekiz yaşında iken Lahmî'den kırâat-i seb'a, aşere ve takrîb öğrenimi gördü. Kadı İbn Zerkūn'un derslerine uzun bir süre devam edip icâzet aldı; bütün hocalarının ve okuduğu kitapların listesini el-İcâze adlı eserinin başında saymıştır.

Başlangıçta kendisine dertlerini açacağı hiçbir rehberi olmadığını söyleyen İbnü'l-Arabî sonraları gerek zâhir gerekse bâtın ehli birçok üstattan istifade etmiş; kendilerinden faydalandığı 300'ü aşkın kişinin mânevî hallerine ve hikmetli sözlerine yeri geldikçe isimlerini de vererek temas etmiştir. İlk mürşidinin adını Ebü'l-Abbas el-Uryebî olarak verir.

Batı'dan Doğu'ya

Yirmi altı yaşında iken Cezîretülhadrâ (Algeciras), Sebte (Ceuta), Fas ve Tilimsân yoluyla Tunus'a giden İbnü'l-Arabî bir süre burada kalarak aralarında, daha sonra el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye'yi kendisine ithaf edeceği Şeyh Abdülazîz el-Mehdevî'nin de bulunduğu sûfîlerle görüştü.

Birkaç defa gittiği Fas'ta dört yıl kadar kaldı. Kendisine yaklaşık yirmi üç yıl arkadaşlık ve yoldaşlık edecek olan Abdullah Bedr el-Habeşî ile burada karşılaştı.

Fas'tan ayrıldıktan sonra Gırnata ve Kurtuba'ya geçti. Bu onun doğup büyüdüğü Avrupa kıtasındaki son ikameti oldu.

Merakeş'te iken aldığını söylediği mânevî bir işaretle 596'da (1200) Doğu'ya doğru yola çıktı. Gayesi sûfî Ebû Medyen'in ikamet ettiği Bicâye şehrine gidip kendisiyle görüşmekti. Ancak Ebû Medyen bir süre önce (594/1198) vefat etmiş olduğundan görüşmek mümkün olmadı.

Mekke ve Fütûhât

İbnü'l-Arabî 597'de (1201) Tunus'a giderek Abdülazîz el-Mehdevî ile buluştu. Aynı yıl hacca gitmek üzere Tunus'tan ayrıldı. Önce Mısır'a, oradan Kudüs'e geçti. Kudüs'ten yaya olarak Mekke'ye doğru yola çıktı.

Mekke'de ders halkalarına devam etti, Harem-i şerif'te tavafla meşgul oldu, bunun dışındaki zamanını murakabeyle geçirdi. Bu arada Kâbe'yi muhatap alarak yazdığı mektupları Tâcü'r-resâil adlı kitabında topladı.

Yirmi üç yılda tamamlanan el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye ilk defa burada kendisine ilham edilmeye başlandı.

Anadolu yılları

İbnü'l-Arabî, Mekke'de yaklaşık iki buçuk yıl kaldıktan sonra bir hac kafilesine katılarak Bağdat'a gitti (601/1204). Burada on iki gün kadar ikamet edip Musul'a geçti. Musul'da bir yıl kadar kalan İbnü'l-Arabî, ibadetlerin sırlarına dair et-Tenezzülâtü'l-Mevsıliyye adlı eserini burada kaleme aldı.

Ertesi yıl (Zilkade 602 / Haziran 1206) Urfa, Diyarbekir, Sivas üzerinden Malatya'ya geldi. Bağdat'tan bu yana Sadreddin Konevî'nin babası Mecdüddin İshak ve Abdullah Bedr el-Habeşî de kendisine refakat etmekteydi.

Bu sırada ikinci defa Anadolu Selçuklu tahtına çıkan I. Gıyâseddin Keyhusrev eski dostu Mecdüddin İshak'ı Konya'ya çağırınca İbnü'l-Arabî de onunla beraber Konya'ya gitti; bu arada Evhadüddîn-i Kirmânî ile görüştü.

İbnü'l-Arabî, Halep ve Sivas'a yaptığı seyahatlerden sonra 615'te (1218) Malatya'ya yerleşti. Dostu Mecdüddin İshak vefat edince vasiyeti üzerine dul kalan hanımıyla evlendi. Oğlu Sa'deddin Muhammed büyük ihtimalle burada dünyaya geldi.

Dımaşk ve vefatı

Dımaşk'a yerleştikten sonra kendisine vâki olan mübeşşiratta, Hz. Peygamber'in elinde bir kitapla zuhur ederek, “Bu elimdeki, hikmetlerin yuvalarını (fusûsü'l-hikem) gösteren bir kitaptır, bunu al ve faydalanacak kimselere açıkla” dediğini nakleden İbnü'l-Arabî, bu işaret üzerine Fusûsü'l-hikem'i 627 (1230) yılında burada telif etti.

Daha sonra zamanının büyük bir kısmını el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye'yi gözden geçirmeye ve yeniden yazmaya ayırdı. İlk nüsha üzerine birçok ilâve ve tashih ihtiva eden bu ikinci nüshayı vefatından bir yıl kadar önce tamamladı.

22 Rebîülâhir 638 (10 Kasım 1240) tarihinde Dımaşk'ta Benî Zekî'lerin mâlikânesinde vefat eden İbnü'l-Arabî, Kāsiyûn dağı eteğindeki Sâlihiye semtinde bulunan Kadı Muhyiddin İbnü'z-Zekî ailesinin kabristanına defnedildi.

Daha sonra iki oğlunun da gömüldüğü bu yer sonraki devirlerde Şam bölgesinde yaygınlık kazanmaya başlayan tasavvuf karşıtı akımların oluşturduğu aleyhte propagandalar neticesinde bakımsız kalarak unutulmaya yüz tuttu.

Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi dönüşünde uğradığı Şam'da ilk iş olarak onun kabrinin yerini tesbit ettirerek üzerine bir türbe, yanına da bir cami ve bir tekke yaptırmıştır. II. Abdülhamid tarafından tamir ettirilen türbe bugün de şeyhi sevenlerce ziyaret edilmektedir.

Evlilikleri

İbnü'l-Arabî, ilk evliliğini memleketinin ileri gelen şahsiyetlerinden Abdûn el-Bicâî'nin kızı ile İşbîliye'de iken yaptı. İkinci defa Mekke'de Haremeyn Emîri Yûnus b. Yûsuf'un kızı ile evlendi; bu evliliğinden Muhammed İmâdüddin adındaki oğlu oldu.

Üçüncü evliliğini Malatya'da Sadreddin Konevî'nin dul annesiyle yaptı. Dördüncü olarak Dımaşk Mâlikî kadısı Zevâvî'nin kızıyla evlendiği kaydedilmektedir. İkinci oğlu Muhammed Sa'deddin'in Malatya'da doğduğunu bildiren kaynaklar esas alındığında onun üçüncü evlilikten olduğu kabul edilir. Bu durumda Muhammed Sa'deddin, Sadreddin Konevî'nin üvey kardeşidir.

COĞRAFÎ HAFIZA12 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi12 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Hayatından kayıtlar

İlk 6 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

İbn Rüşd ile görüşme

Felsefe ile keşfin karşılaşması.

Metni gösterMetni daralt

Bu sıralarda henüz on beş-on altı yaşlarında bulunan İbnü'l-Arabî, İbn Rüşd'ün dikkatini çekmiş, İbn Rüşd bu gençle tanışmak için babasından görüşme talebinde bulunmuştu.

İbnü'l-Arabî, filozofun kendisine, “Senin keşif ve feyz-i ilâhîde bulduğun şey mantığın (nazar) bize verdiği şey midir?” diye sorduğunu, ona hem “evet” hem “hayır” diye cevap verdiğini, “Bu ‘evet' ve ‘hayır' arasında ruhlar yerlerinden, boyunlar cesetlerinden fırlar” deyince İbn Rüşd'ün benzinin sarardığını, titremeye başladığını, birden sanki elli yaş yaşlandığını söyler.

Görüşmenin sonunda İbn Rüşd'ün, herhangi bir eğitim ve öğrenim görmeden bilgisiz olarak halvete girip de böyle bir bilgiyle oradan çıkan birini kendisine tanıttığı için Allah'a şükrettikten sonra, “Zira artık bu gibi hallerin erbabı kalmadı, biz hiç görmedik” dediğini, kendisinin de, “Allah'a hamdolsun ki işte biz bu zamanda bunlardan biriyiz” diye karşılık verdiğini kaydeder.

Çerçeve. Sahne tek kaynaktan — İbnü'l-Arabî'nin kendi kaleminden — gelir; kaynak bunu “felsefî bakış açısıyla tasavvufî bakış açısının mukayesesi bakımından önemli semboller içeren bir görüşme” diye niteler. İbn Rüşd, babasının yakın arkadaşıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İbnü'l-Arabî, el-Fütûhât (nşr. Osman Yahyâ), II, 372-373.
BİYOGRAFİK KAYIT

“Sîn Şîn'e girince Muhyiddin'in kabri ortaya çıkar”

Yavuz'un bulduğu mezar.

Metni gösterMetni daralt

Defnedildiği yer sonraki devirlerde Şam bölgesinde yaygınlık kazanmaya başlayan tasavvuf karşıtı akımların oluşturduğu aleyhte propagandalar neticesinde bakımsız kalarak unutulmaya yüz tuttu.

Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi dönüşünde uğradığı Şam'da ilk iş olarak onun kabrinin yerini tesbit ettirerek üzerine bir türbe, yanına da bir cami ve bir tekke yaptırmıştır.

Abdülvehhâb b. Ahmed eş-Şa'rânî'nin naklettiği meşhur bir rivayete göre İbnü'l-Arabî, kabrinin harap olacağını ve Yavuz Sultan Selim tarafından ihya edileceğini, “Sîn (Selim) Şîn'e (Şam) girince Muhyiddin'in kabri ortaya çıkar” şeklindeki rumuzlu ifadesiyle önceden bildirmiştir.

Çerçeve. Rivayet, olaydan sonra yazılmış bir kaynakta yer alır; sîn ve şîn harflerinin başka okumalara da açık olması, rumuzun sonradan tamamlanmış olabileceğini gösterir. Türbe II. Abdülhamid tarafından tamir ettirilmiş, bugün de ziyaret edilmektedir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Şa'rânî, el-Kibrîtü'l-ahmer, I, 188.
BİYOGRAFİK KAYIT

Hızır'dan iki defa hırka

Silsilesinin dayandığı iki an.

Metni gösterMetni daralt

Gerçek tahkik yoluna intisabının bu yıllarda Hızır ile ilk karşılaşıp ondan hırka giymesinden sonra gerçekleştiğini söyler.

Musul'un dışında, Muklâ denilen yerdeki bir bahçede yaşayan Ali b. Abdullah b. Câmî'nin Hızır'dan hırka giydiğini, daha sonra aldığı bir işaret üzerine bu hırkayı aynı yerde kendisine giydirdiğini söyler.

Çerçeve. Aynı hırka iki yoldan gelir: doğrudan ve bir aracı vasıtasıyla. Ayrıca görüşemediği Ebû Medyen'in ruhaniyetinden hayatı boyunca istifade ettiğini sık sık belirtmiştir — silsilesinde tarihî halkalar kadar üveysî bağlar da vardır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İbnü'l-Arabî, el-Fütûhât, I, 186-187.
BİYOGRAFİK KAYIT

Yazmayan müellif

“İlâhî imlâ” iddiası ve müsveddesizlik.

Metni gösterMetni daralt

İbnü'l-Arabî eserlerini herhangi bir müellif gibi düşünüp taşınarak yazmadığını, bu eserlerde yer alan bilgilerin zihinsel ürünler olmaktan ziyade birer “ilâhî imlâ” olduğunu özellikle vurgular.

Hatta bu sebeple kitaplarında yer yer düzensizliklerin göze çarpabileceğini, ancak bunların kendi iradesiyle olmadığını da vurgular. Nitekim el-Fütûhât'ın usulden bahseden 88. bölümünün mantıkî olarak şimdi bulunduğu yerden daha önce gelmesi gerektiğini, ancak bunun kendi iradesi dışında bu şekilde yerleştirildiğini belirtir.

Ciltler tutan eserleri bulunan müellifin müsvedde yapma âdeti olmadığını ve bütün yazılarını kendisine geldiği gibi kaleme aldığını söylemesi de ilginçtir.

Çerçeve. Henry Corbin, bu yönüyle İbnü'l-Arabî'nin eserlerindeki üslûbun filozofların tuttuğu Aristocu mantıkî teselsül yolunu değil Stoacılar'ın üslûbunu andırdığını söyler. Buna karşılık Fütûhât'ı yirmi üç yılda yazıp bir de baştan sona gözden geçirmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İbnü'l-Arabî, el-Fütûhât, I, 59-60; IV, 611.
BİYOGRAFİK KAYIT

Selçuklu sultanına yazılan mektup

Keykâvus'a Haçlılar hakkında ikaz.

Metni gösterMetni daralt

İbnü'l-Arabî bu yıllarda mânevî evlâdı olarak gördüğü Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykâvus'a hıristiyanlara karşı tâvizkâr davrandığı için bir mektup yazarak savaşla onları zimmî hükmü altına almasını tavsiye etti ve kâfirlerin en şiddetlisi dediği Haçlılar'ın ele geçirdiği beldelerden — bu belde Kudüs bile olsa — müslümanların derhal hicret etmesi gerektiğini söyledi.

Onun bu mektubunun daha önce sultanın yazdığı bir mektuba cevap olduğu anlaşılmaktadır.

Sivas'ta iken de Keykâvus'un Antakya'da Franklar'a karşı cihad ilân edeceğini ve şehri kuşatıp muzaffer olacağını rüyasında görmüş, bunu bir şiirle sultana Malatya'dan bildirmişti.

Çerçeve. Kaynak, Miguel Asin Palacios'un, onun 612'de (1215) Konya'ya gelmesinin tek sebebinin sultanı hıristiyanlara karşı kışkırtmak olduğunu ileri sürdüğünü de kaydeder; bu, bir müsteşrik yorumudur, kaynağın hükmü değildir. Mektubun bir cevap olması, teşebbüsün sultandan geldiğini gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İbnü'l-Arabî, el-Fütûhât, IV, 460; II, 241, 260-261.
BİYOGRAFİK KAYIT

Fahreddin er-Râzî'ye yazdığı mektup

Bir kelâmcıya yapılan çağrı.

Metni gösterMetni daralt

Kendisinde istidat sezdiği Fahreddin er-Râzî'ye bir mektup yazarak takip ettiği metodun yanlış olduğunu ve tasavvufla daha ciddi olarak ilgilenmesi gerektiğini bildirmiştir.

Çerçeve. Fahreddin er-Râzî, dönemin en büyük kelâmcı-filozofudur. İbnü'l-Arabî kelâm ilmine mesafelidir: “Bir şehirde bir kelâmcının bulunması yeterlidir” der ve kelâmcıların “ancak kelâm kitaplarını okumak suretiyle doğru itikada sahip olunabilir” sözüne “Ben böyle bir görüşten Allah'a sığınırım” diye karşılık verir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbnü'l-Arabî, Muhyiddin”, c. 20, s. 493-516.

Eserleri ve metinleri

İlk 4 kayıt gösteriliyor

ESER / METİN

el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye

Yirmi üç yılda yazılan ana eseri.

Metni gösterMetni daralt

Yirmi üç yılda tamamlanan el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye ilk defa Mekke'de kendisine ilham edilmeye başlandı.

İbnü'l-Arabî, bu kitapta yazdıklarının hepsinin ya Kâbe'yi tavaf ederken veya murakabe için Harem-i şerif'te oturduğu esnada Allah'ın kendisine açmış olduğu şeyler olduğunu ve ilk önce kendisine bunların okutulduğunu, ardından “rabbânî ilkā ve ilâhî imlâ” ile satıra geçirildiğini söyler.

Zamanının büyük bir kısmını eseri gözden geçirmeye ve yeniden yazmaya ayırdı; ilk nüsha üzerine birçok ilâve ve tashih ihtiva eden bu ikinci nüshayı vefatından bir yıl kadar önce tamamladı.

Eseri, Tunus'ta tanıştığı Şeyh Abdülazîz el-Mehdevî'ye ithaf etmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İbnü'l-Arabî, el-Fütûhât, I, 10, 239; II, 456; III, 504.
ESER / METİN

Fusûsü'l-hikem

Bir rüya üzerine yazılan kitap.

Metni gösterMetni daralt

Dımaşk'a yerleştikten sonra kendisine vâki olan mübeşşiratta, Hz. Peygamber'in elinde bir kitapla zuhur ederek, “Bu elimdeki, hikmetlerin yuvalarını (fusûsü'l-hikem) gösteren bir kitaptır, bunu al ve faydalanacak kimselere açıkla” dediğini nakleden İbnü'l-Arabî, bu işaret üzerine Fusûsü'l-hikem'i 627 (1230) yılında burada telif etti.

Çerçeve. Yirmi yedi peygamberin “hikmet”i üzerine kurulu bu kitap, İslâm düşüncesinde en çok şerhedilen metinlerdendir; Sadreddin Konevî'den Dâvûd-i Kayserî'ye, Molla Câmî'den Abdülkerîm el-Cîlî ve Abdullah Bosnevî'ye uzanan bir şerh geleneği doğurmuştur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbnü'l-Arabî, Muhyiddin”, c. 20, s. 493-516.
ESER / METİN

et-Tenezzülâtü'l-Mevsıliyye ve Tâcü'r-resâil

Yolculuk şehirlerinde yazılanlar.

Metni gösterMetni daralt

Musul'da bir yıl kadar kalan İbnü'l-Arabî, ibadetlerin sırlarına dair et-Tenezzülâtü'l-Mevsıliyye adlı eserini burada kaleme aldı.

Mekke'de Kâbe'yi muhatap alarak yazdığı mektupları Tâcü'r-resâil adlı kitabında topladı.

Hocalarının ve okuduğu kitapların listesini el-İcâze adlı eserinin başında saymıştır (s. 23-32); faydalandığı 300'ü aşkın kişiye el-Fütûhât, Kitâbü'l-Kutb, Dürretü'l-fâhire ve Rûhu'l-kuds gibi eserlerinde temas eder.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbnü'l-Arabî, Muhyiddin”, c. 20, s. 493-516.
ESER / METİN

Son okunan kitap

Vefatından yirmi gün önce.

Metni gösterMetni daralt

Ölümünden yirmi gün önce talebesi Sadreddin Konevî ve İbn Sevdekîn'in Kitâbü'l-İsfâr'ını kendisine kıraat ettikleri bilinmektedir.

Çerçeve. Sadreddin Konevî, aynı zamanda üçüncü hanımının oğludur; İbnü'l-Arabî'nin görüşlerini sistemleştirip Anadolu'ya taşıyan da odur. Vahdet-i vücûd tabirini terim anlamına yakın şekilde ilk kullanan da Konevî'dir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbnü'l-Arabî, Muhyiddin”, c. 20, s. 493-516.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

KAVRAM

“Vahdet-i vücûd” tabiri onun değildir

En yaygın yanlışın tashihi.

Metni gösterMetni daralt

Sanılanın aksine bu tabir bir terim olarak İbnü'l-Arabî'nin eserlerinin hiçbir yerinde geçmez. Çünkü o bu mânayı bir değil birçok ibare, istiare ve kelimeyle anlatır.

Tesbitimize göre İbnü'l-Arabî vahdet-i vücûd tabirini sadece, “Bana senin vücûdunun vahdetini şühûd ettir” anlamındaki bir duasında kullanmıştır. Fakat görüldüğü gibi vahdet-i vücûd ifadesi burada bir terim olarak kullanılmamıştır.

Vahdet-i vücûd tabiri, bilinen terim mânasına yakın anlamıyla ilk defa Sadreddin Konevî ve daha sonra da talebesi Saîdüddin el-Fergānî tarafından kullanılmıştır. Ancak onların bu kavrama yükledikleri anlam yine de çok esnek ve şeffaftır.

Çerçeve. Onun anlattığı şey “muvahhidin işleri”dir: muvahhid, görüntüdeki çeşitliliğe ve çokluğa rağmen hakikatte birlik ve bir varlık olduğunu keşfedip bunu tasdik eden kimse demektir. İbnü'l-Arabî'ye göre şirk vücûdun çokluğu demektir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbnü'l-Arabî, Muhyiddin”, c. 20, s. 493-516.
KAVRAM

Vahdet-i vücûd mu, vahdet-i şühûd mu?

Sonradan kurulan bir karşıtlık.

Metni gösterMetni daralt

İbnü'l-Arabî vahdet-i vücûdcudur ve vahdet-i şühûda karşıdır gibi bir fikir ileri sürmek, onun görüşlerini enine boyuna incelemeden verilmiş acele bir hükümdür. Burada onun bu iki terimi hiç kullanmadığını özellikle belirtmek gerekir.

İbnü'l-Arabî bir yerde bunu şöyle ifade eder: “Her ne şey ki vücûddadır o Hak'tır ve her ne ki şühûddadır o halktır.” Ona göre umûm-i vücûd Allah'ındır, umûm-i şühûd ehlullahındır.

Bütün bunlardan İbnü'l-Arabî'de vücûdun tasavvufî-ontolojik, şühûdun ise tasavvufî-epistemolojik bir kavram olduğu anlaşılmaktadır. Netice olarak bu durumun hiçbir zaman onda bir problem olmadığı, yerine göre her iki kavramı da beraberce işlediği söylenebilir.

Çerçeve. İki terim arasındaki karşıtlık, dört asır sonra İmâm-ı Rabbânî ile kurulmuştur; İbnü'l-Arabî'nin metinlerinde böyle bir çatışma yoktur. Kaynak ehl-i vücûd ve ehl-i şühûdun nihayetinde ahadiyyetü'l-cem' makamında bir ve aynı şey olacağını kaydeder.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbnü'l-Arabî, Muhyiddin”, c. 20, s. 493-516.
TARİHÎ KAYIT

A'yân-ı sâbite

Varlıkların ilâhî ilimdeki hakikatleri.

Metni gösterMetni daralt

A'yân-ı sâbite, varlıkların dış dünyada var olmadan önce Allah'ın ilminde bulunan değişmez hakikatleridir.

Onun “a'yân-ı sâbite” görüşü Mu'tezilîler'in “ma'dûmât”ı ile benzerlikler gösterir. Aynı şekilde küllîler görüşü İbn Sînâ'nın bu konudaki görüşüne benzer.

İbnü'l-Arabî'nin vahdet ve kesret görüşünün Eş'arîler'in cevher ve arazlar hakkındaki görüşlerine, kader görüşünün yine onların kader görüşüne, ilâhî sıfatlar konusundaki görüşlerinin de Mu'tezilîler'e benzediği söylenebilir.

Çerçeve. Bu benzerlikler bir mezhebe mensubiyet değil, aynı meselelere farklı bir yoldan varmaktır: ilke olarak kelâm ilminin öncüllerini ve metodunu pek benimsememiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbnü'l-Arabî, Muhyiddin”, c. 20, s. 493-516.
TARİHÎ KAYIT

Muhakkikler

Her sûfî onun “ashabı” değildir.

Metni gösterMetni daralt

İbnü'l-Arabî sûfîleri de bir tasnife tâbi tutmuş, bunların içerisinde “bizim ashabımız” dediği muhakkikleri diğerlerinden farklı değerlendirmiştir.

Muhakkiklerden kastının “ashâb-ı kulûb” yani hakikat, tahkik, müşâhede ve mükâşefe ehli olduğunu, her âbid, zâhid ve sûfîyi bu kapsam içerisine almadığını özellikle belirtir.

Ehlullahın yani resuller ve velîlerin gerçek hakîmler olduğunu söyleyen İbnü'l-Arabî, metafizik ilimlerde keşif ehli muhakkik sûfîlerin otoritesinin ve üstünlüğünün güneş gibi apaçık bulunduğunu, ancak bunu herkesin anlamasının mümkün olamayacağını söyler.

Çerçeve. Eserlerinde 300'den fazla sûfî şahsiyetin adı geçmektedir; bu tasnif, o kalabalık içinde kendi mesleğini ayırt etme çabasıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İbnü'l-Arabî, el-Fütûhât, I, 261.
KAVRAM

Tekfir edenler ve edilmeyenler

Karşılıklı bir hoşgörü asimetrisi.

Metni gösterMetni daralt

İbnü'l-Arabî, Eş'ariyye ve Mu'tezile gibi kelâm mezheplerinin de müslüman olduğuna hükmetmiş, kendilerini kesinlikle tekfir etmemiş, ancak bazı konularda hata ettiklerini söylemiştir. Kelâmcılardan da halkı halleri üzere bırakmalarını, onları tekfir etmemelerini ister.

İbnü'l-Arabî'yi tekfir ve tenkit edenlerin çoğunun kelâmcı veya fıkıhçıların arasından çıkmış olması da aslında bir bakıma kendisinin onlardan farklı bir metodoloji izlediği konusundaki ikazlarını haklı çıkarmaktadır.

Çerçeve. Kaynak bir usul uyarısı da yapar: “İbnü'l-Arabî'nin felsefe, kelâm ve fıkha yönelik görüşleri açık iken onu bu disiplinlerin çatısı altında incelemek bilimsel olarak hatalı bir davranıştır.” Türbesinin asırlarca bakımsız kalması da aynı muhalefetin sonucudur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbnü'l-Arabî, Muhyiddin”, c. 20, s. 493-516.
KAVRAM

İslâm felsefesine açtığı yol

Peripatetizmin tekelini kıran düşünür.

Metni gösterMetni daralt

Yer yer felsefeciler onun görüşlerini anlama ve yorumlama konusunda daha farklı sonuçlara varmışlardır. Özellikle İşrâkī eğilimler taşıyan felsefî okulların takipçileri üzerinde İbnü'l-Arabî'nin tesiri inkâr edilemez.

Bu yönüyle İbnü'l-Arabî, İslâm felsefesini peripatetizmin indirgemeci tekelciliğinden kurtararak ona ezoterik ve irfanî açılımların da katılmasını sağlayan bir düşünürdür.

Çerçeve. Peripatetizm, Aristo geleneğini sürdüren Meşşâî felsefedir; İbn Rüşd onun son büyük temsilcisidir. Gençliğinde İbn Rüşd ile karşılaşan bir sûfî, sonraki asırlarda o geleneğin alternatifini kurmuştur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbnü'l-Arabî, Muhyiddin”, c. 20, s. 493-516.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

GELEN BAĞLANTIAbdülazîz b. Ebû Bekir el-Mehdevîİbnü’l-Arabî Tunus’ta iki ayrı dönemde Mehdevî’nin sohbet ve tedris çevresinde kaldı; eserlerini ona ithaf ve hitap etti.ETKİ KAYNAĞIEbû Medyen Şuayb el-EnsârîOnun üzerinde ciddi etkisi bilinmektedir; Fütûhâtü'l-Mekkiyye'de "Efendimiz Ebû Medyen'in imameti ve kutupluğu" ayrı bir konu başlığıdır.ÖNCEKİ HALKAİmam Abdullah el-YâfiîSilsilesinde yer alır; ayrıca onun velâyetini ve büyüklüğünü kabul etmesi, tasavvufî düşüncede yeni yorumlara açıklığının işareti sayılır. Tasavvuf anlayışı İbnü'l-Arabî sonrası tasavvufun olgunlaşmış bir ürünü olarak değerlendirilir.SOHBET / YOL ARKADAŞLIĞIEbü’l-Abbâs Ahmed b. Ca‘fer es-SebtîMerakeş'te kendisiyle görüşmüş, cömertliğine işaret ederek onu “sâhibü's-sadaka” diye nitelemiştir.ETKİ KAYNAĞIAli b. Meymûn el-MağribîKendisine son derece bağlı olduğu ve onu savunmak için Tenzîhü's-sıddîk an vasfi'z-zındîk adlı risâleyi yazdığı zat; buna karşılık müridlerine onun eserlerini tavsiye ettiğine dair bir bilgi yoktur.SOHBET / YOL ARKADAŞLIĞIŞEYH SA’DEDDÎN-İ CÜVEYNÎDımaşk’ta sohbetlerde bulundular; kendisi onu “sonsuz okyanus”, o da kendisini “tükenmez hazine” diye anmıştır.ETKİ KAYNAĞIMuhammed Şîrîn MağribîEserlerinde ve şiirlerinde onun fikirlerine bağlı kalmış, ayrıca ruhaniyetinden Üveysî yolla faydalandığı nakledilmiştir.ETKİ KAYNAĞIBandırmalızâde Mustafa Hâşim Babaİbnü'l-Arabî'ye ilgi duyan Hâşim Baba, onun Ankā'ü muğrib adlı eserini "Ankā-yı Mağrib" (batının ankası) şeklinde değerlendirip ona nazîre olarak Ankā-yı Meşrık'ı yazmıştır.TALEBESİ / HALİFESİSadreddin Konevîİbnü'l-Arabî ile Konevî arasındaki uzun süreli eğitim, sohbet ve metin aktarımı bağıdır; yalnız soy veya sonraki nispet değildir.ETKİLEDİĞİAbdülkerîm el-CîlîEserlerini doğrudan okuduğu ve metafizik kavramlarını şerh edip yeniden düzenlediği başlıca fikrî kaynak.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Şam · Suriyeİbnü'l-Arabî Türbesi, Sâlihiye22 Rebîülâhir 638'de (10 Kasım 1240) vefatının ardından Kāsiyûn dağı eteğindeki Sâlihiye semtinde, Kadı Muhyiddin İbnü'z-Zekî ailesinin kabristanına defnedildi; iki oğlu da buraya gömüldü. Asırlarca bakımsız kaldıktan sonra Yavuz Sultan Selim türbe, cami ve tekke yaptırmış, II. Abdülhamid tamir ettirmiştir.Murcia · İspanyaMürsiye (Murcia)17 Ramazan 560'ta (28 Temmuz 1165) doğduğu, Tüdmîr bölgesinin başşehri; sekiz yaşına kadar burada yaşadı. İlişkili kişi dosyası Muhyiddin İbnü'l-Arabî : Muhyiddin İbnü'l-Arabî (1165–1240), Endülüs'ten Mağrib, Hicaz, Anadolu ve Şam'a uzanan hayatı; el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye ile Fusûsü'l-hikem'i ve tasavvuf düşüncesindeki geniş tesiriyle tanınan sûfî müelliftir.Sevilla · İspanyaİşbîliye (Sevilla)Ailesinin göç ettiği Endülüs başşehri; bulûğ çağında bazan on dört ay süren halvetlere burada girdi, İbn Rüşd ile burada görüştü, ilk evliliğini burada yaptı. İlişkili kişi dosyası Muhyiddin İbnü'l-Arabî : Muhyiddin İbnü'l-Arabî (1165–1240), Endülüs'ten Mağrib, Hicaz, Anadolu ve Şam'a uzanan hayatı; el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye ile Fusûsü'l-hikem'i ve tasavvuf düşüncesindeki geniş tesiriyle tanınan sûfî müelliftir.Mekke · Suudi ArabistanMekke (Harem-i şerif)Yaklaşık iki buçuk yıl kaldığı, tavaf ve murakabe hâlinde el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye'nin kendisine ilham edilmeye başlandığı şehir; Tâcü'r-resâil'i de burada topladı, ikinci evliliğini burada yaptı. İlişkili kişi dosyası Muhyiddin İbnü'l-Arabî : Muhyiddin İbnü'l-Arabî (1165–1240), Endülüs'ten Mağrib, Hicaz, Anadolu ve Şam'a uzanan hayatı; el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye ile Fusûsü'l-hikem'i ve tasavvuf düşüncesindeki geniş tesiriyle tanınan sûfî müelliftir.Malatya · TürkiyeMalatya615'te (1218) yerleştiği şehir; dostu Mecdüddin İshak'ın vefatı üzerine vasiyeti gereği dul hanımıyla evlendi, oğlu Sa'deddin Muhammed büyük ihtimalle burada doğdu. İlişkili kişi dosyası Muhyiddin İbnü'l-Arabî : Muhyiddin İbnü'l-Arabî (1165–1240), Endülüs'ten Mağrib, Hicaz, Anadolu ve Şam'a uzanan hayatı; el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye ile Fusûsü'l-hikem'i ve tasavvuf düşüncesindeki geniş tesiriyle tanınan sûfî müelliftir.Konya · TürkiyeKonyaMecdüddin İshak ile birlikte geldiği ve Evhadüddîn-i Kirmânî ile görüştüğü şehir; 612'de (1215) ikinci defa gelmiştir. Üvey oğlu Sadreddin Konevî'nin merkezidir. İlişkili kişi dosyası Muhyiddin İbnü'l-Arabî : Muhyiddin İbnü'l-Arabî (1165–1240), Endülüs'ten Mağrib, Hicaz, Anadolu ve Şam'a uzanan hayatı; el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye ile Fusûsü'l-hikem'i ve tasavvuf düşüncesindeki geniş tesiriyle tanınan sûfî müelliftir.Musul · IrakMusulBir yıl kaldığı ve et-Tenezzülâtü'l-Mevsıliyye'yi kaleme aldığı şehir; Muklâ denilen yerdeki bahçede Ali b. Abdullah b. Câmî ondan Hızır hırkasını giydirmiştir. İlişkili kişi dosyası Muhyiddin İbnü'l-Arabî : Muhyiddin İbnü'l-Arabî (1165–1240), Endülüs'ten Mağrib, Hicaz, Anadolu ve Şam'a uzanan hayatı; el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye ile Fusûsü'l-hikem'i ve tasavvuf düşüncesindeki geniş tesiriyle tanınan sûfî müelliftir.Tunus · TunusTunusYirmi altı yaşında geldiği ve el-Fütûhât'ı ithaf edeceği Şeyh Abdülazîz el-Mehdevî ile tanıştığı şehir; 597'de (1201) tekrar gelip onunla buluşmuş ve aynı yıl hacca çıkmıştır. İlişkili kişi dosyası Muhyiddin İbnü'l-Arabî : Muhyiddin İbnü'l-Arabî (1165–1240), Endülüs'ten Mağrib, Hicaz, Anadolu ve Şam'a uzanan hayatı; el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye ile Fusûsü'l-hikem'i ve tasavvuf düşüncesindeki geniş tesiriyle tanınan sûfî müelliftir.Fes · FasFasBirkaç defa gidip dört yıl kaldığı, pek çok sûfî ile tanıştığı ve yirmi üç yıl yoldaşlık edecek Abdullah Bedr el-Habeşî ile karşılaştığı şehir. İlişkili kişi dosyası Muhyiddin İbnü'l-Arabî : Muhyiddin İbnü'l-Arabî (1165–1240), Endülüs'ten Mağrib, Hicaz, Anadolu ve Şam'a uzanan hayatı; el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye ile Fusûsü'l-hikem'i ve tasavvuf düşüncesindeki geniş tesiriyle tanınan sûfî müelliftir.Bejaia · CezayirBicâye (Bougie)Ebû Medyen ile görüşmek için gittiği, fakat şeyhin 594/1198'de vefat etmiş olması sebebiyle buluşamadığı şehir; ruhaniyetinden hayatı boyunca istifade ettiğini belirtmiştir. İlişkili kişi dosyası Muhyiddin İbnü'l-Arabî : Muhyiddin İbnü'l-Arabî (1165–1240), Endülüs'ten Mağrib, Hicaz, Anadolu ve Şam'a uzanan hayatı; el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye ile Fusûsü'l-hikem'i ve tasavvuf düşüncesindeki geniş tesiriyle tanınan sûfî müelliftir.Kudüs · FilistinKudüs597/1201 hac yolculuğunda uğradığı ve buradan yaya olarak Mekke'ye yöneldiği şehir; Halîl kasabasında Hz. İbrâhim'in kabrini ziyaret edip İbrâhim Camii imamı Zâhir el-İsfahânî'den Hakîm et-Tirmizî'nin eserlerini okumuştur.Bağdat · IrakBağdat601/1204'te bir hac kafilesiyle gidip on iki gün kaldığı, sonradan bir kez daha uğradığı şehir. İlişkili kişi dosyası Muhyiddin İbnü'l-Arabî : Muhyiddin İbnü'l-Arabî (1165–1240), Endülüs'ten Mağrib, Hicaz, Anadolu ve Şam'a uzanan hayatı; el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye ile Fusûsü'l-hikem'i ve tasavvuf düşüncesindeki geniş tesiriyle tanınan sûfî müelliftir.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]İbnü'l-Arabî, el-Fütûhât (nşr. Osman Yahyâ), II, 372-373
  2. [2]Şa'rânî, el-Kibrîtü'l-ahmer, I, 188
  3. [3]İbnü'l-Arabî, el-Fütûhât, I, 186-187
  4. [4]İbnü'l-Arabî, el-Fütûhât, I, 59-60; IV, 611
  5. [5]İbnü'l-Arabî, el-Fütûhât, IV, 460; II, 241, 260-261
  6. [6]TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbnü'l-Arabî, Muhyiddin”, c. 20, s. 493-516
  7. [7]İbnü'l-Arabî, el-Fütûhât, I, 261
  8. [8]İbnü'l-Arabî, el-Fütûhât, I, 10, 239; II, 456; III, 504
  9. [9]Sadreddin Konevî'de Mârifet ve Vücûd; Early Bestsellers in the Akbarian Tradition
  10. [10]M. Nazif Şahinoğlu, ‘Abdülkerîm el-Cîlî’, TDV İslâm Ansiklopedisi, I, 250; Abdülkerîm el-Cîlî, el-İnsânü’l-kâmil; el-Kehf ve’r-rakīm; R. A. Nicholson, The Perfect Man
  11. [11]İbnü’l-Arabî, el-Fütûhât ve Rûhu’l-kuds; Özkan; Elmore; Gardiner
  12. [12]Kişi kartı kaynak paketi — Muhyiddin İbnü'l-Arabî
Ortak kaynak kataloğunu aç →