HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği, adı ve mahlasları
Bandırmalızâde Mustafa Hâşim Baba, 1130/1718’de İstanbul’un Üsküdar semtinde doğan Celvetî şeyhi, mutasavvıf ve tekke şairidir. Kaynakların çoğu ve kendi eserleri adını Mustafa Hâşim diye gösterir; Sicill-i Osmânî ile Hâtimetü’l-eş‘âr’daki Mehmed Hâşim kaydı ikincil bir ad varyantıdır. Şiirlerinde Hâşim, Hâşimî, Üsküdârî ve Bandırmalızâde mahlaslarını kullandı. “Bandırmalızâde” nisbesi kendi doğum yerine değil, ailesinin Bandırmalı oluşuna ve Üsküdar’daki tekkenin bu adla tanınmasına dayanır.
Ailesi ve Celvetî terbiyesi
Babası, Üsküdar İnâdiye’deki Bandırmalızâde Tekkesi’nin bânisi ve şeyhi Yûsuf Nizâmeddin Efendi’dir. Yûsuf Nizâmeddin, Celvetî usulünü hem babası Bandırmalı Şeyh Hâmid Efendi’den hem Hüdâyî Âsitânesi şeyhi Erzincanlı Mustafa Efendi’den aldı. Hâşim Baba bu çevrede çocukluğundan itibaren Celvetî âdâbı, zikir ve tekke hizmetleri içinde yetişti. Babasının diğer halifeleri arasında oğlu Küçük Hâmid Efendi ile damadı Dolayobalı Şeyh Veliyyüddin Efendi de bulunuyordu.
Bandırmalızâde Tekkesi postu
Yûsuf Nizâmeddin Efendi 1166/1752-53’te vefat ettiğinde büyük oğlu Küçük Hâmid Efendi Selâmi Ali Efendi Tekkesi’nde görevliydi. Bandırmalızâde Tekkesi’nin postuna Mustafa Hâşim Baba geçti. İnâdiye’de, tarihî Menzilhane Yokuşu diye bilinen bugünkü Gündoğumu Caddesi çevresindeki tekke onun irşad merkezi oldu. Kaynaklar tekkenin Hekimoğlu Ali Paşa, Şehlâ Ahmed Paşa ve Abdullah Paşa tarafından onarıldığını; Hâşim Baba devrinde Celvetîlik içindeki farklı yorumların odağına dönüştüğünü kaydeder.
Mısır ve Kaygusuz Abdal Tekkesi
Hâşim Baba yalnız aileden gelen Celvetî nispetiyle yetinmedi. Mısır’da bulunduğu sırada Kahire Kasrülayn çevresindeki Kaygusuz Abdal Bektaşî Tekkesi şeyhi Hasan Baba’ya intisap etti. Bu merkez, Osmanlı coğrafyasındaki en önemli Bektaşî tekkelerinden biriydi. Hâşim Baba’nın Bektaşîliği sonradan kurulmuş yüzeysel bir yakınlık değil, bir şeyhten el alma ve tekke çevresinde bulunma şeklinde kaynaklara yansıyan ikinci bir tarikat tecrübesidir.
Hacıbektaş ve dedebabalık meselesi
Kaygusuz Abdal Tekkesi’ndeki intisabın ardından Hacıbektaş pîr evine gitti ve yaklaşık dört yıl burada kaldı. Dimetokalı Seyyid Kara Ali Baba’nın postnişinliği sırasında bir müddet dedebabalık yaptığı veya bu makama vekâlet ettiği nakledilir. Fakat bu yetkinin kapsamı ve Bektaşî çevrelerince ne ölçüde kabul edildiği tartışmalıdır. Onu tartışmasız biçimde bütün Bektaşîliğin dedebabası ilan etmek kadar, Hacıbektaş yıllarını bütünüyle yok saymak da kaynakların verdiği çok katmanlı tabloyu bozar.
Celvetîlik, Bektaşîlik ve melâmet
Hâşim Baba’nın fikrî kimliği tek bir nispetle açıklanamaz. Celvetî terbiyesi onun zikir, sülûk ve şeyh-mürid dilinin temelini oluşturdu; Bektaşîlik on iki imam, Ehl-i beyt, Hacı Bektâş ve meydan erkânına dair kavramları güçlendirdi; melâmet ise görünüşe ve toplumsal kabule bağlanmayan iç arınma anlayışını belirledi. O, bu üç damarı aynı yorumda birleştirmeye çalıştı. Sonuçta Celvetî çevrelerinin bir bölümü onu fazla Bektaşî, Bektaşîlerin bir bölümü ise yeterince kendi erkânlarına bağlı bulmadı.
Hâşimiyye adının mahiyeti
Hâşimiyye, Hâşim Baba’nın sağlığında bütünüyle bağımsız yeni bir tarikat kurduğunu gösteren ad değildir. Vefatından sonra bağlıları onun Celvetiyye içindeki yorumuna Hâşimiyye adını verdi ve Bandırmalızâde Tekkesi bu kolun âsitânesi sayıldı. Halifesi Salacızâde Mustafa ile sonraki şeyhler bu hafızayı bir süre devam ettirdi. Bu nedenle Hâşim Baba “Celvetî-Hâşimî pîri” diye anılabilir; ancak Hâşimiyye’nin Celvetî kökünden kopuk, müstakil ve baştan kurulmuş bir tarikat gibi gösterilmesi doğru olmaz.
Dîvânı
Hâşim Baba’nın çeşitli kütüphanelerde yazma nüshaları bulunan Dîvânı kaside, muhammes, müseddes, gazel ve kıtalardan oluşur. Şiirler klasik mürettep divan sırasına tam uymaz. Hâşim, Hâşimî, Üsküdârî ve Bandırmalızâde mahlaslarıyla tevhid, ilâhî aşk, mürşide bağlılık, vahdet-i vücûd, Ehl-i beyt sevgisi ve melâmet üzerine yazar. Arapça ve Farsça terkiplerin, remizlerin ve cifr dilinin yoğunluğu şiirlerini sade tekke şiirinden ayırır; bazı parçalar doğrudan irşad metni, bazıları kavramsal ve sembolik manzumeler niteliğindedir.
Vâridât-ı Mensûre
Vâridât yahut Vâridât-ı Mensûre, Hâşim Baba’nın mensur düşünce dünyasını gösteren ana kaynaktır. On yedi bölüm çevresinde Rahmân sûresinin iki deniz âyeti, sâlikin rüyaları, kâmil mürşid gereği, şeriat ve tarikat, yaratılış mertebeleri, on iki imam, melâmet, insan-ı kâmil, Kadir gecesi, kıyamet, ilâhî aşk, ebced ve cifr yorumları ele alınır. Son bölümlerde mektup, nasihat ve kendi soy kütüğüne dair kayıtlar bulunur. Eser yalnız “gelecekten haber verme” metnine indirgenmemeli; tefsir, sülûk, kozmoloji ve otobiyografik hafıza katmanları birlikte okunmalıdır.
Ankā-yı Maşrık
Ankā-yı Maşrık, Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin Ankā-i Muğrib adlı eserine nazire olarak yazılan ve özellikle cifr, velâyet ve ilâhî-kevnî sırlar üzerinde duran risaledir. Hâşim Baba eserde Hacı Bektâş-ı Velî’den sıkça söz eder. Mevlânâ’yı “meczup” diye nitelemesi Mevlevî çevrelerinin tepkisini çekmiştir. Bu ifade onun bütün Mevlevî mirasını reddettiği anlamında genelleştirilmemeli; eserin polemik ve kavram bağlamı içinde değerlendirilmelidir.
Devriyye-i Ferşiyye
Devriyye-i Ferşiyye, Niyâzî-i Mısrî’nin Devriyye-i Arşiyye’sine zeyil olarak kaleme alınmış doksan dört beyitlik bir manzumedir ve Lisânü’l-gayb adıyla da anılır. Arşî yükseliş diline karşılık “ferş”, yaratılışın yeryüzü ve varlık mertebelerindeki açılımını düşündüren bir başlıktır. Süleymaniye Kütüphanesi’nde nüshaları bulunan metin, Hâşim Baba’nın Celvetî-Melâmî kavramlarını devir nazariyesiyle nasıl birleştirdiğini göstermesi bakımından önemlidir.
1197/1782-83’te vefatı
Bursalı Mehmed Tâhir’in verdiği “ilâ Rabbihi’l-Kerîm” tarih terkibi Hâşim Baba’nın vefatını 1197/1782-83 yılına yerleştirir; site kronolojisinde 1783 kullanılır. Cenazesi Hüdâyî Âsitânesi’ne getirildiğinde postnişin Büyük Rûşen Efendi tarafından içeri alınmadığı, namazının alt kapı önündeki musallâda kılındığı rivayet edilir. Bu hadise tarihî tarikat geriliminin hafızasıdır; tarafların niyetini kesin biçimde açıklayan bir mahkeme belgesi değildir.
Defni ve tekkenin sonraki durumu
Cenaze namazından sonra Hâşim Baba, babasının yaptırdığı Bandırmalızâde Tekkesi’nin bahçesine defnedildi. Tekke yıkılınca Yûsuf Nizâmeddin Efendi’nin naaşı Çiçekçi Camii hazîresine, Hâşim Baba’nın naaşı ise eski tekke arsasının güney ucuna nakledildi. Dolayısıyla Hüdâyî Dergâhı alt kapısı cenaze namazı hafızasının, Bandırmalızâde Tekkesi arsası ise asıl defin ve nakil hafızasının yeridir; iki mekân birbirine karıştırılmamalıdır.
Tasavvuf tarihindeki yeri
Hâşim Baba’nın önemi, birkaç tarikat adını yan yana taşımasından değil, XVIII. yüzyıl Üsküdar’ında aidiyet sınırlarının nasıl tartışıldığını eserleri ve hayatıyla görünür kılmasından gelir. Aileden devraldığı Celvetî postunu Bektaşî ve Melâmî kavramlarla yeniden yorumlaması, hem yaratıcı bir düşünce alanı hem ciddi kurumsal gerilim üretti. Dîvân, Vâridât, Ankā-yı Maşrık ve Devriyye-i Ferşiyye birlikte okunduğunda onun yalnız “tartışmalı şeyh” değil, kapsamlı ve özgün bir mutasavvıf müellif olduğu anlaşılır.