Ara
Menü

Niyâzî-i Mısrî

Niyâzî-i Mısrî (1027/1618 – 1105/1694), Ümmî Sinan'ın halifesi ve Halvetiyye-Ahmediyye'nin Mısriyye kolunun pîri; Kadızâdeliler devrinde zikir yasağına açıkça karşı çıktığı için ömrünün son yirmi yılını Rodos ve Limni sürgünlerinde geçiren mutasavvıf şair.

Doğum
1618
Vefat
1694
Unvan
Halvetî-Mısriyye pîri, mutasavvıf şair ve şârih

Doğumu ve adları

12 Rebîülevvel 1027'de (9 Mart 1618) Malatya'nın Aspozi kasabasında doğdu; asıl adı Mehmed'dir. Şiirlerinde, ilim tahsili için bir süre Mısır'da kaldığı için “Mısrî”, ayrıca “Niyâzî” mahlaslarını kullanmış; bu ikisinin birleşmesiyle Niyâzî-i Mısrî, Mısrî Niyâzî ve Şeyh Mısrî adlarıyla tanınmıştır.

Sûfî muhalifliğinden intisaba

Gençliğinde sûfîlere muhalif olduğunu, meclislerine gitmediğini, zamanla bu görüşünün değiştiğini ve bir Halvetî şeyhine intisap ettiğini kendisi anlatır. Nakşibendî dervişi olan babası Soğancızâde Ali Çelebi bundan memnun kalmayıp onu kendi şeyhine götürmek istemiş, fakat Niyâzî o şeyhi kâmil bulmadığı için babasının teklifini reddetmiştir — kendi yolunu erken yaşta seçtiğini gösteren bir kayıttır.

Şeyhinin Malatya'dan ayrılmasının ardından zâhir ilimlerdeki öğrenimini sürdürmek için 1048/1638'de Diyarbekir'e gitti, bir yıl sonra Mardin'e geçti; bu iki şehrin âlimlerinden mantık ve kelâm okudu.

Kahire yılları ve kararsızlık

1050/1640'ta Kahire'ye gidip Ezher medreselerinde tahsile başladı. Oturduğu Şeyhûniyye Külliyesi'ndeki Kādirî Tekkesi'nin şeyhine intisap etti. Adını vermediği bu şeyhin bir gün kendisine, zâhir ilmi talebinden tamamen vazgeçmedikçe tarikat ilminin açılmayacağını söylemesi onu derinden etkiledi ve iki yol arasında kararsız bıraktı.

Kararı bir rüya belirledi: Abdülkādir-i Geylânî rüyasında zuhur ederek zâhir ilmini öğrenip onunla amel etmesini, tarikat ilmini ise bir mürşide ulaşarak elde edebileceğini, ancak kendisini irşad edecek kişinin bu şehirde bulunmadığını söyledi. Bunun üzerine üç yıldır kaldığı Kahire'den şeyhinin izniyle 1053/1643'te ayrıldı.

Ümmî Sinan'a intisabı

Mısır, Suriye ve Anadolu şehirlerini dolaşarak 1056/1646'da İstanbul'a geldi; Küçükayasofya civarında Sokullu Mehmed Paşa Camii Medresesi'nin bir hücresinde halvete girdi, bir süre Kasımpaşa'daki Uşşâkī Âsitânesi'nde misafir kaldı. Aynı yıl yeniden Anadolu'yu dolaşmaya başladı.

Uşak'ta, Ümmî Sinan'ın halifelerinden Şeyh Mehmed Efendi'nin zâviyesinde bulunduğu sırada Elmalı'dan Uşak'a gelen Ümmî Sinan'a intisap etti (1057/1647) ve onunla birlikte Elmalı'ya gitti. Dokuz yıl şeyhine hizmet ederek seyrüsülûkünü tamamladı; 1066/1656'da halife tayin edilerek Uşak, Çal ve Kütahya'da irşadda bulundu.

Kadızâdeliler devri ve Vanî Mehmed Efendi

İstanbul'da başlayıp yayılan Kadızâdeliler hareketinin etkisiyle aleyhinde dedikodular çıkınca 1072/1661 başlarında birkaç müridiyle Bursa'ya yerleşti. Bu yıllarda Hacı Mustafa adlı müridinin kız kardeşiyle evlendi; Fâtıma ve Çelebi Ali adlı iki çocuğu oldu.

Kadızâdeli zihniyetini sürdüren vâiz Vanî Mehmed Efendi, IV. Mehmed'le yakınlık kurarak 1077/1666'da ülkede semâ, zikir ve devranı yasaklattı. Niyâzî faaliyetlerini bu yasağa rağmen sürdürdü ve vaazlarında Vanî Mehmed Efendi ile temsil ettiği zihniyeti sürekli eleştirdi. Mensupları arttıkça zikir yaptıkları cami yetersiz kalınca, Abdal Çelebi adlı bir hayırsever Ulucami civarında bir dergâh inşa ettirdi (1080/1669).

Rodos sürgünü

Bursa'dayken Edirne'ye davet edildiği, itibar ve hürmet gördüğü kaydedilir; kendisi 1083/1672-73'te davet edildiğini, devlet adamlarıyla görüşüp görüşlerini sağlam delillerle savunduğunu söyler. Bu ziyaret sırasında Eskicami'de verdiği vaazda söyledikleri yüzünden, sonradan kendisine intisap edip halifesi olacak Azbî Baba nezâretinde Rodos'a sürgün edildi ve kale içinde bir hücreye kapatıldı. Hapse giriş tarihini kendisi 13 Cemâziyelâhir 1085 (14 Eylül 1674) olarak kaydeder; dokuz ay sonra Bursa'ya dönmesine izin verildi.

Kaynaklar sürgün sebebini vaazında cifre dayalı bilgilerden söz etmesine bağlar; ancak asıl sebep devlet adamlarına yönelttiği eleştiriler olmalıdır.

Limni sürgünü

Yaklaşık bir buçuk yıl sonra, Defterdar Sarı Mehmed Paşa'ya göre cezbe galebesiyle şeriatın zâhirine aykırı bazı sözleri sebebiyle Bursa kadısı Ak Mehmed Efendi'nin şikâyeti üzerine bu defa Limni adasına sürgün edildi (Safer 1088 / Nisan 1677). On beş yıla yakın süren bu sürgün, II. Ahmed'in fermanıyla istediği yere gitmesine izin verilmesiyle sona erdi ve Bursa'ya döndü (1103/1692).

Son sefer ve ikinci Limni sürgünü

Ertesi yıl ordunun Avusturya seferine çıkacağı sırada iki yüz müridiyle sefere katılmak için hazırlığa başladığı öğrenilince, kendisine Bursa'dan ayrılmayıp hayır dua ile meşgul olması için hatt-ı hümâyun gönderildi. O ise padişaha mektup yazarak bu isteği kabul edemeyeceğini bildirdi.

Tekfurdağı yakınlarına kadar geldiğini öğrenen II. Ahmed, Silâhşor Beşir Ağa ile bir araba ve dervişlere dağıtılmak üzere önemli miktarda para gönderdi; Niyâzî bunları şiddetle reddetti. Edirne'ye ulaşmasını engellemek için gönderilen Mîrâhur Dilâver Ağa da onu ikna edemedi. Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa, şeyhin sözlerinin halk ve ordu üzerinde etkili olacağını ve büyük bir fitne kopacağını ileri sürerek padişahı uyardı.

Niyâzî'nin müridleriyle öğle namazından önce Selimiye Camii'ne geldiğini duyan halk camiyi doldurdu (26 Şevval 1104 / 30 Haziran 1693). Kaymakam Vezir Osman Paşa ile yeniçeri ağası Abdullah Ağa, padişahın davet ettiğini söyleyerek onu camiden çıkardılar ve Limni'ye sürgün edildiğini tebliğ ettiler. Otuz kadar müridiyle birlikte gönderildiği Limni'de ertesi yıl vefat etti (20 Receb 1105 / 16 Mart 1694). Kabri üzerine yapılan türbe Sultan Abdülmecid zamanında onarılmıştır.

Mısriyye kolu

Niyâzî-i Mısrî, Halvetiyye'nin dört ana kolundan Ahmediyye'nin Mısriyye şubesinin pîri kabul edilir. Bursa Ulucamii'nin güney kısmında sağlığında inşa edilen âsitâne XX. yüzyıl başlarına kadar faaliyetini sürdürmüş, sonra bakımsızlıktan yıkılıp yerine bugünkü postahane binası yapılmıştır.

Limni'de sürgündeyken tekkede halifelerinden Şenikzâde Mehmed Efendi vekâleten postnişin olmuş; onun ölümünden sonra bir süre Gazzî Ahmed Efendi, ardından oğlu Çelebi Ali Efendi postnişinlik yapmıştır. Son postnişin Mehmed Şemseddin Efendi'dir (Ulusoy, ö. 1936). Kolun Bursa dışında Selânik, İzmir ve Kahire'de de dergâhları bulunduğu bilinmektedir.

Şiiri ve tesiri

Niyâzî'nin şiirleri bütün tarikat çevrelerinde beğenilmiş, divanı âdeta dervişlerin el kitabı hâline gelmiştir. Şiirlerinden bazıları Hâfız Post, Ali Şîruganî, Mustafa Anber Ağa ve Mehmed Zaîfî Efendi gibi bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Yûnus Emre'ye atfedilen “Çıktım erik dalına” şathiyesine yazdığı şerh, bu türün en tanınmış örneklerindendir.

Kendisine yöneltilen eleştiriler de aynı ölçüde dikkat çekicidir: bir sonraki kuşaktan İsmâil Hakkı Bursevî, sekr yerine sahvı benimseyen tavrıyla, “sırrı fâş ettiğine” inandığı Niyâzî-i Mısrî'yi Hallâc-ı Mansûr ve Şeyh Bedreddin ile birlikte tenkit edenler arasındadır.

COĞRAFÎ HAFIZA11 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi11 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 2 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Abdülkādir-i Geylânî'nin rüyada yol göstermesi

Zâhir ilmi ile tarikat ilmi arasında kalan Niyâzî'nin kararını belirleyen rüya.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Kahire'de Şeyhûniyye'deki Kādirî Tekkesi'nin şeyhi, zâhir ilmi talebinden tamamen vazgeçmedikçe tarikat ilminin kendisine açılmayacağını söyleyince Niyâzî iki yol arasında kararsız kaldı. Rüyasında Abdülkādir-i Geylânî zuhur ederek zâhir ilmini öğrenip onunla amel etmesini, tarikat ilmini ise bir mürşide ulaşarak elde edebileceğini, fakat kendisini irşad edecek kişinin bu şehirde bulunmadığını söyledi. Bunun üzerine üç yıldır kaldığı Kahire'den şeyhinin izniyle ayrıldı.

Çerçeve. Bu anlatı üçüncü şahısların rivayeti değil, Niyâzî'nin kendi eserindeki kaydıdır. Tasavvuf literatüründe rüya, sâlikin yol ayrımında karar vermesinin anlatım biçimidir; burada da işlevi, Kahire'den ayrılıp Anadolu'da mürşid aramasının gerekçesini kurmaktır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Niyâzî-i Mısrî, Mevâidü'l-irfân (Mawaidu'l-irfân, trc. Süleyman Ateş, s. 48).
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Uşak’ta teslim oluş ve dokuz yıllık hizmet

Rüya üzerine gittiği Uşak’ta Ümmî Sinan’a el veren Mısrî, Elmalı’da dokuz yıl hizmetten sonra tâc ve hırka giyip irşada memur edilmiştir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Bursa’da Ulucami yakınındaki medresede ibadetle meşgulken gördüğü rüyanın tesiriyle Uşak’a gitmiş; kendisini “Efendimize teslîm olmak için teşrîf-i âlînize muntazırdır” sözüyle karşılayan halkanın önünde büyük bir tazimle elini Ümmî Sinan’a teslim etmiştir. 1057/(1647) senesinde bey‘atini tazelemiştir.

Birlikte Elmalı’ya gitmiş, dergâhta imamet, hitabet ve tedris gibi hizmetlerde bulunarak sülûkün âdâbını tamamlamış; şeyhinin izniyle memleketine gidip döndükten sonra dokuz yıl sadakatle hizmet etmiş, ardından tâc ve hırka giydirilerek irşada memur edilmiştir. Ümmî Sinan onun hakkında, “Bi-kudreti’l-Meliki’s-Settâr, bizler görmez isek sizler görürsünüz; bizim Mısrî Muhammed dervîş, câlis-i mansıb-ı kutb-ı kibâr ve mürşid-i pür-iştihâr olacaktır” buyurmuştur.

Çerçeve. Anlatının çekirdeği bir istikbal haberidir; menâkıb dilinde mürşidin müridi için verdiği böyle hükümler, sonradan gerçekleşmiş sayılarak nakledilir. Bey‘at yılı, Elmalı’daki görevler ve dokuz yıllık hizmet süresi ise biyografik omurgayı kurar.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.

Hayatından kayıtlar

İlk 3 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Babasının şeyhini kabul etmemesi

Nakşibendî dervişi babasının kendi şeyhine götürme teklifini, o şeyhi kâmil bulmadığı için reddetmesi.

Metni gösterMetni daralt

Niyâzî gençliğinde sûfîlere muhalifken bir Halvetî şeyhine intisap edince, Nakşibendî dervişi olan babası Soğancızâde Ali Çelebi memnun olmayıp onu kendi şeyhine götürmek istedi. Niyâzî bu şeyhi kâmil bulmadığı için teklifi reddetti.

Çerçeve. Kendi kaleminden çıkmış bir kayıttır. Bir keramet anlatısı değil; mürşid seçiminde aile bağına değil kendi ölçüsüne uyduğunu gösteren biyografik bir ayrıntıdır. Sonraki hayatındaki tavizsiz tutumun erken bir işareti olarak okunabilir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Niyâzî-i Mısrî, Mevâidü'l-irfân (trc. Süleyman Ateş, s. 47).
TARİHÎ KAYIT

Padişahın hediyelerini reddetmesi

II. Ahmed'in gönderdiği arabayı ve dervişlere dağıtılacak parayı geri çevirmesi.

Metni gösterMetni daralt

1693'te Avusturya seferine katılmak üzere yola çıkan Niyâzî'nin Tekfurdağı yakınlarına geldiğini öğrenen II. Ahmed, Silâhşor Beşir Ağa ile bir araba ve dervişlere dağıtılmak üzere önemli miktarda para gönderdi ve kendisini Tekfurdağı'nda karşılamasını istedi. Niyâzî bunları şiddetle reddetti. Edirne'ye ulaşmasını engellemek için gönderilen Mîrâhur Dilâver Ağa da onu ikna edemedi.

Çerçeve. Kroniklerde kayıtlı bir olaydır, menkıbe değildir. Buraya alınmasının sebebi, Niyâzî'nin devlet karşısındaki tutumunun sürgünlerini açıklayan tutarlı bir çizgi oluşturmasıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Niyâzî-i Mısrî”, c. 33, s. 166-169.
TARİHÎ KAYIT

Selimiye Camii'nde kalabalık ve son sürgün

Halkın camiyi doldurması üzerine sadrazamın fitne uyarısı ve Niyâzî'nin camiden çıkarılarak sürülmesi.

Metni gösterMetni daralt

Niyâzî'nin müridleriyle öğle namazından önce Selimiye Camii'ne geldiğini duyan halk camiyi doldurdu (26 Şevval 1104 / 30 Haziran 1693). Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa, şeyh sürgün edilmezse büyük bir kargaşa çıkacağını söyleyerek padişahı uyardı. Kaymakam Vezir Osman Paşa ile yeniçeri ağası Abdullah Ağa, padişahın davet ettiğini belirterek onu camiden çıkardılar ve Limni'ye sürgün edildiğini tebliğ ettiler.

Çerçeve. Bu, kroniklere geçmiş bir devlet kaydıdır. Bir velînin kerameti olarak değil, bir vâizin halk üzerindeki etkisinin siyasî bir tehdit sayılmasının belgesi olarak okunmalıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 33, s. 166-169; Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekayiât.

Eserleri ve metinleri

İlk 6 kayıt gösteriliyor

ESER / METİN

Kasîde-i Bür’e’nin tesbî‘i

1075/(1664-65) senesinde Kasîde-i Bür’e’yi tesbî‘ ederek yedişerli bendlere çevirmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Sefîne, Mısrî’nin cemâl-i Muhammedî’yi müşahede ve nebevî iltifata mazhariyetle şereflendiği bir sırada, 1075/(1664-65) senesinde Kasîde-i Bür’e’yi tesbî‘ ettiğini kaydeder. Aynı bahiste Arap dilindeki ilmî kudreti ve bu vadideki mertebesi karşısında okuyanların hayran kaldığı da belirtilir.

Çerçeve. Tesbî‘, mevcut bir kasidenin her beytine beş mısra eklenerek yediliye çıkarılması demektir; bir şairin başka bir metne saygıyla katıldığı, teknik ustalık isteyen bir türdür. Kayıt, Mısrî’nin Türkçe nutuklarının yanında Arapça kaside geleneğine de bu düzeyde katıldığını gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
TARİHÎ KAYIT

Mevâidü'l-irfân

Yetmiş bir “mâide”den oluşan Arapça temel eseri; hayatına dair kendi kayıtlarını da içerir.

Metni gösterMetni daralt

“Mâide” adlı yetmiş bir bölümden oluşur; altmış sekizinci bölüm Türkçedir. Bazı âyet ve hadislerin yorumu yanında Ehl-i beyt'in faziletinden, Hz. Hasan ile Hüseyin'in nübüvvetinden bahseder. Niyâzî-i Mısrî'nin en önemli eseri sayılır ve gençliğindeki arayış, babasıyla yaşadığı görüş ayrılığı, Kahire'deki kararsızlığı gibi biyografik kayıtları da içerir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: trc. Süleyman Ateş, Mawaidu'l-irfân: İrfan Sofraları, Ankara 1971.
TARİHÎ KAYIT

Dîvan

158'i gazel olmak üzere 199 şiir; dervişlerin el kitabı hâline gelmiş, birçok şiiri bestelenmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Şiirleri bütün tarikat çevrelerinde beğenilmiş, divanı âdeta dervişlerin el kitabı hâline gelmiştir. Karşılaştırmalı metnine göre eserde 158'i gazel olmak üzere 199 şiir; ayrıca bir mesnevi, yedi murabba, dört muhammes, bir müseddes, iki tarih, biri Arapça üç tahmîs ile çeşitli na't ve mersiyeler bulunur.

Muhammed Nûrü'l-Arabî'nin sohbetlerinde derlenen metinlerin sadeleştirilmesinden oluşan iki şerhi vardır. Şiirlerinden bazıları Hâfız Post, Ali Şîruganî, Mustafa Anber Ağa ve Mehmed Zaîfî Efendi tarafından bestelenmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: karşılaştırmalı metin: Kenan Erdoğan, Ankara 1998.
TARİHÎ KAYIT

Mecmûa-i Kelimât-ı Kudsiyye (Hâtıralar)

Kendi el yazısıyla tuttuğu hâtırat; daha çok Limni'deki sıkıntılı günleri anlatır.

Metni gösterMetni daralt

Mısrî'nin bizzat kendi el yazısıyla tuttuğu iki mecmuadan biridir ve hâtırat mahiyetindedir; burada daha çok Limni'de geçirdiği sıkıntılı günler anlatılır. Sürgün hayatını sürgün edilenin kaleminden okuma imkânı verdiği için dönemin tasavvuf-siyaset ilişkisi bakımından birinci elden kaynaktır.

Kendi el yazısıyla tuttuğu ikinci mecmua (Süleymaniye Ktp., Reşid Efendi, nr. 1218) bir derleme ve antoloji niteliğinde olup ne tür eserler okuduğunu ve kimlerden etkilendiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Bursa Eski Yazma ve Basma Eserler Ktp., Orhan Gazi, nr. 690; nşr. Halil Çeçen, Niyazî-i Mısrî'nin Hatıraları, İstanbul 2006.
TARİHÎ KAYIT

Şerh-i Nutk-ı Yûnus Emre

Yûnus Emre'ye atfedilen “Çıktım erik dalına” şathiyesinin şerhi.

Metni gösterMetni daralt

Şathiye şerhi türünün en tanınmış örneklerinden biridir; Yûnus Emre'ye atfedilen “Çıktım erik dalına” diye başlayan şiirin şerhidir. Birçok yazması bulunur, eski ve yeni harflerle çeşitli neşirleri yapılmıştır. Niyâzî'nin Yûnus'a ait olması muhtemel bir başka şiirin şerhini de yazdığı ileri sürülmüştür.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: haz. Emine Sevim – Necla Pekolcay, Yûnus Emre'nin Şahsiyeti ve Yûnus Emre Şerhleri, Ankara 1991, s. 137-152.
TARİHÎ KAYIT

Tuhfetü'l-uşşâk

Allah, varlık, insan, kâinat ve ibadet konularını içeren, düşünce dünyasını tanıtan eseri.

Metni gösterMetni daralt

Allah, varlık, insan, kâinat ve ibadet gibi konuları içerir; Niyâzî'nin düşünce dünyasını tanımak bakımından önemli bir kaynaktır. Bazı nüshaları Risâle-i Vahdet-i vücûd adıyla kayıtlıdır.

Not: Kütüphane kayıtlarına dayanılarak eserin Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin aynı adlı kitabının genişletilmiş tercümesi olduğunun söylenmesi yanlıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 2980.

Öğütleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

ÖĞÜT

“Halvet yolunu göster” münâcâtı

İrfanla yetinmeyip fazlasını isteyen Mısrî, talebeye yol gösteren bir münâcât söylemiştir.

Metni gösterMetni daralt

Sefîne, Mısrî’nin irfanla kanaat etmeyip artmasını istediğini söyler ve bu yoldaki münâcâtını nakleder: “Yâ Rab bize ihsân it vuslat yolunu göster / Sûretde koma cân it uzlet yolunu göster… Cândan sana tâlib kıl her tâate râgıb kıl / Bir pîre musâhib kıl hizmet yolunu göster.”

Manzume, nefsi hevâdan, kalbi riyadan, meyli mâsivâdan kesmeyi istemekle başlar; “Hâr içre biter gül-zâr, zâr içre doğar envâr” mısraıyla her şeydeki tecelliye bakmayı öğütler ve kalabalık içinde halveti dilemekle biter.

Çerçeve. Metnin öğüt değeri, bir mürşidin talebe için düzenlediği sıralamada saklıdır: önce nefsin kesilmesi, sonra bir pîre musâhiblik, sonra esmâ talimi, en sonda kesrette halvet. Vassâf bu manzumeyi “tullâb-ı irfâna yol gösterme” sadedinde aktarır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

KAVRAM

İki mahlas: Niyâzî ve Mısrî

“Mısrî” mahlası Mısır’da bulunmasından gelir; şiirlerinde kâh Niyâzî kâh Mısrî mahlasını kullanır.

Metni gösterMetni daralt

Sefîne, “Mısrî” lakabının Mısır’da bulunmasından kinaye olduğunu açıkça söyler ve şiirde gâh Niyâzî, gâh Mısrî mahlasıyla söylediğini kaydeder. Kahire yılları, dört yıl süren bir ikamet, Şeyhûniyye’deki Kādirî zâviyesinde geçirdiği devre ve Arapçadaki fesahatiyle birlikte anılır.

Çerçeve. Mahlas burada yalnız bir edebî imza değil, biyografik bir işarettir: adı, hayatının en belirleyici coğrafî durağını taşır. Divan neşirlerinde aynı şairin iki mahlasla görünmesinden doğan karışıklıkların kaynağı da budur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
KAVRAM

Ayasofya kürsüsünde tarîkat müdafaası

Zikir yasağı günlerinde padişahın daveti üzerine Ayasofya’da vaaz ederek tarikatın haklılığını delillerle savunmuştur.

Metni gösterMetni daralt

Bazı kötü niyetli telkinlerle tekkelerde âyin icrası yasaklanmış, tarikat ehli ziyadesiyle mahzun olmuştu. Doğan ihtiyaç üzerine Sultan IV. Mehmed onu Ayasofya’da tarikat lehine vaaz etmekle görevlendirmiş; davete icabet eden Mısrî, padişahın, ulemânın, âriflerin, meşâyihin ve devlet erkânının huzurunda kürsüye çıkmıştır.

Vaazında ikna edici delillerle tarikatın hak olduğunu ve ehlullahın âyininin şeriata aykırı bulunmadığını anlatmıştır. Sefîne, bu bahsi vâiz Vânî Efendi’nin tarikat ehline karşı tutumuyla birlikte verir ve Mısrî’nin ona karşı duyduğu kalbî kırgınlığın belirginliğini söyler.

Çerçeve. Olay, XVII. yüzyıl İstanbul’unda tekke ile vaiz çevreleri arasındaki gerilimin en açık sahnelerinden biridir: yasak da, yasağın karşısındaki savunma da devlet merkezinde, aynı kürsü düzeninin içinde gerçekleşir. Kayıt, Mısrî’nin sonraki sürgünlerinin siyasî zeminini anlamak için gereklidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
KAVRAM

Bursa’daki dergâhın 1080’de kurulması

Şöhreti arttıkça Bursa’daki dergâh 1080/(1669-70) tarihinde inşa edilmiş, bir rivayete göre buna Abdal Çelebi adlı bir zât vesile olmuştur.

Metni gösterMetni daralt

Sefîne, Mısrî’nin şöhretinin günden güne arttığını söyledikten sonra Bursa’daki dergâhın 1080/(1669-70) tarihinde inşa olunduğunu kaydeder. Bir rivayete göre bu hayra Abdal Çelebi adında bir zât delâlet etmiştir.

Çerçeve. Tarih kesin, vesile ise rivayet olarak verilir; Sefîne’nin ikisini ayırarak yazması dikkate değer. Mısriyye kolunun asıl merkezi olan Bursa âsitânesinin kuruluş yılı bu kayıtla sabitlenir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
TARİHÎ KAYIT

Mısriyye

Halvetiyye'nin Ahmediyye kolundan doğan ve Niyâzî'nin pîri sayıldığı şube.

Metni gösterMetni daralt

Niyâzî-i Mısrî, Halvetiyye'nin dört ana kolundan Ahmediyye'nin Mısriyye şubesinin pîri kabul edilir. Bursa Ulucamii'nin güneyindeki âsitâne XX. yüzyıl başlarına kadar faaliyet göstermiş, sonra yıkılıp yerine postahane binası yapılmıştır. Kolun Selânik, İzmir ve Kahire'de de dergâhları bulunmuştur; son postnişin Mehmed Şemseddin Efendi'dir (ö. 1936).

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Niyâzî-i Mısrî”, c. 33, s. 166-169.
TARİHÎ KAYIT

Devir

Varlığın çıkış ve dönüş çevrimi; Niyâzî'nin müstakil bir risâle ayırdığı konu.

Metni gösterMetni daralt

Tasavvuftaki devir nazariyesi, varlığın ilâhî kaynaktan çıkıp yeniden ona dönüşünü anlatır. Niyâzî bu konuya mensur müstakil bir risâle ayırmıştır. Aynı kavram Kaygusuz Abdal'ın Dilgüşâ'sından Sadreddin Konevî'nin metafiziğine kadar geniş bir çizgide tasavvuf düşüncesinin ortak meselesidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Niyâzî-i Mısrî, Risâle-i Devriyye (nşr. Abdurrahman Güzel, Türk Kültürü Araştırmaları, XVII-XXI/1-2, Ankara 1983, s. 121-137).
TARİHÎ KAYIT

Yedi nefis merhalesi

Sâlikin geçtiği yedi nefis mertebesi; Niyâzî'de rüya yorumunun ölçüsü.

Metni gösterMetni daralt

Niyâzî, rüyaları sâlikin geçeceği yedi nefis merhalesine göre değerlendirir ve her merhaleyi bir daire olarak ele alır. Bu, rüyayı kişisel bir tecrübe olmaktan çıkarıp sülûkün neresinde bulunulduğunu gösteren bir ölçüye dönüştürür.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Niyâzî-i Mısrî, Ta'bîrâtü'l-vâkıât.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

GELEN BAĞLANTIVânî Mehmed EfendiNiyâzî-i Mısrî ile Vânî Mehmed arasındaki gerilim, sûfî-fakih tartışmasının kişisel ve siyasî boyutlarından biridir.SOHBET / YOL ARKADAŞLIĞIÜsküdarlı Mehmed Nasûhî1679-1683 yıllarında Limni'de sürgünde bulunduğu sırada hizmetinde bulunmuş, bu hizmetleri dolayısıyla Mısrî'nin kendisine dua ettiğini ve bu duanın bereketini her zaman hissettiğini söylemiştir. Ayrıca Mısrî'nin bir gazelini Arapça şerhetmiştir.SOHBET / YOL ARKADAŞLIĞIGülâboğlu Muhammed AskerîAynı şeyhin halifesi. Niyâzî-i Mısrî'nin bir beytinden Ümmî Sinan'ın önde gelen beş halifesinden biri olduğu ve ikisi arasında yakın bir arkadaşlık bulunduğu çıkarılmakta, Halvetî şeyhleri arasındaki şifahî rivayetler de bunu doğrulamaktadır.HOCASI / ŞEYHİMustafa Azbî BabaNiyâzî-i Mısrî, Edirne Eskicami'deki vaazı sebebiyle Sadr-ı Âlî çavuşlarından Azbî Baba nezâretinde Rodos'a sürgün edilmişti; Azbî daha sonra ona intisap etti.GELEN BAĞLANTIMustafa Azbî BabaKaynaklarda Niyâzî-i Mısrî'nin halifelerinden biri olarak anılır.ETKİ KAYNAĞIBandırmalızâde Mustafa Hâşim BabaDoksan dört beyitlik Devriyye-i Ferşiyye'sini, Niyâzî-i Mısrî'nin Devriyye-i Arşiyye'sine zeyil olarak yazmıştır; manzume "Lisânü'l-gayb" diye de anılır.TALEBESİ / HALİFESİMustafa Azbî BabaAzbî’nin 1083/1673 Rodos sürgünü sırasında Niyâzî-i Mısrî’ye intisabı kaynakların ortak kaydıdır; yazılı hilâfet meselesi ise farklı değerlendirilir.TALEBESİ / HALİFESİMehmed Sükûnî EfendiNiyâzî-i Mısrî → Mehmed Sükûnî: intisap, tarikat terbiyesi ve Gelibolu irşad vazifesi bağı.DEVAM EDEN BAĞLANTIGülâboğlu Muhammed AskerîÜmmî Sinan çevresinde pîrdaş; hoca-talebe değildir.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Limni · YunanistanNiyâzî-i Mısrî Türbesiİkinci kez sürgün edildiği adada 20 Receb 1105'te (16 Mart 1694) vefat etti; kabri üzerine yapılan türbe Sultan Abdülmecid zamanında onarılmıştır. İlişkili kişi dosyası Niyâzî-i Mısrî : Niyâzî-i Mısrî, XVII. yüzyıl Halvetî şiirinin en güçlü temsilcilerinden; sürgünler, vaazlar, irşad halkaları ve Türkçe Dîvân-ı İlâhiyyât'ıyla etkili olmuş sûfîdir.İstanbul · TürkiyeSokollu Mehmed Paşa DergâhıMısrî’nin İstanbul’a ilk gelişinde ikamet edip erbaîn çıkardığı, Sultanahmed civarındaki dergâh. Hücre kapısındaki levhada onun bu dergâhı erbaîniyle ihyâ ettiğini söyleyen bir kıt‘a yazılıdır. İlişkili kişi dosyası Niyâzî-i Mısrî : Niyâzî-i Mısrî, XVII. yüzyıl Halvetî şiirinin en güçlü temsilcilerinden; sürgünler, vaazlar, irşad halkaları ve Türkçe Dîvân-ı İlâhiyyât'ıyla etkili olmuş sûfîdir.İstanbul · TürkiyeHacı Evhadüddîn DergâhıŞeyh Elîf Efendi’nin Tenşîtu’l-Muhibbîn’de naklettiğine göre Mısrî’nin bir hücresinde itikâfa girdiği, Yedikule civarındaki dergâh; sonradan Mesnevîhan Hüsâmeddîn Efendi teberrüken burada oturmuştur. İlişkili kişi dosyası Niyâzî-i Mısrî : Niyâzî-i Mısrî, XVII. yüzyıl Halvetî şiirinin en güçlü temsilcilerinden; sürgünler, vaazlar, irşad halkaları ve Türkçe Dîvân-ı İlâhiyyât'ıyla etkili olmuş sûfîdir.Bursa · TürkiyeMısrî Âsitânesi (Bursa Ulucami güneyi)1080/1669'da Abdal Çelebi adlı hayırsever tarafından inşa ettirildi; XX. yüzyıl başlarına kadar faaliyet gösterdi, sonra yıkılıp yerine postahane binası yapıldı. İlişkili kişi dosyası Niyâzî-i Mısrî : Niyâzî-i Mısrî, XVII. yüzyıl Halvetî şiirinin en güçlü temsilcilerinden; sürgünler, vaazlar, irşad halkaları ve Türkçe Dîvân-ı İlâhiyyât'ıyla etkili olmuş sûfîdir.Malatya · TürkiyeAspozi (doğum yeri)12 Rebîülevvel 1027'de (9 Mart 1618) burada doğdu; asıl adı Mehmed'dir. İlişkili kişi dosyası Niyâzî-i Mısrî : Niyâzî-i Mısrî, XVII. yüzyıl Halvetî şiirinin en güçlü temsilcilerinden; sürgünler, vaazlar, irşad halkaları ve Türkçe Dîvân-ı İlâhiyyât'ıyla etkili olmuş sûfîdir.Uşak · TürkiyeUşakBursa’da gördüğü rüyanın tesiriyle gittiği ve Ümmî Sinan’a el verdiği şehir; buradan birlikte Elmalı’ya geçmişlerdir. İlişkili kişi dosyası Niyâzî-i Mısrî : Niyâzî-i Mısrî, XVII. yüzyıl Halvetî şiirinin en güçlü temsilcilerinden; sürgünler, vaazlar, irşad halkaları ve Türkçe Dîvân-ı İlâhiyyât'ıyla etkili olmuş sûfîdir.Elmalı / Antalya · TürkiyeÜmmî Sinan Dergâhı1057/1647'de Ümmî Sinan'a intisap ettikten sonra dokuz yıl burada şeyhine hizmet ederek seyrüsülûkünü tamamladı. İlişkili kişi dosyası Niyâzî-i Mısrî : Niyâzî-i Mısrî, XVII. yüzyıl Halvetî şiirinin en güçlü temsilcilerinden; sürgünler, vaazlar, irşad halkaları ve Türkçe Dîvân-ı İlâhiyyât'ıyla etkili olmuş sûfîdir.Kahire · MısırŞeyhûniyye Külliyesi — Kādirî Tekkesi1050/1640'ta Ezher'de tahsile başladığında burada kaldı ve tekkenin şeyhine intisap etti; üç yıl sonra Abdülkādir-i Geylânî'yi rüyada gördükten sonra ayrıldı. İlişkili kişi dosyası Niyâzî-i Mısrî : Niyâzî-i Mısrî, XVII. yüzyıl Halvetî şiirinin en güçlü temsilcilerinden; sürgünler, vaazlar, irşad halkaları ve Türkçe Dîvân-ı İlâhiyyât'ıyla etkili olmuş sûfîdir.Rodos · YunanistanRodos Kalesi (ilk sürgün)Edirne Eskicami'deki vaazı sebebiyle 13 Cemâziyelâhir 1085'te (14 Eylül 1674) kale içinde bir hücreye kapatıldı; dokuz ay sonra Bursa'ya dönmesine izin verildi. İlişkili kişi dosyası Niyâzî-i Mısrî : Niyâzî-i Mısrî, XVII. yüzyıl Halvetî şiirinin en güçlü temsilcilerinden; sürgünler, vaazlar, irşad halkaları ve Türkçe Dîvân-ı İlâhiyyât'ıyla etkili olmuş sûfîdir.Edirne · TürkiyeSelimiye Camii26 Şevval 1104'te (30 Haziran 1693) müridleriyle geldiğinde halk camiyi doldurdu; buradan çıkarılıp ikinci kez Limni'ye sürgün edildi. İlişkili kişi dosyası Niyâzî-i Mısrî : Niyâzî-i Mısrî, XVII. yüzyıl Halvetî şiirinin en güçlü temsilcilerinden; sürgünler, vaazlar, irşad halkaları ve Türkçe Dîvân-ı İlâhiyyât'ıyla etkili olmuş sûfîdir.İstanbul · TürkiyeUşşâkī Âsitânesi1056/1646'da İstanbul'a geldiğinde Sokullu Mehmed Paşa Camii Medresesi'nde halvete girdikten sonra bir süre burada misafir kaldı. İlişkili kişi dosyası Niyâzî-i Mısrî : Niyâzî-i Mısrî, XVII. yüzyıl Halvetî şiirinin en güçlü temsilcilerinden; sürgünler, vaazlar, irşad halkaları ve Türkçe Dîvân-ı İlâhiyyât'ıyla etkili olmuş sûfîdir.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Niyâzî-i Mısrî, Mevâidü'l-irfân (Mawaidu'l-irfân, trc. Süleyman Ateş, s. 48)
  2. [2]Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ
  3. [3]Niyâzî-i Mısrî, Mevâidü'l-irfân (trc. Süleyman Ateş, s. 47)
  4. [4]TDV İslâm Ansiklopedisi, “Niyâzî-i Mısrî”, c. 33, s. 166-169
  5. [5]TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 33, s. 166-169; Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekayiât
  6. [6]trc. Süleyman Ateş, Mawaidu'l-irfân: İrfan Sofraları, Ankara 1971
  7. [7]karşılaştırmalı metin: Kenan Erdoğan, Ankara 1998
  8. [8]Bursa Eski Yazma ve Basma Eserler Ktp., Orhan Gazi, nr. 690; nşr. Halil Çeçen, Niyazî-i Mısrî'nin Hatıraları, İstanbul 2006
  9. [9]haz. Emine Sevim – Necla Pekolcay, Yûnus Emre'nin Şahsiyeti ve Yûnus Emre Şerhleri, Ankara 1991, s. 137-152
  10. [10]Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 2980
  11. [11]nşr. Mustafa Tatcı, Türk Folkloru Araştırmaları, Ankara 1989, s. 85-95
  12. [12]nşr. Mustafa Tatcı, Türk Yurdu 12/8 (1988), s. 28-33
  13. [13]trc. Mehmed Nûrullah, 1323/1905
  14. [14]Niyâzî-i Mısrî, Risâle-i Devriyye (nşr. Abdurrahman Güzel, Türk Kültürü Araştırmaları, XVII-XXI/1-2, Ankara 1983, s. 121-137)
  15. [15]Niyâzî-i Mısrî, Ta'bîrâtü'l-vâkıât
  16. [16]TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 33, s. 166-169
  17. [17]Mehmet Erol, Azbî Baba Divanı (İnceleme–Metin), doktora tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2002, s. 3-17; Osmanzâde Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. V, s. 85
  18. [18]Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ; Uşşâkîzâde İbrâhim Hasîb, Zeyl-i Şakāik
  19. [19]TEİS ve Ümmî Sinan çevresi kaynakları
  20. [20]Uşşâkīzâde İbrahim Hasîb, Zeyl-i Şakāik, s. 850-858; Erdoğan Pazarbaşı, ‘Mehmed Efendi, Vanî’, TDV İslâm Ansiklopedisi
  21. [21]Kişi kartı kaynak paketi — Niyâzî-i Mısrî
Ortak kaynak kataloğunu aç →