HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği, adları ve kaynak kapısı
XVII. yüzyıl Halvetî şairi ve müderrisi olan Askerî’nin asıl adı Muhammed veya Mehmed’dir. Şiirlerinde Askerî, Derviş Askerî, Muhammed, Gülâboğlu Muhammed ve Muhammed Han imzalarını kullanır; babasının Gülâbî adı sebebiyle Gülâboğlu ve Gülâbî, yerel hafızada Çalık Muhammed Ağa, Askerî Baba ve Askerî Dede diye de anılır. Aynı mahlası taşıyan başka şairlerin eserleri yalnız ad benzerliğiyle bu dosyaya alınmamıştır.
Zemme köyü ve doğum tarihi ihtiyatı
Kütahya’nın Altıntaş ilçesine bağlı, bugünkü adı Çayırbaşı olan Zemme köyünde doğdu. 1031/1621 tarihi kesin bir doğum kaydından değil, dostu ve pîrdaşı Niyâzî-i Mısrî’nin yaşıyla kurulan yaklaşık hesaptan gelir; bu sebeple doğum yılı biyografide tahmin niteliğiyle korunur. İlk öğrenimini köy medresesinde babası Gülâbî’den aldı.
Kütahya medrese tahsili
On beş-on altı yaşlarında Kütahya’ya giderek medrese eğitimini tamamladı. Biyografik gelenek ilmini ilerletmek için Şam ve Buhara’da da bulunduğunu söyler; fakat bu iki uzun seyahatin tarih ve kurum ayrıntıları aynı kuvvette belgelenmediğinden kesin görev rotası değil, kaynaklarda aktarılan tahsil yolculuğu olarak değerlendirilmiştir.
Ümmî Sinan’a intisabı
Ümmî Sinan’ın halifesi Uşaklı Şeyh Mehmed’i ziyaret etmek üzere 1057/1647’de Uşak’ta bulunduğu sırada pîre intisap ettiği aktarılır. Terbiyesini tamamlayarak Ümmî Sinan’dan feyiz, icazet ve hilâfet aldı. Bu bağ yalnız sonraki tabakat kitaplarına dayanmaz: Askerî kendi şiirlerinde “Mürşidümdir Pîr Sinân Ümmî” der ve pîrini açıkça anar.
“Beş er” ve Niyâzî-i Mısrî ile pîrdaşlığı
Niyâzî-i Mısrî’nin “Biz beş er idik çıktık bir günde yola girdik” mısraıyla hatırlanan Ümmî Sinan çevresinin beş seçkin mensubu arasında sayılır. Askerî ile Mısrî’nin ilişkisi doğrudan hoca-talebe değil, aynı mürşidin terbiyesinde yetişmiş iki pîrdaş ilişkisidir. Bu ayrım silsile ağında korunmuş; Mısrî, Askerî’nin mürşidi veya halifesi gibi gösterilmemiştir.
Kütahya, Antalya ve İstanbul yılları
Eğitim ve görevleri sebebiyle Kütahya, Antalya ve İstanbul’da bulunduğu kaynaklarda ortak biçimde belirtilir. Ancak her şehirdeki medresenin adı ve kesin tayin tarihleri eldeki biyografilerde aynı açıklıkta değildir. Bu nedenle şehirler hayat rotasında gösterilmiş, belgesiz kurum adı veya görev sırası üretilmemiştir.
Afyonkarahisar’a gelişi
Delibaşı ve Katırcıoğlu karışıklıkları sonrasında ilim ve tedris hayatı zayıflayan Afyonkarahisar’a davet edildiği anlatılır. Burada Hisarardı çevresinde müderrislik yaptı, Halvetî irşadını yürüttü ve yaklaşık kırk yıl hizmet etti. Şehrin hafızasında Kütahyalı bir misafir olmaktan çıkarak Askerî Baba adıyla anılan yerel bir mürşid ve âlim kimliği kazandı.
Müderrislik ile tekke irşadının birlikteliği
Askerî’nin hayatında medrese ilmi ile tasavvuf terbiyesi birbirinden kopuk iki alan değildir. Şiirlerinde dinî bilgiyi, âyet ve hadis telmihlerini, tevhid ve sülûk kavramlarını halkın anlayabileceği Türkçeyle işler. Müderrisliği metin bilgisini, şeyhliği ise bu bilginin ahlâk ve gönül terbiyesi içinde yaşanmasını temsil eder.
Dîvân’ın nüshaları ve hacmi
Yaklaşık dört bin beyitlik Dîvân’ın Ankara Millî Kütüphane, Konya Mevlânâ Müzesi, Süleymaniye Kütüphanesi ve İstanbul Üniversitesi koleksiyonlarında çeşitli yazmaları tespit edilmiştir. Eser aruz ve heceyle söylenmiş ilâhi, nutuk ve tasavvufî şiirleri toplar. Mehmet Sarı’nın tenkitli neşri, farklı nüshaları karşılaştırarak şairin metin mirasını modern okuyucuya açmıştır.
Şiir dili ve dinî kaynakları
Askerî, gösterişli söyleyişi amaç edinmekten çok Halvetî düşüncesini ve İslâm ahlâkını öğretmeyi öne çıkarır. Dili birçok çağdaş divan şairine göre açık ve akıcıdır. Dîvân üzerine yapılan taramada yaklaşık 280 beyitte elli dokuz âyete temas ettiği belirlenmiştir; hadisler, peygamber kıssaları ve tasavvuf terimleri de şiir düşüncesinin ana kaynaklarıdır.
Tevhid, aşk ve gönül anlayışı
Şiirlerinin merkezinde tevhid, Allah ve Peygamber sevgisi, ilâhî aşk, mürşid terbiyesi ve benlik iddiasından geçiş bulunur. Gönlü kimi yerde aşk ülkesinin tahtı, kimi yerde ayna, deniz, kitap, Kâbe veya ilâhî sırrın mahzeni olarak işler. Bu zengin mecaz ağı, Askerî’nin tasavvufu soyut tariflerden çok insanın iç dünyasını dönüştüren bir tecrübe olarak anlattığını gösterir.
Ailesi hakkında bilgi sınırı
Eski biyografiler çoğunlukla yalnız babası Gülâbî’yi kaydeder. Daha yeni aile araştırmaları Mehmet, Ahmet, Ayşe ve Halil adlı çocuklardan ve Bayram soyadını taşıyan devam eden bir şecereden söz eder. Bu ayrıntılar aile hafızasına dayandığı için açık kaynak notuyla korunmuş, canlı kişi kayıtlarıyla kesin eşleşme sağlanmadan soy ilişkileri üretilmemiştir.
Vefatı, kabri ve değişen şehir dokusu
1105/1693’te Afyonkarahisar’da vefat etti ve medresesinin karşısındaki Çavuşlar Sultan Mezarlığı’na defnedildi. Hisarardı Medresesi’nin ortadan kalkması, sağlık ocağı ve yol düzenlemeleriyle çevrenin değişmesine rağmen kabri Çavuşbaş Mahallesi Göksu Caddesi çevresinde korunmuştur. Yol içinde kalan bugünkü ziyaret noktası tarihî mezarlığın değişen kent dokusu içindeki son maddî tanığıdır.
Tarihî ve edebî önemi
Gülâboğlu Muhammed Askerî, Ümmî Sinan’ın irşad halkasını Kütahya-Afyon hattında temsil eden, medrese ile tekke dilini şiirde birleştiren önemli bir XVII. yüzyıl sûfîsidir. Onu kalıcı kılan yalnız kırk yıla yaklaşan Afyon hizmeti değil, Halvetî terbiyesini yaklaşık dört bin beyitlik Türkçe bir dîvânda âyet, hadis, aşk ve gönül kavramlarıyla işlemesidir.