HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Önce bir uyarı: iki ayrı Ümmî Sinan
Kaynaklarda — hem eski hem yenilerinde — iki ayrı zat birbirine karıştırılmıştır:
- Ümmî Sinân / Sinân-ı Ümmî (Yûsuf b. İbrâhim, ö. 1067/1657) — bu kartın konusu; Elmalılı, Niyâzî-i Mısrî'nin mürşidi.
- İbrâhim Ümmî Sinan (ö. 976/1568) — Halvetiyye'nin Sinâniyye kolunun pîri, İstanbul Şehremini'de faaliyet göstermiştir.
Karışıklık yazma kataloglarına kadar sirayet etmiştir: İstanbul Kitaplıkları Yazma Divanlar Kataloğu'nda (İÜ Ktp., TY, nr. 512; Beyazıt Devlet Ktp., nr. 3356) bu zatın divan nüshaları İbrâhim Ümmî Sinan adına kaydedilmiştir. Şiirlerinde hem “Ümmî Sinan” hem “Sinân-ı Ümmî” mahlaslarını kullanması karışmayı büsbütün kolaylaştırmıştır.
Adı ve doğumu
Antalya Elmalı'da doğdu. Adı Yûsuf, babasının adı İbrâhim'dir. Bazı eserlerde adının Muhammed şeklinde verilmesi yanlıştır.
Vakıf muhasebe defterlerinde kendi adıyla anılan cami Şeyh Ümmî Sinan Camii olarak geçer; Evliya Çelebi de bunu Ümmî Sinan Efendi Camii diye kaydeder ve kendisinden Ümmî Sinan Sultan diye söz eder. Bu iki kayıttan, iki mahlas arasında “Ümmî Sinan” adlandırmasının daha doğru olacağı anlaşılmaktadır.
Öğrenimi hakkında ne biliniyor, ne bilinmiyor
Ailesi ve öğrenim durumu hakkında bilgi yoktur. Son yıllarda yapılan bazı çalışmalarda Elmalı'da tekke ile medreseyi birlikte yürüttüğü ileri sürülmekteyse de eski kaynaklarda Elmalı'da böyle bir medreseden söz edilmez. Bir medreseye devam edip etmediği, medresede ders verip vermediği bilinmemektedir.
Buna karşılık etkisi ölçülebilirdir: Niyâzî-i Mısrî gibi bir sûfînin Uşak'ta kendisine intisap edip onunla birlikte Elmalı'ya gitmesi ve 1647-1656 yılları arasında — dokuz yıl — yanında kalarak seyrüsülûkünü tamamlaması, devrinde geniş bir çevreyi etkisi altına aldığını gösterir.
Silsilesi
Halvetiyye'nin Ahmediyye kolunun kurucusu Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin'in halifelerinden Abdülvehhâb (Vehhâb) Ümmî'nin halifesi Eroğlu Nûrî'ye (ö. 1012/1603) intisap ederek hilâfet aldı.
Niyâzî-i Mısrî'nin Mevâidü'l-irfân'ını istinsah eden halifesi Mustafa Efendi'ye göre Ümmî Sinan, Eroğlu Nûrî'nin vefatı üzerine fürûat esmâsını Denizlili Mazharî (Mazhar) Sultan'dan tamamlamış, daha sonra hilâfet makamına geçmiştir. Divanında, Abdülvehhâb Ümmî'nin halifelerinden olduğu anlaşılan Mazharî Sultan'ı metheden iki şiiri bulunur.
Şöhreti ve çevresi
Şöhretinin saray çevrelerine kadar ulaştığı, devlet ricâlinin isteğiyle oğullarından birini halifesi Niyâzî-i Mısrî ile İstanbul'a gönderdiği rivayet edilir.
Niyâzî-i Mısrî ondan övgüyle bahseder; mürşid-i kâmil olduğunu, âyet ve hadislerin esrarını bildiğini söyler. Halifelerinden Şeyh Muslihuddin Mustafa Uşşâkī, Gülaboğlu Mehmed Askerî, Uşaklı Ahmed Matlaî, Çavdaroğlu Müftî Derviş gibi mutasavvıf şairler de onu “kâmil bir mürşid, zamanın kutbu, velâyet tahtının sultanı, mârifet kânının ummanı” gibi sıfatlarla methetmiştir. Hüseyin Vassâf'ın kaydettiği Kâşif ve Suphi Hasan efendiler de halifeleri arasındadır.
Başta Niyâzî-i Mısrî olmak üzere Uşşâkī, Askerî ve Matlaî gibi müntesiplerinin ondan hilâfet almaları; Antalya ve Elmalı'nın yanı sıra Afyon, Denizli, Uşak ve Kütahya'da tanınıp sevilmesinde etkili olmuştur. Bazı ilâhilerinin çeşitli mecmualarda bulunması ve bir kısmının bestelenmesi, şiirlerinin değişik meclislerde okunageldiğini gösterir.
Hakkındaki ağır ithamlar
Halvetî-Sivâsî şeyhi Mehmed Nazmi Efendi — Niyâzî-i Mısrî ile arası, Mısrî'nin kendisinden Hz. Îsâ ve Mehdî olduğuna şahitlik etmesini istemesi üzerine açılan zat — onun hakkında ağır sözler sarfetmiş, ardından Yiğitbaşı kolu şeyhleri Tâlib Ümmî, Eroğlu Nûrî ve Ümmî Sinan'ın cahil ve Şeyh Bedreddin itikadında olduklarını söylemiştir.
Bu ithamların ne derece gerçeği yansıttığı tartışmalıdır; sözlerin sahibinin, aynı çevreyle zaten çatışma hâlinde olduğu göz önünde tutulmalıdır.
Vefatı ve ailesi
25 Cemâziyelâhir 1067'de (10 Nisan 1657) vefat etti. Mezarı Elmalı'da kendi adını taşıyan caminin bitişiğindeki türbededir. 1926'da yıkılan cami ve türbe 1959'da yeniden yapılmıştır.
Süleyman ve Selâmi Halil adlarında iki oğlu vardır. Babalarından eğitim alan ve her ikisi de şair olan oğulları şiirlerinde “Hakîrî” ve “Selâmî” mahlaslarını kullanmıştır.