HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Hayatı ve irşad çevresi
Sinân Ümmî50
Bu kısım . Sayfadan gelmiştir.
Konya mülhakâtından Elmalı’dandır. Kibâr-ı evliyâu’llâhdandır. Rütbe-i
kemâline, Hz. Mısrî gibi, bir sultânın ona bende olması delâlet eder. Ümmî ta’bîri,
hazmen li-nefsihî isti’mâl olunmuş bir şeydir; ümmî-i âlemdir. Kutbu’l-Maâlî
isminde mensûr bir eseri, müretteb ve matbû’ bir Dîvân’ı vardır. 1075/(1664-65)51
senesinde Elmalı’da irtihâl eylemiştir. Orada medfûndur.
Demek ki, Hz. Mısrî’nin müşârünileyhe intisâbından i’tibâren onbir sene
dâire-i feyzlerinde kaldığı müstedeldir.
Askerî ve Kâşif efendiler dahi, Hz. Şeyh’in ecell-i hulefâsındandır. Onların
terceme-i hâllerinden de bi’l-âhare bahs olunacaktır.
Sinân-ı Ümmî’nin nutuklarından:
Yâ Rabbi lutf eyle bana bi-hakk-ı nûr-ı Mustafâ
Cümle işim ayân sana ey Âlim-ı sırr u hafâ
Sensin Alîm ol İlâh sensin Hakîm pâdişâh
Senden gelir ey ulu şâh sad-hezârân derde şifâ
* * *
Şerîat sâhibi sultân tarîkat sâhibi merdân
Meded kıl yâ veliyya’llâh şefâat yâ Rasûla’llâh
Ma’rifet sâhibi merdân hakîkat sâhibi sultân
Meded kıl yâ veliyya’llâh şefâat yâ Rasûla’llâh
Bu nefsim zulmeti çokdan beni dûr eyledi Hak’dan
Halâs eyle bu tuzakdan elim tut düşdüm ayakdan
İnâyet şerbetin Hak’dan yetişdir bahr-ı mutlakdan
Meded kıl yâ veliyya’llâh şefâat yâ Rasûla’llâh
Sinân Ümmî helâk oldu ki yoldan çıkdı dâll oldu
Özü hem bî-mecâl oldu dahi bî-perr ü bâl oldu
Ki ömrü pây-mâl oldu büküldü kad menâl oldu
Meded kıl yâ veliyya’llâh şefâat yâ Rasûla’llâh
Bursa’da Mısrî Hânkâhı şeyhi Muhammed Şerefüddîn Efendi, “1069 (1658-59) târîhi doğrusudur.”
dedi; bu târîh yanlıştır.
* * *
Gel kul isen kulluk eyle hasbeten li’llâha bak
Onsekizbin âlemi var eyleyen Allâh’a bak
Ger Halîl olmak dilersen bekle hıdmet kapusın
Kara donlu Ka’be’yi yapan Halîlu’llâh’a bak
Yok iken bu yir ü gök arş u kürsî nefs ü cân
Evvel âhir bir olan “küntü kenzu’llâh’a bak
Gör ki senden gördüler anın münezzeh zâtını
Gör Muhammed Mustafâ’yı ayn-ı zâtu’llâha bak
Gizli râzı gün gibi fâş eyledim anlayana
Mürşid-i kâmil yüzünden sırr-ı ehlu’llâha bak
Tıfl-i ma’nâ zikr-i kalbinden olur ayne’l-yakîn
Ahsen-i takvîm yüzünden gel bu vechu’llâha bak
Dört kitâbın ma’nisin keşf eyleyen tevhîd imiş
Oku gel ümmü’l-kitâbı sen kelâmu’llâha bak
Âlem-i kübrâyı bilmez cân iline girmeyen
Gir gönül iklîmine seyr eyle arşu’llâha bak
Mü’minin kalbin Hudâ kendüye mir’ât eyledi
Gel musaffâ eyle kalbi sen bu beytu’llâha bak
Yok ile nefsin vücûdun bir ider tevhîd-i zât
'Şâbb-ı emred'in yüzünden gel cemâlu’llâha bak
Enbiyâdan mu’cize oldu bu kerâmet evliyâ
Ey Sinân Ümmî gözün aç sen bu zikru’llâha bak
* * *
N'eylerim cân u cihânı bana Rahmân’ım gerek
Tâ ezel 'kâlû belâ'da ahd ü peymânım gerek52
Bülbülüm âh u figânımdan murâdım her nefes
Ol gül-istânım bağında nûr-ı Yezdân’ım gerek
Bahr-ı mutlak kuşu idim bunda pervâz eyledim
Bir kanadım açdığımdan bahr-ı ummânım gerek
Pâdişâh-ı lâ-yezâlin şem’ine pervâneyim
Aşka fermân olduğumdan yine ol hânım gerek
Ben muhabbet denizinden nûş iderdim akl ü cân
Bu Sinân Ümmî gerekmez bana erkânım gerek
* * *
Ey cismine cân isteyen gel mâh-ı kevnden al haber
Ey kâmil îmân isteyen gel doğru dînden al haber
Ey ilm ü irfân isteyen bir zerreden kâr isteyen
Ey hükm-i Kur’ân isteyen 'kâf' ile 'nûn'dan al haber
Bir mürşide vir özünü gafletden aç gel gözünü
Özle özlüğü izini sen yine senden al haber*
Al tevhidi dilden dile ola ki cânın yol bula
Sen şehrini sorma ele ayne’l-yakîndan al haber
Ten fenâdır eyle fenâ her giz kurma nefse binâ*
Gir bâtının esrârına ilm-i ledünden al haber
Ol ma’den-i sıdk u safâ ya’nî Muhammed Mustafâ
Geldi cihâna hoş safâ buldunsa andan al haber
(...أَلَ ْستُ ِب َر ِبّكُ ْم قَالُواْ َبلَى شَ ِهدْنَا...) "... 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim?' (demişti). Onlar da, 'Evet (Rabimizsin), buna şâhidiz.' dediler..." 7. A'râf sûresi, 172. (H)
Gaflet seni bağlamasun dünyâya cân ağlamasun
Bân mülkünü dağlamasun çeşm-i bâtından al haber
Nefs ü câna olan kuvâ vahdet bulursa hoş ridâ*
Budur sülûka intihâ ins ile cinden al haber
Ey tâlib-i vahdet olan Rahmân’ını ârzû kılan
Gel hazrete vuslat bulan Ümmî Sinân’dan al haber53
(Mısrî Dergâhı):
Hz. Mısrî’nin Bursa’daki hânkâhı Câmi’-i Kebîr’in karşısında, sokak
içindedir. Hâlen müşrif-i harâbdır. Kapısı bâlâ(sı)nda:
“Ümm-i dünyânın güzîde mefhar-ı asrı budur
Şekker-istân-ı hakâyık Dergeh-i Mısrî budur”
yazılıdır. Burada zamânımıza kadar post-nişîn olan zevât-ı kirâm:
- Mahdûm-ı Hz. Mısrî Şeyh Ali Çelebi Efendi (kuddise sırruhû),
- Şeyh el-Hâc Muhammed Sahfî Efendi (kuddise sırruhû),
- Şeyh Ali Efendi b. Muhammed Sahfî Efendi (kuddise sırruhû),
- Şeyh Ahmed b. Ali Efendi (kuddise sırruhû),
- Şeyh Zeyneddîn b. Ahmed Efendi (kuddise sırruhû),
- Şeyh Ahmed Şemseddîn b. Zeyneddîn Efendi (kuddise sırruhû),
- Şeyh Muhammed Emîn Zâik Efendi b. Zeynelâbidîn Efendi (kuddise
sırruhû),
- Şeyh Necât b. Zâik Efendi (kuddise sırruhû),
- Şeyh İsmâil Nazîf b. Ahmed Şemseddîn Efendi (kuddise sırruhû),
- Şeyh Muhammed Şemseddîn Efendi b. İsmâîl Nazîf Efendi (kuddise
sırruhû).
Çelebi Şeyh Ali Efendi
Mahdûm-ı Hz. Mısrî olup, zâhir u bâtını ma’mûr erlerdendir. Pederinin câ-
nişîni oldu. Velâdeti 1075/(1664-65), irtihâli 1125/(1713)’tir. Yirmi sene post-nişîn
“Sinân Ümmî” yerine, “Ümmî Sinân” da buyurdukları vâki’dir.
olup, elli sene muammer olmuştur. Bursa’da, hânkâhın harîminde vâlide ve
hemşîrelerine karîndir. (Kaddesallâhu sırrahû)
Râsimâ gûş eyleyince fevtine târîh içün
Didi Mısrî-zâde’ye gül-zâr-ı cennet ola câ
( )مصرى زاده يه كلزار جنت اوله جا54
