HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Önce bir uyarı: iki ayrı Ümmî Sinan
Kaynaklarda — hem eski hem yenilerinde — iki ayrı zat birbirine karıştırılmıştır:
- İbrâhim Ümmî Sinan (ö. 976/1568) — bu kartın konusu; Sinâniyye kolunun pîri, İstanbul'da faaliyet göstermiştir.
- Ümmî Sinân / Sinân-ı Ümmî (Yûsuf b. İbrâhim, ö. 1067/1657) — Elmalılı Halvetî şeyhi ve şair, Niyâzî-i Mısrî'nin mürşidi.
Karışıklık divan nüshalarına kadar yansımıştır: İstanbul Kitaplıkları Yazma Divanlar Kataloğu'nda Elmalılı Ümmî Sinân'a ait divan nüshaları İbrâhim Ümmî Sinan adına kaydedilmiştir. Aradaki fark seksen dokuz yıldır ve iki ayrı şehirdir.
Menşei ve tahsili
Bursalı, Prizrenli veya Karamanlı olduğuna dair farklı rivayetler bulunmakla birlikte Bursalı olma ihtimali daha kuvvetlidir. İstanbul'da medrese tahsili gördükten sonra Karaman'a gitti.
Burada, Halvetiyye'nin dört ana kolundan biri olan Ahmediyye'nin kurucusu Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin'in halifelerinden İzzeddin Karamânî'ye intisap etti; seyrüsülûkünü tamamlayıp hilâfet aldı. Bazı kaynaklarda mürşidinin Kasım Lârendî (Kasım Çelebi, ö. 941/1534 ?) olduğu da kaydedilir.
İrşad ve tekkesi
Bir süre Manisa ve Uşak çevresinde irşad faaliyetinde bulundu. Ardından İstanbul'a dönerek 958 (1551) yılında Topkapı ile Şehremini arasında — bugünkü Arpa Emini mahallesi Kanlı Bostan sokağında — kendi adıyla anılan tekkeyi yaptırdı ve irşadını burada sürdürdü. Bazı kaynaklar bu tekkenin Kanûnî Sultan Süleyman tarafından inşa ettirildiğini bildirir.
300 kadar halife yetiştirdiği kaydedilir. En tanınmış halifesi, Ehl-i beyt muhabbetini terennüm ettiği şiirleriyle meşhur, Seyyid Nizamoğlu diye tanınan Seyyid Seyfullah Efendi'dir.
Vefatı ve kabrinin yeri
Tekkesinde vefat etti. Cenaze namazı Fâtih Camii'nde kılındıktan sonra naaşı tekrar tekkesine getirilirken, yolda zuhur eden mânevî bir işaret üzerine Eyüp'e götürülüp halifelerinden Nasuh Efendi'nin Otlukbayır/Düğmeciler semtinde yaptırdığı tekkeye defnedildi. Vefatına “şeyhullah” (976) ibaresi tarih düşürülmüştür.
Kabrinin burada bulunması sebebiyle Eyüp Düğmeciler'deki tekke tarikatın âsitânesi sayılmıştır. Tekke 1826-1839 arasında yenilendi, XIX. yüzyılın son çeyreğinde esaslı bir onarım gördü. Son şeyhi, Kurtuluş Savaşı yıllarında Ankara'da valilik yapan Yahyâ Galib Efendi'dir (Kargı, ö. 1942); onun Cumhuriyet'ten sonra burayı ikametgâh olarak kullanması tekkenin harap olmasını önlemiştir.
Sinâniyye'nin tekkeleri
Sinâniyye, esas olarak İstanbul'da açılan üç tekkede, tekkelerin kapatıldığı 1925 yılına kadar faaliyet gösterdi.
Şehremini'deki Ümmî Sinan Tekkesi'nin meşihatı uzun süre aile içinde kaldı: kızı Âbide Hatun'un eşi ve halifesi Mîr Ali Alemdâr (998/1590'a kadar), Âbide Hatun'un damadı Halepli Şerif Mehmed Efendi (ö. 1023/1614), onun oğlu Ced Hasan Efendi (ö. 1088/1677), ardından babadan oğula Hüseyin Hüsâmeddin, Mustafa ve Hasan efendiler. Aile dışından gelenlerin sonuncusu, Sinâniyye'ye de intisabı bulunan Şâbânî-Nasûhî şeyhi şair Mustafa Zekâi Efendi'dir (ö. 1227/1812); tekke bu tarihten sonra Zekâî veya Zekâîzâde Tekkesi diye anılmaya başlanmıştır.
Hemen yakındaki Pazar Tekkesi, Ümmî Sinan'ın ilk halifesi Harîrî Mehmed Efendi tarafından kuruldu. Silivrikapı sur içindeki Emirler Tekkesi'ni ise Seyyid Nizamoğlu kurdu; XIX. yüzyıl ortalarına kadar onun soyundan gelen şeyhlerin tasarrufunda kaldı, iki yangından sonra önce Kādiriyye'ye, ardından Şâbâniyye'ye intikal etti — bugüne yalnız Seyyid Nizamoğlu'nun açık türbesi ulaşmıştır.
Diğer yollarla iç içe geçmeler
Sinânî şeyhlerinin bir kısmı başka tarikatlara ait tekkelerde şeyhlik yapmıştır. Ced Hasan Efendi'nin damadı ve halifesi Şerif Abdurrahman Efendi'nin (ö. 1123/1711) Tophane'deki Kādirî Âsitânesi postnişini olmasıyla başlayan Kādirî-Sinânî yakınlaşması sonraki dönemlerde sürmüştür. Ced Hasan Efendi'den hilâfet alan Habîbî İsmâil Efendi'nin (ö. 1090/1679) Mevlevîliğe de intisap ettiği belirtilir.
Sinâniyye'den hilâfet almış olan Tekirdağlı Muslihuddin Mustafa'ya (ö. 1099/1688) Muslihiyye, Kayserili Ahmed Zührî'ye de (ö. 1157/1744) Zühriyye adıyla iki kol nisbet edilir. İstanbul dışında, Kütahya'da XV. yüzyılda kurulan Balıklı Tekkesi'ne halifelerinden Şeyh Muslihuddin postnişin olmuş, 1072'de (1661-62) vefat edip buraya defnedilince tekke Muslihuddin Tekkesi adını almıştır.
Balkanlar
Tarikat XVI. yüzyılın ortalarından itibaren Balkanlar'da da yayıldı; ilk Sinânî tekkesi Üsküp'te XVI. yüzyılın ilk çeyreğinde tesis edildi. Osmanlı döneminde Kosova ve Makedonya bölgesinde — üçü Üsküp, ikisi Prizren'de olmak üzere — on Sinâniyye tekkesi mevcuttu; 1912'den sonra ikisi Prizren, biri Üsküp, biri Kosova'da (Mitroviça) olmak üzere dört tekke tesbit edilmiştir. Prizren'deki Malkoç Baba Tekkesi'nin günümüzde faal olduğu belirtilir. Bu tekkelerde zikir haftada bir defa, cuma günü yapılmaktadır.
Hayatı ve Sinâniyye'nin doğuşu
Kaynaklarda Ümmî Sinan İbrâhim b. Abdurrahman el-Halvetî adıyla anılır. Nereli olduğu ihtilaflıdır; Bursalı, Prizrenli veya Karamanlı olduğu söylenmekle birlikte Bursalı olma ihtimali daha kuvvetli görülür. İstanbul'da medrese tahsili gördükten sonra Karaman'a gitmiş, Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin'in halifelerinden İzzeddin Karamânî'ye intisap ederek hilâfet almıştır. Bazı kaynaklar mürşidi olarak Kasım Lârendî'yi gösterir.
Bir süre Manisa ve Uşak çevresinde irşadla meşgul oldu; bu yıllarda Uşşâkıyye'nin kurucusu Hüsâmeddin Uşşâkî'nin de kendisinden icâzet aldığı anlaşılmaktadır. Ardından İstanbul'a dönerek 958'de (1551) Topkapı ile Şehremini arasında kendi adıyla anılan tekkeyi kurdu ve ömrünün sonuna kadar burada irşadda bulundu.
Kendisine nisbet edilen Sinâniyye, Ahmediyye'den doğan ilk koldur; Muslihiyye ve Zühriyye şubeleri ondan ayrılmıştır. Kolu İstanbul'daki üç tekkesi ve XVI. yüzyıl ortalarından itibaren Balkanlar'a uzanan yayılışıyla 1925'e kadar sürmüştür.