Köken ve kullanım
i, ar.
حيات
Kaynaklardaki ortak açıklama
- Yaşama, zindegi. 2. tas. Sâliki dünya bağlarından ve nefsani arzulardan koparan kutsal ve ilâhî nurun tecelli etmesi, “Hayat, ölümdedir” (sr 489), yani kalbin hayatta olması için nefsin ölmesi gerekir. Cüneyd, tasavvufu “Hakk'ın seni senden öldürmesi ve kendisiyle hayata kavuşturmasıdır” demiştir. İlmin yaşaması için cehaletin, cem halinin yaşaması için tefrika halinin ölmesi, Hak ile hayatta olmak için halk ile yaşama haline son verilmesi lazımdır (HM 44). Kötü hal ve hareketlerin sona ermesi mevt (ölüm), iyi hal ve hareketlerin edinilmesi hayattır. “Gerçek sûfî ölmeden önce ölür ve hakiki hayata kavuşur.” Hay hü Bir zikir şekli. Hayıriar. (خاير) veya Hayr 1. İyilik, güzellik, fayda. 2. tas. Var olan her şey, bütün mevcudat. Mutasavvıflara göre var olan şey hayırdır, yokluk ise şerdir. Onun için “Olanda hayır vardır," el-Hayr fi-mâ vakaa derler. Tüm hayırların esası bütün yapıp etmelerde, tutum ve davranışlarda edep gözetmektir (sr 400).
- İyilik, güzellik, fayda. 2. tas. Var olan her şey, bütün mevcudat. Mutasavvıflara göre var olan şey hayırdır, yokluk ise şerdir. Onun için “Olanda hayır vardır," el-Hayr fi-mâ vakaa derler. Tüm hayırların esası bütün yapıp etmelerde, tutum ve davranışlarda edep gözetmektir (sr 400).
Dinî Terimler Sözlüğü
Diri olmak, dirilik.
1. Allahü teâlâ hakkında bilmemiz vâcib olan sıfât-ı subûtiyye'den biri. Allahü teâlânın diri olması.
Allahü teâlânın kâmil (noksan olmayan) sıfatları vardır. Bunlar, hayât (diri olmak), sem' (işitmek), basar (görmek), kudret (gücü yetmek), irâde (istemek), kelâm (söylemek) ve tekvîn (yaratmak)tır. Bu sekiz sıfata, sıfât-ı sübûtiyye ve sıfât-ı hakîkiyye denir. Bu sıfatları da kadîmdir. Yâni sonradan olma değildir. Kendinden ayrı olarak ayrıca vardır. Ehl-i sünnet âlimleri böyle bildirmektedir.
(İmâm-ı Rabbânî)
2. Bir insanın doğumundan ölümüne kadar geçen zaman.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Mal ve dünyâdan size verilen şey, yalnız hayatta bulunduğunuz müddetçe, onunla geçinmektir. Îmân edip Rablerine tevekkül edenler için âhirette Allahü teâlânın indinde dünyâ nîmetinden hayırlı ve dâimî çok sevâb vardır. (Şûrâ sûresi: 36)
Öldükten sonra da, hayâtta olduğum gibi bilirim. (Hadîs-i şerîf-Deylemî)
3. Bir insanın ölümünden sonra başlayan ebedî (sonsuz) hayat.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Dünyâ hayâtı, oyun ve boş şeylerdir. Allah'tan korkanlar için âhiret hayâtı elbette hayırlıdır. Böyle olduğunu niçin anlamıyorsunuz? (En'âm sûresi: 32)
Berzâh hayâtı, yâni kabir hayâtı, dünyâ hayâtının yarısı gibidir.Kabirde rûhun bedene bağlanması, diri iken olan bağlanmasının yarısı kadardır. Gömülmemiş ölüler de, berzâh hayâtında oldukları için, azâbı ve elemi duyarlar ve hiç hareket etmez, kıpırdayamazlar. (İmâm-ı Rabbânî)
Kabirdeki hayât, bir bakımdan dünyâ hayâtına benzediği için, meyyit terakkî eder, derecesi yükselir. Kabir hayâtı insanlara göre değişir. "Peygamberler (aleyhimüsselâm) kabirlerinde namaz kılar." buyruldu. (İmâm-ı Rabbânî)
Tasavvuf Sözlüğü
Arapça, canlılık, dirilik manasınadır. Bir şeyin kendi nefsi sebebiyle varlığı, onun tam hayat sahibi olmasıdır. Kendinden başkası sebebiyle varolanın hayatı, izafî (bağıntılı) dir. Allah kendi nefsinden dolayı vardır, ve O, diridir. (Hay), hayatı, tam hayattır, O’na ölüm dokunmaz. Mahlûkat, Allah’tan gayri varlıklardır. Onların hayatı, izafî hayattan başkası değildir. Bu sebeble onlar ölümlü ve fânidirler. Ayrıca, mahlûkat içinde Allah’ın hayatı tam diridir. Ancak mahlûkat, bu tam dirilik konusunda farklılık arzederler. Bunlardan bir kısmı kendi nefsi ile vardır (mevcuttur) ve mevcut olduğu bilinir. Lakin bunun vücudu (varlığı), yakınlığa bağlı (Allah’a yakınlık) olmadığı için, hakikî değildir. Burada kurbet (yakınlık), kendisi için değil Hak için var olmak demektir. Ancak kurbet (yakınlık) hayatı da, tam bir hayat değildir. Onlardan bazılarında, dış şekillerinde olmaksızın bir hayat zuhur eder. Bunlar diğer hayvanattır. Yine mahlukattan bir kısmının kendindeki hayat, bâtıl olur, hayvan, maden, bitki vb. gibi, kendi nefislerinden dolayı değil, başkasından dolayı mevcutturlar. Bütün varlıklar hayat sahibidir, diridir. Zira her şeyin varlığı, hayatının aynı (özü, aslı) dır. Aradaki fark; tam hayat sahibi olmak, noksan hayat sahibi olmaktır. Yani burada ölümün birleştiği ve ölümün birleşmediği hayat farkı, söz konusudur. Eşya, mertebesine müstehak olduğu ölçüdedir (miktardadır, durumdadır). Bir miktar azalma ve çoğalma ile bu mertebe yok olur. Varlık (vücut) ta hayat, tam olan hay (diri) dan başkası yoktur. Zira hayat, bir tek ayn (öz, asıl)’dır. Hayatta, noksanlığa, bölünmeye, değişime, atomlarına ayrılmaya yer yoktur. Hayat, her şeyde, kendinden dolayı mevcut olan bir cevher-i ferddir. Şey’in dilemesi, onun hayatıdır. O da, bütün eşyayı ayakta tutan, varlığını sürdürten Allah’ın hayatıdır. Bu da, varlığın Allah’ı teşbih etmesidir. Varlıktaki hayatiyet, devamlılık, onun teşbihidir. Ayet: “Yerde ve göklerde hiç bir şey yoktur ki O’nu hamd ile teşbih etmesin. Lâkin siz onların teşbihlerini anlayamazsınız”, (lsra/44)Bazı sufilere göre hayatın üç derecesi vardır:ilim hayatı : Kalbin cehilden kurtulup ilimle dirilmesi.Hayat-ı cem’ : Kalbin tefrika denilen esma ve sıfat tezahürlerinden kurtulup, Zât’a doğru bir noktada cem olup toparlanması. Bu mânâda, kalbin, Allah’tan gayri akla takılan şeyleri kovması, düşünce gücünü bir noktada konsantre etmesi söz konusudur.Hayat-ı Hak : Vücud hayatı demektir. Sufinin fena fillah ve bakâbillah makamına ermesidir.Bunlara ilaveten; şehidlik, zikir, tefekkür, mârifetullah ve aşk da, maddî bedenin ölümünden sonra devam edegelen bir tür dirilik (hayat) olarak kabul edilmişlerdir.