Ara
Menü

Üsküdarlı Mehmed Nasûhî

Üsküdarlı Mehmed Nasûhî (1648-1718), Karabaş-ı Velî'nin halifesi; Doğancılar'daki dergâhıyla Nasûhiyye koluna adını veren mutasavvıf, vaiz ve şairdir.

Doğum
1648
Vefat
1718
Unvan
Nasûhiyye pîri, vaiz, şair ve müellif

Üsküdar'da yetişmesi

Mehmed Nasûhî Üsküdar'da doğdu ve dinî ilimleri tahsil etti. Halvetiyye'nin Şâbâniyye kolunun önde gelen şeyhlerinden Karabaş-ı Velî'ye intisap ederek seyrüsülûkunu tamamladı; hilâfet aldı.

Doğancılar Zâviyesi

Dostlarından Hasan Paşa'nın Üsküdar Doğancılar Meydanı'nda yaptırdığı zâviyede postnişin oldu; vaaz, hadis, tefsir ve cehrî zikir meclislerini birlikte yürüttü. Bu merkez, onun adıyla Nasûhiyye diye anılacak irşad çevresinin kurumsal odağına dönüştü.

Eyüp vaizliği ve Kastamonu sürgünü

1117/1705-06'da Eyüp Sultan Camii salı vaizliği kendisine verildi. 1126/1714'te bazı sözlerin kendisine isnat edilmesi üzerine Kastamonu'ya sürüldü. 1128 Şevvalinde/1716 affedilerek Üsküdar'daki zâviyesine döndü.

Vefatı ve devam eden kol

18 Ramazan 1130/1718 gecesi vefat etti ve Doğancılar'daki zâviyesinin hazîresine defnedildi. Oğlu ve halifeleri vasıtasıyla Nasûhiyye İstanbul'dan Anadolu ve Balkanlara uzanan bir Şâbânî kolu hâline geldi.

Eserleri ve şiiri

Nasûhî'nin tasavvufî risaleleri, mektupları ve şiirleri tevhid, nefis terbiyesi, edep ve mürşid-mürid ilişkisini işler. Vekāyi‘u’l-Fuzalâ onun dört beyitlik bir na‘tını nakleder.

Diğer eserleri

Kırk yedi şiir ihtiva eden bir Divançe’si vardır ve muhtelif yazma nüshalarından hareketle neşredilmiştir. Şerh-i Gazel-i Niyâzî-i Mısrî, Niyâzî-i Mısrî’nin “Yâ câmia’l-esrâr ve’l-fezâil” mısraıyla başlayan gazelinin Arapça şerhidir.

Mü’min, Nûr, Furkān, Şuarâ, Kasas, Ankebût, Yâsîn, Sâffât, Sâd, Neml ve Zümer sûrelerinin tefsirini ihtiva eden bir eseri daha bulunduğu, bu eseri Ömer Nasûhî Bilmen’in Nasûhî Tekkesi Kütüphanesi’nde gördüğünü söylediği kaydedilir; kütüphane 1995 yılında Süleymaniye Kütüphanesi’ne nakledilmiş, ancak söz konusu eser burada bulunamamıştır.

Ayrıca oğlu Alâeddin Ali için yazdığı Risâletü’l-velediyye, halifelerinden Fahreddin Efendi adına kaleme aldığı Risâletü’l-Fahriyye ve Ebû Eyyûb el-Ensârî’den rivayet edilen hadisleri şerheden Mecmûatü’l-ehâdîs ve Şuabü’l-îmân adlı eserleri bulunduğu kaydedilmektedir. Risâletü’l-Fahriyye, Nasûhîzâde Ahmed Kerâmeddin Efendi tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

Ardından gelen postnişinler ve Nasûhîzâdeler

1130’daki (1718) vefatından sonra tekkesinde oğlu Ali Alâeddin Efendi (ö. 1165/1752) postnişin olmuştur. Daha sonra babadan oğula intikal eden meşihat görevini sırasıyla Şeyh Mehmed Fazlullah Efendi (ö. 1218/1803), Şeyh Abdurrahman Mehmed Şemseddin Efendi (ö. 1249/1833), Şeyh Mehmed Muhyiddin Efendi (ö. 1315/1897) ve son postnişin Şeyh Ahmed Kerâmeddin Efendi (ö. 1934) üstlenmiştir.

Nasûhîzâdeler olarak tanınan bu sülâle İstanbul’un en nüfuzlu şeyh ailelerinden biri olmuştur. Hakkında mensuplarından Senâî ile torunlarından Ahmed Kerâmeddin Efendi tarafından iki menâkıbnâme kaleme alınmıştır.

Nasûhîzâdeler ve dergâhın sonraki tarihi

Ölümünden sonra tekkesinde oğlu Ali Alâeddin Efendi (ö. 1165/1752) postnişin olmuştur. Daha sonra babadan oğula intikal eden meşihat görevini Şeyh Mehmed Fazlullah Efendi (ö. 1218/1803), Şeyh Abdurrahman Mehmed Şemseddin Efendi (ö. 1249/1833), Şeyh Muhyiddin Efendi (ö. 1315/1897) ve Şeyh Ahmed Kerâmeddin Efendi (ö. 1934) üstlenmiştir. Nasûhîzâdeler olarak tanınan bu sülâle İstanbul'un en nüfuzlu şeyh ailelerinden biri olmuştur.

Nasûhî Dergâhı, Şâbâniyye'nin İstanbul'daki âsitânesi olmuş ve önemli bir tasavvuf ve kültür merkezi özelliğini tekkelerin kapatıldığı tarihe kadar sürdürmüştür. Karabaş Velî'nin bir başka halifesi olan Mustafa Fânî Efendi'nin (ö. 1122/1710) kurduğu Maçka Tekkesi de daha sonra Nasûhiyye'ye bağlanmıştır.

COĞRAFÎ HAFIZA10 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi10 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç14 doğrudan bağlantıAğda gör →
ÇOKLU İRŞAD GÜZERGÂHI2 ayrı bağlamda görünüyorHer bağlantı ayrı açılır; ortak gövde, kol aidiyeti anlamına gelmez.

Menkıbeler

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Babasının dergâha gelişi

Oğlunun tanımadığı bir şeyhe intisap ettiğini öğrenen babası itiraz için dergâha gelmiş, Karabaş Velî’yi görüp kemalini anlayınca oğlunun orada kalmasına razı olmuştur.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Gençliğinde ilimle meşgul olduğu yıllarda tasavvufa ilgi duyarak Üsküdar Atik Vâlide Camii yanındaki tekkesinde irşad faaliyetinde bulunan Şâbâniyye’nin Karabaşiyye kolunun pîri Şeyh Karabaş Velî’ye intisap etti ve şeyhin tekkede kendisine tahsis ettiği hücrede halvete girdi.

Oğlunun tanımadığı bir şeyhe intisap ettiğini öğrenen babasının hemen dergâha geldiği, ancak Karabaş Velî’yi görüp onun kemalini anlayınca orada kalmasına razı olduğu kaydedilmektedir. Menkıbenin ağırlık merkezi mürid değil şeyhtir: itiraza gelen kişiyi ikna eden şey bir söz değil, bir görüştür.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Karabaş Velî'ye intisabı ve babasının dergâha gelişi

Üsküdar'da Kefçe Dede mahallesinde başladığı tahsil sırasında tasavvufa ilgi duyup Atik Vâlide Camii yanındaki tekkede irşadda bulunan Karabaş Velî'ye intisap etti. Oğlunun tanımadığı bir şeyhe bağlandığını duyup hemen dergâha gelen babası, Karabaş Velî'yi görüp kemalini anlayınca orada kalmasına razı oldu.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Mehmed Nasûhî, çocukluk döneminden sonra ailesinin taşındığı Üsküdar'da Kefçe Dede mahallesinde tahsil hayatına başladı. Gençliğinde ilimle meşgul olduğu yıllarda tasavvufa ilgi duyarak, Üsküdar Atik Vâlide Camii yanındaki tekkesinde irşad faaliyetinde bulunan Şâbâniyye'nin Karabaşiyye kolunun pîri Şeyh Karabaş Velî'ye intisap etti ve şeyhin tekkede kendisine tahsis ettiği hücrede halvete girdi.

Bu intisap ailede önce tedirginlikle karşılanmıştır: oğlunun tanımadığı bir şeyhe intisap ettiğini öğrenen babasının hemen dergâha geldiği, ancak Karabaş Velî'yi görüp onun kemalini anlayınca orada kalmasına razı olduğu kaydedilmektedir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Eserleri ve metinleri

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Mektûbât (Mürâselât-ı Pîr)

Müridi Enderun kethüdâsı İbrâhim Ağa’ya gönderdiği 180 mektuptan meydana gelen kitaptır.

Metni gösterMetni daralt

Müridi Enderun kâhyası İbrâhim Ağa’ya gönderdiği 180 adet mektubu içeren kitap Mektûbât ya da Mürâselât-ı Pîr adıyla anılmaktadır. Metnin birden fazla yazma nüshası bulunmakta, bazı mektuplar ayrıca ayrı bir derleme içinde yayımlanmış durumdadır.

Mektupların tek bir muhataba yazılmış olması, eseri bir mektup mecmuasından çok tek kişiye yıllara yayılan bir terbiye seyri haline getirir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

er-Risâletü’r-Rüşdiyye fi’t-tarîkati’l-Muhammediyye

Halifelerinden Mudurnulu Abdullah Rüşdü için yazılmış, tarikat âdâbına dair risâledir.

Metni gösterMetni daralt

er-Risâletü’r-Rüşdiyye fi’t-tarîkati’l-Muhammediyye, halifelerinden Mudurnulu Abdullah Rüşdü için kaleme alınmış olup tarikat âdâbına dairdir. Risâlenin çeşitli yazma nüshaları vardır ve metin Mahmûd Rebîî tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.

Eserin bir halife adına yazılmış olması, muhtevasının genel bir âdâb kitabından ziyade belirli bir halifeye devredilen irşad usulünün yazıya geçirilmiş hali olduğunu düşündürür.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Doğum tarihinde üç ayrı rivayet

Doğum yılı için 1060 (1650), 1058 (1648) ve 1063 (1653) olmak üzere üç ayrı tarih kaydedilmiştir; kaynaklar birleşmez.

Metni gösterMetni daralt

Üsküdar Toygartepesi’nde Bulgurlu Mescidi yakınlarında dünyaya gelmiştir. Doğum tarihi ise tek bir rakama bağlanamaz: Nasûhî Tekkesi’nin son postnişini olan torunlarından Ahmed Kerâmeddin Efendi 1060 (1650), Sâdık Vicdânî ise 1058 (1648) veya 1063 (1653) olarak kaydeder.

Üç rivayet arasında beş yıllık bir açıklık vardır ve hiçbiri diğerini geçersiz kılacak bir delil taşımaz. Buna karşılık vefat tarihi tartışmasızdır: 17 Ramazan 1130 (14 Ağustos 1718).

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Şa‘bân-ı Velî soyundan gelme iddiası

Bazı kaynaklar onu Şâbâniyye pîri Şa‘bân-ı Velî’nin soyuna bağlar; ancak Şa‘bân-ı Velî’nin evlenip çocuk sahibi olduğuna dair bilgi bulunmaması bu görüşü geçersiz kılar.

Metni gösterMetni daralt

Asıl adı Mehmed olup babasının adıyla tanınmıştır. Babası, sipahi zümresinden bir seyyid ailesine mensup Nasûhî Bey’dir.

Bazı kaynaklarda Şâbâniyye tarikatının pîri Şeyh Şa‘bân-ı Velî’nin soyundan geldiği söylenmekteyse de Şa‘bân-ı Velî’nin evlenip çocuk sahibi olduğu konusunda bilgi bulunmadığından bu görüşün doğru olmadığı söylenebilir. Nasûhî’yi Şa‘bân-ı Velî’ye bağlayan şey nesep değil, şeyhi Karabaş Velî üzerinden yürüyen tarikat silsilesidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Limni ziyaretleri ve Niyâzî-i Mısrî meselesi

Karabaş Velî’nin Limni sürgünü yıllarında oraya birkaç defa giden Nasûhî, aynı adada sürgünde olan Niyâzî-i Mısrî’nin de hizmetinde bulunmuş; bu durum iki şeyhin arasının kötü olduğu yolundaki yaygın kanaati tartışmalı hale getirir.

Metni gösterMetni daralt

Şeyhi Karabaş Velî’nin Limni’de sürgünde bulunduğu 1679-1683 yıllarında birkaç defa Limni’ye giderek kendisini ziyaret etti. Bu tarihlerde Niyâzî-i Mısrî de Limni’de sürgündeydi. Nasûhî, Mısrî’nin de hizmetinde bulunduğunu, hizmetlerinden dolayı Mısrî’nin kendisine dua ettiğini ve bu duanın bereketini üzerinde her zaman hissettiğini söyler.

Bu ifadelerden o yıllarda Karabaş Velî ile Niyâzî-i Mısrî’nin arasının iyi olduğu anlaşılmaktadır. Oysa Niyâzî-i Mısrî ile ilgili çalışmalarda onun Karabaş Velî’yi hiç sevmediği, hatta kendisine ağır ithamlarda bulunduğu kaydedilmektedir. Niyâzî’nin bir gazelini şerheden Nasûhî’nin ona muhabbet duyması bu görüşü tartışılır kılmaktadır: aynı adada, aynı yıllarda, aynı kişinin hem şeyhine hem de şeyhinin sözde hasmına hizmet etmiş olması, husumet anlatısının sonradan kurulmuş olabileceğini düşündürür.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Kastamonu sürgünü: ceza mı, davet mi?

Kendisine isnat edilen bazı sözler yüzünden 1126’da (1714) Kastamonu’ya sürgün edilmiş; mensupları bu sürgünü tarikatın pîri Kastamonulu Şa‘bân-ı Velî’nin mânevî bir daveti olarak yorumlamıştır.

Metni gösterMetni daralt

1117’de (1705) III. Ahmed tarafından Eyüp Sultan Camii kürsü şeyhliğine tayin edildi. Kendisine isnat edilen bazı sözlerden dolayı 1126’da (1714) Kastamonu’ya sürgüne gönderildi; iki yıl sonra İstanbul’a dönmesine izin verildi.

Mensupları bu sürgünü bir cezalandırma olarak değil, tarikatın pîri Kastamonulu Şa‘bân-ı Velî’nin mânevî bir daveti şeklinde yorumlamışlardır. Sürgün yerinin pîrin şehri olması, siyasî bir kararı tarikat hafızası içinde bambaşka bir olaya çevirmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Doğancılar’daki dergâhın inşası ve açılışı

Yarım kalan inşaatın masraflarını kendisi ödeyerek dergâhı 1099’da (1688) tamamlamış, açılış aynı yılın Kadir gecesi yapılmıştır.

Metni gösterMetni daralt

1096 (1685) yılında şeyhinin izniyle Üsküdar’a döndü; kısa bir süre sonra Karabaş Velî tâc-ı şerifini ona giydirip hacca gitmek üzere İstanbul’dan ayrıldı ve 1097’de (1686) Kahire’de vefat etti. Nasûhî bu sırada Üsküdar Doğancılar’daki Çakırcı Hasan Paşa ve Süleyman Paşa camilerinde irşad görevini sürdürmekteydi.

Yeniçeri ağalığıyla Enderun’dan çıkarılan Çelebi Hasan Paşa, Doğancılar’da bir dergâh inşasına başlamıştı. Ancak Hasan Paşa’nın maddî gücü inşaatı sürdürmeye yetmediğinden yaptığı masraflar kendisine ödendi ve dergâh 1099’da (1688) Mehmed Nasûhî tarafından tamamlandı. Aynı yılın Kadir gecesi (25 Temmuz 1688), Galata Mevlevîhânesi şeyhi Gavsî Ahmed Dede’nin de hazır bulunduğu bir merasimle açıldı; açılış münasebetiyle devrin şairlerinden Zamîrî, her mısraı ebcedle 1099 tarihini veren on üç mısralık bir manzume kaleme aldı. Tekkeyi IV. Mehmed’in kızı Hatice Sultan’ın eşi Damad Hasan Paşa’nın yaptırdığı şeklindeki bilgi doğru değildir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Mi‘râciyye ve dergâhın mi‘rac geleneği

Kutbünnâyî Osman Dede’nin bestelediği Mi‘râciyye onun temenni ve tavsiyeleriyle ortaya çıkmış, ilk defa kendi dergâhında okunmuştur; başındaki Arapça tevşih ona aittir.

Metni gösterMetni daralt

Dinî mûsikimizin önemli eserlerinden, bestesi Galata Mevlevîhânesi şeyhi Kutbünnâyî Osman Dede Efendi’ye ait olan Mi‘râciyye, Nasûhî’nin temenni ve tavsiyeleriyle ortaya çıkmıştır. Eserin başlangıcında okunan, tevşih denen Arapça bölüm de ona aittir. Mi‘râciyye ilk olarak Nasûhî Dergâhı’nda okunmuştur.

Buradan bir tekke âdeti doğmuştur: mi‘rac kandilini takip eden ilk pazar günü dergâhta mi‘râciyye okunması ve bu sırada dinleyenlere soğuk süt, şerbet ve küçük bir tabak içinde şeker dağıtılması bu tekkeye mahsus bir gelenektir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

HOCASI / ŞEYHİŞeyh Tulûî Muhammed Efendiİstanbul'daki öğreniminin ardından intisap ettiği şeyhtir; Halvetiyye'nin Nasûhiyye kolunun kurucusudur.AİLE / NESEPŞeyh Seyyid Ahmed KerâmeddinHalvetî-Şâbânî tarikatının Nasûhiyye kolunun kurucusu; Kerâmeddin Efendi onun torunlarındandır ve hakkında Şemsü's-subûhî adlı menâkıbnâmeyi kaleme almıştır.TALEBESİ / HALİFESİEnderunlu Şeyh İbrâhim AğaÜsküdarlı Mehmed Nasûhî, Enderunlu İbrâhim Ağa’nın mürşididir; İbrâhim Ağa onun yakın halifesi ve Mürâselât derleyicisidir.TALEBESİ / HALİFESİKarabaş-ı VelîŞeyhidir. Şâbâniyye’nin Karabaşiyye kolunun pîri olup Üsküdar Atik Vâlide Camii yanındaki tekkesinde irşad ederken Nasûhî ona intisap etmiştir. 1096’da (1685) Nasûhî’ye tâc-ı şerifini giydirmiş, hacca gitmek üzere İstanbul’dan ayrılmış ve 1097’de (1686) Kahire’de vefat etmiştir. Nasûhî’nin silsilesi onun vasıtasıyla Şa‘bân-ı Velî’ye ulaşır.TALEBESİ / HALİFESİNasûhîzâde İkinci Alâeddin EfendiOğlu ve halefidir (ö. 1165/1752); Nasûhî’nin vefatından sonra dergâhın postuna geçmiştir. Nasûhî’nin Risâletü’l-velediyye adlı eseri onun için yazılmıştır.TALEBESİ / HALİFESİŞeyh Tulûî Muhammed EfendiNasûhiyye’nin kurucusu olan Nasûhî’ye intisap etmiş, hilâfeti ise onun oğlu Şeyh Alâeddin Ali Efendi’den almıştır.TALEBESİ / HALİFESİEnderunlu Şeyh İbrâhim AğaMüridlerindendir; Nasûhî’nin Mektûbât’ını oluşturan 180 mektup ona gönderilmiştir. Şâbâniyye çevresinde Nasûhî’nin dervişlerinden biri olarak anılır.TALEBESİ / HALİFESİKarabaş-ı VelîŞeyhidir. Üsküdar Atik Vâlide Camii yanındaki tekkesinde ona intisap etmiş, tahsis edilen hücrede halvete girmiş, sülûkünü tamamlayınca onun emriyle Mudurnu'ya gönderilmiş, 1096'da (1685) izniyle Üsküdar'a dönmüş ve kısa süre sonra Karabaş Velî tâc-ı şerifini kendisine giydirmiştir.SONRAKİ HALKAŞâbân-ı VelîTarikat silsilesi Karabaş Velî vasıtasıyla Halvetî-Şâbânî tarikatının pîri Şa‘bân-ı Velî'ye ulaşır. Bazı kaynaklardaki, Nasûhî'nin Şa‘bân-ı Velî'nin soyundan geldiği yolundaki kaydın doğru olmadığı belirtilmektedir.SOHBET / YOL ARKADAŞLIĞINiyâzî-i Mısrî1679-1683 yıllarında Limni'de sürgünde bulunduğu sırada hizmetinde bulunmuş, bu hizmetleri dolayısıyla Mısrî'nin kendisine dua ettiğini ve bu duanın bereketini her zaman hissettiğini söylemiştir. Ayrıca Mısrî'nin bir gazelini Arapça şerhetmiştir.DEVAM EDEN BAĞLANTINasûhîzâde İkinci Alâeddin EfendiOğlu ve halefidir; vefatından sonra tekkede postnişin olmuştur (ö. 1165/1752). Nasûhî ayrıca onun için Risâletü'l-velediyye adlı eseri kaleme almıştır.SONRAKİ HALKAÇerkeşî Mustafa EfendiNasûhiyye'den doğan Çerkeşiyye kolu ona nisbet edilir (ö. 1229/1813-14).SONRAKİ HALKAKuşadalı İbrâhim EfendiNasûhiyye'den doğan Çerkeşiyye'nin alt kollarından Kuşadaviyye (İbrâhimiyye) ona nisbet edilir; böylece silsile Nasûhî üzerinden devam eder.ETKİLEDİĞİKutbü'n-nâyî Osman DedeGalata Mevlevîhânesi şeyhi olan Osman Dede'nin bestelediği Mi‘râciyye, Nasûhî Efendi'nin temenni ve tavsiyeleriyle ortaya çıkmıştır; eserin başındaki tevşih denen Arapça bölüm Nasûhî'ye aittir.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

İstanbul · TürkiyeNasûhî TekkesiÜsküdar Doğancılar’da Tunusbağı caddesi üzerinde yer alan, Halvetiyye’den Şâbâniyye’ye bağlı Nasûhiyye kolunun âsitânesi ve pîr makamıdır. Kaynaklarda Hazret-i Nasûhî Efendi, Nasûhî Mehmed Efendi, Şeyh Nasûhî Efendi gibi adlarla da anılır. Bu kayda göre dergâhın yapımını Sadrazam Damad Hasan Paşa başlatmış, maddî gücü yetmediğinden masraflar Şeyh Mehmed Nasûhî Efendi tarafından ödenerek inşaat 1099’da (1688) tamamlanmıştır; Hasan Paşa 1102’de (1690-91) IV. Mehmed’in kızlarından Hatice Sultan’la evlenmiş, tekkenin vakfı 1131’de (1719) Hatice Sultan adına tescil edilmiştir. Mehmed Nasûhî 1130’daki (1718) vefatının ardından tekkenin hazîresine defnedilmiş, kabrinin üzerine bir türbe yapılmıştır; postuna oğlu Şeyh Ali Alâeddin Efendi geçmiştir. Türbenin niyaz penceresi üzerinde “Makam-ı evliyâdır menba-ı feyz-i fütûhîdir / Edeble dâhil ol sûfî bu dergâh-ı Nasûhî’dir” beyti yer alır.İstanbul · TürkiyeKarabaş Velî Tekkesi (Atik Vâlide Camii yanı)Şâbâniyye’nin Karabaşiyye kolunun pîri Şeyh Karabaş Velî’nin irşad faaliyetinde bulunduğu tekkedir. Mehmed Nasûhî burada Karabaş Velî’ye intisap etmiş ve şeyhin kendisine tahsis ettiği hücrede halvete girmiştir.Mudurnu · TürkiyeSun‘ullah Efendi ZâviyesiSeyrü sülûkünü tamamladığında yirmi beş yaşlarındayken mürşidinin emriyle gittiği zâviyedir; burada dinî ilimleri okutmaya ve halkı irşad etmeye başlamıştır. İlişkili kişi dosyası Üsküdarlı Mehmed Nasûhî : Üsküdarlı Mehmed Nasûhî (1648-1718), Karabaş-ı Velî'nin halifesi; Doğancılar'daki dergâhıyla Nasûhiyye koluna adını veren mutasavvıf, vaiz ve şairdir.İstanbul · TürkiyeToygartepesi (Bulgurlu Mescidi civarı)Üsküdar Toygartepesi’nde Bulgurlu Mescidi yakınlarında dünyaya gelmiştir. Çocukluk döneminden sonra ailesi Üsküdar’da Kefçe Dede mahallesine taşınmış, tahsil hayatına orada başlamıştır. İlişkili kişi dosyası Üsküdarlı Mehmed Nasûhî : Üsküdarlı Mehmed Nasûhî (1648-1718), Karabaş-ı Velî'nin halifesi; Doğancılar'daki dergâhıyla Nasûhiyye koluna adını veren mutasavvıf, vaiz ve şairdir.İstanbul · TürkiyeNasûhî Dergâhıİnşasına Çelebi Hasan Paşa'nın başladığı, maddî gücü yetmeyince masrafları kendisine ödenerek Mehmed Nasûhî tarafından 1099 (1688) yılında tamamlanan ve aynı yılın Kadir gecesi açılan dergâh. Nasûhî ömrünün sonuna kadar irşad faaliyetini burada sürdürmüş, vefatında dergâhın hazîresine defnedilmiştir. Şâbâniyye'nin İstanbul'daki âsitânesi olan dergâh, tekkelerin kapatıldığı tarihe kadar önemli bir tasavvuf ve kültür merkezi olma özelliğini korumuştur. Mi‘râciyye ilk defa burada okunmuştur.Bolu · TürkiyeSun‘ullah Efendi ZâviyesiMehmed Nasûhî'nin, seyrü sülûkünü tamamladıktan sonra yirmi beş yaşlarında iken mürşidi Karabaş Velî'nin emriyle gidip dinî ilimleri okutmaya ve halkı irşad etmeye başladığı zâviye. İlişkili kişi dosyası Üsküdarlı Mehmed Nasûhî : Üsküdarlı Mehmed Nasûhî (1648-1718), Karabaş-ı Velî'nin halifesi; Doğancılar'daki dergâhıyla Nasûhiyye koluna adını veren mutasavvıf, vaiz ve şairdir.İstanbul · TürkiyeEyüp Sultan Camii1117'de (1705) III. Ahmed tarafından bu caminin kürsü şeyhliğine tayin edilmiştir. İlişkili kişi dosyası Üsküdarlı Mehmed Nasûhî : Üsküdarlı Mehmed Nasûhî (1648-1718), Karabaş-ı Velî'nin halifesi; Doğancılar'daki dergâhıyla Nasûhiyye koluna adını veren mutasavvıf, vaiz ve şairdir.İstanbul · TürkiyeÇakırcı Hasan Paşa CamiiKendi dergâhı kurulmadan önce, şeyhi Karabaş Velî'nin 1097'de (1686) vefat ettiği sırada irşad görevini sürdürdüğü Üsküdar Doğancılar'daki iki camiden biridir. İlişkili kişi dosyası Üsküdarlı Mehmed Nasûhî : Üsküdarlı Mehmed Nasûhî (1648-1718), Karabaş-ı Velî'nin halifesi; Doğancılar'daki dergâhıyla Nasûhiyye koluna adını veren mutasavvıf, vaiz ve şairdir.İstanbul · TürkiyeSüleyman Paşa CamiiKendi dergâhı kurulmadan önce, şeyhi Karabaş Velî'nin 1097'de (1686) vefat ettiği sırada irşad görevini sürdürdüğü Üsküdar Doğancılar'daki iki camiden biridir. İlişkili kişi dosyası Üsküdarlı Mehmed Nasûhî : Üsküdarlı Mehmed Nasûhî (1648-1718), Karabaş-ı Velî'nin halifesi; Doğancılar'daki dergâhıyla Nasûhiyye koluna adını veren mutasavvıf, vaiz ve şairdir.İstanbul · TürkiyeMuhammed Nasûhî TürbesiZiyaretgâh kaydı Kaynakta “HZ. PİR EŞ-ŞEYH MUHAMMED NASUHİ EFENDİ” adıyla, NASUHİYYE çevresinde, ÜSKÜDAR/İSTANBUL ziyaretgâh kaydı olarak yer alır. Adres tarifi TUNUSBAĞI CD. NO:22 İrtihal kaydı Kaynak veri kümesinde hicrî irtihal tarihi 17 RAMAZAN 1130 olarak verilir. Bu tarih, şahsiyet dosyasındaki biyografik tarihle ayrıca karşılaştırılmalıdır.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, c. 3, s. 2761-2762
  2. [2]Mürâselât incelemesi; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ IV
  3. [3]Kişi dosyasının kaynakları — Üsküdarlı Mehmed Nasûhî
  4. [4]Hatırat / İstanbul Ziyaretgâhları uygulaması, sürüm 1.0.5 — çıkarılmış veri kümesi
Ortak kaynak kataloğunu aç →