Ara
Menü

Kuşadalı İbrâhim Efendi

Kuşadalı İbrâhim Efendi (1188/1774 – 1262/1846), Halvetî-Şâbânî geleneğinden gelip tekkeyi, hilâfeti ve zorunlu esmâ zikrini bırakan; yanan dergâhının yerine yenisini yaptırmayı reddedip “artık tekkelerde eski feyiz kalmamıştır” diyen mürşid. Hiç eser yazmadı; geriye 143 mektup kaldı.

Doğum
1774
Vefat
1846
Unvan
Şâbâniyye'nin İbrâhimiyye (Kuşadaviyye) kolunun pîri

Doğumu ve tahsili

1188'de (1774) Aydın'ın Kuşadası kasabasının Çınarlı köyünde doğdu. Öğrenim çağına gelince okuma yazmayı annesinden öğrendi. Aydın, Denizli ve Anadolu'nun çeşitli şehirlerinde okuduktan sonra İstanbul'a gidip Fatih'te — bugün Millet Kütüphanesi olarak kullanılan — Feyziyye Medresesi'ne yerleşti; burada Hoca Emin Efendi'nin öğrencisi oldu.

Tahsilini tamamladığı bu yıllarda hücresine kapanarak vaktinin büyük kısmını ibadet ve mücâhedeye ayırmaya başladı.

Bir âyetin açtığı yol

Bir âyetin anlamı üzerinde çok düşündüğü hâlde çözümünü bulamamanın sıkıntısı içindeyken, bir arkadaşı bu âyeti o sırada Atpazarî Tekkesi'nde misafir kalan Beypazarlı Ali Efendi'ye sormasını tavsiye etti. Halvetî-Şâbânî tarikatının Çerkeşiyye kolunun pîri Çerkeşî Mustafa Efendi'nin halifelerinden olan Ali Efendi'nin yorumuna hayran kalan Kuşadalı, bunun ardından kendisine intisap etti.

Tarihler dikkat çekicidir: 1774'te doğduğu ve Beypazarlı Ali Efendi'nin 1814'te İstanbul'a geldiği bilindiğine göre intisap ettiğinde otuz dokuz-kırk yaşlarındaydı — ömrünün ilk kırk yılı zâhir ilimleriyle geçmişti.

Mısır sürgünü

1817'de Fındıkzade'deki Beşikçizâde Dergâhı'nın şeyhliğine getirilen Beypazarlı Ali Efendi, muhtemelen aynı yıl ona hilâfet vererek irşad göreviyle Mısır'a gönderdi. Kahire'de Gülşenî Dergâhı'nda ikamet etti.

Bilinmeyen sebeplerle Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'ya şikâyet edildi ve paşanın ricası üzerine İstanbul'a dönmek zorunda kaldı. Yakınlarıyla birlikte zincire vurularak İskenderiye'den gemiye bindirildiği de rivayet edilir. Bir görüşe göre Mehmed Ali Paşa onun Bektaşîliğe karşı olduğunu öğrenince kızıp Mısır'ı terke zorlamıştır. II. Mahmud tarafından paşa aleyhine faaliyet için gönderilmiş olabileceği ihtimali üzerinde durulmuşsa da bunu doğrulayacak bir delil yoktur.

Sineklibakkal Tekkesi ve yangın

1820'de İstanbul'a döndü, bir süre Feyziyye Medresesi'nde kaldı. Muhtemelen aynı yıl Aksaray Sineklibakkal'da kendisi için yaptırılan tekkenin meşihatını kabul ederek irşada başladı. Tekkeyi yaptıran kişi hakkında iki rivayet vardır: Evrenoszâde Sâmi Bey'e göre kendisine intisap eden zengin bir Bektaşî babası, Hüseyin Vassâf'a göre Usturacı Halil adlı biri.

Buradaki irşadı tekkenin yandığı 1832 yılına kadar sürdü. Mahallede başlayan yangının tekkeye ulaşmak üzere olduğu haber verildiğinde sohbetine devam ettiği, tekkenin yanmaya başladığı söylendiğinde “Haydi çıkalım, elhamdülillâh merasimden kurtulduk” dediği nakledilir.

“Artık tekkelerde eski feyiz kalmamıştır”

Yangının ardından tekkenin yeniden yapılmasına izin vermedi: “Bundan sonra seyrüsülûk hususi sohbetlerle devam eder, artık tekkelerde eski feyiz kalmamıştır.”

Koska civarında kiraladığı evde bir yıl kadar oturduktan sonra Fatih Çarşamba pazarında Papasoğlu Medresesi'nin karşısındaki konağı satın alarak buraya yerleşti. Hacca gitmek üzere İstanbul'dan ayrıldığı 1843 yılına kadar, yaklaşık on yıl, irşadını burada açtığı ilim, irfan ve sohbet meclisleriyle sürdürdü.

Ahmed Cevdet Paşa'nın tanıklığı

Bu dönemin önemli tanığı Ahmed Cevdet Paşa'dır. Tasavvufa intisabı bulunmamakla birlikte komşusu olması dolayısıyla kendisiyle zaman zaman görüştüğünü; vüzerâdan ve devlet ricâlinden pek çok kişinin konağa gelip huzuruna girmek için sofada beklediğini, en büyük hoca efendilere sorup halledemedikleri soruların cevaplarını ondan aldıklarını, dinî ilimlerin hepsinde ve özellikle tefsirde olağan üstü bilgi sahibi olduğunu söyler.

Şam yılları ve vefatı

1843'te ifa ettiği hac dönüşünde Şam'a geldi ve Ekim 1846'ya kadar Kanavat mahallesindeki Dervişiyye Camii civarında ikamet etti. Bu üç yıllık dönemdeki faaliyetleri hakkında bilgi bulunmamakta, yalnız şehrin valisi Ali Paşa'nın kendisine intisap ettiği bilinmektedir.

Bu tarihte, İstanbul'dan gelen kıdemli mensuplarından Bosnalı Mehmed Tevfik Efendi ve 100'ü aşkın müridiyle ikinci defa hacca gitmek üzere Şam'dan ayrıldı. Medine'yi ziyaret ettikten sonra Mekke'ye giderken, hacıların ihrama girdiği Râbiğ mevkiinde vefat etti.

Vefat tarihi konusunda ihtilâf vardır: Hüseyin Vassâf 1264 (1848), Aydî Baba divanında 1263 (1847) denilir. İbnülemin Mahmud Kemal, Sayda müşiri Kâmil Paşa'nın Meclis-i Vâlâ Riyâseti'ne gönderdiği 15 Safer 1263 (2 Şubat 1847) tarihli yazıda Kuşadalı ve beraberindeki bazı kişilerin koleradan öldüğünün bildirildiğini kaydederek vefat tarihini 1262 (1846) olarak tesbit etmiştir. “Şeyh-i ekmel-i devrân” ve “hâtem-i dehr bûd” ifadeleri vefatına tarih düşürülmüştür.

Şam'da şeyhinin hacdan dönüşünü beklerken ölüm haberini alan mensuplarından Cerîde-i Havâdis muharriri Enderunlu Ali Âlî, onun hakkında Hidâyetü'l-velî fî vâridâtı Kuşadalı adlı bir risâle kaleme almıştır.

Ailesi

Kaynaklarda evlilik ve aile durumu hakkında bilgi yoktur; ancak bir mektubunda Süleyman adlı bir şahıstan kayınpederi olarak bahseder. Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki 20 Mayıs 1853 tarihli bir belgeden evlendiği ve vefatından sonra eşi Hatice Hanım ile kızı Hacer'e devlet tarafından maaş bağlandığı anlaşılmaktadır.

Hiç eser yazmaması

Kırk yaşına kadar zâhir ilimleriyle meşgul olan ve Ahmed Cevdet Paşa'nın tanıklığının gösterdiği gibi döneminin en üst seviyedeki âlimlerinden olan Kuşadalı, ne bu alanlarda ne de tasavvuf alanında eser vermiştir.

Zâhir ilimlerine verdiği değeri gösteren bir sözü vardır: misal âleminde ara sıra Sünbül Sinan ile görüşüp birbirlerinden istifade ettiklerini, zaman zaman İbn Kemal ile de görüştüğünü, ancak her defasında kendisinin ondan istifade ettiğini söylerdi.

Mektupları

1820-21'den itibaren müridlerinin terbiyesi amacıyla yazdığı mektuplar, düşünce dünyasını ve şahsiyetini anlamak için en önemli kaynaktır. Vefatından sonra mensupları tarafından istinsah edilerek derlenmiş; büyük bölümü Millî Kütüphane ile Millet Kütüphanesi'ndedir. Çeşitli kütüphanelerdeki ve özel ellerdeki diğer mektuplarla birlikte sayıları 143'e ulaşır. Yaşar Nuri Öztürk tarafından derlenip yayımlanmıştır.

Silsilesi

Halvetî-Şâbânî tarikatına mensuptu. Silsilesi mürşidi Beypazarlı Ali Efendi vasıtasıyla Çerkeşiyye kolunun pîri Çerkeşî Mustafa Efendi'ye; oradan Mehmed Zoravî, Mudurnulu Abdullah Rüşdü, Mehmed Nasûhî, Karabaş Velî, Mustafa Muslihuddin Çelebi, İsmâil Çorûmî, Ömer Fuâdî ve Muhyiddin Kastamonî yoluyla tarikatın pîri Şeyh Şâbân-ı Velî'ye (ö. 976/1569) ulaşır.

Getirdiği yenilikler

Halvetiyye, esmâ-i hüsnâdan yedi ismin zikredilmesini seyrüsülûk esası sayan, halvet ve tekke merkezli bir yoldur. Kuşadalı bu anlayışa getirdiği yeniliklerle temayüz etti; bu sebeple kendisine tarikatın Kuşadaviyye (İbrâhimiyye) kolu nisbet edilmiştir. Başlıcaları:

  • Tekkeye yer vermemesi — seyrüsülûkü bulunduğu her yerde sohbetlerle sürdürmesi.
  • İlim tahsilini seyrüsülûkün yarısı sayması.
  • Esmâ zikrini zorunlu olmaktan çıkarması — müridde istidat zuhur edinceye kadar istiğfar ve salavât-ı şerîfe dersiyle yetinmesi.
  • “Kul tertibi” dediği evrâd ve ahzâb okuma yerine, zikir olarak mânasını düşünüp yüksek sesle Kur'ân-ı Kerîm'i hatmetmeyi tavsiye etmesi.
  • Râbıtayı tarikatın en önemli esası hâline getirmesi — Nakşibendiyye'ye has bilinen bu uygulama için “sırrullah, sırr-ı beytullah ve sırr-ı Resûlullah” olduğunu söylemesi.
  • Hiç kimseyi halife tayin etmemesi — bazı mensuplarına zikir telkini izni vermekle birlikte, sorulduğunda hâl-i hilâfet kimde zâhir olursa ona tâbi olmalarını söylemesi.

Bunların büyük kısmının Hacı Bayrâm-ı Velî'den itibaren Bayramî Melâmîliği'nde uygulanagelen hususlar olduğu ve mürşidinin pîri Çerkeşî Mustafa Efendi'nin melâmete dair bir risâlesi bulunduğu dikkate alınırsa, bu tarikattan etkilendiği söylenebilir. Bununla birlikte mektuplarında bu konuya hiç temas etmez.

Sonrası

Vefatı üzerine ihvan, hâl-i hilâfetin Bosnalı Mehmed Tevfik Efendi'de tecelli ettiğini görerek ona biat etti. “Halifeleri” diye tanıtılan Rusçuklu Ali Fethi, Aydî Baba, Keçecizâde Hâfız Ali İzzet, Mehmed Kırîmî, Ahmed İzzet, Kadızâde Ömer Halvetî, Ali Fikri, Muhammed Necib ve Muhammed Şevki gibi isimler aslında zikir telkin etmekle görevlendirdiği kişilerdir.

Mehmed Tevfik Efendi'den sonra hilâfet makamına Niğdeli Bekir Efendi, ardından Fâtih türbedarı Ahmed Amiş Efendi geçti. Mücâhedatın bir kısmını Kuşadalı'nın, geri kalanını kendisinin kaldırdığını söyleyen Ahmed Amiş Efendi döneminde tarikat tam anlamıyla Melâmetî bir nitelik kazanarak günümüze ulaşmıştır. Şeyhülvüzerâ Nâmık Paşa, Abdülaziz Mecdi Tolun, Osman Nuri Ergin, Süheyl Ünver ve Fethi Gemuhluoğlu bu koldan feyiz alan isimlerdendir.

Bektaşîlik meselesi: bir düzeltme

Kuşadalı'nın Bektaşîliği tarikat ve tekkelerin yozlaşmasına çarpıcı örnek gösterdiğine, yeniçeriliğin kaldırılması ve Bektaşîliğin yasaklanmasında II. Mahmud'un politikasını desteklediğine dair görüşlerin bir kanıtı bulunmamaktadır.

Bu iddianın dayanağı, Mehmed Esad adlı birine yazılmış bir mektuptu; bu kişinin Üss-i Zafer müellifi Vak'anüvis Mehmed Esad Efendi olduğu ileri sürülmüştü. Ancak mektubun Akhisar'da ikamet eden Kazasker Şehrîzâde Mehmed Esad Efendi'ye yazıldığının tesbit edilmesiyle bu ihtimalin doğru olmadığı anlaşılmıştır. Sineklibakkal'daki tekkesini bir Bektaşî babasının yaptırdığı rivayeti de ayrıca kayda değerdir.

Tarikat silsilesi

Halvetî-Şâbânî tarikatına mensup olan Kuşadalı İbrâhim Efendi'nin tarikat silsilesi, mürşidi Beypazarlı Ali Efendi vasıtasıyla bu tarikatın Çerkeşiyye kolunun pîri Çerkeşî Mustafa Efendi'ye ulaşır ve şu şekilde devam eder: Mehmed Zoravî, Mudurnulu Abdullah Rüşdü, Mehmed Nasûhî, Karabaş Velî, Kastamonulu Mustafa Muslihuddin Çelebi, İsmâil Çorûmî, Ömer Fuâdî, Muhyiddin Kastamonî. Silsile böylece tarikatın pîri Şeyh Şâban Velî'ye (ö. 976/1568) ulaşır.

Aynı silsileyi Ahmed Amiş Efendi üzerinden veren bir başka kayıt halkaları Bosnalı Mehmed Tevfik, Kuşadalı İbrâhim, Beypazarlı Ali, Çerkeşiyye kolunun kurucusu Mustafa Çerkeşî, Nasûhiyye kolunun kurucusu Seyyid Mehmed Nasûhî, Karabaşiyye kolunun kurucusu Karabaş Velî şeklinde sıralar; bu kayıtta Mehmed Zoravî ile Mudurnulu Abdullah Rüşdü halkaları yer almaz.

COĞRAFÎ HAFIZA11 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi11 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç12 doğrudan bağlantıAğda gör →
ÇOKLU İRŞAD GÜZERGÂHI2 ayrı bağlamda görünüyorHer bağlantı ayrı açılır; ortak gövde, kol aidiyeti anlamına gelmez.

Menkıbeler

İlk 3 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

“Elhamdülillâh merasimden kurtulduk”

Tekkesi yanarken sohbetini sürdürmesi.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

1832'de mahallede başlayan yangının tekkeye ulaşmak üzere olduğu, o sırada sohbet etmekte olan Kuşadalı'ya haber verildiğinde sohbetine devam etti. Tekkenin yanmaya başladığı söylendiğinde “Haydi çıkalım, elhamdülillâh merasimden kurtulduk” dedi.

Çerçeve. Bu bir keramet anlatısı değil, bir programın ilânıdır. Yangının ardından tekkenin yeniden yapılmasına izin vermeyerek “artık tekkelerde eski feyiz kalmamıştır” demesi, Kuşadaviyye'nin kurucu kararıdır: yol, bina olmadan yürüyecektir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Kuşadalı İbrâhim Efendi”, c. 26.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Misal âleminde Sünbül Sinan ve İbn Kemal

“Ondan ben istifade ederdim.”

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Misal âleminde ara sıra Sünbül Sinan ile görüşerek birbirlerinden istifade ettiklerini, zaman zaman İbn Kemal ile de görüştüğünü, ancak her defasında kendisinin ondan istifade ettiğini söylerdi.

Çerçeve. İki isim de bilerek seçilmiştir: biri Halvetî pîri, öbürü bir şeyhülislâm. Karşılıklılığı yalnız birincisinde kurup ikincisinde tek yönlü bırakması, zâhir ilmine verdiği değerin ifadesidir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Kuşadalı İbrâhim Efendi”, c. 26.
TARİHÎ KAYIT

Mehmed Tevfik Bosnevî'nin intisabı

On tarikata intisap edip birkaçından hilâfet almış olan Mehmed Tevfik Efendi'yi Kuşadalı, “şimdiye kadar yaşadıklarının seyrü sülûküne sayılacağını” bildirerek müridliğe kabul etmiş; Bosnevî de Kuşadalı'nın mübtedî müridi olmayı beş altı tarikatın hilâfetine tercih ettiğini söylemiştir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Kuşadalı'nın en önde gelen müridi ve halefi olan Mehmed Tevfik Bosnevî, ona gelmeden önce sırasıyla on tarikata intisap etmiş, başta Nakşibendiyye olmak üzere birkaç tarikattan hilâfet almış bir isimdi. Sa‘diyye tarikatından Samatya'daki Etyemez Dergâhı şeyhi Mustafa Vehbi Efendi'ye intisap edip bu tarikattan da hilâfet aldıktan sonra istiğrak haline girmiş, günde 40.000 adet “yâ kahhâr” zikri çekmeye başlamış, eşyadan kendisine sesler gelmeye başladığını şeyhine söylediğinde ise tarikatlarında böyle bir şey olmadığı cevabını almıştı.

Kuşadalı onu, şimdiye kadar yaşadıklarının seyrü sülûküne sayılacağını bildirerek müridliğe kabul etti. Bosnevî bir mektubunda Kuşadalı'nın kendisini müridliğe kabulünü kurtuluşu olarak nitelemiş ve onun mübtedî müridi olmayı beş altı tarikatın hilâfetine tercih ettiğini söylemiştir.

Hüseyin Vassâf, eski şeyhi Etyemez Dergâhı şeyhi Mustafa Efendi'nin bu intisap dolayısıyla Mehmed Tevfik Efendi'ye darıldığını, hatta helâk olması için müridlerini toplayarak “yâ kahhâr” zikri yaptırdığını kaydeder.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Hayatından kayıtlar

İlk 4 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

Kırk yıl sonra intisap

Bir âyetin çözülemeyen anlamının onu Beypazarlı Ali Efendi'ye götürmesi.

Metni gösterMetni daralt

Bir âyetin anlamı üzerinde çok düşündüğü hâlde çözümünü bulamamanın sıkıntısı içindeyken, bir arkadaşı bu âyeti Atpazarî Tekkesi'nde misafir kalan Beypazarlı Ali Efendi'ye sormasını tavsiye etti. Ali Efendi'nin yorumuna hayran kalıp kendisine intisap etti.

Çerçeve. Tarihler bu sahneyi daha anlamlı kılar: 1774 doğumlu Kuşadalı, Ali Efendi'nin İstanbul'a geldiği 1814'te otuz dokuz-kırk yaşındaydı. Ömrünün ilk kırk yılı medresede geçmiştir — “ilim tahsilini seyrüsülûkün yarısı sayması” kendi hayatının özetidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Kuşadalı İbrâhim Efendi”, c. 26.
BİYOGRAFİK KAYIT

Zincirle İskenderiye'den gemiye

Mehmed Ali Paşa'nın onu Mısır'dan çıkarması.

Metni gösterMetni daralt

Kahire'deki Gülşenî Dergâhı'nda ikamet ederken bilinmeyen sebeplerle Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'ya şikâyet edildi ve paşanın ricası üzerine İstanbul'a dönmek zorunda kaldı. Yakınlarıyla birlikte zincire vurularak İskenderiye'den gemiye bindirildiği de rivayet edilir.

Çerçeve. Sebep hakkında iki tahmin vardır — Bektaşîliğe karşı oluşu ve II. Mahmud adına faaliyet ihtimali — ikisinin de delili yoktur. Kaynak bu boşluğu açıkça bırakır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Kuşadalı İbrâhim Efendi”, c. 26.
BİYOGRAFİK KAYIT

Sofada bekleyen vüzerâ

Ahmed Cevdet Paşa'nın komşu olarak gördükleri.

Metni gösterMetni daralt

Ahmed Cevdet Paşa, tasavvufa intisabı bulunmamakla birlikte komşusu olduğu için Kuşadalı ile zaman zaman görüştüğünü; vüzerâdan ve devlet ricâlinden pek çok kişinin konağa gelip huzuruna girmek için sofada beklediğini, en büyük hoca efendilere sorup halledemedikleri soruların cevaplarını ondan aldıklarını, dinî ilimlerin hepsinde ve özellikle tefsirde olağan üstü bilgi sahibi olduğunu yazar.

Çerçeve. Tanıklığın kıymeti, sahibinin müridi olmamasındadır. Tekkesiz sürdürülen bir irşadın Osmanlı başkentinde ne kadar ağırlık taşıdığını dışarıdan biri kaydetmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Ahmed Cevdet Paşa, Tezâkir, IV, 15.
BİYOGRAFİK KAYIT

Râbiğ'de kolera

İkinci hac yolculuğunda ihram mevkiinde vefatı.

Metni gösterMetni daralt

Ekim 1846'da Bosnalı Mehmed Tevfik Efendi ve 100'ü aşkın müridiyle ikinci defa hacca gitmek üzere Şam'dan ayrıldı. Medine'yi ziyaret ettikten sonra Mekke'ye giderken, hacıların ihrama girdiği Râbiğ mevkiinde vefat etti.

Çerçeve. Vefat yılı için kaynaklarda 1263 ve 1264 verilir. İbnülemin Mahmud Kemal, Sayda müşiri Kâmil Paşa'nın Meclis-i Vâlâ'ya gönderdiği yazıda Kuşadalı ve beraberindekilerin koleradan öldüğünün bildirildiğini tesbit ederek doğru tarihi 1262 (1846) olarak belirlemiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sayda müşiri Kâmil Paşa'nın 15 Safer 1263 (2 Şubat 1847) tarihli yazısı; İbnülemin'in tesbiti.

Eserleri ve metinleri

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Mektupları

Geriye bıraktığı tek metin: 143 mektup.

Metni gösterMetni daralt

Döneminin en üst seviyedeki âlimlerinden olmasına rağmen ne zâhir ilimlerinde ne tasavvufta eser vermedi. Geriye kalan, 1820-21'den itibaren müridlerinin terbiyesi için yazdığı mektuplardır — düşünce dünyasını anlamak için tek ve en önemli kaynak.

Vefatından sonra mensupları tarafından istinsah edilerek derlendi; büyük bölümü Millî Kütüphane ile Millet Kütüphanesi'ndedir. Diğer nüshalarla birlikte sayıları 143'e ulaşır. Yaşar Nuri Öztürk tarafından derlenip yayımlanmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Millî Ktp., A. Yazmaları, nr. 480, 518; Millet Ktp., Ali Emîrî, Şer'iyye, nr. 1173.
TARİHÎ KAYIT

Hidâyetü'l-velî fî vâridâtı Kuşadalı

Enderunlu Ali Âlî'nin, şeyhinin ölüm haberini Şam'da alıp yazdığı risâle.

Metni gösterMetni daralt

Şam'da şeyhinin hacdan dönüşünü beklerken ölüm haberini alan mensuplarından, Cerîde-i Havâdis muharriri Enderunlu Ali Âlî tarafından kaleme alınmıştır.

Kuşadalı'nın kendi kaleminden bir eser bırakmadığı düşünülürse, çevresinin onun hakkında yazdıkları ayrı bir değer taşır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Enderunlu Ali Âlî, Hidâyetü'l-velî fî vâridâtı Kuşadalı.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Kuşadası'ndan Feyziyye Medresesi'ne, oradan intisaba

1188'de (1774) Aydın'ın Kuşadası kasabasının Çınarlı köyünde doğdu; okuma yazmayı annesinden öğrendi. İstanbul'da Feyziyye Medresesi'ne yerleşip Hoca Emin Efendi'nin öğrencisi oldu ve anlamını çözemediği bir âyeti sorduğu Beypazarlı Ali Efendi'nin yorumuna hayran kalarak ona intisap etti.

Metni gösterMetni daralt

Kuşadalı İbrâhim Efendi 1188'de (1774) Aydın'ın Kuşadası kasabasının Çınarlı köyünde doğdu. Öğrenim çağına gelince okuma yazmayı annesinden öğrendi. Aydın, Denizli ve Anadolu'nun çeşitli şehirlerinde öğrenim gördükten sonra İstanbul'a giderek Fatih'te, bugün Millet Kütüphanesi olarak kullanılan Feyziyye Medresesi'ne yerleşti ve burada Hoca Emin Efendi adlı bir âlimin öğrencisi oldu.

Tahsilini tamamladığı bu yıllarda hücresine kapanarak vaktinin büyük bir kısmını ibadet ve mücahedeye ayırmaya başladı. Bir âyetin anlamı üzerinde çok düşündüğü halde çözümünü bulamamanın sıkıntısı içindeyken bir arkadaşı, bu âyeti o sırada Atpazarî Tekkesi'nde misafir olarak kalan Beypazarlı Ali Efendi'ye sormasını tavsiye etti. Halvetî-Şâbânî tarikatının Çerkeşiyye kolunun pîri Çerkeşî Mustafa Efendi'nin halifelerinden olan Ali Efendi'nin âyeti yorumlamasına hayran kalan Kuşadalı, bu olayın ardından kendisine intisap etti.

Tarihler bu intisabın geç bir yaşta gerçekleştiğini gösterir: Kuşadalı 1188'de (1774) doğduğuna ve Beypazarlı Ali Efendi 1229'da (1814) İstanbul'a geldiğine göre o sırada otuz dokuz-kırk yaşlarında olmalıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Mısır'a gönderilişi ve oradan çıkarılışı

Beypazarlı Ali Efendi muhtemelen 1232'de (1817) ona hilâfet verip irşad göreviyle Mısır'a gönderdi; Kahire'de Gülşenî Dergâhı'nda kalan Kuşadalı, bilinmeyen sebeplerle Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'ya şikâyet edilince İstanbul'a dönmek zorunda kaldı.

Metni gösterMetni daralt

1232'de (1817) Fındıkzade Kızılelma caddesindeki Beşikçizâde Dergâhı'nın şeyhliğine getirilen Beypazarlı Ali Efendi, muhtemelen aynı yıl Kuşadalı'ya hilâfet vererek irşad göreviyle Mısır'a gönderdi. Kahire'de Gülşenî Dergâhı'nda ikamet eden Kuşadalı, bilinmeyen sebeplerle Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'ya şikâyet edildi ve paşanın ricası üzerine İstanbul'a dönmek zorunda kaldı.

Bu ayrılış hakkında birbiriyle yarışan anlatılar vardır. Onun yakınlarıyla birlikte zincire vurularak İskenderiye'den gemiye bindirilip İstanbul'a gönderildiği rivayet edilir. Bir görüşe göre Mehmed Ali Paşa, Kuşadalı'nın Bektaşîlik ve Bektaşîler'e karşı olduğunu öğrenince çok kızmış ve onu Mısır'ı terke zorlamıştır. Öte yandan Kuşadalı'nın, Mehmed Ali Paşa aleyhine faaliyette bulunmak üzere II. Mahmud tarafından Mısır'a gönderilmiş olabileceği ihtimali üzerinde de durulmuşsa da bu görüşleri doğrulayabilecek bir delil bulunmamaktadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Şam yılları, Râbiğ'de vefatı ve vefat yılının tespiti

1843'teki hac dönüşünde Şam'a gelip Kanavat mahallesinde üç yıl kaldı; ikinci hac için yola çıktığında Râbiğ mevkiinde vefat etti. Vefat yılı için 1264 (1848) ve 1263 (1847) tarihleri de söylenmişse de bir arşiv yazısına dayanılarak 1262 (1846) olduğu tespit edilmiştir.

Metni gösterMetni daralt

1843 yılında ifa ettiği hac dönüşünde Şam'a gelen Kuşadalı, 1262 Şevvaline (Ekim 1846) kadar Kanavat mahallesindeki Dervişiyye Camii civarında ikamet etti. Burada geçirdiği üç yıllık dönem sırasındaki faaliyetleri hakkında bilgi bulunmamakta, sadece şehrin valisi Ali Paşa'nın kendisine intisap ettiği bilinmektedir.

Bu tarihte, İstanbul'dan gelen kıdemli mensuplarından Bosnalı Mehmed Tevfik Efendi ve 100'ü aşkın müridiyle birlikte ikinci defa hacca gitmek niyetiyle Şam'dan ayrıldı. Medine'yi ziyaret ettikten sonra Mekke'ye giderken, hacıların ihram giydikleri Râbiğ mevkiinde vefat etti.

Vefat yılı uzun süre tartışılmıştır: Hüseyin Vassâf 1264 (1848), mensuplarından Aydî Baba divanında 1263 (1847) tarihini verir. İbnülemin Mahmûd Kemal ise Sefîne-i Evliyâ'nın ilgili sayfasına düştüğü notta, Sayda müşiri Kâmil Paşa tarafından Meclis-i Vâlâ Riyâseti'ne gönderilen 15 Safer 1263 (2 Şubat 1847) tarihli yazıda Kuşadalı ve beraberindeki bazı kişilerin koleradan öldüğünün bildirildiğini kaydederek vefat tarihinin 1262 (1846) olduğunu tespit etmiştir. Bu tarihi veren “şeyh-i ekmel-i devrân” ve “hâtem-i dehr bûd” ifadeleri vefatına tarih düşürülmüştür.

Kaynaklarda evlilik ve aile durumu hakkında bilgi bulunmaz; ancak bir mektubunda Süleyman adlı bir şahıstan kayınpederi olarak bahseder. 11 Şâban 1269 (20 Mayıs 1853) tarihli bir arşiv belgesinden ise evlendiği, vefatından sonra eşi Hatice Hanım ile kızı Hacer'e devlet tarafından maaş bağlandığı anlaşılmaktadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Kuşadaviyye (İbrâhimiyye) kolu

Halvetiyye-Şâbâniyye'den Çerkeşiyye'nin kolu olarak kendi adıyla anılan Kuşadaviyye (İbrâhimiyye) ona nisbet edilmiştir; Beypazarlı Ali Efendi'nin yetiştirdiği tek halife olduğu belirtilir.

Metni gösterMetni daralt

Halvetiyye'nin tasavvuf anlayışına getirdiği yeniliklerle temayüz eden Kuşadalı'ya, Halvetî-Şâbânî tarikatının kendi adıyla anılan Kuşadaviyye (İbrâhimiyye) kolu nisbet edilmiştir. Tarikat kolları listelerinde “İbrâhimiyye (Kuşadalı İbrâhim Efendi, ö. 1262/1846; Halvetiyye-Şâbâniyye'den Çerkeşiyye'nin kolu)” künyesiyle yer alır.

Kolun teşekkülü hakkında bir ayrıntı da şudur: Çerkeşiyye'den Beypazarlı Ali Efendi'nin halifesi Kuşadalı İbrâhim ile Geredeli Halil Efendi'ye nisbetle İbrâhimiyye ve Halîliyye adlı iki şube meydana geldiği söylenirse de, bunlardan ancak ilkinin bir kol olarak kabul edilebileceği belirtilir. Beypazarlı Ali Efendi'nin (ö. 1234/1819) yetiştirdiği tek halifenin Kuşadalı olduğu kaydedilir.

Kuşadalı'nın Mehmed Tevfik Bosnevî ile (ö. 1283/1866) devam eden silsilesi, “Fâtih türbedarı” diye meşhur olan Ahmed Amiş Efendi (ö. 1920) vasıtasıyla günümüze kadar ulaşmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Halife tayin etmeyen bir şeyhten sonra hilâfet

Hiç kimseyi halife tayin etmediği için vefatı üzerine ihvan, hâl-i hilâfetin Bosnalı Mehmed Tevfik Efendi'de tecelli ettiğini görerek ona biat etti; halifesi diye tanıtılan diğer isimler ise zikir telkin etmekle görevlendirdiği kişilerdir.

Metni gösterMetni daralt

Kuşadalı hiç kimseyi halife tayin etmemiş, bu kendisine sorulduğunda hâl-i hilâfet kimde zâhir olursa ona tâbi olunmasını söylemişti. Nitekim vefatı üzerine ihvan, hâl-i hilâfetin Bosnalı Mehmed Tevfik Efendi'de tecelli ettiğini görerek kendisine biat etmiştir. Vefat ettiği ikinci hac seferinde (1846) yanında bulunan Mehmed Tevfik Efendi, hilâfet sırrının kendisinde zuhur etmesi üzerine Kuşadalı'nın vârisi sıfatıyla irşad makamına geçmiştir.

Kuşadalı'nın halifeleri olarak tanıtılan Rusçuklu Ali Fethi, Aydî Baba, Keçecizâde Hâfız Ali İzzet, Mehmed Kırımî, Ahmed İzzet, Kadızâde Ömer Halvetî, Ali Fikri, Muhammed Necib ve Muhammed Şevki gibi isimler ise aslında onun zikir telkin etmekle görevlendirdiği kişilerdir.

Bosnalı Mehmed Tevfik Efendi'den sonra hilâfet makamına Niğdeli Bekir Efendi, ardından Fâtih türbedârı olarak tanınan Ahmed Amiş Efendi geçmiştir. Bosnevî de pîrinin izinde giderek tekke şeyhliğine, taç ve hırka gibi tarikat geleneklerine rağbet etmemiş, yazılı eser bırakmamış ve Kuşadalı gibi mensuplarına mektuplar gönderip onları irşad etmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Hâl-i hilâfet

Halife tayin etmeyip “kimde zâhir olursa ona tâbi olun” demesi.

Metni gösterMetni daralt

Bazı mensuplarına zikir telkini izni vermekle birlikte hiç kimseyi halife tayin etmedi. Kendisine sorulduğunda hâl-i hilâfet kimde zâhir olursa ona tâbi olmalarını söylerdi.

Vefatından sonra ihvan bunun Bosnalı Mehmed Tevfik Efendi'de tecelli ettiğini görerek ona biat etti. “Halifeleri” diye anılan Aydî Baba, Keçecizâde Hâfız Ali İzzet ve diğerleri aslında yalnız zikir telkinine yetkili kişilerdir.

Makamı yazılı icâzetle değil hâl ile devretmek, tarikat kurumsallığından bilinçli bir geri çekilmedir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Kuşadalı İbrâhim Efendi”, c. 26.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

GELEN BAĞLANTIBeypazarlı Hacı Ali EfendiBeypazarlı Hacı Ali Efendi’nin doğrudan halifesi; İbrâhimiyye/Kuşadaviyye hattının merkez ismidir.ÖNCEKİ HALKAÜsküdarlı Mehmed NasûhîNasûhiyye'den doğan Çerkeşiyye'nin alt kollarından Kuşadaviyye (İbrâhimiyye) ona nisbet edilir; böylece silsile Nasûhî üzerinden devam eder.ÖNCEKİ HALKAAhmed Amiş EfendiSilsilenin başındaki zat; Ahmed Amîş Efendi'nin mürşidi Kadızâde Ömer'ül Halvetî'yi Tırnova'ya o göndermiştir. 1259 senesinde hac niyetiyle İstanbul'dan çıkmış, dönüşte İstanbul'a gelmeyip Şam'da kalmıştır.HOCASI / ŞEYHİBeypazarlı Hacı Ali EfendiYetiştirdiği tek halifedir. Feyziyye Medresesi'nde bir âyetin anlamı üzerinde düşünüp çözümünü bulamayan Kuşadalı'ya bir arkadaşı, o sırada Atpazarî Tekkesi'nde misafir kalan Beypazarlı Ali Efendi'ye sormasını tavsiye etmiş; âyeti yorumlayışına hayran kalan Kuşadalı bunun ardından ona intisap etmiştir. Kuşadalı'nın bu sırada otuz dokuz-kırk yaşlarında olması gerektiği hesaplanmaktadır.HOCASI / ŞEYHİOsman Nûreddin Şemsî EfendiHalvetî-Şâbânî tarikatının Kuşadaviyye kolunun pîri. Yirmi beş yaşlarında, ilk şeyhinin vefatı üzerine ona intisap etti; "Nûrî" mahlasını da bu intisaptan sonra "Şems" olarak değiştirdi. Ondan gelen melâmet neşvesi, sonraki meşrebinin iki kaynağından biri olmuştur.BELGELİ TARİHÎ BAĞNasühi-zâde Şeyh Muhyiddin EfendiKuşadalı İbrâhim Efendi çocuk yaştaki Muhyiddin Efendi’ye yol tâcı giydirdi; kaynak bunun hilâfet tâcı olmadığını açıkça belirtir.TALEBESİ / HALİFESİBeypazarlı Hacı Ali EfendiMürşididir. Çerkeşî Mustafa Efendi'nin halifelerinden olup Atpazarî Tekkesi'nde misafirken Kuşadalı'nın sorduğu âyeti yorumlaması üzerine ona intisap edilmiştir. 1232'de (1817) Beşikçizâde Dergâhı şeyhliğine getirilmiş, muhtemelen aynı yıl Kuşadalı'ya hilâfet verip Mısır'a göndermiştir. Yetiştirdiği tek halifenin Kuşadalı olduğu belirtilir.SONRAKİ HALKAÇerkeşî Mustafa EfendiSilsilede mürşidi Beypazarlı Ali Efendi'nin bir üstündeki halkadır; Halvetî-Şâbânî tarikatının Çerkeşiyye kolunun pîridir. Melâmete dair bir risâlesinin bulunması, Kuşadalı'nın melâmetî tavrının kaynağı olarak değerlendirilmiştir.SONRAKİ HALKAŞâbân-ı VelîSilsilesi Beypazarlı Ali Efendi, Çerkeşî Mustafa Efendi, Mehmed Zoravî, Mudurnulu Abdullah Rüşdü, Mehmed Nasûhî, Karabaş Velî ve devamındaki halkalar üzerinden tarikatın pîri Şeyh Şâban Velî'ye (ö. 976/1568) ulaşır.DEVAM EDEN BAĞLANTIMehmed Tevfik Bosnevî EfendiHalefidir. Kuşadalı kimseyi halife tayin etmediği için, vefat ettiği ikinci hac seferinde yanında bulunan Mehmed Tevfik Efendi'de hilâfet sırrının zuhur ettiğini gören ihvan ona biat etmiş, o da Kuşadalı'nın vârisi sıfatıyla irşad makamına geçmiştir.SONRAKİ HALKAAhmed Amiş EfendiKuşadalı'nın Mehmed Tevfik Bosnevî ile devam eden silsilesi, “Fâtih türbedarı” diye meşhur olan Ahmed Amiş Efendi (ö. 1920) vasıtasıyla günümüze ulaşmıştır. Amiş Efendi, Kuşadalı'nın Tırnova'ya nâib olarak gönderdiği Ömer Halvetî'nin yanında Halvetiyye'ye intisap etmiştir.TALEBESİ / HALİFESİOsman Nûreddin Şemsî EfendiMüridlerindendir. Genç yaşında intisap ettiği Nakşibendî şeyhinin vefatı üzerine yirmi beş yaşlarında iken Kuşadalı'ya intisap etmiş; Kuşadalı'nın 1846'daki vefatından sonra sülûkünü tamamlamak için yeni bir mürşid aramıştır.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

İstanbul · TürkiyeAtpazarî TekkesiBeypazarlı Ali Efendi'nin misafir olarak kaldığı tekkedir. Kuşadalı, anlamını çözemediği bir âyeti burada ona sormuş, aldığı yorum üzerine kendisine intisap etmiştir. İlişkili kişi dosyası Kuşadalı İbrâhim Efendi : Kuşadalı İbrâhim Efendi (1774–1846), Şâbâniyye'nin Çerkeşiyye hattından doğan İbrâhimiyye kolunun pîri; tekke ve kıyafet yerine sohbeti, iç terbiyeyi ve mânaya yönelişi öne çıkaran Osmanlı sûfîsidir.Kuşadası, Aydın · TürkiyeÇınarlı köyü1774'te doğduğu köy; okuma yazmayı annesinden burada öğrendi. İlişkili kişi dosyası Kuşadalı İbrâhim Efendi : Kuşadalı İbrâhim Efendi (1774–1846), Şâbâniyye'nin Çerkeşiyye hattından doğan İbrâhimiyye kolunun pîri; tekke ve kıyafet yerine sohbeti, iç terbiyeyi ve mânaya yönelişi öne çıkaran Osmanlı sûfîsidir.İstanbul, Fatih · TürkiyeFeyziyye Medresesiİstanbul'a gelince yerleştiği ve Hoca Emin Efendi'nin öğrencisi olduğu medrese; Mısır dönüşünde de bir süre burada kaldı. Bugün Millet Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır. İlişkili kişi dosyası Kuşadalı İbrâhim Efendi : Kuşadalı İbrâhim Efendi (1774–1846), Şâbâniyye'nin Çerkeşiyye hattından doğan İbrâhimiyye kolunun pîri; tekke ve kıyafet yerine sohbeti, iç terbiyeyi ve mânaya yönelişi öne çıkaran Osmanlı sûfîsidir.İstanbul · TürkiyeFatih Çarşamba (konağı)Papasoğlu Medresesi'nin karşısında satın aldığı konak; 1833-1843 arasında irşadını burada sohbet meclisleriyle sürdürdü. Ahmed Cevdet Paşa'nın komşu olarak anlattığı konak budur. İlişkili kişi dosyası Kuşadalı İbrâhim Efendi : Kuşadalı İbrâhim Efendi (1774–1846), Şâbâniyye'nin Çerkeşiyye hattından doğan İbrâhimiyye kolunun pîri; tekke ve kıyafet yerine sohbeti, iç terbiyeyi ve mânaya yönelişi öne çıkaran Osmanlı sûfîsidir.İstanbul, Aksaray · TürkiyeSineklibakkal Tekkesi1820'de meşihatını kabul ettiği ve 1832'de yanan tekke; yeniden yapılmasına izin vermedi. İlişkili kişi dosyası Kuşadalı İbrâhim Efendi : Kuşadalı İbrâhim Efendi (1774–1846), Şâbâniyye'nin Çerkeşiyye hattından doğan İbrâhimiyye kolunun pîri; tekke ve kıyafet yerine sohbeti, iç terbiyeyi ve mânaya yönelişi öne çıkaran Osmanlı sûfîsidir.Kahire · MısırGülşenî Dergâhı1817'de hilâfet alıp irşad göreviyle gönderildiği Mısır'da ikamet ettiği dergâh; buradan şikâyet edilip İstanbul'a döndürüldü. İlişkili kişi dosyası Kuşadalı İbrâhim Efendi : Kuşadalı İbrâhim Efendi (1774–1846), Şâbâniyye'nin Çerkeşiyye hattından doğan İbrâhimiyye kolunun pîri; tekke ve kıyafet yerine sohbeti, iç terbiyeyi ve mânaya yönelişi öne çıkaran Osmanlı sûfîsidir.İskenderiye · MısırİskenderiyeYakınlarıyla birlikte zincire vurularak gemiye bindirildiği rivayet edilen liman. İlişkili kişi dosyası Kuşadalı İbrâhim Efendi : Kuşadalı İbrâhim Efendi (1774–1846), Şâbâniyye'nin Çerkeşiyye hattından doğan İbrâhimiyye kolunun pîri; tekke ve kıyafet yerine sohbeti, iç terbiyeyi ve mânaya yönelişi öne çıkaran Osmanlı sûfîsidir.Şam, Kanavat · SuriyeDervişiyye Camii çevresi1843 hac dönüşünden Ekim 1846'ya kadar ikamet ettiği yer; şehrin valisi Ali Paşa burada kendisine intisap etti. İlişkili kişi dosyası Kuşadalı İbrâhim Efendi : Kuşadalı İbrâhim Efendi (1774–1846), Şâbâniyye'nin Çerkeşiyye hattından doğan İbrâhimiyye kolunun pîri; tekke ve kıyafet yerine sohbeti, iç terbiyeyi ve mânaya yönelişi öne çıkaran Osmanlı sûfîsidir.Râbiğ · Suudi ArabistanRâbiğHacıların ihrama girdiği mevki; ikinci hac yolculuğunda Medine'den Mekke'ye giderken burada koleradan vefat etti (1262/1846). İlişkili kişi dosyası Kuşadalı İbrâhim Efendi : Kuşadalı İbrâhim Efendi (1774–1846), Şâbâniyye'nin Çerkeşiyye hattından doğan İbrâhimiyye kolunun pîri; tekke ve kıyafet yerine sohbeti, iç terbiyeyi ve mânaya yönelişi öne çıkaran Osmanlı sûfîsidir.Medine · Suudi ArabistanMedineSon yolculuğunda 100'ü aşkın müridiyle ziyaret ettiği şehir; buradan Mekke'ye giderken vefat etti. İlişkili kişi dosyası Kuşadalı İbrâhim Efendi : Kuşadalı İbrâhim Efendi (1774–1846), Şâbâniyye'nin Çerkeşiyye hattından doğan İbrâhimiyye kolunun pîri; tekke ve kıyafet yerine sohbeti, iç terbiyeyi ve mânaya yönelişi öne çıkaran Osmanlı sûfîsidir.Çankırı · TürkiyeÇerkeşSilsilesinin bağlandığı Çerkeşî Mustafa Efendi'nin merkezi; Kuşadaviyye, Çerkeşiyye kolundan doğdu. İlişkili kişi dosyası Kuşadalı İbrâhim Efendi : Kuşadalı İbrâhim Efendi (1774–1846), Şâbâniyye'nin Çerkeşiyye hattından doğan İbrâhimiyye kolunun pîri; tekke ve kıyafet yerine sohbeti, iç terbiyeyi ve mânaya yönelişi öne çıkaran Osmanlı sûfîsidir.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]TDV İslâm Ansiklopedisi, “Kuşadalı İbrâhim Efendi”, c. 26
  2. [2]Ahmed Cevdet Paşa, Tezâkir, IV, 15
  3. [3]Sayda müşiri Kâmil Paşa'nın 15 Safer 1263 (2 Şubat 1847) tarihli yazısı; İbnülemin'in tesbiti
  4. [4]Millî Ktp., A. Yazmaları, nr. 480, 518; Millet Ktp., Ali Emîrî, Şer'iyye, nr. 1173
  5. [5]Enderunlu Ali Âlî, Hidâyetü'l-velî fî vâridâtı Kuşadalı
  6. [6]Sefîne-i Evliyâ - Cilt 4
  7. [7]TDV İslâm Ansiklopedisi, Şâbâniyye; Sefîne-i Evliyâ, c. IV
  8. [8]Kişi kartı kaynak paketi — Kuşadalı İbrâhim Efendi
Ortak kaynak kataloğunu aç →