Ara
Menü

Şeyh Hacı Ali Efendi

ALİ EFENDİ Mustafa el-Çerkeş! hazretlerinin halifesidir. Beypazarlıdır. Mahsfil-i harasetiyle taayyüş edip, tahsil-i ilimde bulundu. Ba'dehfi cezebat-ı aşk-ı ilahi ile Mustafa el-Çer keş! hazretlerine vasıl olup, senelerce onun dafre-i irşadına girdi, nil.il-i hilafet oldu. Şeyhi il.zim-i dar-ı beka olurken Hacı Ali Efendi'ye, "Biz terk-i alem-i nasut,…

Yol
Halvetiyye
Mekân
3 bağlantı
Unvan
Tasavvuf şahsiyeti

Hayatı ve irşad çevresi

ALİ EFENDİ

Mustafa el-Çerkeş! hazretlerinin halifesidir. Beypazarlıdır. Mahsfil-i harasetiyle taayyüş edip, tahsil-i ilimde bulundu. Ba'dehfi cezebat-ı aşk-ı ilahi ile Mustafa el-Çer keş! hazretlerine vasıl olup, senelerce onun dafre-i irşadına girdi, nil.il-i hilafet oldu. Şeyhi il.zim-i dar-ı beka olurken Hacı Ali Efendi'ye, "Biz terk-i alem-i nasut, azm-i alem-i liihu t etmek üzereyiz. Vatan-ı asl1niz olan Beypazarı'na azimet ile müterakkıb--ı zu hilriit-ı iliihiyye olunuz. Nerede seccade-nişin olmanıza dliir ne vechile işaret-i aliyye zuhur ederse , ona tlibi' olunuz." diye vasiyyet ettiler.

Azizinin irtihalinde ber-mficib-i emr Beypazarı'na avdetle 1 227/( 1 8 1 2 ) , tarihin de hacca gitmek niyetiyle bi-hasebi'z-zuhfirat lstanbul'a gelerek Atpazarı Tekkesi'nde müsaferet eylemiştir. Azizi kendisine, "Tabi' -i zuhuriit ol. " diye emir buyurmuştu. O da bu emre tevfik hareket ediyordu.

Bu esnada Davud Paşa Cami' -i şerifi semtinde ri cal-i tarikat-ı Nakşiyye'den Beşikçi-zade Süleyman Efendi51 terk-i libas-ı nasfit et mekle seccade-nişin-i irşad olduğunu dergah-ı feyz-penahın meşihatı münhal kaldı ğından o vakit Şeyhü'l-islam olan Dürri-zade Seyyid Abdullah Efendi, Ali Efendi'nin haberi olmaksızın meşihat-ı mezkfireye ba-berat-ı sultani Ali Efendi'yi ta'yin ettirmiş tir. O da burada aşıkan ve sadıkanı terbiyeye hasr-ı evkat ederek 1 234/( 1 8 1 9 ) sene sinde il.zim-i gül-şen-sara-yı cinan oldu. 51. "Şehridir.

Beşikçi-zade Tekkesi diye şöhret-yafte ve beher hafta hatm·i hacegan eder erenlerden olup, i dris Şeyh Abdullah-ı Kaşgarl'den ahz-ı tarikat ve Seyyid Hamdi'den hüsn-i hatta sahib ica· zet almıştır. Bidaa-i hali müsellem, salih bir erdir. (Tuhfe-i Hattatin, s. 2 1 7 ) . Ahiren Halveti'ye tahsis edilmiş idi." Gonca-i ilm ü irfanları oları. Kuşadalı eş-Şeyh es-Seyyid lbrah'im Efendi hazret lerini terbiye-i salikine me'mfir edip, ona hilafet verdi. Türbe-i şerifelerini ziyaret et tim. Mezartaşında: Kutbu' l-ô.rifln Beypazarı eş-Şeyh Ali Efendi hazretlerinin ruh-ı pür-fütuhlarıçün el-Fa tiha.

1 234/( 1 8 1 9)" yazılıdır. (Kaddesa'llô.hu sırrahu) KUŞADALI es-SEYYİD eş-ŞEYH İBRAHiM EFENDİ b. MUSTAFA EFENDİ Kuşadası'nın Çınar karyesinde 1 1 88/( 1 774) senesinde bezm-i şuhuda zinet-feza olup, zaman-ı tahstlleri hulul edince Denizli kasabasına bi'l-azime meşahir-i ulemadan Musa Efendi'den tahsil-i ilm eylemiştir.

Ba'dehu Dersaadet'i teşrif buyurarak Veli Ha ce Emin Efendi'den durus-ı aliye görüp, Fatih civarında tramvay merkezinde elyevm Millet Kütüphanesi ittihaz olunan Şeyhü'l-lslam Feyzullah Efendi merhumun "Feyziy ye" nam medresesinde sağ tarafta köşedeki odada ikametle evkatını ibadete hasr eyle miştir.

Fakat fıtrat-ı zatiyyesinde mevdu' olan envar-ı ilm ü irfan te'siriyle mütalaa-gü zar-ı hakayık-ı tefsir u hadis iken bir ayet-i kerimenin ma'na-yı ma'nevisinde duçar-ı ukde-i müşkilat olup, mukaddemen şürekasından Bolu Dergahı şeyhi Hacı Mustafa Efendi o esnada lstanbul'a gelerek müşarünileyhin hal-i istiğrakını görünce, "O sırada Atpazarı Tekkesi'nde misô.fir bulunan Beypazarlı Ali Efendi'ye gidelim ; senin müşkili ni o halleder." diye, İbrahim Efendi'yi aziz-i müşarünileyhe götürmüş idi. Ali Efendi, İbrahim Efendi'de kabiliyyeti görüp, onu dfüre-i esrar-ı ricale idhal için bezl-i himmet eylemiştir.

Esna-yı sohbette müşkili olan ayet-i kerimeyi okuyu vermiş, te'vil ve tefsirine girişerek, "Zô.hir ma'nô.sı bu, batın ma'nô.sı budur." diye İbra him Efendi'ye keşf-i maani-i kelam-ı Rabbani eylemiştir. Ali Efendi ümmi saf-dil idi. Bu misillü esrar-ı ilahiyye ve envar-ı na-mütenahiyye nin kendisinden suduruna karşı İbrahim Efendi hall-i müşkilat ve def -i hararet-i dil edince, Hz. Şeyh'e meftun olup, derhal intisab neş'esi zahir olmuştur. Dört sene Beşikçi zade Dergahı'nda - ki bu dergah elyevm mevcuddur - halvet-güzin olarak kemal-i hulus ile sa'y u mücahedede bulundular.

Emellerine de muvaffakiyet yüz göstermeye başladı. Bir gün şeyhinin tenavül buyurduğu taamın bakıyyesini yemek için emir telakki ettikte İbrahim Efendi, "Azizim! Siz yerken benim kamım doydu . " demiş. Ertesi gün de 52. RasGlullah (s.a.s. ) şöyle buyuruyor: "Mü'minler ölmezler, bilakis fena yurdundan beka yurduna göç ederler." ( H ) lbrah!miyye-i Şa'baniyye 11l İbrahim Efendi yerken azizinde şeb' husule geldiğinden Şeyh hazretleri, "EvWdım! Ar tık vücıull.ar birleşti. Bendeki hal, sende arz-ı cemfıl eyledi.

Burada dumıayıp, Mısır'a git meniz, orada neşr-i feyz etmeniz müniisib olur." diye istihlaf ile, irşad-ı ibada me'mur buyurmakla derhal Kahire'ye azimetle Gülşen! Dergah-ı şerifinde müsafireten mukim olmuş iken, azizin fıtrat-ı zatiyyesinde mevdu' vedia-i Rabbani'yi derk ve fehmden aciz bulunan kuteh-nazariinın teşvikiyle Mısır valisi Mehmed Ali Paşa tarafından Dersaadet'e avdeti rica olunmakla, aziz hazretleri bir sefineye rakiben 1 235/( 1 820) senesinde lstanbul'a müteveccih olmuşlardır.

İstanbul'a vusulünde azizinin irtihal-i dar-ı beka eylediğine muttali' olunca pek mü teessir olarak yine doğruca Feyziyye Medresesi'ne giderek meşgGl bi-zikri'llah oldıılar. İstanbul'a avdetlerinin şuyuu hasebiyle herkes ziyaretine şitaban oluyordu. Bu sı rada Usturacı Halil Efendi inşa-kerdesi olan ve Aksaray'da Sinekli Bakkal'da sokak içinde bulunan dergahın anahtarı bani-i mumaileyh tarafından Hz. Aziz'e takdim ve burayı teşrifleri ahibba ve yaran tarafından rica olunmakla 1 235/( 1 820) senesinde burayı teşrif buyurmuşlardır. Bur' ,l.ı uııiki sene kadar nice teşnegan-ı ma'rifeti dil-şad eylediler.

Harlk-ı kebirde yaı . . nıştır. Şeyh Necib Efendi-zade Şeyh Fahri Efendi nakl eyledi: Kuşadalı, dergahta ba'zı zevat ile otururken harlk yaklaşmaya başlamış, azize hi taben: "Efendim! Köşe başındaki ev tutuştu." demişler. Sohbetine devam eylemiş, bir müddet sonra, "Efendim! İttisiılimiz yanıyor." demişler, yine aldırmamışlar. "Efendim! Dergah tutuştu." dediklerinde, "Öyleyse çıkalım." deyip, çıkmışlar. Yanınca, "El hamdü li'Uah meriisimden kurtulduk." buyurmuşlardır.

Esasen mesleklerinde merasim olmadığından istidlal olunduğuna göre, ziyaretlerine gelenlerden pek hoşnut olma maları i'tibarıyla böyle söylemişlerdir. Bu dergahın yerine yeniden bina yapılmasına müsaadeleri istirham olunmuş iken, müsaade buyurmamışlar. Sebebi sual olundukta, "Bizim ndmımızda bi'l-ahare bi ri zuhur edip burayı o ihya edecektir. Onun için muvafakat etmedim." diye keşf-i istikbal buyurmuşlardır. Fi'l-hakika Şam'dan tarlk-ı Halveti-'i Bekri Şa'bani meşayıhından İb rahim Efendi isminde bir zat gelip, bu dergahı tecdiden bina eylemiştir ki, elyevm ma'murdur. İbrahim Efendi burada medfûndur.

Bir zamanlar, ihvan-ı tarikat toplandık. Cuma geceleri burada icra-yı ayin-i zik ru'llah etmeye karar verdik. Öyle cem'iyyet olundu ki, hala onun zevki hatıra-piradır. Kuşadalı hazretleri dergah yanınca, Koska'da bir hane isticar edip, bir sene ika metten sonra Çarşamba Pazarı'nda kiiin hane-i alilerini mübayaa buyurarak melce-i uşşak olmuş idi.

Burada te'sir-i enfas-ı ateş-engiziyle ahenin dilleri mum ve cuyende-i rah-ı fena ve dil-beste-i semt-i beka olanlara ref-i perde-i şükuk u vühum eylerdi 1 259/( 1 843 ) senesinde ifa-yı hacc-ı şerif emeliyle Mekke-i Mükerreme'ye ve ora dan Medine-i Münevvere'ye gidip, avdetinde Şam'a geldiler. Kanavar Mahallesi'nde ikamet ve bir müddet burada ihtiyar-ı mücaveret buyurdular.

Hicaz'a azimederinde sermaye- i feyz-i nazar-ı iksir-eserleriyle vasıl-ı cevher-i ke mal olan emin-i esrar-ı tarikat ve rehnüma-yı rah-ı hakikat ser-menzil-i hilafet Un kapani merhum el-Hac Tevfik Efendi'ye Der-aliyye'de fukara ve dervişanın rü'yaları nı ta'bire ve teselli ve terbiye tesliklerine ba-tahrirat me'mur ve me'zun buyurdular. Kendileri bir müddet Şam'da imrar-ı vakt ederek sinn-i şerifleri yetmişaltıya reside oldukta tekrar canib-i Hicaz'a azimetle avdette Rabığ nam merhaleye vusulünde terk i hil'at-ı nasut eyleyip, mahall-i mezkurda defin-i hak-i gufrandır.

Urban, müşarüni leyhin uluvv-ı kadr u kemalatını takdir eylediklerinden kabirlerinin etrafını parmak lıkla çevirip, ziyaret-gah ittihaz eylemiştir. "Haza murabıt." diye hürmet ve ziyaret ederler. Kafilemiz uzağından geçtiği sırada haber-dar olmuş idik. Teveccühle ziyaret şerefine mazhar oldum, el-hamdü li'llahi hamden kesira. Ba'zı zevat, azizin sinn-i şeriflerini yetmişdört diye kaydetmişlerse de bu hesab 1 262/( 1 846) tarihine göredir.

"Müşfu'ünileyh Kuşadalı hazretleriyle diğer zevatın koleradan vefat eyledikleri , Sayda müşiri Kamil Paşa tarafından 1 5 Safer 1 2 6 3 /( l 2 Şubat 1 846) tiirihli tahrirat ile Meclis-i vala riyasetine iş' ar kılınmıştır. Şu h1llı1e hazretin irtihali 1 262/( 1 846) senesidir. "53 Bir eserde müşarünileyh hakkında: "Şerfüf-i ilm ü irfanda ffüku'l-akraıı ve dil-beste-i vam-gah-ı alayıktan beri, hanefiy yü'l-mezheb Cemaleddln el-Halvetl-meşreb, asrının Sultan Sünbül Sinan muhakkıkı, P'ır-i dest-gir-i tarikat Şa'ban-ı kuddise sırruhitnun sfüıisi, ser-halka-i erbab-ı terk ü tecfıd ve sa ki-i hum-hane-i tevhid idi .

" denilmiştir. Hakk-ı alilerinde birçok şey yazmak istiyorum. Nereden başlayayım, diye ma kam-ı hayrette kalıyorum. Kemalat-ı aliyyelerini tedkik ve meslek-i alilerini tahkik vadisinde hayli tetebbuat-ı fakiranem olduğu halde heybet-i saltanat-ı irfaniyyeleri karşısında fikrim perişanlığa, kalemim acze teveccüh ediyor. Müşarünileyhin eseri yoktur. Te'lif-i asara rağbet buyurmamışlar. Kulub-ı uşşak taki esrarı te'life gayret-zen olmuşlardır. Mektubat-ı aliyyeleri birer hazine-i irfandır; 53.

Hüseyin Vassaf bu konuda verdiği bilgilerin üzerini çizmiş ve bu ibareyi l bnü'l-Emin Mahmut Ke mal inal, sahife kenarına kendi elyazısıyla kaydetmiştir. ( H ) lbrahlmiyye-i Şa'baniyye 1 13 tamamen hakayıkı cami'dir. Selika-i beyaniyyeleri güzeldir. Eazz-ı ihvanım Nazmi Efendi, mektubat-ı aliyyelerini cem'a muvaffak olmuş ve acizleri de onu istinsah eyle memiş idim. Elli-altmış kadar vardır, daha da zuhı1r etmektedir. Zübdetü'l-hakiiık ve kenzü'd-dakiiıktır. Bir mektubunu numune olarak yazıyorum: "Faziletli , irıiiyetli ve me(ıd muhabbetli oğlum es-Seyyid Muhammed Şevki Efendi Hazretleri!

es-Selamu aleykum ve ala men Zide nakiiveten bi'r-rabıtati ve 'l-ibiide ti hümii ra maz haru terakkl' t-tevfık ve's-seade olmaları, bilmeleri daavatı bi't-tahiyyiit ve' t-temam inha olunur ki: İlimden maksfıd amel olduğu gibi, irfandan maksfıd nzadır. Maksad-ı rıza kendisinde zuhur etmeyen sun rıza üzere olmasını artınnalıdır. ( IŞ \,:i ı_N r-1 .:ı 11)54 buyurul muştur. ( .;.. IJ I .:... b ._rA.t " ..:.ll u-.J J "\ _#1 .;İ)5 5 Bu hal vara vara saliki, La edri ve indi ve ınadı vadilerine düşürür. Hak.ık.attarı dur eder. Belki irfanım giiib ettirir. Medar-ı şeriat nefse muhalefettir. Var sa var, yoksa yoktur.

İhlası irfan ile olur. İhlas da, kemiil- i hak.ık.ata vusUL ile olur. Baki ahviil ve müşkiliit ve rabıtada keyfiyyiit gerek var gerek yok olduğunu tahr?r ede siniz. Ona göre tenezzillü def edecek kelinıat ve terakklnize işiiriit tahrir olunur. İnşiia'lla hu'r-Rahmiin." Müşarünileyh merasim-i tarikata iltifat etmemiştir. Tac, hırka, kemere i'tibar ey lememiştir. Kimseye hilafet vermemiştir. Hilafet, bir sırr-ı Muhammedidir. Kime ih san olunursa onda asarı ru-nüma olunca sırr-ı hilafetin hamili odur.

Yoksa bir kaç sene bir dergaha müdavemet etmek, hafta günleri merasim-i zikirde bulunmakla bir müddet sonra, "Sen artık kesb-i kadem ettin . Sana ilbas-ı t& u hırka zamiiıı geldi. Haydi bakalım!" diyerek cem'iyyet teşkil ile huzur-ı halkta sun' -ı beşer olan ser-puş ve biniş ve kemer ve asayı teslim etmekle o kimsenin halife addolunmayacağına kani' olup, öyle bir usul te'sls eylediler ki, bu gibi merasimden tamamen mücerreddir. Kendileri yalnız arakıyye giymişler ve sarık yerine abani sararlar ve asa kullanır lar imiş.

Sırr-ı hilafet ve nefes-i nefis sırr-ı Fatiha'nın böyle esasa müsteniden intika line çok riayet-kar olan azlz-i müşarünileyhe ecell-i müridanından olan Hammami Tevflk Efendi varis olabilmiştir. Sırr-ı irşad, sırr-ı hilafet, nefes-i nefis, sırr-ı Fatiha onlarda zuhur etmiştir. Kuşadalı, irtihaline kadar onlara sahib iken, irtihalinden sonra Hammaml haz retlerinde bu esrarın zuhur ve tecelllsine ta'llk-i hal eylemişti. Hal-i hayiit-ı sGrilerin- 54. "Ağlayınız, ağlayamazsanız da ağlar gibi yapınız." ( H ) 55. "Yani ağlaman olmadığı halde sen ağlamanı açığa vur.

Sen artık kalan ibadetlerle kıyas et." ( H ) 1 14 Sefine·i Evliya de mektubla bu sırrın müşarünileyhte zuhur edeceğini işrab ile ta'blr ve teselliye me'mur buyurmuşlardı. İrşada me'zuniyyet vermemişlerdi. Çünkü onun nazariyyesi ir· şada ancak canib-i celil-i Nebeviden emr ü işaret olunca, bu hıdmet-i cellle der-uh de olunabilirdi. Binde bir, onbinde bir, yüzbinde bir denildiği gibi, hakikat-binan bu emr-i mü himmi tasdikte güçlük çekmezler. Bir mektublarında, Sufilik tik ile aba oldu Hayf kim ma'rifet heba oldu buyuruyorlar. Meslek-i mahsuslarına bu nazın ile tercüman oluyorlar.

Dergahlarının hariktan müteessir olmasıyla, "el-Hamdü li'!Wı merasimden kur tulduk." buyurmaları, merasim- i suriden ne kadar mütevahhiş olduklarını gösterir. Suretten ziyade slreti, zahirden ziyade hakikatı meslek-i metin ittihaz eden müşarü nileyhin ictihadlarına itaat-kar olan erbab-ı tarikat arasında Kuşadalı'nın nesl-i ta rikatı munkatı'dır iddiası vardır. Halbuki hakikat öyle değildir. O neş'eye sahip ol muş erbab-ı kemal eksik olmamış ve el-an zamanımızda mevcud bulunmuştur. Ne çare ki, halkımız erbab-ı kemali be-heme-hal tekke şeyhi olmakta ziyy-i meşayıhı hamil bulunmakta farz ederler. Çok yanlıştır.

lrfan-ı Muhammedi suret aramaz, si ret arar. Sureti münkir değilim. Suret mühtediler için gönül adıdır. Merasim-perve ran için elzemdir. Daire-i irfan-ı Muhammedl'ye henüz dahil, ondaki esrar-ı zevkıy yeye vasıl olamayan mübtediyan için her halde surete i'tibar mecburiyyeti aşikar ise de neş'e-i kamile-i zevkıyyeye müstağrak ve haklkat-ı tarikatla muhakkak olan ma'rifet-perestan için surete iltifat olunmaz. Bu sözlerden adat u merasim- i ehlu'lla hı inkar şaibesi istidlal olunmamalıdır. Maksad, hakikat vadisinde serd-i mü talaadan ibarettir.

Kuşadalı hazretlerinden sonra sırr-ı feyz-i Muhammedi, Hammaml Tevfik Efen di hazretlerinde, ondan sonra Mustafa Enver! Efendi hazretlerinde, ondan sonra Ya'kub Han hazretlerinde, ondan sonra Hacı Kamil Efendi hazretlerinde, ondan son ra Şeyh Mahmud Celaleddin Efendi hazretlerinde şeref-zuhur ettiği gibi, Kuşadalı mesleğinde yetişen ulema ve meşayıh ve urefa arasında da neş'e-i tammeye malik ea zım eksik olmamış ve el-an zamanımızda dahi mevcud bulunmuştur. Onu hakkıyla gören dide-i hak-bin ister. * * * Hz.

Şeyh, meslek-i tasavvuflyi "Bilmek , bu lm ak olmak." diye ta'yin ve tavsif bu , yururlar imiş ki, ilme'l-yakln, ayne'l-yakln, hakka'l-yakln mertebelerine işarettir. "İn- l brahimiyye-i Şa'baniyye 1 15 san ananın yok olası duasına mazhar alınalı. " buyurmaları da, mahv-ı vücuda ve "lfi mevcUde illii hu" sırrına remizdir. Kütüb-i tasavvufiyyeyi mütalaaya ve inceden inceye düşünmeğe taraf-dar değil lerdi. Meslekleri kitab-ı natık olan ve hamil-i esrar-ı Kur'aniyye bulunan mürşid-i ka milin zir-i terbiyesine girip, onun esrar-ı ahvalini tetebbuun kafi olduğu nazariyyesi ni ortaya sürerlerdi.

Menakıb-ı celilesi pek çoktur. Bir gün, neş'e-i tamme te'siriyle, "Beni görenler, beni görenleri görenler düdüğü çaldı." buyurmaları, bu hakikatı mübeyyin olarak hadis i şerif-i Nebevi esrar-ı maanisinde mazhar-ı tecelli olduklarına işarettir. Kuşadalı'yı göremedim. Fakat onu gören Hacı Kayyım Efendi'yi gördüm. Duasını aldım el-ham dü li'llah. lnşaa'llah bizler de o diiire-i beşarette bulunanlardan oluruz. Tütün içerler imiş. Bir gün huzGr-ı arifanelerinde tütünün hurmeti mes'elesi mevzu'-ı bahs olununca, "Efendim! İçenlere terki, içmeyenlere içmesi haramdır." buyura rak büyük bir hakikat ortaya koymuşlardır.

lbtila sahibi olanlar onun terki yüzünden perişan-hal olup, huzurları münselib olacağına ve içmeyenlerin ibtilası ise muvafık olmayacağına işaret buyurmuşlardır. Vüzera vü fuzala-yı kiramdan Cevdet Paşa merhumdan naklen, urefa-yı Mevle viyye'den Cevad Bey Efendi buyurdular ki: Cevdet Paşa, talebeliği zamanında Kuşadalı'nın sıytını işitmiş, bera-yı tecrübe bir kaç mes'ele-i gamıza hazırlamış, Kovacılar'daki tekkesine gitmiş. Hz. eyh'e mü laki olduğu sırada o henüz bu mes'eleleri arza vakit bulamadan Kuşadalı sohbet ara sında Cevdet Paşa'ya o müşkilleri halledivermiştir.

"Bu tesadüf kabilinden oldu." diye ikinci defa aynı sGretle vaki' olan teşebbüsüne Hz. Şeyh aynı suretle cevab ve rince, "Bundaki ilim, ilm-i ledündür." diye teslim olmuş ve cümle-i naciye-i müridana dehalet etmiştir. Cevdet Paşa merhumun nasibi neş'e-i tarikattan ziyade feyz-i ilim de tecelli eylemiştir. Şuaradan ve Kuşadalı'nın mazhar-ı feyzi urefadan Ali Efendi, Varidatü'l-Veli fi Menakıbı Kuşadalı diye bir menakıb-name yazmıştır.

Şu medhiyye onundur ve pek güzeldir: Ey gönül tahtına sultan-ı cihan Kuşadalı Aşıkın hane-i kdbiııde nihan Kuşadalı Görünür arife vech-i ehadiyyet senden can-ı can can-ı cihan cfüH ciııı1n Kuşa.dalı 1 16 Setine-i Evliya Secde itdim garücek iki kaşın mihrabın Bülbül-i sırdan irüp gUşa ezan Kuşadalı Seyr-i fi'lliiha varup kaf-ı fena ankiisı Çağırır derd ile ba-savt u zeban Kuşadalı Külle yevmin hüve fi şe'n ile ıtliika varup Bulamam senden o vad"ıde nişiin Kuşadalı Zlb-i destiirım idüp bağ-ı beka güllerini Olmuşum ben dahi bir gül-şen-i ciin Kuşadalı Kendimi kendine virdim arada yok Ali Cism ü can kevn ü mekan çeşm ü lisan Kuşadalı Kuşadalı hazretlerinin meslekleri ziyadesiyle sohbete nazır idi.

Avrupa'da ilk defa tahsile gidenlerden meşhı1r Müşir Namık Paşa merhı1m dahi ahass-ı müridanın dan idi. Ona yazdığı mekruhlar dahi çok mühim hakayıkı cami'dir. Müşarünileyhi huzı1r-ı azize götürmek istedikleri zaman, "Canım, benim onlarla bir işim yok. Ne yapacağım." diye istinkaf eylediği halde, ilk mülakatta onun dam-ı saydına düşmüştü. Aziz hazretleri cemaatla namaza kalkacağı sırada Namık Paşa'nın ağır durduğunu görünce, "Evladım! Çizmenin üstüne mesh ver, namiiza dur." diye emr edip, onu bi'l-ahare eda-yı salata alıştırıvermiştir.

Namık Paşa muamelat-ı umumiyyenin bozukluğundan naşi guşe-nişin-i uzlet ol mak istediğini Aziz'e arz edince, "Beytü'l-miilden para sarfıyla Avrupa' da tahsiline ikdiim olunmuş , buna mukabil devlete hizmet mecbariyyetindesiniz. " diye adem-i muvafakat eseri göstermiş ve atideki saz hikayesini yazmıştır. Şairin biri bir kahvede asılı sazlar görmüş. Kahveciye sormuş: "Her hafta şiiirler gelir, müşiiare ederler, saz çalarlar." demiş. "Öyleyse bana bir saz ver, ben de çalayım." de miş. Aldığı sazın kapağını çatlak görünce, "Bunu değiştir". demiş. Diğer sazı alınca, "Telinin mandalı eksik." demiş.

Üçüncü sazı almış; "Onun da teli yok." deyince, kahve ci, "Be adam. Şairler her hafta bu sazları çalıyor. Senin gibi ÖzÜr bulmuyorlar. Bozuk dü zen sen de çal, eğlen, geç git. Madem ki bunları ıslaha kudretin yok bir şey deme." diye tev bih eylemiştir. Bu hikayeden alınacak ibretli noktalar vardır. Erbab-ı kemale bırakıyorum. Bir gün bir aşıkın biri yine öyle bir kahveye uğramış. Bir saz istemiş, teline dokundukça çıkan sacl a ile ağlamağa başlamış. Kahveci bakmış şaşmış. Sabredemeye- İbrahimiyye-i Şa'baniyye 1 17 rek, "Ayol! Bir elinizle de tellere basınız.

Perdeler değişsin, usalü böyledir." Demesiyle, "Öyle yapanlar aşağı yukarı nagıne aramak için yaparlar. Ben tele dokunur dokunmaz on daki nagıneleri buldum. Sen işine bak." cevabını vermiş. Bu hikayede pek büyük nükte vardır. Erbab-ı irfana hafi deği ldir .

Nutukları ndan : Gafile kelam nafile* Kelam kime sahib-i müşkile* *** Sahib-i müşkil olmaya lazım çok çile Yumruk bir işô.ret yerine geçer gafile* *** Vech-i yara dUş olan alemde seyran istemez Canım canana teslim eyleyen can istemez Bu müsafir-hô.nenin fanuigin fehm eyleyen Hane-i kalbinde Hak'dan gayri mihman istemez Gerçi zahir ilminin nefi de vardır tiilibe Lik esrara irenler sürl irfan isteınez Zahidô.

arif neye kılsa nazar Hak görünür Şekki yokdur arifin ıiyô.t u bürhô.n isteınez Cennet ummaz tamudan korkmaz (o) Hak aşıkları Hak budur erbô.b-ı cennat har u gılman istemez 'İrcit' avazı irdi murg-ı canım sem' ine Bı-karar oldum anınçün derd ü handan istemez Ma-siva'llô.hdan mücerred oldu İbrahim bu gün Varını dil-diira virdi vasl u hicran istemez Bu nutukları gerek durak, gerek cumhur suretinde bestelenmiş elsine pira yı za - - kiran bulunmuştur. Edib-i muhterem lbnü'l-Emin Mahmud Kemal Beyefendi mecli sinde bu gazel hakkında bahis açıldı. Ba'zı zevat, "Kuşadalı'ıım nazmla, şiirle iştigali yoktu.

Bu gazel Üftô.de-zô.de Kutub İbrahim Efeııdi'ııindir." dediler. Evrenos-zade Sami

COĞRAFÎ HAFIZA3 bağlantılı mekânMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi3 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Eserleri ve metinleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Eserleri ve metinleri

İstanbul'a avdetlerinin şuyuu hasebiyle herkes ziyaretine şitaban oluyordu. Bu sı­ rada Usturacı Halil Efendi inşa-kerdesi olan ve Aksaray'da Sinekli Bakkal'da sokak içinde bulunan dergahın anahtarı bani-i mumaileyh tarafından Hz. Aziz'e takdim ve burayı teşrifleri ahibba ve yaran tarafından rica olunmakla 1 235/( 1 820) senesinde burayı teşrif buyurmuşlardır.

Metni gösterMetni daralt

İstanbul'a avdetlerinin şuyuu hasebiyle herkes ziyaretine şitaban oluyordu. Bu sı­ rada Usturacı Halil Efendi inşa-kerdesi olan ve Aksaray'da Sinekli Bakkal'da sokak içinde bulunan dergahın anahtarı bani-i mumaileyh tarafından Hz. Aziz'e takdim ve burayı teşrifleri ahibba ve yaran tarafından rica olunmakla 1 235/( 1 820) senesinde burayı teşrif buyurmuşlardır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 4.

Öğütleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Söz ve öğüt

Emellerine de muvaffakiyet yüz göstermeye başladı. Bir gün şeyhinin tenavül buyurduğu taamın bakıyyesini yemek için emir telakki ettikte İbrahim Efendi, "Azizim! RasGlullah (s.a.s. ) şöyle buyuruyor: "Mü'minler ölmezler, bilakis fena yurdundan beka yurduna göç ederler." ( H ) lbrah!miyye-i Şa'baniyye 11l İbrahim Efendi yerken azizinde şeb' husule geldiğinden Şeyh hazretleri, "EvWdım!

Metni gösterMetni daralt

Emellerine de muvaffakiyet yüz göstermeye başladı. Bir gün şeyhinin tenavül buyurduğu taamın bakıyyesini yemek için emir telakki ettikte İbrahim Efendi, "Azizim! RasGlullah (s.a.s. ) şöyle buyuruyor: "Mü'minler ölmezler, bilakis fena yurdundan beka yurduna göç ederler." ( H ) lbrah!miyye-i Şa'baniyye 11l İbrahim Efendi yerken azizinde şeb' husule geldiğinden Şeyh hazretleri, "EvWdım!

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 4.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Bolu · TürkiyeAtpazarı TekkesiAtpazarı Tekkesi , Sefîne-i Evliyâ kişi kayıtlarında 2 ayrı bağlamda anılır. Azizinin irtihalinde ber-mficib-i emr Beypazarı'na avdetle 1 227/( 1 8 1 2 ) , tarihin de hacca gitmek niyetiyle bi-hasebi'z-zuhfirat lstanbul'a gelerek Atpazarı Tekkesi'nde müsaferet eylemiştir. Fakat fıtrat-ı zatiyyesinde mevdu' olan envar-ı ilm ü irfan te'siriyle mütalaa-gü zar-ı hakayık-ı tefsir u hadis iken bir ayet-i kerimenin ma'na-yı ma'nevisinde duçar-ı ukde-i müşkilat olup, mukaddemen şürekasından Bolu Dergahı şeyhi Hacı Mustafa Efendi o esnada lstanbul'a gelerek müşarünileyhin hal-i istiğrakını görünce, "O sırada Atpazarı Tekkesi'nde misô.fir bulunan Beypazarlı Ali Efendi'ye gidelim ; senin müşkili ni o halleder." diye, İbrahim Efendi'yi aziz-i müşarünileyhe götürmüş idi. Bağlantılı şahsiyetler: Şeyh Hacı Ali Efendi.TARİHÎ MEKÂNBeşikçi-zade TekkesiBeşikçi-zade Tekkesi , Sefîne-i Evliyâ kişi kayıtlarında 1 ayrı bağlamda anılır. Beşikçi-zade Tekkesi diye şöhret-yafte ve beher hafta hatm·i hacegan eder erenlerden olup, i dris Şeyh Abdullah-ı Kaşgarl'den ahz-ı tarikat ve Seyyid Hamdi'den hüsn-i hatta sahib ica· zet almıştır. Bağlantılı şahsiyetler: Şeyh Hacı Ali Efendi.Bolu · TürkiyeBolu DergahıBolu Dergahı , Sefîne-i Evliyâ kişi kayıtlarında 1 ayrı bağlamda anılır. Fakat fıtrat-ı zatiyyesinde mevdu' olan envar-ı ilm ü irfan te'siriyle mütalaa-gü zar-ı hakayık-ı tefsir u hadis iken bir ayet-i kerimenin ma'na-yı ma'nevisinde duçar-ı ukde-i müşkilat olup, mukaddemen şürekasından Bolu Dergahı şeyhi Hacı Mustafa Efendi o esnada lstanbul'a gelerek müşarünileyhin hal-i istiğrakını görünce, "O sırada Atpazarı Tekkesi'nde misô.fir bulunan Beypazarlı Ali Efendi'ye gidelim ; senin müşkili ni o halleder." diye, İbrahim Efendi'yi aziz-i müşarünileyhe götürmüş idi. Bağlantılı şahsiyetler: Şeyh Hacı Ali Efendi.