HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Hayatı, irşadı ve eserleri
Müessisi, beyne’l-urefâ Osmân Şemsi Efendi nâmıyla meşhûr olan zât-ı âlî-kadrdir.
1229 sene-i hicriyyesi şehr-i Rabîu'l-âhirinin birinci (23 Mart 1814) Çarşamba günü
sâat dörtte riyâz-ı imkâna zînet vermiştir. Maskat-ı re’s-leri, İstanbul’da, Bâb-ı Âlî
civârında, Hocapaşa Mahallesi’nde kâin hâneleridir.
Peder-i ekremleri, Mâliye Nezâreti Eshâm Kalemi ser-âmedânından ve
muammerînden ve tarîk-ı âlî-i Nakşibendî’den, “Hoca Emîn Efendi” diye meşhûr, Seyyid
Muhammed Efendi’dir. Bi'l-âhare, Kuşadalı İbrâhîm Efendi hazretlerine intisâb edip,
yirmiüç sene gûşe-i inzivâyı ihtiyâr eylemiştir. 18 Zi'l-hicce 1277/(3 Mart 1872) târîhinde,
seksenüç yaşında irtihâl eylemekle, Üsküdar’da Karaca Ahmed Türbesi karşısındaki,
gülistân-ı Hz. Şems’de, makbere-i mahsûsasına defn olunmuştur. Hz. Şems’in manzûme-i
târîhiyyesidir ki, mezâr taşından istinsâh olunmuştur:
"Vâlidim Seyyid Muhammed müştehir “Hâce Emîn”
İnzivâda göçdü oldu câyı Firdevs-i berîn
Geldi nuh-tâk-ı felekden fevtine târîh-i Şems
Müntehâ-yı sa’de oldu menzil-i rûhu’l-Emîn
()منتهاى سعده اولدى منزل روح اﻷمين
Eshâm hulefâsından ve tarîk-ı Nakşibendî ricâlinden Dervîş Osmân Şems Efendi’nin
pederi Münzevî Efendi merhûmun rûh-ı şerîfî için Fâtiha. Sene 1277."
Vâlideleri, Şerîfe Fâtıma Hanım olup, 1291/(l874)’de irtihâl eylemekle o da zevcinin
yanında medfûndur. Kitâbe-i seng-i mezârı :
"Vâlidem ya’nî Şerîfe Fâtıma Hânım be-hak
Oldu bî-şek vâsıl-ı rahmet be-hüsn-i hâtime
İndi nuh-tâk-ı felekden fevtine târîh-i Şems
Şevk ile “Allâh” diyü göçdü Şerîfe Fâtıma
()شوق ايله ﷲ ديو كوﭼدى شريفه فاطمه
Merhûm Münzevî Muhammed Emîn Efendi zevcesi ve Dervîş Osmân Şems Efendi’nin
vâlidesi merhûme ve mağfûratün lehâ hanım, rûh-ı şerîfi için li’llâhi’l-Fâtiha. Sene 1291."
Harem-i âlîleri Ayşe Hanım hazretleri 1297/(1880) senesi(nde) âzim-i dâr-ı
naîm olmuş ve o da, o hazîrede defn olunmuştur:
"Bu refîkam Âyişe Hânım ecel câmın içüp
Gitdi ol gül-zâra k'anda oldu ayn-ı câriye
Düşdü meh burcundan anın fevtine târîh-i Şems
Aişe Sıddîka cennetde de oldu câriye
()عائشه صديقه جنتده ده اولدى جاريه
Şeyh Osmân Şems Efendi’nin zevcesi hanımın rûhiçün el-Fâtiha."
Kerîmeleri Servet ve Enîse Hanımlar dahi bu civârda medfûndurlar. Mezâr
taşlarından:
"Firkatâ vâveyletâ kim duhterim Servet Hanım
Vaz’-ı haml eyler iken göçdü cihândan âh vâh
Hatt-ı mu’cemle yazıldı fevtine târîh-i Şems
Fâtıma Servet cinânı kıldı nâ-geh cilve-gâh
()فاطمه ثروت جنانى قيلدى ناكه جلوه كاه
Darb-hâne-i âmire Arayıcıbaşısı Dervîş Osmân Şems Efendi’nin kerîmesi ve bâb-ı
ser-askerî rûz-nâmçe ketebesinden Ömer Lütfi Efendi’nin zevcesi merhûme ve mağfûratün
lehâ Hanım. Rûh-ı şerîfiçün el-Fâtiha. Sene 1276/(1859)."
"Hayıflar kim Kerîmem bu Enîse
Göçüp dünyâdan oldu Hak enîsi
Beyân-ı fevtine Şems oldu târîh
Enîse Hânım’ın Hakdır enîsi
()انيسه خانمك حقدر انيسى
Darb-hâne-i âmire Arayıcıbaşısı Dervîş Osmân Şems Efendi’nin kerîmesi merhûme
ve mağfûratün lehâ hanım. Rûh-ı şerîfiçün el-Fâtiha. Sene 1280/(1863)."
Osmân Şems Efendi’nin meşhûr gazellerinden birinde:
Âh kim gerdiş-i dolâb cihân sîme-nisâb
Aksine devr ile idüp yine güllâb-ı serâb
İtdi bu bâğda bir serv-i revânım kem-yâb
Kıldı üftâde-i çâh-ı çemen-istân-ı türâb
Nevh-ı nâlemden olup devrine zencîr-i tınâb
Delv-i çeşmim dökülür eşk-i teri döne döne
buyurmaları kerîmelerinin zıyâ'-ı ebedîsine işârettir.
Osmân Şems Efendi hazretleri, tahsîl-i ibtidâîde bulunup, te'mîn-i maîşet
fikriyle, âlâ-rivâyetin, Hoca Paşa’da tütün ticâretiyle iştigâl ve maa-hâzâ, yine bir taraftan
tahsîle devâm etmişlerdir. Bu sırada, bir Bektaşî dervîş gelip, çubuğuna tütün doldurmasını
söylemiş; azîz, çubuğu doldurduktan başka, bir avuç tütün de bahş etmiş. Dervîş, dükkânın
ne zamân açıldığını sormuş. İki-üç ay evvel açıldığını söylemiş. Bunun üzerine Bektaşî,
“Dükkânı üç ayda kaparsan, zararla kapatırsın. Altı ayda kaparsan, sermâyeyi tüketirsin.
Bir sene devâm edersen, sermâyen kadar borca girersin.” demiş. Azîz, fi’l-hakîka, “Altı
ayda sermâyeyi tükettim.” buyurmuşlardır.
Fıtrat-ı zâtiyyesinde meknûz olan envâr-ı irfân tecellîye başladı. Tarîk-ı mücâhede vü
aşka tevessülü derpîş ile hâne-i âlîleri civârında bulunan ricâl-i Nakşiyye’den İsmâîl Efendi
merhûma intisâb etmişlerdir. 1255/(1839) târîhine kadar sohbet-i aliyyelerine devâm ile
sülûk-ı evveli ikmâl etmişler; müşârünileyhin irtihâli üzerine, kibâr-ı meşâyıh-ı
Şa’bâniyye’den Kuşadalı İbrâhîm Efendi hazretlerine teslîm-i irâdet ve icrâ-yı bey’atla
mazhar-ı feyz olarak, yedi senede ikmâl-i merâtib ile vâsıl-ı ser-menzil-i râh oldular.
1264/(1848) senesinde İbrâhîm Efendi’nin intikâline mebnî, uşşâk-ı Muhammediyye’nin
terbiye ve teslîkine me’mûr iken:
Sâkiyâ başın içün câm-ı lebin sun Şems’e kim
Virdiğin şol bâde-i lezzet nisâr elvirmedi
diye, ızhâr-ı hâhişle bahr-ı hakîkate dalmak isteyerek kendine hem-râz olacak bir rehber-i
irfân bulmağa çalıştı. Nihâyet, 1264/(1848) senesinde, meşâyıhı Kâdiriyye’den, zamânının
ferîdi, Ünyeli Şeyh Abdurrahîm-i Üveysî hazretlerine mülâkî oldular. Abdurrahîm Efendi,
Osmân Şems Efendi’de büyük bir isti’dâd gördü. Cüz'î mikdârda, gurûr-ı nefse mâlik
olduğuna muttali’ olunca, “Oğlum! Bizim dâhil-i dâire-i irşâdımız olmak için odun
yarıcılığı etmek lâzım. Bunu yapabilir misin?” buyurdu.
Hz. Osmân Şems, bundaki mazâmîne, irfânen kesb-i ıttılâ’ ederek, emri infâza
müheyyâ olduğunu arz edince, maksad imtihân olduğunu bi’l-beyân derhâl kabûl etmiştir.
Yedi sene hıdmet-i şerîfelerinde bulundular. İkmâl-i merâtib-i sülûk ile, seyr-i a’lâları
mazhar-ı tasdîk buyruldu; irşâda me'zûn oldu.