Ara
Menü

Abdülkādir-i Geylânî

Abdülkādir-i Geylânî (1077-1166), Gîlân’dan Bağdat’a gelerek hadis, fıkıh ve tasavvufta yetişen; medrese, ribat ve vaaz çevresi vefatından sonra Kādiriyye adıyla İslâm dünyasının en geniş irşad ağlarından birine dönüşen âlim-sûfîdir.

Doğum
1077
Vefat
1166
Unvan
Kādiriyye’nin pîri; Hanbelî fakih, muhaddis, vaiz ve sûfî

Gîlân’dan Bağdat’a uzanan hayat

Muhyiddin Ebû Muhammed Abdülkādir b. Ebî Sâlih Mûsâ Zengîdost el-Geylânî, 470/1077-78 yılında Hazar denizinin güneybatısındaki Gîlân bölgesinin Neyf köyünde doğdu. Nisbesi Arapçada Cîlî veya Cîlânî, Farsçada Gîlî veya Gîlânî, Türkçede Geylânî biçiminde söylenmiştir. Babası Ebû Sâlih Mûsâ hakkında güvenilir ayrıntı azdır. Annesi Ümmü’l-Hayr Emetü’l-Cebbâr Fâtıma’nın, zâhid Ebû Abdullah es-Savmaî’nin kızı olduğu aktarılır.

Kaynaklarda Hz. Hasan yoluyla Hz. Ali’ye ulaşan bir soy şeceresi verilir. Bu şecere Kādirî aile geleneğinin temel nesep kaydıdır; bununla beraber modern araştırmalarda, Bağdat’ta “a‘cemî” diye tanınması ve babasının Zengîdost lakabı gibi unsurlardan hareketle şecerenin tarihî oluşumu tartışılmıştır. Site, seyyidlik geleneğini yok saymadan, şecerenin kaynak eleştirisine açık olduğunu da belirtir.

Babası küçük yaşta vefat edince annesi ve dedesinin himayesinde büyüdü. On sekiz yaşında ilim tahsili için annesinden izin alarak 488/1095’te Bağdat’a gitti. Bu yolculuk hakkındaki eşkıya ve doğruluk anlatısı menkıbevî hafızanın en tanınmış parçalarındandır; tarihî biyografinin kesin belgesi gibi değil, doğruluk ve anneye verilen söz temasını öğreten bir anlatı olarak ayrıca okunmalıdır.

Hadis, fıkıh, kıraat ve edebiyat tahsili

Bağdat, onun geldiği yıllarda medreseler, hadis meclisleri, Hanbelî ve Şâfiî fıkıh çevreleriyle büyük bir ilim merkeziydi. Ebû Gālib b. Bâkıllânî, Ca‘fer es-Serrâc, Ebû Bekir Sûsen ve Ebû Tâlib b. Yûsuf gibi hocalardan hadis; Ebû Sa‘d Mübârek el-Muharrimî, Ebû Hattâb el-Kelvezânî ve Kādî Ebû Hüseyin’den fıkıh; Zekeriyyâ et-Tebrîzî’den dil ve edebiyat okudu. Usul, fürû, mezhep ihtilâfları, tefsir ve kıraat alanlarında yetişti.

Başlangıçta Şâfiî fıkhıyla ilişkili olduğu, ardından Hanbelî mezhebine geçtiği kaydedilir. Hayatının ilerleyen döneminde her iki mezhebe göre fetva verdiği aktarılmakla birlikte eserlerinde Hanbelî tavrı çok daha belirgindir. “Muhyiddin” unvanı, daha sonraki geleneğin onun Hanbelî ilim ve ahlâk anlayışını ihya eden yönüne verdiği isimdir.

Tasavvuf terbiyesi ve inziva yılları

Bağdat sûfîleriyle temas kuran Abdülkādir, Ebü’l-Hayr Hammâd ed-Debbâs’ın çevresinde tasavvuf terbiyesi gördü. Tarikat hırkası ve irşad bağı ise Ebû Sa‘d Mübârek el-Muharrimî üzerinden kaydedilir. Medrese tahsili ile sûfî terbiyeyi birbirinin alternatifi saymadı; vaazlarında şer‘î sorumluluk, helâl kazanç, nefis muhasebesi ve kalp eğitimi aynı bütünün parçalarıdır.

Kaynaklar uzun süren uzlet, riyâzet ve çetin mücahede dönemlerinden söz eder. Yirmi beş yıllık inziva, çölde dolaşma, kırk gün açlık ve olağanüstü karşılaşmalar gibi ayrıntıların önemli kısmı menâkıbnâme dilindedir. Tarihî çekirdek, onun bir süre tedris ve vaazdan uzaklaşıp yoğun zühd hayatı yaşaması; gelenek içi yorum ise bu dönemi pîrlik makamına hazırlanış olarak okumasıdır.

Medrese, ribat ve büyük vaaz halkası

Ebû Sa‘d el-Muharrimî’nin Bâbülerec’de kendisine bıraktığı medresede hadis, tefsir, kıraat, fıkıh ve nahiv okuttu. 521/1127 dolaylarında vaazları geniş kitlelere ulaşmaya başladı. Meclislerin kalabalıklaşması üzerine medrese büyütüldü; tedris, fetva, sohbet ve yoksullara hizmet aynı kurum çevresinde toplandı.

Vaaz dili sade, doğrudan ve sarsıcıydı. Dünya tutkusu, riya, nefsin hileleri, şeytanın insana nüfuz yolları, korku ile ümit dengesi, tövbe, tevekkül ve rızâ üzerinde durdu. Yalnız seçkin sûfîlere değil, tüccara, idareciye, ilim talebesine ve gündelik hayatın içindeki insana seslendi. Kādiriyye’nin farklı toplumlarda karşılık bulmasında bu açık ve ahlâk merkezli dil belirleyici oldu.

Şeriat, hakikat ve tasavvuf anlayışı

Geylânî’ye göre tasavvuf, dinin emirlerinden bağımsız bir vecd alanı değildir. İbadet, helâl-haram hassasiyeti ve sünnete bağlılık olmadan mânevî iddia güvenilir sayılamaz. Mürid önce farzları, kul hakkını ve ahlâkî sorumluluklarını gözetmeli; ardından zikir, murakabe, sabır ve hizmetle kalbini eğitmelidir.

Vasiyetinde yolunun Kitap ve Sünnet üzerine kurulduğunu; gönül huzuru, cömertlik, sadaka, zorluğa dayanma ve kardeşlerin sıkıntısını giderme esaslarını vurgular. Tasavvufun sekiz niteliğini sehâ, rızâ, sabır, işaret, gurbet, sûf giymek, seyahat ve fakr olarak sayan Kādirî aktarım, bunları peygamberlerin ahlâkıyla ilişkilendirir. Himmeti yüceltmek, haramdan sakınmak, hizmeti güzelleştirmek, azmi artırmak ve nimete saygı göstermek de yolun beş temel kuralı olarak aktarılmıştır.

Hanbelî kimliği ve tartışmalı ifadeler

İtikadî meselelerde Hanbelî-Selefî çizgiyi güçlü biçimde savundu; kelâmî te’vile mesafeli durdu. Özellikle el-Gunyede bazı mezheplere yöneltilen sert hükümler, sonraki Hanefî ve Mâtürîdî Kādirîler arasında tartışma doğurdu. Ebû Hanîfe’ye nispet edilen Mürcie ifadesinin metne sonradan girmiş olabileceğini söyleyenler bulundu; başka âlimler ise farklı Mürcie kullanımlarını ayırarak açıklama yoluna gitti.

Bu tartışmalar gizlenmemelidir. Geylânî’nin tarihî şahsiyetini sonraki bütün Kādirî çevrelerin mezhebî tercihleriyle özdeşleştirmek doğru olmadığı gibi, tartışmalı bir cümleyi onun bütün irşad mirasının özeti saymak da doğru değildir. Eserlerin nüsha tarihi, derlenme biçimi ve sonraki müdahaleler her başlıkta ayrıca değerlendirilmelidir.

el-Gunye: ibadet, itikad ve ahlâk kitabı

el-Gunye li-tâlibî tarîkı’l-Hak, iman, ibadet, günlük dinî hayat, ahlâk, zühd ve tasavvuf âdâbını geniş bir çerçevede ele alır. Yapısı Ebû Tâlib el-Mekkî’nin Kūtü’l-kulûbunu hatırlatır. Tasavvufî coşkudan çok takvâ, amel ve mezhebî öğretinin öne çıkması, eseri vaaz derlemelerinden ayırır.

Metnin Geylânî’ye nispeti genel olarak kabul edilse de bazı bölümler ve sert mezhep hükümleri tartışılmıştır. Bu nedenle eser, ne bütünüyle reddedilmeli ne de bütün cümleleri tarihsel bağlam ve nüsha denetimi yapılmadan pîrin değişmez sözü kabul edilmelidir.

el-Fethu’r-rabbânî ve Fütûhu’l-gayb

el-Fethu’r-rabbânî ve’l-feyzü’r-rahmânî, 545-546/1150-1152 yıllarında medrese ve ribatta verilen altmış iki vaazın dinleyiciler tarafından kaydedilmiş derlemesidir. Geylânî’nin nefis tahlilleri, mürid terbiyesi ve halkla konuşma üslûbu en güçlü biçimde bu metinde görülür.

Fütûhu’l-gayb, oğlu Abdürrezzâk’ın derlediği yetmiş sekiz konuşma ile son vasiyeti içerir. Dünya, zühd, fakr, havf-recâ, rızâ, teslimiyet, müşâhede ve mârifet gibi başlıkları geniş okuyucuya açık bir dille işler. İbn Teymiyye’nin eserin bazı bölümlerini saygılı bir dille şerhetmesi, Geylânî’nin şeriat hassasiyetinin farklı tasavvuf eleştirmenleri tarafından da kabul edildiğini gösterir.

Diğer eserler ve nispet problemi

el-Füyûzâtü’r-rabbâniyye dua ve evrâd hafızasını; mektuplar, Cilâü’l-hâtır, ed-Delâil ve ona nispet edilen kasideler farklı metin katmanlarını temsil eder. Cilâü’l-hâtırın bazı bölümleri el-Fethu’r-rabbânî ile örtüşür. es-Sirâcü’l-vehhâc gibi bazı kitaplar daha eski metinlerden yapılmış derlemelerdir.

Menâkıbnâmeler ona bin eser nispet eder; bugün adıyla dolaşan metinler yaklaşık elli başlık civarındadır ve bunların önemli bir kısmının ona ait olmadığı kabul edilir. Allah ile konuşma biçiminde düzenlenen Gavsiyye risâlesi güvenilir biçimde ona nispet edilemez. Sırrü’l-esrâr ve küçük risâleler de yazma tarihi ve içerik karşılaştırmasıyla ayrı ayrı incelenmelidir.

Kādiriyye silsilesinin iki ana varyantı

Kādirî icâzetnâmelerinde Geylânî’den geriye doğru Ebû Sa‘d Mübârek el-Muharrimî, Ebü’l-Hasan el-Hekkârî, Ebü’l-Ferec et-Tarsûsî, Abdülvâhid et-Temîmî, Şiblî, Cüneyd-i Bağdâdî, Serî es-Sakatî ve Ma‘rûf-i Kerhî ortak halkalardır. Ma‘rûf-i Kerhî’den sonra iki aktarım düzeni görülür.

“Silsile-i zeheb” diye anılan hat Ali er-Rızâ ve Ehl-i beyt imamları üzerinden Hz. Ali’ye; “silsile-i müzehheb” diye anılan hat ise Dâvûd et-Tâî, Habîb el-Acemî ve Hasan-ı Basrî üzerinden Hz. Ali’ye ulaşır. Bu iki şema birbirini geçersiz kılan modern biyografi listeleri değil, farklı icâzet çevrelerinde korunan aktarım modelleridir. Atlas her varyantı kendi kaynak nispetiyle göstermelidir.

Oğulları, halifeleri ve kurumsal devam

Geylânî’nin geniş ailesi, medrese ve irşad çevresinin Bağdat’tan başka bölgelere taşınmasında etkili oldu. Oğlu Abdürrezzâk, vaazları derledi ve silsilenin başlıca devam halkalarından biri sayıldı. Seyfeddin Abdülvehhâb babasının medresesinde fıkıh okuttu, daha sonra Dîvân-ı Mezâlim görevi üstlendi. Kaynaklarda Abdülcebbâr üzerinden yürüyen silsileler de vardır.

Bir kişinin Geylânî soyundan gelmesi, kendiliğinden müstakil tarikat pîri olduğu anlamına gelmez. Aile nesebi, hilâfet, hırka, medrese görevi ve yerel kol kuruculuğu ayrı ilişki türleridir. Site, bu bağları tek bir “soyundan” etiketi altında eritmeden kişi ağı ve yol atlasında ayrı göstermelidir.

Bağdat’tan İslâm dünyasına yayılış

Kādiriyye pîrin sağlığında bugünkü anlamıyla merkezî ve tamamlanmış bir teşkilât değildi. Vaaz, medrese, ribat, aile ve halife çevresi vefatından sonra onun adına nispet edilen geniş bir yol ağına dönüştü. Irak ve Suriye’den Anadolu’ya, İran ve Orta Asya’dan Hindistan’a, Kuzey ve Batı Afrika’dan Balkanlar, Kafkasya, Çin ve Güneydoğu Asya’ya uzanan kollar farklı dönemlerde teşekkül etti.

Anadolu’da Eşrefiyye ve Rûmiyye; Hindistan’da Uç, Sind, Pencap, Keşmir ve Gucerât çevreleri; Kuzey Afrika’da Kādirî şerif aileleri; Balkanlar ve İstanbul’da çeşitli tekke ağları bu yayılışın başlıca örnekleridir. Her yerel uygulama bütün Kādiriyye’ye genellenemez: esmâ tertibi, zikir sayıları, tâc biçimleri, evrâd ve merasimler kollara göre değişmiştir.

Menkıbevî hafıza nasıl okunmalı?

Geylânî’nin hayatı daha sağlığından itibaren menkıbelerle kuşatıldı. Açları doyurma, uzaktan yardım, müridin hâlini bilme, Bağdat’a gelişte gül sunulması, eşkıyaya doğrulukla cevap verme ve “Gavs-ı A‘zam” tasarrufu gibi anlatılar yüzyıllar boyunca ahlâk, sadakat ve velâyet fikrini taşıdı. Bu anlatılar tam metinleri ve kaynaklarıyla Menâkıbnâme’de korunmalıdır.

Bununla beraber geç tarihli Behcetü’l-esrâr ve benzeri eserlerin her rivayeti tarihî olay sayılamaz. İbn Receb, Zehebî ve İbn Kesîr bazı rivayetleri açıkça eleştirmiştir. Doğru yöntem menkıbeyi silmek değil; anlatının hangi kaynakta, ne zaman ve hangi öğretici amaçla aktarıldığını tarihî biyografiden ayrı göstermektir.

Vefatı, külliyesi ve yaşayan hafıza

Abdülkādir-i Geylânî 10 Rebîülâhir 561’de, 11-12 Şubat 1166 gecesi Bağdat’ta vefat etti. Medrese ve ribat çevresindeki kabri zamanla büyük bir külliyenin merkezi oldu. Yapı Selçuklu, Abbâsî ve Osmanlı dönemlerinde çeşitli onarımlar gördü; Bağdat’ın dinî ve şehirsel hafızasında Bâbüşşeyh adıyla anılan bir merkez meydana geldi.

“Gavs-ı A‘zam”, “Bâz-ı Eşheb” ve “Muhyiddin” unvanları onun sonraki yüzyıllardaki pîr tasvirini özetler. Yûnus Emre’ye nispet edilen şiirler, Eşrefoğlu Rûmî’nin ilâhileri, evrâd mecmuaları, sancaklar, tâclar ve ziyaret gelenekleri Geylânî hafızasını farklı dillere ve coğrafyalara taşıdı. Tarihî Abdülkādir; Hanbelî fakih, muhaddis, vaiz ve sûfîdir. Menkıbevî Abdülkādir ise geniş bir İslâm coğrafyasının yardım, himmet ve pîrlik tahayyülünün merkezidir; kapsamlı bir dosya bu iki katmanı birlikte fakat birbirine karıştırmadan göstermelidir.

COĞRAFÎ HAFIZA13 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi13 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç16 doğrudan bağlantıAğda gör →
ÇOKLU İRŞAD GÜZERGÂHI2 ayrı bağlamda görünüyorHer bağlantı ayrı açılır; ortak gövde, kol aidiyeti anlamına gelmez.

Menkıbeler

İlk 6 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Kırk gün süren açlık

Kırk günlük açlığın ardından Ebû Sa‘d el-Muharrimî’ye varışı ve hırka giyişi.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Abdülkâdir-i Geylânî, nefsiyle sıkı bir mücadeleye giriştiği inzivâ yıllarından bir hâli şöyle anlatır:

“O yıllarda, benim ikametim sebebiyle sonradan Acemî Burcu denilen yerde on bir sene kaldım. Bu sırada, birisi yedirinceye kadar yememeyi ve birisi içirinceye kadar içmemeyi Allah Teâlâ’ya ahdettim.”

Kırk gün boyunca hiçbir şey yemeden ve içmeden bekledi. Sonra yanına, elinde ekmek ve yemek bulunan biri geldi; getirdiklerini önüne bırakarak uzaklaştı. Açlığın şiddetiyle nefsi neredeyse yemeğin üzerine atılacaktı. Fakat o, kendi kendine, “Vallahi, Rabbim ile yaptığım ahdi bozmayacağım” dedi.

İçinden “Açlık, açlık!” diye yükselen sesleri işitiyor, yine de önündeki yemeğe el sürmüyordu. Bu hâli öğrenen Ebû Sa‘d el-Muharrimî yanına geldi ve ona:

“Bu hâlin nedir, ey Abdülkādir?” diye sordu.

“Bu, nefsin sıkıntısıdır. Ruh ise Mevlâ’sıyla rahattadır,” cevabını verdi.

Ebû Sa‘d ona Bâbülezec’deki yanına gelmesini söyleyip ayrıldı. Abdülkādir-i Geylânî ise, “Buradan açık bir emir olmadan ayrılmayacağım” diye düşündü. Bir müddet sonra Hızır’ın geldiği ve kendisine, “Kalk, Ebû Sa‘d’in yanına git” dediği nakledilir.

Ebû Sa‘d’in evine vardığında şeyhini kapıda kendisini beklerken buldu. Ebû Sa‘d:

“Sana ‘Yanıma gel, beni takip et’ demem yetmedi mi de Hızır’ın emrini bekledin?” dedi.

Ardından onu evine aldı. Hazır bulunan sofradan kendi elleriyle doyuncaya kadar yedirdi; sonra da ona hırka giydirdi. Abdülkādir-i Geylânî, bu karşılaşmadan sonra Ebû Sa‘d el-Muharrimî’den ayrılmadığını söyler.

Menkıbe, yalnız kırk gün süren açlığı değil, inzivâdan şeyh terbiyesine geçişi ve hırka giyiş anını bir bütün hâlinde anlatır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Abdülkâdir-i Geylânî hakkında akademik kaynak metni; Behcetü’l-esrâr, s. 60, 86; Kalâidü’l-cevâhir, s. 13.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Ahmed b. Hanbel'in rüyadaki isteği

Mezhep değiştirmesinin sebebi ve “Muhyiddin” unvanı.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Bağdat'a gittiği zaman mensup olduğu Şâfiî mezhebini bırakarak mizacına daha uygun gelen Hanbelî mezhebine girmiş, bununla birlikte hayatının sonuna kadar her iki mezhebe göre fetva vermiştir.

Rivayete göre rüyasında Ahmed b. Hanbel Abdülkādir'den, o sırada zayıf durumda bulunan Hanbelîliği canlandırmasını istemiş, o da Hanbelî mezhebine girerek bütün gücüyle bu mezhebi ihya etmeye çalışmıştır.

Çerçeve. Yaşadığı dönemde Hanbelîler'in imamı olmuş ve bundan dolayı kendisine “Muhyiddin” (dini ihya eden) unvanı verilmiştir. Yüceltmesinin derecesi şu cevaptadır: “İmam Ahmed'in akîdesi üzere bulunmayan evliya var mıdır?” sorusuna “Ne şimdiye kadar olmuştur, ne de bundan sonra olacaktır” demiştir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdülkādir-i Geylânî”, c. 1, s. 234-239.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Yetmiş bin kişilik vaaz

Bâbülhalbe'deki meclis.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

1127'de ilk defa vaaz vermeye başladığı zaman ancak birkaç kişiye hitap ediyordu. Cemaati giderek arttığı ve medrese dar gelmeye başladığı için vaaz meclisini Bâbülhalbe'deki bir camiye nakletti.

Açık havada verdiği vaazlarını dinlemek için yetmiş bin kişinin Bağdat'a geldiği, arka saflarda bulunanların ön saflardakiler kadar sesini rahatlıkla işittikleri rivayet edilir.

Çerçeve. Rakam menkıbevîdir; delil değeri, hitabetinin son derece etkili olduğunu kaynakların görüş birliği içinde zikretmesindedir. Buna karşılık Sem'ânî “Konuşmasını dinledim, bir şey anlamadım” demiştir — kaynak bunu Sem'ânî'nin tasavvufa yabancılığına bağlar.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdülkādir-i Geylânî”, c. 1, s. 234-239.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

“Medet, yâ Abdülkādir!”

Ölümünden sonra süren tasarruf inancı.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Tasarruf ve kerametlerinin ölümünden sonra da devam ettiğine inanıldığı için, müridlerinin darda kaldıkları zaman söyledikleri “Medet, yâ Abdülkādir!” sözü bir tarikat geleneği olmuştur.

Özellikle kadınlar, çaresiz kalanlara imdat ettiğine inandıkları Abdülkādir'in ruhaniyetine samimi bir bağlılık göstermişlerdir.

Çerçeve. Kaynak bunu bir tesbit olarak verir; aynı sayfada Reşîd Rızâ'nın, bilhassa Hintliler'in ona taparcasına saygı gösterdiği yolundaki tenkidi de kaydedilir. İki değerlendirme yan yana durur.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdülkādir-i Geylânî”, c. 1, s. 234-239.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Sa'dî'nin göremeyeceği görüşme

Gülistân'daki kronoloji hatası.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Sa'dî, Gülistân'ın ikinci bölümünde Abdülkādir'i Kâbe'nin örtüsüne yapışmış dua ederken gördüğünden bahsederse de, tarih itibariyle onu görmüş olması mümkün değildir.

Çerçeve. Hac yolculuğu gerçektir: muhtemelen inzivâ döneminin sonunda oğlu ile birlikte hacca gitmiş, Mekke'de tanıştığı birçok sûfîye hırka giydirmiştir. Sa'dî ise yaklaşık bir asır sonra doğmuştur; sahne edebî bir tasarruftur.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdülkādir-i Geylânî”, c. 1, s. 234-239.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

İbn Kudâme'nin hayranlığı

1166'da Bağdat'taki görüşme.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Meşhur Hanbelî âlimi İbn Kudâme 1166'da Bağdat'a geldiği zaman Abdülkādir-i Geylânî ile görüşerek ona hayran olmuş, meziyetlerini öve öve bitirememişti.

Nevevî, Süyûtî ve İbn Hacer gibi âlimler de onu takdir edenlerdendir.

Çerçeve. Bu isimlerin ortak noktası fıkıh ve hadis otoritesi olmalarıdır; Abdülkādir'in ulemâ nezdindeki kabulü, tasavvufunu şeriata ve dinin zâhirî hükümlerine titizlikle bağlı kalma esasına dayandırmasının sonucudur.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdülkādir-i Geylânî”, c. 1, s. 234-239.

Hayatından kayıtlar

İlk 2 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

Sühreverdî'ye kelâm yasağı

“Bu ilim âhiret azığı değildir.”

Metni gösterMetni daralt

Kelâmdan ve kelâm âlimlerinden nefret eder.

Nitekim Sühreverdî'ye, “Bu ilim âhiret azığı değildir” diyerek onun kelâm okumasını câiz görmemiştir.

Çerçeve. Aynı Sühreverdî, sonradan onun hakkında iki kayıt bırakacaktır: dört kadınla evli olduğu ve şathiyelerinin sekr hâlinde söylenmiş sözler olduğu.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdülkādir-i Geylânî”, c. 1, s. 234-239.
BİYOGRAFİK KAYIT

Türk halk edebiyatındaki yeri

Yûnus ve Eşrefoğlu'nun mısraları.

Metni gösterMetni daralt

Veysel Karanî ve İbrâhim b. Edhem gibi Abdülkādir-i Geylânî de Türk halk edebiyatı ve folklorunda önemli bir yer tutmuştur.

Yûnus Emre'ye nisbet edilen şiir: “Seyyâh olup şu âlemi arasan / Abdülkādir gibi bir er bulunmaz.”

Eşrefoğlu Rûmî'nin mısraları: “Arısının balıyım bahçesinin gülüyüm / Çayırının bülbülüyüm yâ şeyh Abdülkādir!”

Çerçeve. Eşrefoğlu, Kādiriyye'nin Anadolu'da doğan Eşrefiyye kolunun kurucusudur; Kādirî dergâhlarında kıyâmî zikir bugün de onun “Cem' olmuş dervişleri pîrim Abdülkādir'in” ilâhisiyle başlar.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdülkādir-i Geylânî”, c. 1, s. 234-239.

Eserleri ve metinleri

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

el-Ganye li-tâlibî tarîkı'l-hak

Kūtü'l-kulûb'a benzeyen ilmihâl-akaid kitabı.

Metni gösterMetni daralt

Dinî hükümlerden iman, tevhid ve ahlâkı konu alan bu eser, muhteva olarak Ebû Tâlib el-Mekkî'nin Kūtü'l-kulûb'una benzer.

İbadetlerin faziletine ve müslümanların günlük hayatla ilgili hâl ve hareketlerine geniş yer verir; akaid konuları Selef akîdesi esas alınarak açıklanır. Şîa, Mu'tezile ve Cehmiyye gibi mezhepler ağır dille reddedilirken, Allah hakkında teşbih ve tecsîmi andıran bazı izahlara yer verilir. Tasavvufî konular zühd ve takvâ seviyesinde ele alınır.

Farsça (Abdülhakîm es-Siyâlkûtî, Lahor 1282) ve Türkçe (İstanbul 1303; A. Faruk Meyan, 1971) tercümeleri vardır. İbn Kesîr bu eserde ve Fütûhu'l-gayb'da mevzû hadisler bulunduğunu söylemiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: el-Ganye, Kahire 1288.
TARİHÎ KAYIT

el-Fethu'r-rabbânî ve'l-feyzü'r-rahmânî

Tasavvuf bakımından en önemli eseri.

Metni gösterMetni daralt

1150-1152 yılları arasında çoğunu medresede, bir kısmını ribâtta verdiği vaazların müridleri tarafından notlar hâlinde yazılmasından meydana gelen altmış iki bölümlük bir eserdir. Sonunda vefatını anlatan bir zeyil vardır.

Kaynağın hükmü açıktır: Abdülkādir-i Geylânî'nin tasavvuf bakımından en önemli eseri budur.

Abdülkadir Akçiçek (İstanbul 1961) ve Yaman Arıkan (İstanbul 1986) tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir. Cilâü'l-hâtır adlı eser ise bunun 57 ve 59. bölümlerinden ibarettir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: el-Fethu'r-rabbânî, Kahire 1281, 1303.
TARİHÎ KAYIT

Fütûhu'l-gayb

Oğlunun derlediği yetmiş sekiz vaaz.

Metni gösterMetni daralt

Oğlu Abdürrezzâk'ın babasının meclislerinde topladığı yetmiş sekiz vaazdan ve ölürken yaptığı vasiyetten meydana gelir; sonunda bir soy şeceresi yer alır.

Eser İbn Teymiyye tarafından Şerhu kelimât min Fütûhi'l-gayb adıyla şerhedilmiştir. Ayrıca Walther Braune tarafından Almancaya (Leipzig 1933) ve Abdülkadir Akçiçek tarafından İlâhî Armağan adıyla Türkçeye (Ankara 1962) çevrilmiştir.

Çerçeve. İbn Teymiyye'nin bu şerhte şathiye türünden örnekler verip bunları te'vil etmesi, bir tasavvuf münekkidinin Abdülkādir karşısındaki alışılmadık tavrının belgesidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Fütûhu'l-gayb, İstanbul 1281; Kahire 1304.
ESER / METİN

Ona ait olmayan eserler

Gavsiyye başta olmak üzere.

Metni gösterMetni daralt

Menâkıb kitapları bin kadar eseri bulunduğunu kaydeder; bugün ona nisbet edilenlerin sayısı elli civarındadır. Ancak bunların büyük bir kısmının ona ait olmadığı kesinlik kazanmıştır. Bazı eserlerinin çeşitli isimlerle tanınmış olması da sayının artmasına sebep olmuştur.

En açık örnek: Gavsiyye (Hamriyye) — Allah'la Abdülkādir-i Geylânî arasında geçtiği iddia edilen konuşmaları ihtiva eden bu risâle ona ait değildir. Reşîd Rızâ da uydurma bir eser olan Gavsiyye risâlesini hayranlarının ona nisbet ettiklerini söyler.

Ayrıca Yevâkītü'l-hikem ve el-Mevâhibü'r-rahmâniyye gibi eserler de Geylânî'ye ait olmayıp bazı kitaplardan ve hakkındaki menkıbelerden derlenmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdülkādir-i Geylânî”, c. 1, s. 234-239.
TARİHÎ KAYIT

Evrâd, mektuplar ve kasideleri

Dua metinleri ve “Muhyî” mahlaslı şiirler.

Metni gösterMetni daralt

el-Füyûzâtü'r-rabbâniyye fî evrâdi'l-Kādiriyyenesir ve nazım hâlindeki dua ve evrâddan meydana gelen bir risâledir; Celal Yıldırım İlâhî Feyzler adıyla tercüme etmiştir (1975). ed-Delâil (Evrâd, Salavâtü'l-kübrâ) da Türkçeye çevrilmiştir.

Mektûbâton beş mektubu Refet Süleyman Paşa (1276) ve Abdülkadir Akçiçek (1966) tarafından tercüme edilmiştir.

“Muhyî” mahlasını kullanan Abdülkādir-i Geylânî'nin “Hamriyye”, “Ümmiyye”, “Tâiyye”, “Lâmiyye”, “Tasavvufiyye” adlı kaside ve manzumelerini içine alan iki mecmua Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunmaktadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Süleymaniye Ktp., Pertev Paşa, nr. 615/3; Hacı Mahmud Efendi, nr. 2598/5.
ESER / METİN

Behcetü'l-esrâr ve menâkıbnâmeler

En önemli menâkıbnâme ve ona yöneltilen tenkit.

Metni gösterMetni daralt

Müridlerinden Ebû Bekir Abdullah et-Temîmî'nin yazdığı Envârü'n-nâzır isimli ilk menâkıbnâme zamanımıza kadar gelmemiştir; bu eserin daha sonra yazılanlara kaynak olduğu muhakkaktır.

En tanınmışı ve önemlisi, İbn Cehzam diye tanınan Ali b. Yûsuf Şattanûfî'nin (ö. 713/1314) Behcetü'l-esrâr ve ma'dinü'l-envâr'ıdır. Abdülkādir'in pek çok fikir, davranış ve şathiyesinin nakledildiği bu menâkıbnâme kendi eserleri kadar önem taşır. Türkçe tercümeleri arasında Abdurrahman Hâlis Tâlebânî (1302) ve Edirneli Hüseyin b. Hasan (1285) neşirleri kayda değerdir.

Karşı görüş: İbn Receb, Behcetü'l-esrâr ve benzeri menâkıbnâmelerin hurafe ve saçma sözlerle dolu olduğunu, bunların Abdülkādir'e ait olamayacağına dikkat çeker; Zehebî de bu görüşe katılır.

Diğer önemli menâkıbnâmeler: Tâzifî'nin Kalâidü'l-cevâhir'i (ö. 963/1556) ve Dilâî'nin Netîcetü't-tahkīk'i (ö. 1136/1726).

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Ali b. Yûsuf Şattanûfî, Behcetü'l-esrâr ve ma'dinü'l-envâr, İstanbul 1258.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

“Uyun, uydurmayın”

Tasavvufunun tek cümlelik özeti.

Metni gösterMetni daralt

Müridlerine hep şu tavsiyede bulunurdu: “Uyun, uydurmayın; itaat edin, muhalefet etmeyin, yakınmayın; temizlenin, kirlenmeyin.”

Bu ilkenin uygulaması: her an Kur'an ve hadislere uygun hareket etmeyi şart koşar; bir zâhidin hayatında görülebilecek derunî hâller dinî ölçülerin dışına taşmamalıdır; ve dinin zâhirî hükümlerine uymadığı için Sehl et-Tüsterî'nin “sır” nazariyesini reddetmiştir.

Kaynağın genel hükmü: Gazzâlî'nin geliştirdiği Sünnî tasavvuf, onun tarafından devam ettirilmiştir denebilir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdülkādir-i Geylânî”, c. 1, s. 234-239.
TARİHÎ KAYIT

el-Bâzü'l-eşheb

Avını kaçırmayan şahin.

Metni gösterMetni daralt

Karşılaştığı kimseleri hemen tesiri altına aldığı için “Bâzullah” (Allah'ın şahini) ve “el-Bâzü'l-eşheb” (avını kaçırmayan şahin) unvanıyla anılır.

Demîrî'ye göre bu unvan, şeyhi Debbâs'ın meclisinde verilmiştir.

Unvan sonradan bir kitaba da ad olmuştur: Akīdetü'l-Bâzi'l-eşheb, çeşitli kaside ve manzumelerini ihtiva eder.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Demîrî, Hayâtü'l-hayevân.
TARİHÎ KAYIT

Te'vili tahrif saymak

Müteşâbihat karşısındaki tavrı.

Metni gösterMetni daralt

Müteşâbihatı te'vile kalkışmaz; diğer Hanbelîler gibi te'vili tahrif sayar. İstivâya tereddütsüz inanır ve bu konuda başta Mu'tezile olmak üzere öbür mezhepleri şiddetle tenkit ederİmâm-ı Âzam'ın el-Fıkhü'l-ekber'deki fikirleri de bu tenkitlerin dışında kalmaz.

Kur'an'daki harflerin dahi mahlûk olmadığını söyler.

Kaynak sınırı da çizer: Müşebbihe veya Mücessime'den olmamakla birlikte bu konudaki görüşü onlarınkine oldukça yakındır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdülkādir-i Geylânî”, c. 1, s. 234-239.
KAVRAM

Menkıbeleşme

Gerçek kimliğin unutulması.

Metni gösterMetni daralt

Kaynağın en keskin cümlelerinden biri: daha sağlığından itibaren kendisinden birçok keramet nakledilerek kişiliği tam mânasıyla menkıbeleştirilmiş, gerçek kimliği ise önemini yitirmiş ve unutulmuştur.

Bunun eserlere yansıması da kaydedilir: menâkıb kitapları bin kadar eseri bulunduğunu kaydeder; bugün ona nisbet edilen eserlerin sayısı elli civarındadır; ancak bunların büyük bir kısmının ona ait olmadığı kesinlik kazanmıştır.

Tenkitçiler: İbnü'l-Cevzî onu ciddi surette tenkit etmiş, İbn Kesîr hakkında söylenenlerin çoğunun hayal mahsulü olduğunu, İbn Receb ile Zehebî Behcetü'l-esrâr ve benzeri menâkıbnâmelerin hurafe ve saçma sözlerle dolu olduğunu belirtmişlerdir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdülkādir-i Geylânî”, c. 1, s. 234-239.
KAVRAM

Şeceresine yöneltilen itiraz

“Zengî-dost” ve “a'cemî” kayıtları.

Metni gösterMetni daralt

Soy şeceresi Hz. Hasan üzerinden Hz. Ali'ye ulaşır ve Hz. Hasan soyundan gelen şerifler İdrîsîler, Sa'dîler ve Kādirîler adı verilen üç kola ayrılır.

Buna karşılık: babasının “Zengî-dost” (zenci dostu) unvanıyla anılması ve kendisinin Bağdat'ta a'cemî (Arap olmayan, yabancı) olarak tanınması gibi hususlar bahis konusu edilerek, Hz. Hasan'a varan soy şeceresinin sonradan ortaya konulmuş olduğu da ileri sürülmüştür.

Kart iki kaydı da bırakır; kaynak da bir tercih belirtmez.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdülkādir-i Geylânî”, c. 1, s. 234-239.
KAVRAM

İbnü'l-Arabî'nin değerlendirmesi

Melâmetî sayması ve müridini üstün tutması.

Metni gösterMetni daralt

İbnü'l-Arabî, “kün” ilâhî kelimesine mazhar olduğu için Abdülkādir'den çok keramet zuhur ettiğini söyler; ayrıca karşılaştığı kimseleri kokusundan tanıdığını, zira “ricâlü'r-revâih”ten olduğunu iddia eder ve onu Melâmetî sayar.

Beklenmedik bir hüküm de verir: kendisinden hiçbir keramet zuhur etmeyen Abdülkādir'in müridi Ebü's-Suûd'un makamı, şeyhinin makamından daha üstündür — çünkü şeyhi tasarrufta bulunduğu hâlde müridi, dilediği gibi tasarrufta bulunması için Hak Teâlâ'yı kendine vekil kılmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdülkādir-i Geylânî”, c. 1, s. 234-239.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

HOCASI / ŞEYHİEbû Sa‘d el-Muharrimî (el-Mahzûmî)Ebû Sa‘d el-Muharrimî, Abdülkādir-i Geylânî’nin fıkıh hocası, hırka şeyhi ve Bâbülerec medresesini devreden kişidir.HOCASI / ŞEYHİEbû Medyen Şuayb el-EnsârîHac yolculuğunda Arafat'ta görüştüğü Abdülkâdir-i Geylânî'den hadis dinlemiş, hırka giymiş ve feyiz almıştır; Geylânî'nin üstünlüğünü kendisi de kabul etmiştir.HOCASI / ŞEYHİEbû Medyen Şuayb el-EnsârîHac sırasında Arafat'ta görüşmüş, ondan hadis dinleyip hırka giymiş ve feyiz almıştır; onun üstünlüğünü kabul ettiği nakledilir.HOCASI / ŞEYHİEbü’n-Necîb Ziyâüddin es-SühreverdîMurtazâ ez-Zebîdî'nin kaydına göre babası Abdullah'ın yanı sıra ondan da hilâfet almıştır.HOCASI / ŞEYHİŞihâbeddin Ömer es-SühreverdîAmcasının arkadaşı olan Kadiriyye pîri. Gençliğinde ondan feyiz aldı; kelâm ilmine yönelmekten onun tavsiyesiyle vazgeçti.HOCASI / ŞEYHİŞihâbeddin Ömer es-SühreverdîGençliğinde kendisinden feyiz aldığı belirtilir.ÖNCEKİ HALKAİmam Abdullah el-YâfiîTarikat silsilesi Radıyyüddin et-Taberî, Necmeddin Abdullah b. Muhammed el-İsfahânî, İzzeddin Ahmed el-Vâsıtî el-Fârisî, Muhyiddin İbnü'l-Arabî ve Cemâleddin Yûnus el-Kassâr vasıtasıyla ona ulaşır.ÖNCEKİ HALKAOsman Nûreddin Şemsî EfendiTarikat silsilesi Abdürrahim Ünyevî, Hacı Hasan Şirvânî ve Abdülcelîl-i Bitlisî vasıtasıyla yirmi üçüncü halkada Kadiriyye'nin pîrine ulaşır.HOCASI / ŞEYHİEbû Sa‘d el-Muharrimî (el-Mahzûmî)Talebesidir. Geylânî 1095'te Bağdat'a gittikten sonra Ebû Hattâb ve Kâdî Ebû Hüseyin ile birlikte ondan fıkıh okumuş, sonra da hocasının kendisine tahsis ettiği Bâbülerec'deki medresede ders vermeye başlamıştır.AİLE / NESEPSeyyid Muhammed Gavs el-KādirîKâdiriyye'nin pîri. Onun Abdülvehhâb adlı oğlunun torunlarından olduğu kaydedilir.AİLE / NESEPTâceddin Abdürrezzâk el-Geylânîoğlu; ilmî ve nesep aktarımıAİLE / NESEPEbû Bekir Abdülazîz el-Geylânîoğlu; Musul çevresine aile-irşad yayılımıTALEBESİ / HALİFESİSeyfeddin Abdülvehhâb el-GeylânîYahyâ Âgâh İstanbulî'nin Millî Kütüphane no. 3200 yazmasında kaydettiği Zenbûriyye-Kādiriyye silsile sırası. Biyografik hoca-talebe belgesiyle gelenek içi mânevî aktarım kaydı birbirinden ayrılarak okunmalıdır.AİLE / NESEPSeyfeddin Abdülvehhâb el-GeylânîSeyfeddin Abdülvehhâb, Abdülkādir-i Geylânî’nin oğlu; babasının medresesinde fıkıh okutan ve ilmî-kurumsal devamı taşıyan isimlerdendir.AİLE / NESEPAbdülkerîm el-CîlîKlasik bibliyografik kaynaklarda soyundan geldiği kaydedilen Kādiriyye pîri; ara şecere halkaları kesin biyografi gibi sunulmaz.ETKİLEDİĞİAbdülkerîm Şah el-KesnezânîKesnezânî silsilenin Kādiriyye pîri üzerinden kurduğu ana nispet.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Bağdat · IrakAbdülkādir-i Geylânî KülliyesiVefat ettiği ve medfun bulunduğu yer; Kādiriyye'nin âsitânesidir. Bağdat ve çevresindeki Geylânî seyyidleri Moğol ve Timur istilâlarında şehri terketmek zorunda kaldıklarında bile cedlerinin türbesinin bulunduğu bu yere dönmüşlerdir.Gilan · İranNeyf (Gîlân)470'te (1077) doğduğu, Hazar denizinin güneybatısındaki Gîlân eyalet merkezine bağlı köy; nisbesi buradan gelir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Abdülkādir-i Geylânî : Abdülkādir-i Geylânî (1077-1166), Gîlân’dan Bağdat’a gelerek hadis, fıkıh ve tasavvufta yetişen; medrese, ribat ve vaaz çevresi vefatından sonra Kādiriyye adıyla İslâm dünyasının en geniş irşad ağlarından birine dönüşen âlim-sûfîdir.Bağdat · IrakBâbülerec MedresesiHocası Ebû Sa'd el-Muharrimî'nin kendisine tahsis ettiği medrese; hadis, tefsir, kıraat, fıkıh ve nahiv okutup vaaz vermeye burada başladı, sonra hepsini bırakıp inzivaya çekildi. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Abdülkādir-i Geylânî : Abdülkādir-i Geylânî (1077-1166), Gîlân’dan Bağdat’a gelerek hadis, fıkıh ve tasavvufta yetişen; medrese, ribat ve vaaz çevresi vefatından sonra Kādiriyye adıyla İslâm dünyasının en geniş irşad ağlarından birine dönüşen âlim-sûfîdir.Bağdat · IrakBâbülhalbeCemaati medreseye sığmaz olunca vaaz meclisini naklettiği caminin bulunduğu semt; açık havadaki vaazlarını dinlemek için yetmiş bin kişinin geldiği rivayet edilir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Abdülkādir-i Geylânî : Abdülkādir-i Geylânî (1077-1166), Gîlân’dan Bağdat’a gelerek hadis, fıkıh ve tasavvufta yetişen; medrese, ribat ve vaaz çevresi vefatından sonra Kādiriyye adıyla İslâm dünyasının en geniş irşad ağlarından birine dönüşen âlim-sûfîdir.Mekke · Suudi ArabistanMekkeİnzivâ döneminin sonunda oğluyla birlikte hacca gittiği ve tanıştığı birçok sûfîye hırka giydirdiği şehir. Sa'dî'nin Gülistân 'da onu Kâbe örtüsünde dua ederken gördüğünü söylemesi ise tarih itibariyle mümkün değildir.Girdigân · IrakGirdigânXIX. yüzyılın başında Osmanlı Devleti'nin, bölgedeki asayişi sağlamak maksadıyla Kādirî seyyidlerini getirttiği yer; ilk gelen Seyyid Abdullah Girdigânî'dir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Abdülkādir-i Geylânî : Abdülkādir-i Geylânî (1077-1166), Gîlân’dan Bağdat’a gelerek hadis, fıkıh ve tasavvufta yetişen; medrese, ribat ve vaaz çevresi vefatından sonra Kādiriyye adıyla İslâm dünyasının en geniş irşad ağlarından birine dönüşen âlim-sûfîdir.Şırnak · TürkiyeBeytüşşebapİran'daki Rızâiye bölgesinden gelen Geylânîlerin umumiyetle yerleştiği ilçe; buradaki Geylânî seyyidleri 1925'e kadar vakıflarından geçinmiş, tarikat temsilcisi ve müderris olarak görev yapmışlardır. İlişkili kişi dosyası Abdülkādir-i Geylânî : Abdülkādir-i Geylânî (1077-1166), Gîlân’dan Bağdat’a gelerek hadis, fıkıh ve tasavvufta yetişen; medrese, ribat ve vaaz çevresi vefatından sonra Kādiriyye adıyla İslâm dünyasının en geniş irşad ağlarından birine dönüşen âlim-sûfîdir.Rabat · FasRabat ve SelâOğlu Tâceddin Abdürrezzâk'ın soyundan gelen Kādirî şeriflerinin bulunduğu şehirler. İlişkili kişi dosyası Abdülkādir-i Geylânî : Abdülkādir-i Geylânî (1077-1166), Gîlân’dan Bağdat’a gelerek hadis, fıkıh ve tasavvufta yetişen; medrese, ribat ve vaaz çevresi vefatından sonra Kādiriyye adıyla İslâm dünyasının en geniş irşad ağlarından birine dönüşen âlim-sûfîdir.Kahire · MısırKahireOğlu Şerâfeddin Îsâ'nın hicret edip 573'te (1177) vefat ettiği ve Mısır Kādirî şeriflerinin ceddi olduğu ülke merkezi. İlişkili kişi dosyası Abdülkādir-i Geylânî : Abdülkādir-i Geylânî (1077-1166), Gîlân’dan Bağdat’a gelerek hadis, fıkıh ve tasavvufta yetişen; medrese, ribat ve vaaz çevresi vefatından sonra Kādiriyye adıyla İslâm dünyasının en geniş irşad ağlarından birine dönüşen âlim-sûfîdir.Bağdat · IrakAbdülkādir Geylânî KülliyesiAbdülkādir Geylânî’nin Bağdat’taki ders, vaaz ve irşad çevresiyle ilişkilendirilen külliye, Kadiriyye’nin başlıca pîr makamıdır. Geylânî’nin tarihî şahsiyeti, eserleri ve daha sonraki Kadirî kol çeşitliliği bu merkezden hareketle fakat birbirine karıştırılmadan anlatılır.Granada · İspanyaGırnata (Granada)Sirâceddin İbrâhim'in torunu Ahmed b. Muhammed'in 1272'de Endülüs'e gitmesinden sonra çocuklarının 1373'te yerleştiği şehir; burası hıristiyanların eline geçince Kuzey Afrika'ya dönmek zorunda kalmışlardır.Pontianak · EndonezyaPontianakKādirî şeriflerinden Şerif Abdurrahman'ın 1779'da sultanlık kurduğu yer; babası Şerif Hüseyin b. Ahmed el-Kādirî'nin kabri bugün de bölge halkı tarafından ziyaret edilmektedir. İlişkili kişi dosyası Abdülkādir-i Geylânî : Abdülkādir-i Geylânî (1077-1166), Gîlân’dan Bağdat’a gelerek hadis, fıkıh ve tasavvufta yetişen; medrese, ribat ve vaaz çevresi vefatından sonra Kādiriyye adıyla İslâm dünyasının en geniş irşad ağlarından birine dönüşen âlim-sûfîdir.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Abdülkâdir-i Geylânî hakkında akademik kaynak metni; Behcetü’l-esrâr, s. 60, 86; Kalâidü’l-cevâhir, s. 13
  2. [2]TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdülkādir-i Geylânî”, c. 1, s. 234-239
  3. [3]Demîrî, Hayâtü'l-hayevân
  4. [4]Abdülhay el-Kādirî, ez-Zâviyetü'l-Kādiriyye, Tıtvân 1986
  5. [5]el-Ganye, Kahire 1288
  6. [6]el-Fethu'r-rabbânî, Kahire 1281, 1303
  7. [7]Fütûhu'l-gayb, İstanbul 1281; Kahire 1304
  8. [8]Süleymaniye Ktp., Pertev Paşa, nr. 615/3; Hacı Mahmud Efendi, nr. 2598/5
  9. [9]Ali b. Yûsuf Şattanûfî, Behcetü'l-esrâr ve ma'dinü'l-envâr, İstanbul 1258
  10. [10]TDV İslâm Ansiklopedisi: Kādiriyye; Abdülkādir-i Geylânî; el-Gunye; Rûmiyye maddeleri
  11. [11]Yahyâ Âgâh İstanbulî istinsahı, Ankara Millî Kütüphane, no. 3200
  12. [12]TDV İslâm Ansiklopedisi: Abdülkādir-i Geylânî, Kādiriyye, el-Gunye ve Fütûhu’l-gayb; Sefîne-i Evliyâ
  13. [13]M. Nazif Şahinoğlu, ‘Abdülkerîm el-Cîlî’, TDV İslâm Ansiklopedisi, I, 250; Abdülkerîm el-Cîlî, el-İnsânü’l-kâmil; el-Kehf ve’r-rakīm; R. A. Nicholson, The Perfect Man
  14. [14]Kesnezânî aile ve tarikat arşivi, Abdülkerîm Şah biyografisi; Kādiriyye-Kesnezâniyye üzerine çağdaş akademik araştırmalar; Irak ve Anadolu’da Üç Kādirî Nispet, tarikat.org kaynak dosyası
  15. [15]TDV İslâm Ansiklopedisi, Abdülkādir-i Geylânî; Kādirî tabakatı
  16. [16]Kişi kartı kaynak paketi — Abdülkādir-i Geylânî
  17. [17]Nebi Bozkurt, ‘Abdülkādir-i Geylânî Külliyesi’, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 1, s. 239-240; Süleyman Uludağ, ‘Abdülkādir-i Geylânî’, c. 1, s. 234-239
Ortak kaynak kataloğunu aç →