HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Bursa’daki aile ve tekke çevresi
Ali Sırrî Efendi, XIX. yüzyılın sonlarında Bursa, İznik ve İstanbul arasında faaliyet gösteren Eşrefî-Kādirî şeyhi ve hattattır. Doğum tarihi kaynaklarda belirtilmez. Hüseyin Vassâf’ın Yâdigâr-ı Şemsîden aktardığı kayda göre baba tarafından Ahmed Gazzî, anne tarafından Eşrefzâde ailesine mensuptur. Sefîne’nin başka bir yerindeki aile kaydı babasının Bursa İncirli Dergâhı şeyhlerinden Gâlib Efendi olduğunu bildirir. Böylece onun tarikat çevresi yalnız sonradan üstlendiği meşihatla değil, iki taraftan tekke ailesine mensubiyetiyle de şekillenmiştir.
İncirli Dergâhı ve İznik Eşrefiyye Hankāhı
İlk hizmet devresini Bursa’daki İncirli Dergâhı’nda geçirdi. Daha sonra İznik’te Eşrefiyye Hankāhı’nda meşihat hizmetinde bulundu. Bu iki durak, Ali Sırrî’nin Kādiriyye’nin Anadolu’daki Eşrefiyye koluyla bağını gösterir. Kaynakta geçen “cedd-i emcedinin İznik’teki makamı” ifadesi, onun Eşrefzâde ailesiyle irtibatını ve İznik’teki görevinin aile-tarikat hafızası içinde değerlendirildiğini ortaya koyar.
Osman Şems Efendi’ye intisabı
Ali Sırrî, İstanbul’da Osman Şems Efendi’ye intisap etti. Kaynak, daha sonra “Gazzî Efendi’ye tecdîd-i bey‘at” ettiğini de kaydeder; fakat bu ikinci ismin tam kimliği aynı açıklıkta verilmez. Ali Sırrî ara sıra İstanbul’a giderek seyrüsülûkünü sürdürdü, esmâ terbiyesini tamamladı ve Osman Şems Efendi’den izin ve icâzet aldı. İcâzetten sonra da mürşidinin sohbetlerine devam etmesi, onun irşad yetkisini yalnız resmî bir belge olarak değil, devam eden bir terbiye bağı olarak gördüğünü gösterir.
Ahmed Gazzî Dergâhı postnişinliği
Bursa’ya döndüğünde Ahmed Gazzî Dergâhı’nın seccâde-nişini oldu. Böylece İncirli’de başlayan, İznik Eşrefiyye Hankāhı’nda devam eden hizmet çizgisi Bursa’daki Ahmed Gazzî makamında toplandı. Ali Sırrî’nin biyografisi bu sebeple hem Eşrefiyye’nin aile ve tekke sürekliliğine hem de Osman Şems’in Kādirî-Üveysî irşad çevresine bağlanır. Onu yalnız “Bursa şeyhi” veya yalnız “Osman Şems halifesi” diye tanımlamak, bu iki katmanlı aidiyeti eksik bırakır.
Hattatlığı ve Osman Şems Dîvânı
Ali Sırrî ta‘lik hattında devrinin seçkin isimlerinden biri olarak anılır; Vassâf, onu bu yazıda “İmâd-ı sânî denilmeye lâyık” diye över ve bazı cami ile tekkelerde levhalarının bulunduğunu bildirir. Osman Şems Efendi’nin şiirlerini bir araya getiren nüshanın da Ali Sırrî tarafından son derece güzel bir ta‘lik hatla yazıldığı kaydedilir. Bu bilgi, onun şeyhlik hizmetinin yanında metin ve hat yoluyla tarikat hafızasını koruduğunu gösterir.
Son İstanbul yolculuğu
1322/1904 yılında İstanbul’a yaptığı son yolculukta bazı ihvanıyla vedalaşır gibi konuştuğu nakledilir. Mürşidi Osman Şems Efendi’nin kabrini ziyaret ettikten sonra çevresindekilere, “Bugün şeyhimin yanına uzanacağım geldi; ne güzel mahal, ferah-fezâ, cennet-âsâdır” dediği aktarılır. Bu söz, ölüm tarihini önceden bildiren kesin bir tarih kaydı olarak değil, Yâdigâr-ı Şemsî ve Sefînede korunan gelenek içi hatıra olarak okunmalıdır.
Zikir meclisinde vefatı
İki gün sonra dergâhın zikir gününe katıldı. “Hû” zikri sürerken birkaç defa mürşidinin huzuruna gelip yeniden halkaya döndü; üçüncü gelişinde “Yâ Hayy” diyerek yere düştü. Başlangıçta cezbe hâli sanılan bu hadisenin vefatı olduğu anlaşılınca Osman Şems çevresinin önde gelenlerinden Mehmed İzzî Bedreddin Efendi yanına gelerek alnından öptü ve “Îd-i visâlin mübarek olsun” dedi. Bu anlatı, Ali Sırrî’nin zikir sırasında vefatını mürşid ve ihvan hafızasının nasıl anlamlandırdığını gösterir.
Cenazesi ve Üsküdar’a defni
Ali Sırrî 28 Safer 1322/30 Nisan 1904’te vefat etti. Kaynak metnin önceki satırında 1322 yılı yanlışlıkla 1906 karşılığıyla verilmişse de tam hicrî-rûmî tarih ve kronoloji 1904 yılını doğrular. Cenazesi ertesi gün Ayasofya Camii’ne götürülerek namazı kılındı; ardından Üsküdar’a geçirildi. Üsküdar meşâyıhı da cenaze namazını tekrar kıldı ve Ali Sırrî, mürşidi Osman Şems Efendi’nin kabri yanına defnedildi.
Kaynakların çizdiği şahsiyet
Vassâf onu uzun boylu, sarı sakallı, ela gözlü ve çiçek bozuğu yüzlü olarak tasvir eder. Bu fizikî tariften daha kalıcı olan tarafı; Bursa ve İznik’te Eşrefî-Kādirî meşihatını sürdürmesi, Osman Şems irşad halkasına bağlanması ve ta‘lik hattıyla metin mirasını taşımasıdır. Hayatı, tekke postnişinliği ile hat sanatının geç Osmanlı tasavvuf dünyasında nasıl iç içe geçtiğine dair belirgin bir örnektir.