Ara
Menü

Mustafa Azbî Baba

Mustafa Azbî Baba (ö. muhtemelen 1747), Kütahya’dan İstanbul’a gelen; 1673 Rodos sürgününde Niyâzî-i Mısrî’ye intisap eden, daha sonra Şahkulu Sultan Dergâhı postnişinliğine yükselen Bektaşî babası, divan şairi ve şârihtir.

Vefat
1747
Unvan
Şahkulu Sultan Dergâhı postnişini ve mutasavvıf şair
Temalar
Niyâzî-i Mısrî, Mısriyye, Bektaşiyye, Şahkulu Sultan Dergâhı, Dîvân, tahmis, gazel şerhi, vahdet-i vücûd, Ehl-i beyt

Kimliği ve ayırt edici künyesi

Azbî Baba’nın asıl adı Mustafa’dır. Kaynaklarda Mustafa Azbî, Azbî Mustafa Çavuş, Derviş Azbî, Azbî Dede ve Azbî Baba adlarıyla anılır. Kütahyalı oluşu, Niyâzî-i Mısrî ile uzun süreli bağı ve İstanbul Merdivenköy’deki Şahkulu Sultan Dergâhı postnişinliği onu aynı mahlası taşıyan başka şairlerden ayıran başlıca işaretlerdir. XIX. yüzyılda yaşadığı ileri sürülen İstanbullu başka bir “Azbî” ile birleştirilmemelidir.

Kütahya’dan İstanbul’a

Doğum tarihi bilinmez. Kütahya’da dünyaya geldiği ve burada medrese tahsili gördüğü kabul edilir. Daha sonra İstanbul’a gelerek Osmanlı askerî-idarî teşkilâtına katıldı; kaynaklarda “Dergâh-ı Âlî çavuşu” diye anılır. Bu tabir bir tekke görevini değil, Dîvân-ı Hümâyun çavuşluğu çevresindeki resmî hizmeti ifade eder.

1673 Rodos sürgünü ve Niyâzî-i Mısrî ile karşılaşması

Niyâzî-i Mısrî 1083/1673’te Rodos’a sürgün edilirken ona refakat etmekle görevlendirilen muhafızlardan biri Azbî Çavuş’tu. Yolculuk sırasında Mısrî’nin ilmî ve manevî şahsiyetinden etkilenerek görevinden ayrıldığı ve ona intisap ettiği konusunda kaynaklar birleşir. Başlangıçta gözetmekle vazifeli olduğu sürgün şeyhinin talebesi hâline gelmesi, Azbî Baba’nın hayatındaki temel dönüşüm noktasıdır.

Mısrî’nin hizmetinde geçen yıllar

Azbî Baba’nın Niyâzî-i Mısrî’nin yanında ne kadar kaldığı ve ondan yazılı hilâfet alıp almadığı kaynaklarda aynı açıklıkta değildir. Sefîne-i Evliyâ hilâfet aldığını kaydeder; başka değerlendirmeler ise intisabı kesin, hilâfeti tartışmalı sayar. 1673’te başlayan bağın Mısrî’nin 1694’teki vefatına kadar sürmüş olması hâlinde yaklaşık yirmi bir yıllık bir hizmet devresi ortaya çıkar. Kendi şiirlerinde Mısrî’yi “sultan” diye anması ve onun Türkçe şiirlerini baştan sona tahmis etmesi, bu bağlılığın edebî delilleridir.

İstanbul’a dönüşü ve Şeyh Elvan Efendi

Niyâzî-i Mısrî’nin Limni’de vefatından sonra İstanbul’a dönen Azbî, Merdivenköy’deki Şahkulu Sultan Bektaşî Dergâhı’na yöneldi. Burada Şeyh Elvan Efendi’ye intisap etti. Dîvânındaki “Bu dem Elvan Efendi mürşidimdir / Balım Sultan nazarıyla diriyim” beyti hem yaşayan mürşidini hem de Bektaşî geleneğinin pîr-i sânîsi Balım Sultan’a bağlılığını açık biçimde ifade eder.

Şahkulu Sultan Dergâhı postnişinliği

İbrâhim Hâs’ın kaydı Azbî’nin 1728’de Şahkulu Sultan Dergâhı’nda bulunduğunu ve çevresinde dervişlerin yer aldığını gösterir. Şeyh Elvan Efendi’nin 1729’daki vefatından sonra dergâhın postuna geçti ve Bektaşîlikte babalık makamına yükseldi. Şahkulu, İstanbul Bektaşîliğinin başlıca merkezlerinden biriydi; Azbî’nin burada Mısriyye erkânına duyduğu bağlılığı da yaşattığı ve tekkede Mısrî ayininin icrasına imkân verdiği aktarılır.

Halvetî-Mısrî terbiye ile Bektaşî aidiyetinin birleşmesi

Azbî Baba’nın hayatı basit bir “tarikat değiştirme” hikâyesinden daha katmanlıdır. İlk uzun terbiyesi Halvetiyye’nin Mısriyye kolunda Niyâzî-i Mısrî çevresinde şekillenmiş, sonraki kurumsal görevi ise Bektaşî Şahkulu Sultan Dergâhı’nda gerçekleşmiştir. Şiirlerinde Mısrî’ye bağlılık, Ehl-i beyt ve On İki İmam muhabbeti, Hacı Bektaş ve Balım Sultan’a nispet yan yana bulunur.

Vefat tarihindeki ihtilaf

Vefatı için iki tarih dolaşımdadır: İmam Mustafa’nın tarih manzumesi 1149/1736’yı, bibliyografik kaynakların bir bölümü 1160/1747’yi verir. Dîvânındaki bir beytin 1161/1748’e işaret ettiği kabul edilirse 1736 tarihiyle metnin telif tarihi arasında çelişki doğar. Bu sebeple Mehmet Erol 1160/1747 tarihini daha kuvvetli ihtimal sayar. Sayfadaki 1747 tarihi bu tercihi gösterir; 1736 rivayeti bütünüyle dışlanmış değildir.

Defni ve aile izleri

Azbî Baba Şahkulu Sultan Dergâhı haziresine defnedildi. Dîvânındaki bir manzume Râvî ve Hakîr adlarını taşıyan iki oğlundan söz eder. Dergâh haziresinde okunan “Azbî Dede-zâde” ibaresi de aileye ait bir mezar taşının varlığına işaret eder; ancak oğullarının hayatları hakkında ayrıntılı ve bağımsız bilgiler henüz sınırlıdır.

Dîvânı

Azbî Baba Dîvânı’nın Türkiye kütüphanelerinde on sekiz yazma nüshası belirlenmiştir. Mehmet Erol’un tenkitli çalışmasında dört temel nüsha karşılaştırılmış ve 248 manzume tespit edilmiştir. Şiirlerin çoğu aruzla, bir kısmı heceyle yazılmıştır. Tevhid, münâcât, na‘t, mersiye, nefes, gazel ve tarih manzumeleri yanında kuşlar üzerinden sembolik bir dil kuran Murgnâme ve satranç terimleriyle örülen manzumeler de edebî dünyasının genişliğini gösterir.

Dîvân-ı Tahmîs-i Niyâzî-i Mısrî

Azbî Baba, Niyâzî-i Mısrî’nin Dîvân-ı İlâhiyât’ındaki Türkçe gazelleri baştan sona tahmis etti. Eserde Mısrî’ye ait yaklaşık 140 gazel beşer mısralı bentler hâlinde genişletilmiştir. Türk edebiyatında bir şairin divanındaki şiirlerin böylesine toplu biçimde tahmis edilmesi nadir bir örnektir. Eserin yazma nüshaları yanında 1284/1867 tarihli taş baskısı da vardır.

Şerh-i Gazel-i Mısrî

Üçüncü temel eseri, Niyâzî-i Mısrî’nin “Ezelden nâr-ı aşkla ben yana geldim cihân içre” mısraıyla başlayan gazeline yazdığı şerhtir. Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi koleksiyonunda 3056 numarada kayıtlı nüsha kırk üç varaktır. Bu eser Azbî’nin yalnız şair değil, Mısrî’nin remizli tasavvuf dilini açıklayan bir şârih olduğunu da gösterir.

Şiirinin düşünce dünyası

Dîvânın ana ekseni ilâhî aşktır. Vahdet-i vücûd, tecellî, insanın ilâhî isimlere ayna oluşu, fenâ, melâmet, seyrüsülûk ve irfan şiirlerinde sıkça işlenir. Kur’an ve Hz. Peygamber sevgisiyle Ehl-i beyt, Hz. Ali, Hasan, Hüseyin, On İki İmam, Kerbelâ, Hacı Bektaş-ı Velî ve Balım Sultan’a bağlılık aynı şiir evreninde buluşur. Onun dili, Mısrî’nin vahdet ve irfan şiiriyle Bektaşî nefes geleneği arasındaki canlı geçiş alanlarından biridir.

Tasavvuf ve edebiyat tarihindeki yeri

Azbî Baba, XVII. yüzyılın sonu ile XVIII. yüzyılın ilk yarısında Halvetî-Mısrî terbiye ile Bektaşî tekke hayatını kendi şahsında birleştiren mutasavvıf şairdir. Şahkulu Sultan Dergâhı postnişinliği onu kurum tarihinin, Dîvânı Bektaşî şiirinin, Mısrî tahmisleri ve gazel şerhi ise Niyâzî-i Mısrî tesir tarihinin önemli bir halkası hâline getirir.

COĞRAFÎ HAFIZA7 coğrafî bağlantı
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi7 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Muharrem meclislerinde okunan mersiyesi

İstanbul'daki Bektaşî tekkelerinde muharremde onun mersiyesinin ve divanındaki na't-ı Ali'lerin okunması âdet olmuştu.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Muharrem ayında tekkelerde Kerbelâ mersiyeleri okunması yaygın bir gelenekti. İstanbul'daki Bektaşî tekkelerinde bu meclislerde, Niyâzî-i Mısrî'nin halifelerinden Azbî Mustafa Çavuş'un mersiyesiyle divanındaki na't-ı Ali'lerin okunması âdet hâline gelmişti. Aynı meclislerde Mebnî Baba, Misâlî Baba, Sâfî Baba ve Mehmed Ali Hilmi Dedebaba gibi Bektaşî şairlerinin mersiyeleri de okunurdu. Böylece Azbî'nin şiirleri kitap sayfasında kalmamış, tekkenin yıllık takvimine yerleşmiş bir icra metni olmuştur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Rodos yolculuğunda Mısrî’ye bağlanışı

Gözetmekle görevlendirildiği Niyâzî-i Mısrî’nin manevî hâlinden etkilenerek onun talebesi oluşu gelenekte menkıbevî bir anlatıyla hatırlanır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Rivayete göre Mısrî, Rodos’a götürülürken bağlı bulunduğu zincirleri çıkarıp denize atlar. Onu muhafaza etmekle görevli Azbî Çavuş büyük bir korkuya kapılır. Bu sırada deniz üzerinde beyaz bir ata binmiş bir erin kendisine susmasını işaret ettiğini görür. Kafile Rodos’a ulaştığında Azbî, Mısrî’yi limanda bulur. Anlatı, tarihî olarak doğrulanabilir sürgün ve refakat kaydının etrafında teşekkül etmiş gelenek içi bir menkıbedir; Azbî’nin muhafızlıktan müridliğe geçişini sembolleştirir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Mehmet Erol, Azbî Baba Divanı (İnceleme–Metin), doktora tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2002, s. 3-17; Osmanzâde Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. V, s. 85.

Eserleri ve metinleri

İlk 3 kayıt gösteriliyor

ESER / METİN

Azbî Baba Dîvânı

On sekiz yazma nüshası bilinen Dîvânda 248 manzume tespit edilmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Dört temel nüshaya dayalı tenkitli metin; dinî-tasavvufî şiirler, nefesler, mersiyeler, tarihler, Murgnâme ve farklı nazım şekillerini bir araya getirir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Mehmet Erol, Azbî Baba Divanı (İnceleme–Metin), doktora tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2002, s. 3-17; Osmanzâde Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. V, s. 85.
ESER / METİN

Dîvân-ı Tahmîs-i Niyâzî-i Mısrî

Mısrî’nin Türkçe gazellerini baştan sona tahmis eden, yaklaşık 140 şiirlik geniş eseridir.

Metni gösterMetni daralt

Yazma nüshaları bulunan eser 1284/1867’de eski harflerle basılmıştır. Azbî’nin Mısrî’ye edebî ve manevî bağlılığının en hacimli belgesidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Mehmet Erol, Azbî Baba Divanı (İnceleme–Metin), doktora tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2002, s. 3-17; Osmanzâde Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. V, s. 85.
ESER / METİN

Şerh-i Gazel-i Mısrî

“Ezelden nâr-ı aşkla...” gazeline yazdığı kırk üç varaklık şerhtir.

Metni gösterMetni daralt

Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi 3056 numarada kayıtlıdır; Azbî’nin tasavvufî remizleri açıklama kudretini gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Mehmet Erol, Azbî Baba Divanı (İnceleme–Metin), doktora tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2002, s. 3-17; Osmanzâde Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. V, s. 85.

Öğütleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

ÖĞÜT

Şiiri bir irşad dili olarak kullanması

Azbî’nin şiirleri bilgi vermekten çok okuyucuyu aşk, tevazu, sadakat ve insan sevgisine çağırır.

Metni gösterMetni daralt

Dîvânında zâhirle bâtını, ibadetle ahlâkı ve mürşide bağlılıkla insan sevgisini ayırmayan bir irşad dili kurar.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Mehmet Erol, Azbî Baba Divanı (İnceleme–Metin), doktora tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2002, s. 3-17; Osmanzâde Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. V, s. 85.

Kavram dünyası

İlk 5 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Şathiye yazan şairler arasında

Sûfîlerin rumuzlu, cezbeli sözleri olan şathiye türünde eser veren şairler arasında anılır.

Metni gösterMetni daralt

Şathiyyât, sûfîlerin belli mertebelerin sırlarını anlattıkları, rumuzlarla örtülü, cezbeli ve hissî sözleridir; ilk bakışta anlamsız görünen, ancak şerhedilince mânası ortaya çıkan bu sözler ciddi bir düşüncenin alaycı bir dille ifadesi sayılır. Azbî Mustafa, bu türde şiir yazan şairler arasında Yûnus Emre, Kaygusuz Abdal, Elmalılı Ümmî Sinan, Niyâzî-i Mısrî, Bolulu Himmet Efendi ve Azmi Baba ile birlikte sayılır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Tasavvufî şiir şerhi geleneğindeki yeri

Niyâzî-i Mısrî gazeline yazdığı şerh, tasavvufî şerh geleneğinin gelişme evresindeki dikkat çekici örneklerden sayılır.

Metni gösterMetni daralt

Tasavvufî şiir şerhi geleneği XVI. yüzyılın başlarında doğmuş, XVI ve XVII. yüzyıllarda belirgin bir durgunluk yaşamış, klasik estetiğin güç kaybettiği XVIII. yüzyılda ise yeniden hızlanmıştır. Şiirleri en fazla şerhedilen sûfî şair Niyâzî-i Mısrî'dir. Mustafa Azbî Baba'nın Niyâzî-i Mısrî gazeline yazdığı şerh, Şemseddin Sivâsî'nin III. Murad gazellerine ve Âyînezâde Mehmed Şemseddin'in İsmâil Rusûhî ile Çelebi Sultan gazellerine yazdığı şerhlerle birlikte, geleneğin gelişme evresindeki dikkat çekici örnekler arasında gösterilir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

XVIII. yüzyıl tekke şairleri kuşağında

Erzurumlu İbrâhim Hakkı, Hâşim Baba ve Salâhî Efendi'nin yüzyılında yetişen tekke şairleri arasında adı geçer.

Metni gösterMetni daralt

XVIII. yüzyıl tekke edebiyatı sayılırken Mustafa Azbî; Mahvî, Senâyî, Nüzûlî, Şîrî, Fahrî, Mustafa Zekâî, Mustafa Selâmî ve Bursalı Şeyh Kaygulu ile birlikte bu yüzyılda yetişen tekke şairleri arasında anılır. Aynı kuşakta Erzurumlu İbrâhim Hakkı, Celvetî ve Bektaşî şeyhi Hâşim Baba ile Uşşâkı şeyhi Salâhî Efendi yer alır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Mısriyye terbiyesi ve Bektaşî babalığı

Azbî’nin iki aidiyeti birbirini silmez; şiirinde ve tekke hayatında birlikte izlenir.

Metni gösterMetni daralt

Niyâzî-i Mısrî’ye intisabı manevî terbiyesinin başlangıcı, Şeyh Elvan’dan sonraki Şahkulu postnişinliği ise kurumsal Bektaşî görevidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Mehmet Erol, Azbî Baba Divanı (İnceleme–Metin), doktora tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2002, s. 3-17; Osmanzâde Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. V, s. 85.
KAVRAM

Aşk, vahdet ve Ehl-i beyt muhabbeti

Dîvânında vahdet-i vücûd dili ile Ehl-i beyt ve On İki İmam sevgisi iç içedir.

Metni gösterMetni daralt

İlâhî aşk, tecellî, insan, fenâ ve melâmet kavramları; Hz. Ali, Kerbelâ, Hacı Bektaş ve Balım Sultan etrafındaki şiirlerle aynı bütünün parçalarıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Mehmet Erol, Azbî Baba Divanı (İnceleme–Metin), doktora tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2002, s. 3-17; Osmanzâde Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. V, s. 85.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Mehmet Erol, Azbî Baba Divanı (İnceleme–Metin), doktora tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2002, s. 3-17; Osmanzâde Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. V, s. 85
Ortak kaynak kataloğunu aç →