Kur’an Kaynaklı Tasavvuf Kavramları
1.2.7.
Velâyet Tasavvufun temel kavramlarından biri olan velâyet ( ةيالولا) tasavvuf klasiklerinin büyük bölümünde genişçe yer almakta olan bir kavramdır.
Kelâbâzî velî kavramını kerâmete dair ayırdığı başlığın altında, Kuşeyrî sûfîlerin halleri ve makamlarına dair tertip ettiği bölümde, Hücvîrî ise “velâyeti ispat ve kabul üzerine konuşma” başlığı altında incelemektedir.412 Sözlükte “velîlik, yakınlık, nusret ve yardım etmek” anlamlarına gelen413 velâyet, tasavvufta Allahu Teâlâ’nın kulunu, kulun da rabbini velî/dost edinmesini ifade etmektedir.
Tasavvuf kaynaklarında velî kavramının genel olarak iki mânâsından bahsedilmektedir: İlki “yardım eden, koruyan, seven ve işleri gören” anlamıdır.
Bu anlamı ile velî, Allah’ın bir sıfatı olup mümin kullarının işlerini uhdesine alması, onları koruması ve ihtiyaçlarını gidermesini ifade eder.
Nitekim (نَ يحِ لِاصَّ لا ىلَّوَ تَيَ وَ هُ وَ ) “O, bütün sâlihlere velîlik eder.” âyeti414 Allah’ın, has kullarını koruyup kolladığını bildirmektedir.
Hücvîrî, velâyetin rubûbiyyet mânâsına da geldiğini belirtir ve bundan dolayıdır ki Kur’an’da (ةُ يَالَوَ لْا كَ لِانَهُ ِّقَحْلا ِهلٰ ِل) “İşte böyle bir durumda velâyet (koruyup kollamak ve ّ yardım eli uzatmak), Hak (ibadete layık yegâne ilah/tanrı) olan Allah’a mahsustur.” buyurulduğunu ifade eder.415 Hücvîrî, ayrıca velâyetin muhabbet mânâsına da geldiğini belirt ir.416 Velînin ikinci anlamı ise “yardım edilen, korunan, sevilen, dost edinilen” olup Allah’ın mümin kulları için kullanılır.
Bu kullanımıyla velî, Allah’a ibadet ve taatı uhdesine alan kimseyi ifade eder.
Allah’ın koruduğu ve yardım ettiği müminler de Allah’a ibadet etmekle onun dostluğunu kazanıp velîsi olurlar.417 412 Bkz.
Kelâbâzî, et-Taarruf, s.
81 v.dğr.; Kuşeyrî; Hücvîrî. 413 Halîl b. Ahmed, Kitâbü’l-ayn, IV, 400; İbn Fâris, Mu‘cemü mekâyisi’l-luga, VI, 141; Râgıb el- Râgıb el-İsfahânî. 414 Araf, 7/196. Bkz. İbn Fûrek; Kuşeyrî; Hücvîrî. 415 Kehf, 18/44. Bkz. Hücvîrî.
416 Hücvîrî. 417 Bkz. Hücvîrî, Keşfü’l-mahcûb, s.
273; Kuşeyrî; Süleyman Uludağ, “Velî”, DİA, İstanbul, 2013, XLIII, 25.
Ayrıca bkz.
Kuşeyrî, Letâifü’l-işârât, III, 88; Sâlih Çift, “Tasavvufta Velâyet Kavramı Hakîm Tirmizî Örneği”, Bursa’da Dünden Bugüne Tasavvuf Kültürü — 2, haz. Nahit Kayabaşı, Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı Y., Bursa, 2003, ss. 116. Mutasavvıflar Allah’ın velî kulunun kim olduğuna dair de birtakım yorumlar yapmışlardır. Söz gelimi Kelâbâzî velîliği iki kısma ayırmıştır.
Bunlardan ilki kulu Allah’a düşman olma halinden çıkartan tüm müslümanları kapsayan velîliktir.
Diğer bir deyişle mutlak anlamda tüm müminler Allah’ın velîsidir.
Fakat Allah’ın velîsi olduklarını bilmeleri gerekmez.
İkincisi ise Allah’ın seçilmiş velî kullarıdır.
Allah katında özel yerleri vardır.
Bu kimseler velîliklerinin farkındadırlar.418 Velâyet ve velî kelimeleri Kur’an’da muhtelif yerlerde geçmektedir.419 Kuşeyrî’nin velâyet kavramı ile ilgili delil getirdiği âyetleri burada incelemekle yetinecek olursak öncelikle Allah’ın velî kullarından bahsettiği şu âyeti ele almamız gerekecektir:.
نَ ونُزَ حْ يَ مْ هُ الَوَ مْ هِ يْلَعَ فٌ وْ خَ الَ هِ لَّ لا ءَ ايَلِوْ أَ نَّ ِٕا الَأَ “Şunu akılda iyi tutun ki Allah’ın dostları için ne korku ve ne de bir hüzün söz konusudur.”420 Tefsirlere bakıldığında âyette ifade edilen evliyâ kelimesi ile kast olunanın ne olduğuna dair muhtelif görüşlerin yer aldığı görülmektedir.
Bunlar arasında yüzlerine bakıldığında Allah hatırlanan kimseler olduğu, genel olarak müminlerin kastedildiği, Allah için birbirini seven müminlerin kastedildiği ve Allah’ın muhlis kullarına karşılık geldiği, şeklinde yorumların yapıldığı görülmektedir.421 Bu yorumlardan “yüzlerine bakıldığında Allah hatırlanan kimseler olduğu”na dair açıklama bazı kaynaklarda Hz.
Peygamber’e yöneltilen bir soru üzerine Allah’ın velî kullarını (مْ هِ تِيَؤْ رُ لِ هُ لَّ لا رُ كِّ ذَ يُ) “Görüldüklerinde Allah’ı hatırlatırlar.” şeklinde tanımladığına dair gelen bazı rivayetlere dayanmaktadır.
Bu rivayetlerin hadis kaynaklarında nadiren bulunmakla birlikte422 daha çok tefsirlerde yer aldığı görülmektedir.423 Evliyânın, birbirlerini sırf Allah rızâsı için seven müminler olduğuna dair ikinci yorum ise Hz.
Peygamber’in şu hadisine dayanmaktadır: Hz.
Peygamber bir gün ashâbıyla birlikte oturur- 418 Bkz. Kelâbâzî. 419 Bkz.
Mehmet Sürmeli, “Kur’ân-ı Kerim’de Velâyet Kavramı”, Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, 9, 2002, ss. 317. 420 Yûnus, 10/62. Bkz. İbn Fûrek; Kuşeyrî; Hücvîrî.
421 Taberî, Tefsîr, XII, 209-212; Semerkandî, el-Bahru’l-ulûm, II, 104. 422 Örn.
bkz.
İbn Ebû Şeybe, el-Musannef, VII, 79, no.
34336.
423 Semerkandî, el-Bahru’l-ulûm, II, 104; Sa’lebî, el-Keşf ve’l-beyân, V, 137; Vâhidî, el-Vasît, II, 552; İbn Atıyye, el-Muharrerü’l-vecîz, IV, 497; ken şöyle buyurur: “Allah’ın şehit ya da peygamber olmayan öyle kulları vardır ki kıyâmet gününde Allah’a olan yakınlıkları nedeniyle peygamberler ve şehitler onlara gıpta ederler.” Bu sözü işiten sahâbîler bir anda kulak kesilip merakla sorarlar: “Kim bunlar, yâ Resûlallah?” Ashâbın dikkatini toplayan Allah Resûlü şu açıklamayı yapar: “Bunlar, akrabalık ya da aralarında dönüp dolaşan bir maldan kaynaklanan çıkarları olmaksızın, sırf Allah için birbirlerini seven insanlardır.
Onların yüzlerinde bir nur vardır ve onlar hidâyet üzeredirler.
İnsanlar telaşa düştüklerinde onlar korkuya kapılmazlar, insanlar hayıflanırken onlar üzülmezler.” Allah Resûlü bu sözlerinin ardından “Şunu akılda iyi tutun ki Allah’ın dostları için ne korku ve ne de bir hüzün söz konusudur.” âyetini424 okur.425 Bu hadisten yola çıkan bazı müfessirler evliyâ kavramını hadiste açıklandığı üzere anlamlandırmışlardır.426 Taberî’nin de en doğru görüş olarak beyan ettiği diğer bir kanaate göre ise evliyâullahın bir sonraki âyette (نَ وقُ تَّيَ اونُاكَ وَ اونُمَ ٓا نَ يذِ لَّا) “Onlar Allah’a yürekten inanan ve m uttakî kimselerdir.”427 şeklinde açıklandığı üzere iman ve takvâ sahibi kimseler olduğudur.
Taberî, imanın Allah’ı, Resûlü’nü ve onun getirdiklerini tasdik ile takvânın ise yasaklardan sakınıp farzları da yerine getirmekle mümkün olacağını belirterek Allah’ın evliyâyı bu sözler ile açıkladığını ifade etmektedir.428 Evliyâullah ile ilgili yapılan bu açıklamaların her biri esas itibariyle tasavvuftaki velâyet kavramının ihtivâ ettiği anlamların bir yönünü öne çıkarmaktadır.
Tasavvufî anlamdaki bir velînin hem görüldüğünde Allah’ı hatırlatması, hem müminlere karşı hiçbir maddi menfaat gözetmeksizin sırf Allah rızâsı için muhabbet beslemesi hem de iman ve takvâ sahibi olması beklenir.
Bu bakımdan tasavvuftaki velâyet kavramının ıstılâhlaşmasında bu âyet ve âyet ile ilgili nakledilen hadislerin önemli bir etkisinin olduğu söylenebilir.
Ayrıca Hz.
Peygamber’e yöneltilen evliyanın kim olduğuna dair sorulara verdiği cevaplarda tüm müminleri değil de belirli vasıflara sahip olan müminleri işaret et- 424 Yûnus, 10/62. 425 Ebû Dâvûd, Büyû’ (İcâre), 76, no. 3527. Ayrıca bkz.
Hücvîrî. 426 Bkz. Taberî, Tefsîr, XII, 211-212; Sa’lebî, el-Keşf ve’l-beyân, V, 137; Vâhidî, el-Vasît, II, 553; İbn Atıyye, el-Muharrerü’l-vecîz, IV, 497. 427 Yûnus, 10/63. 428 Bkz. Taberî, Tefsîr, XII, 213.
Ayrıca bkz.
Sa’lebî, el-Keşf ve’l-beyân, V, 137.
mesi de tasavvuftaki belirli niteliklere sahip kimselere tahsis edilmiş olan velî kavramının ıstılâhî anlamını kazanmasında etkili olduğunu göstermektedir.
Velî, hem Allah’ın sıfatı olması, hem de kulun bir vasfı olması hasebiyle Kur’an’da çeşitli âyetlerde ele alınmıştır.
Nitekim evliyâ kavramı ile ilgili Kuşeyrî’nin eserinde yer verdiği diğer bir âyet velî kavramının Allah’ın bir sıfatı olarak yerini bulması bakımından önemlidir:.
نَ يحِ لِاصَّ لا ىلَّوَ تَيَ وَ هُ وَ “O, bütün sâlihlere velîlik eder.”429 Tefsirlerde, buradaki velî kelimesine “yardımcı, destekçi, dost” anlamları verilmiştir.430 Verilen bu anlamların mutasavvıfların velî kavramını Allah’ın bir sıfatı olarak tarif ettikleri anlam ile örtüştüğü görülmektedir.
Kuşeyrî, eserine bu iki âyeti alarak velâyet kavramının her iki mânâsına da delil getirmiş olmaktadır.
Bu yönüyle söz konusu kavramın Kur’an’dan kaynaklandığını söylemek yanlış olmayacaktır.431 Kuşeyrî dışında diğer mutasavvıflar da eserlerinde velâyet kavr amını âyetlerle anlatma yoluna gitmişlerdir.
Söz gelimi Hücvîrî, Allah’ın dostlarına yardımcı olmasının caiz olduğunu belirterek “Dikkat edin Allah’ın yardımı yakındır.”432 âyetini verdikten sonra Allah’ın müminlerin Mevlâ’sı olduğunu beyan eden şu âyeti delil getirmektedir:.
مْ هُ لَ ىلَوْ مَ الَ نَ يرِ فِ اكَ لْا نَّ أَوَ اونُمَ ٓا نَ يذِ لَّا ىلَوْ مَ هَ لَّ لا نَّ أَبِ كَ لِذَ “Allah müminlerin mevlâsıdır.
Oysa kâfirlerin mevlâsı yoktur.”433 Hücvîrî “mevlâsı yok” ifadesinin “yardımcısı yok” anlamına geldiğini vurgulamaktadır.
Hücvîrî’ye göre müminlerin yar- 429 Araf, 7/196. Bkz. Kuşeyrî; Hücvîrî.
430 Taberî, Tefsîr, X, 636; Vâhidî, el-Vasît, II, 436.
431 Velâyet kavramının özellikle muhtevasının oluşumunda hadislerin etkisi olduğu da burada zikredilmelidir.
Nitekim Kuşeyrî’nin velî kavramı ile ilgili naklettiği şu hadisin tasavvuftaki velâyet kavramına gerek lafız gerekse mânâ kaynaklık ettiğini söyleyebiliriz: Resûlüllah şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah şöyle buyurur: ‘Kim benim bir velî kuluma (dostuma) eziyet ederse, ona harp ilan ederim.
Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz.
Kulum nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder, ta ki ben onu severim.
Bu mümin kulumun ruhunu alma konusunda tereddüt ettiğim kadar hiçbir konuda tereddüt etmem. Nitekim o ölümden hoşlanmaz, ben de onu üzmek istemem.
Fakat bu yerine getirilmesi gereken bir durumdur.’” Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 256, no. 26723. Hadisin “Bu mümin kulumun ruhunu alma...”cümlesine kadar olan ilk bölümü Buhârî’de de yer almaktadır. Bkz. Buhârî, Rikâk, 38, no. 6502. 432 Bakara, 2/214. 433 Muhammed, 47/11. Bkz.
Hücvîrî, Keşfü’l-mahcûb, s.
274.
dımcısı olan Allah, onlara yardım eder, âyetlerle istidlâl ederken akıllarına destek olur, mânâları kalplerine açıklar, delilleri ruhlarına açıkça gösterir, nefse şeytana, hevâ ve hevese muhalefet ve kendi emirlerine muvafakat hususunda onlara yardım eder.434