HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve ilmî ailesi
Muhammed b. Abdülvehhâb b. Abdülkerîm, XVI. yüzyıl Osmanlı ilmiye hayatında “Abdülkerîmzâde Mehmed Efendi” adıyla tanınan müderris, kadı, Anadolu kazaskeri, müellif ve şairdir. Dedesi, Fâtih Sultan Mehmed devrinde kazaskerlik ve müftülük yapan Abdülkerîm Efendi; babası ise Yavuz Sultan Selim devri defterdarlarından, “Hayâlî” mahlaslı Abdülvehhâb Efendi’dir. Bazı bibliyografik kayıtlarda “Molla Mehmed” ve “Zülf-i Nigâr” adlarıyla da anılır.
Tahsil çevresi
İlk ilmî çevresini ailesinde buldu. Ardından İsrafilzâde Fahreddin Çelebi ve Çivizâde Muhyiddin Mehmed Efendi’nin derslerine devam etti. Sahn müderrisi Ebüssuûd Efendi’den fıkıh, tefsir, hadis ve dil ilimleri okudu; kaynaklar bu dönemde el-Hidâye, et-Telvîh, el-Keşşâf ve Sahîh-i Buhârî gibi temel eserlerle meşgul olduğunu bildirir. Ebüssuûd Efendi’nin Bursa kadılığına tayini üzerine Kemalpaşazâde’nin halkasına katıldı ve mülâzemetini onun yanında tamamladı.
Müderrislik yılları
Yirmi beş akçeli Gelibolu Sarıca Paşa Medresesi’yle başlayan tedris hayatı Edirne Taşlık Medresesi, İstanbul Kalenderhâne, İznik Süleymaniye, Sahn-ı Semân ve Yavuz Sultan Selim medreselerinde devam etti. Sahn görevine geçişi, Ebüssuûd Efendi ile Mîrim Köse Mehmed Efendi’nin nezaretindeki ilmî imtihanda başarı göstermesinin ardından gerçekleşti. Bu sıra, onun medrese hiyerarşisinin alt basamaklarından yüksek dereceli İstanbul medreselerine yükselişini gösterir.
Halep, Şam, Mısır ve Bursa kadılıkları
Medrese görevlerinin ardından Halep kadılığına tayin edildi. Daha sonra Şam ve Mısır kadılıklarında bulundu; Mısır’daki ilk görevi kısa sürdü. Yeniden Şam’a, ardından Bursa kadılığına getirildi. Bu şehirler yalnız idarî duraklar değil, Osmanlı ilim ve yazma kültürünün başlıca merkezleriydi; eserlerinin farklı kütüphanelere dağılmasında bu geniş görev coğrafyasının payı vardır.
Anadolu kazaskerliği
964/1557-58’de Anadolu kazaskeri oldu ve yaklaşık yedi yıl bu makamda kaldı. 21 Rebîülevvel 971’de/8 Kasım 1563’te görevden ayrıldı; kendisine günlük yüz elli akçe emeklilik tahsis edildi. Kazaskerliği sırasında müderris adaylarının imtihanı, tayini ve ilmiye derecelerinin düzenlenmesiyle ilgilendi. Bu dosyada “tarikat şeyhi” olarak değil, Osmanlı ilmiye teşkilâtının yüksek dereceli bir âlimi olarak gösterilmesinin sebebi budur.
İlim talebesine cömertliği
Nev‘îzâde Atâyî, ilmî çalışmayı ödüllendirmesine dair iki dikkat çekici kayıt aktarır. Bir mecliste hizmetkârından altmış akçe getirmesini istediğinde yanlışlıkla altmış altın getirilmiş; Mehmed Efendi bunu geri çevirmeyi küçüklük sayarak altınların tamamını ihtiyaç sahibine vermiştir. Sipâhîzâde Mehmed Efendi, Hâşiye-i Tecrîd üzerine yazdığı çalışmayı kendisine sunduğunda ise yüz altınla birlikte medrese tezkiresi vermiştir. Bunlar, kaynakların onu neden ilim erbabının hâmisi ve olağanüstü cömert biri diye anlattığını açıklar.
Kitap ve yazı adabı
Kitaplığında abdestsiz oturmamayı, orada gelişigüzel uzanmamayı şahsî bir edep olarak benimsediği aktarılır. Esmâ-i hüsnâ ve Kur’an âyetlerini yazdığı kalemi başka metinlerde kullanmadığı da kaydedilir. Bu uygulamalar bütün ilim ehli için bağlayıcı bir hüküm gibi değil, onun kitap, yazı ve dinî metne gösterdiği şahsî ihtiramın örnekleri olarak okunmalıdır.
Beyzâvî ve Tecrîd hâşiyeleri
Envârü’t-tenzîl üzerine yazdığı hâşiye eserin başından Tâhâ sûresine kadar gelir ve tamamlanmamıştır; bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi 59’da kayıtlıdır. Celâleddîn ed-Devvânî’nin Tecrîd hâşiyesi üzerine kaleme aldığı çalışma ise kelâm ve akaid sahasındaki birikimini temsil eder.
Fıkıh, nahiv ve belâgat çalışmaları
Risâle fî beyâni’l-hacr fıkhî bir meseleye ayrılmıştır. İbn Hişâm’ın Kavâ‘idü’l-i‘râbı üzerine yazdığı Kâşifü’l-kınâ‘ ve’n-nikāb, Kanûnî Sultan Süleyman’a ithaf edilen bir nahiv şerhidir ve daha sonra basılmıştır. Sekkâkî–Cürcânî çizgisindeki Miftâh literatürüne dair ta‘likleri de belâgat çalışmalarının parçasıdır.
Makāmeler ve imtihan risâlesi
Harîrî üslûbunda Arapça makāmeler yazdığı bildirilir; ancak eserin bilinen nüshası henüz tespit edilememiştir. Türkçe kaleme aldığı rüûs imtihanına dair risâle ise Osmanlı ilmiye sınavlarının işleyişi hakkında doğrudan bir metin niteliğindedir ve Süleymaniye Kütüphanesi Kesecizâde 710’da kayıtlıdır.
Şairliği ve Kasîde-i Mîmiyye
Arapça, Farsça ve Türkçe şiirlerinin yanı sıra Nevâyî Türkçesiyle de manzumeler söylediği aktarılır. Arapça şiirleri arasında en iyi izlenebilen metin, hocası Ebüssuûd Efendi’nin mîm kafiyeli kasidesine nazîre olarak yazdığı yaklaşık yetmiş beyitlik Kasîde-i Mîmiyyedir. Şehid Ali Paşa 1390 numaralı mecmuada bulunan kaside; ilim, fazilet, insanın dünya karşısındaki tavrı, ilim ehlinin değeri ve ahlâkî öğütler çevresinde gelişir. Ayrıca Laleli 1691’de yirmi yedi varaklık bir tahmis kaydı bulunmaktadır.
Vefatı ve kabri
27 Ramazan 975’te, Kadir gecesini takip eden sabah 26 Mart 1568’de vefat etti. Kaynakların verdiği yaş kaydı yaklaşık altmış yaşında olduğunu gösterir; kesin doğum yılı bilinmediğinden bu rakam doğum alanına dönüştürülmemiştir. Edirnekapı dışında, son hocası Kemalpaşazâde’nin kabri yakınına defnedildi.
Tarihî yeri
Abdülkerîmzâde Mehmed Efendi’nin önemi, yüksek bir idarî makamda bulunmasından ibaret değildir. Medrese eğitimi, kadılık coğrafyası, kazaskerlik, ilmî himaye, çok dilli şiir ve farklı disiplinlerdeki eserleri aynı şahsiyette birleşir. Bu sebeple dosyası tarikat silsilesine zorla eklenmeden; XVI. yüzyıl Osmanlı ilim, edebiyat ve kitap kültürünün kesişim noktalarından biri olarak okunmalıdır.
Medrese ve kadılık basamakları
Kariyeri, XVI. yüzyıl ilmiye teşkilâtının basamaklarını eksiksiz izleyen bir örnektir. Yirmi beş akçe ile Gelibolu Medresesi'nde başladı, otuz akçe ile Edirne'deki Taşlık Medresesi'ne geçti. 951/1544-45'te kırk akçe ile Kalenderhane Medresesi'ne, 953/1546-47'de elli akçe ile İznik'teki Süleymâniyye Medresesi'ne, 954/1547-48'de Sahn-ı Semân medreselerinden birine ve 957/1550'de Sultan Selim Medresesi'ne tayin edildi.
Ardından kadılık safhası gelir: 958/1551 başlarında Halep, aynı yıl içinde Dımaşk, 960/1553'te Kahire, 962/1554-55'te ikinci defa Dımaşk ve 963/1556'da Bursa kadılıkları. Bursa'ya Mimarzâde Mustafa Efendi'nin ardından gelmiştir.
964/1556-57'de Anadolu kazaskerliğine yükseldi ve bu makamda 971/1563-64'e kadar kaldı; sonrasında yüz elli akçe ile tekaüde ayrıldı. 975/1568'de İstanbul'da vefat etti; vefat haberi Zilkade ayında Dımaşk'a ulaşınca orada gıyabî cenaze namazı kılındı.