Ara
Menü

TASAVVUF SÖZLÜĞÜ

ذ

Vazife

ع

Köken ve kullanım

i. ar.

ع

Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü

Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü · Süleyman Uludağ

Vezâif

  1. Görev. 2. tas. a Süfilerin düzenli olarak icra ettikleri hususlar. b Şeyhin müride verdiği belli miktardaki zikir, hizb. Vecd (+e 3) + Mevacid 1. Bulma, varolma, hasıl olma, buluş. 2. tas. a Ekstaz; kulun herhangi bir kasdı ve çabası olmadan, onun kalbine tesadüf eden şey (ilham, his, feyz; vârit). Vecd iki türlüdür: vecd-i mülk, vecd-i likâ. Sâliki bulan ve ona hâkim olan her vecd mülk vecdi, sâlikin bulduğu vecd ise likâ (karşılaşma) vecdidir (SL 375; İFM; us). b Vecd bir müsâdefedir (karşılaşma, yüzyüze gelme, buluşma). Kalbin karşılaştığı hüzün ve neşe gibi şeylerin hepsi birer vecddir. c Hakk'tan gelen mükâşefeler/tecelliler. Vecd — Fakd Buluş-Kaybediş. Nari der ki: “Rabb'imi bulunca kalbimi (kendimi), kalbimi bulunca, Rabb'imi kaybediyorum.” Vecd ile fakd yer değiştiren iki ruh halidir. Biri gelince öbürü gider. Onun için fakdı olmayanın vecdi olmaz. Vecd — İlim Bu iki term birbirinin zıddıdır. Tevhidin ilmi (Şuur halindeki tevhit), tevhidin vücudundan (vecd halindeki tevhidden) bambaşkadır. Zira vecd halinde ilim ve şuur olmaz; ilim ve şuur olunca da vecd olmaz. Vecde gelene vâcid denir. Vecdin basit şekli tevâcüd, en mükemmel şekli ise vücuttur. Vecd, daha çok kendinden geçme ve istiğrak manasında kullanılmaktadır. Bu anlamdaki vecd bir sır olup, tarifi mümkün değildir. Ancak yaşamakla öğrenilir. Hz. Mevlânâ aşk ve vecdden soran birine, “Benim gibi olunca bilirsin,” demişti (Cai be-men şevi bi-dant). Safvu'l-vecd: Saf ve halis vecd (SL 417) Ask u şevk ehli vecd-i hal ister Ne kemâl ister u ne mal ister Ahi
  2. Bulma, varolma, hasıl olma, buluş. 2. tas. a Ekstaz; kulun herhangi bir kasdı ve çabası olmadan, onun kalbine tesadüf eden şey (ilham, his, feyz; vârit). Vecd iki türlüdür: vecd-i mülk, vecd-i likâ. Sâliki bulan ve ona hâkim olan her vecd mülk vecdi, sâlikin bulduğu vecd ise likâ (karşılaşma) vecdidir (SL 375; İFM; us). b Vecd bir müsâdefedir (karşılaşma, yüzyüze gelme, buluşma). Kalbin karşılaştığı hüzün ve neşe gibi şeylerin hepsi birer vecddir. c Hakk'tan gelen mükâşefeler/tecelliler. Vecd — Fakd Buluş-Kaybediş. Nari der ki: “Rabb'imi bulunca kalbimi (kendimi), kalbimi bulunca, Rabb'imi kaybediyorum.” Vecd ile fakd yer değiştiren iki ruh halidir. Biri gelince öbürü gider. Onun için fakdı olmayanın vecdi olmaz. Vecd — İlim Bu iki term birbirinin zıddıdır. Tevhidin ilmi (Şuur halindeki tevhit), tevhidin vücudundan (vecd halindeki tevhidden) bambaşkadır. Zira vecd halinde ilim ve şuur olmaz; ilim ve şuur olunca da vecd olmaz. Vecde gelene vâcid denir. Vecdin basit şekli tevâcüd, en mükemmel şekli ise vücuttur. Vecd, daha çok kendinden geçme ve istiğrak manasında kullanılmaktadır. Bu anlamdaki vecd bir sır olup, tarifi mümkün değildir. Ancak yaşamakla öğrenilir. Hz. Mevlânâ aşk ve vecdden soran birine, “Benim gibi olunca bilirsin,” demişti (Cai be-men şevi bi-dant). Safvu'l-vecd: Saf ve halis vecd (SL 417) Ask u şevk ehli vecd-i hal ister Ne kemâl ister u ne mal ister Ahi
Sözlüğe dön