ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
36 sonuç · “Vazife”
01Esircizâde Şeyh Hüseyin Efendi
Esircizâde Şeyh Hüseyin Efendi (ö. 1694), Abdülahad Nûrî'ye intisap edip Midilli'de hilâfet vazifesi üstlenen; İstanbul'a döndükten sonra yaklaşık kırk yıl tekke hizmetinde bulunarak Mehmed Ağa Zâviyesi postuna geçen Halvetî-Sivâsî şeyhidir.
Hüseyin Azmî Dede
Hüseyin Azmî Dede (1815 – 1892); XIX. yüzyıl Mevlevî şeyhi ve müellif. Dokuz yaşında başladığı meşihat vazifesini ömrünün sonuna kadar sürdürmüş ; kelâm, fıkıh, tasavvuf ve dinler tarihi sahalarında eser vermiştir. Sâz u Terâneye Dâir risâlesinde mûsikinin cevazını savunur.
Nûreddin Cerrâhî (Muhammed Nûreddin)
Nûreddin Cerrâhî (İstanbul – 9 Zilhicce 1133/1 Ekim 1721); Halvetiyye-Ramazâniyye'nin Cerrâhiyye kolunun pîri . Mısır kadılığına giderken vedalaşmak için uğradığı tekkede intisap edip vazifeden vazgeçmiş; Karagümrük'te adına kurulan âsitânede on sekiz yıl irşad etmiştir.
Şeyh Âşık Mûsâ Efendi
Âşık Mûsâ Efendi (ö. 1567), Ahur köyünden; Mısır seferine katıldıktan sonra İbrâhim Gülşenî’den irşad vazifesi alıp Edirne Şahmelik Zâviyesi’nde hizmet eden Gülşenî şeyhidir.
Vazife
Vezâif Görev. 2. tas. a Süfilerin düzenli olarak icra ettikleri hususlar. b Şeyhin müride verdiği belli miktardaki zikir, hizb. Vecd (+e 3) + Mevacid 1. Bulma, varolma, hasıl olma, buluş. 2. tas. a Ekstaz; kulun herhangi bir kasdı ve çabası olmadan, onun kalbine tesadüf eden şey (ilham, his, feyz; vârit). Vecd iki türlüdür: vecd-i mülk, vecd-i likâ. Sâliki bulan ve ona hâkim olan her vecd mülk vecdi, sâlikin bulduğu vecd ise likâ (karşılaşma) vecdidir (SL 375; İFM; us). b Vecd bir müsâdefedir (karşılaşma, yüzyüze gelme, buluşma). Kalbin karşılaştığı hüzün ve neşe gibi şeylerin hepsi birer vecddir. c Hakk'tan gelen mükâşefeler/tecelliler. Vecd — Fakd Buluş-Kaybediş. Nari der ki: “Rabb'imi bulunca kalbimi (kendimi), kalbimi bulunca, Rabb'imi kaybediyorum.” Vecd ile fakd yer değiştiren iki ruh halidir. Biri gelince öbürü gider. Onun için fakdı olmayanın vecdi olmaz. Vecd — İlim Bu iki term birbirinin zıddıdır. Tevhidin ilmi (Şuur halindeki tevhit), tevhidin vücudundan (vecd halindeki tevhidden) bambaşkadır. Zira vecd halinde ilim ve şuur olmaz; ilim ve şuur olunca da vecd olmaz. Vecde gelene vâcid denir. Vecdin basit şekli tevâcüd, en mükemmel şekli ise vücuttur. Vecd, daha çok kendinden geçme ve istiğrak manasında kullanılmaktadır. Bu anlamdaki vecd bir sır olup, tarifi mümkün değildir. Ancak yaşamakla öğrenilir. Hz. Mevlânâ aşk ve vecdden soran birine, “Benim gibi olunca bilirsin,” demişti (Cai be-men şevi bi-dant). Safvu'l-vecd: Saf ve halis vecd (SL 417) Ask u şevk ehli vecd-i hal ister Ne kemâl ister u ne mal ister Ahi Bulma, varolma, hasıl olma, buluş. 2. tas. a Ekstaz; kulun herhangi bir kasdı ve çabası olmadan, onun kalbine tesadüf eden şey (ilham, his, feyz; vârit). Vecd iki türlüdür: vecd-i mülk, vecd-i likâ. Sâliki bulan ve ona hâkim olan her vecd mülk vecdi, sâlikin bulduğu vecd ise likâ (karşılaşma) vecdidir (SL 375; İFM; us). b Vecd bir müsâdefedir (karşılaşma, yüzyüze gelme, buluşma). Kalbin karşılaştığı hüzün ve neşe gibi şeylerin hepsi birer vecddir. c Hakk'tan gelen mükâşefeler/tecelliler. Vecd — Fakd Buluş-Kaybediş. Nari der ki: “Rabb'imi bulunca kalbimi (kendimi), kalbimi bulunca, Rabb'imi kaybediyorum.” Vecd ile fakd yer değiştiren iki ruh halidir. Biri gelince öbürü gider. Onun için fakdı olmayanın vecdi olmaz. Vecd — İlim Bu iki term birbirinin zıddıdır. Tevhidin ilmi (Şuur halindeki tevhit), tevhidin vücudundan (vecd halindeki tevhidden) bambaşkadır. Zira vecd halinde ilim ve şuur olmaz; ilim ve şuur olunca da vecd olmaz. Vecde gelene vâcid denir. Vecdin basit şekli tevâcüd, en mükemmel şekli ise vücuttur. Vecd, daha çok kendinden geçme ve istiğrak manasında kullanılmaktadır. Bu anlamdaki vecd bir sır olup, tarifi mümkün değildir. Ancak yaşamakla öğrenilir. Hz. Mevlânâ aşk ve vecdden soran birine, “Benim gibi olunca bilirsin,” demişti (Cai be-men şevi bi-dant). Safvu'l-vecd: Saf ve halis vecd (SL 417) Ask u şevk ehli vecd-i hal ister Ne kemâl ister u ne mal ister Ahi
Halep
Halep · Suriye · 968 Şâban - 970 Ramazan arasında kadılık yaptığı şehir; ayrıca 954'te teftiş görevi sebebiyle buraya bir yolculuğu kayıtlıdır. İlişkili kişi dosyası Samsûnîzâde Ahmed Efendi : Samsûnîzâde Ahmed Efendi (ö. 978/1570), köklü bir ilmiye ailesinden yetişmiş; Bursa, Edirne, İstanbul ve Halep kadılıklarıyla geniş teftiş görevlerinde bulunmuş Osmanlı âlimidir.
Gül Camii
İstanbul · Türkiye · Cemâl-i Halvetî İstanbul'a geldiğinde ilk olarak Ayvansaray'daki Gül Camii'nin yanında irşad vazifesinde bulunmuş, Kocamustafapaşa'daki dergâha ancak daha sonra geçmiştir. Böylece Gül Camii çevresi, onun şehirdeki ilk irşad yeridir.
Fâtih Camii (Sultan Mehmed Han Camii)
İstanbul · Türkiye · Hayratından olmak üzere burada bir dersiyye kurup talebeye vazife tayin etmiş ve kaynağın ifadesiyle altmış beş yıl kadar bu mâbedde faydalı ilimleri okutmuştur. İlişkili kişi dosyası Muâmeleci Şeyhi Mustafa Efendi : Muâmeleci Şeyhi Mustafa Efendi (1592-93–1695), Fethiye, Mesih Paşa ve Orta Cami kürsülerinde vaaz eden; Fâtih Camii'nde yaklaşık altmış beş yıl ders veren ve İncirli'de mektep kuran Osmanlı âlimidir.
Molla Fenârî Medresesi
Bursa · Türkiye · Tekaüd vazifesiyle birlikte kendisine tevcih edilen ve otuz yıl kadar ilim ve ibadetle meşgul olduğu Bursa medresesi. İlişkili kişi dosyası Nasuh Efendi Ankaralı : Nasuh Efendi (ö. 972/1564-65), Ankara doğumlu; Kadrî Efendi'den mülâzemet alarak Bursa Mollâ Fenârî Medresesi'nde uzun yıllar ders vermiş Osmanlı âlimidir.
Ahur köyü (Ada nahiyesi)
Sefîne, Âşık Mûsâ Efendi'yi “an-asıl Ada nahiyesine tâbi' Ahur karyesinden” gösterir. Yerleşimin bugünkü karşılığı metinden tespit edilemediği için koordinat verilmemiştir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Âşık Mûsâ Efendi : Âşık Mûsâ Efendi (ö. 1567), Ahur köyünden; Mısır seferine katıldıktan sonra İbrâhim Gülşenî’den irşad vazifesi alıp Edirne Şahmelik Zâviyesi’nde hizmet eden Gülşenî şeyhidir.
Aziz Mahmud Hüdâyî Âsitânesi
İstanbul · Türkiye · Celvetiyye'nin merkez dergâhı. 1078 (1667) yılında Gafûrî Mahmud Efendi'nin vefatı üzerine âsitânenin şeyhi olmuş ve bu vazifeyi vefatına kadar sürdürmüştür. İlişkili kişi dosyası Muhammed Tâlib Efendi : Muhammed Tâlib Efendi (ö. 1679), Devâtîzâde Mustafa Efendi’nin oğlu; Cennetî Efendi’den Celvetî terbiyesi alan ve Hüdâyî Âsitânesi’nde yaklaşık on iki yıl postnişinlik yapan müderris ve şairdir.
Mekke
Mekke · Suudi Arabistan · Künyesindeki el-Hâc unvanının işaret ettiği hac vazifesinin yeri. İlişkili kişi dosyası Seyyid el-Hâc Abdüşşekûr Efendi el-Cerrâhî : Seyyid el-Hâc Abdüşşekûr Efendi el-Cerrâhî (1098/1686-87–1187/1773), Moravî Yahyâ Şerefeddin'in oğlu; kıraat âlimi, âsitâne aşçısı, otuz çiftliklik vakfın kurucusu ve Cerrâhî Âsitânesi'nin “Çelebi Efendi” diye anılan yedinci postnişinidir.
Ümeyye Camii
Dımaşk · Suriye · İlk eğitimini buranın âlim ve mollalarından aldı; Şam'a döndükten sonra da Kur'an öğretip vaaz etti. Suûdî b. Muhammed el-Gazzî tarafından buradaki hatiplik görevinden uzaklaştırılması ölümüne yol açan üzüntünün sebebidir.
Koçina Cerrâhî Dergâhı
Üsküp çevresi · Kuzey Makedonya · 1905'te babası tarafından gönderildiği ve 1200 dervişin biatını yenileyip 282 kişinin intisabını aldığı dergâh; Cerrâhiyye'nin Rumeli'deki gücünü gösterir. Konum Üsküp'e göre yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Seyyid İbrâhim Fahreddin Şevkî Erenden : Seyyid İbrâhim Fahreddin Şevkî Erenden (1885–1966), Cerrâhiyye Âsitânesi’nin 18. postnişini; tekke arşivini ve erkânını Envâr ile Tabakāt’ta kayda geçiren, âsitâneyi kapanış sonrasında koruyan müellif ve şeyhtir.
Nûruosmaniye Camii
İstanbul · Türkiye · Çarşamba günleri hadis okutmakla vazifeli olduğu cami. İlişkili kişi dosyası Şeyh Muhammed Hazmî Efendi : Muhammed Hazmî Efendi (d. 1881), Arabkir’den İstanbul’a uzanan tahsil hayatının ardından Bedreddin Dergâhı meşîhatını üstlenen; Mesnevî ve hadis okutan Uşşâkî şeyhi, müderris, şair ve mütercimdir.
Selâmi Ali Efendi Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Dayısının konağının karşısındaki tekke; Mısır kadılığına giderken veda ziyaretinde uğradığı âyin sırasında Köstendilli Ali Alâeddin Efendi'ye burada intisap etmiş ve vazifeden vazgeçmiştir. Yedi yıl boyunca Cerrahpaşa'dan buraya devam etmiştir. Konum yaklaşıktır.
Halep
Halep · Suriye · Osmanlı ülkesine geçtikten sonra Halep'te devlet hizmetine alındı ve kendisine günlük 15 akçe maaş bağlandı. Kaynak görevin bağlı olduğu kurumu veya unvanı belirtmez. İlişkili kişi dosyası Ebû Saîd-i Sânî et-Tebrîzî : Ebû Saîd b. Şeyh Sun‘ullah-i Kûzegerânî (920-980/1514-1572), Nakşibendî bir ailede yetişen; Safevî baskısı altında Tebriz’den ayrılıp Erdebil, Halep ve İstanbul’da ilmî hayat sürdüren tefsir âlimidir.
Ecvibe'de Rüya, Himmet ve Dua
Mânevî işaretin sınırı ve müridin sorumluluğu. Ecvibe ve karşılaştırmalı makaleden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Mevlevî Âyin-i Şerifinin Mûsiki Mimarisi
Mevlevî mukabelesinin tam akışı; icracıları, mekân düzeni, makam ve usûl örgüsü, dört selâmı, terennümleri, sembolik yorumları ve sahne icrasından farklarıyla birlikte.
XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.
Semâ Mukabelesi: Safhalar ve Sembol Dünyası
Meydanın hazırlanışından dört selâma, Kur'an ve gülbanka. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
XIX. Yüzyılda Mevlevîhâneler ve Şeyh Ağları
Konya, İstanbul, Afyon, Bursa, Halep, Manisa ve Kahire âsitânelerini Anadolu, Balkan ve Arap coğrafyasındaki zâviyelerle birlikte okuyan geniş kurum dosyası.
Esircizâde Hüseyin Efendi ve Kırk Yıllık Tekke Hizmeti
Esircizâde Hüseyin Efendi'nin Abdülahad Nûrî çevresindeki terbiyesini, Midilli hilâfetini, kırk yıllık pîş-kademlik hizmetini ve 1691'deki post devrini inceler.
Mehmed Sükûnî: İlim, Tasavvuf ve Gelibolu Hattı
Mehmed Sükûnî'nin Bıçakçızâde Ali Efendi yanındaki tahsilini, Niyâzî-i Mısrî'ye intisabını, Gelibolu vazifesini ve Fevâ’id-i Aliyye adlı eserini birlikte okur.
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 1–10
Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha
Sayfalar 13–18
Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g
Sayfalar 9–16
Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny
Sayfalar 10–15
Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel
Sayfalar 16–22
Muzaffer Ozak Külliyatı · attı. Biz narı gülzar eyledik. Bizim için nara düşene nâr nûr olur. Bizim iznimiz olmadıkça ateş yakmaz. Suretperestler ateşi yakar zannederler. Işte Nemrud öyle zannetmişti. Ateş,
Sayfalar 21–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · Evet, Hz. Musa aleyhisselâm sadrının şerholunmasını, işlerinin kolaylaştırılmasını, lisanındaki tutukluğun giderilmesini, sözünün daha iyi anlaşılmasını, ehlinden ve akrabasından b
Sayfalar 25–32
Muzaffer Ozak Külliyatı · Inkarını libas ile örteceklerini zannederler. Aslında, bu gibi ler insan değil, belki muzır bir hayvandan daha aşağı derekededirler. Böyle olan kişiler; terzinin, berberin, elbisen
Sayfalar 25–32
Muzaffer Ozak Külliyatı · nın belirli bir kaç uzvuna hizmet etmekten ibarettir. Bunlardan ırak olanlar da hakka yakın olurlar. Bununla beraber, bu güruhun yukarıda zikrolunan kal şeyhlerinden daha az zararl