Ara
Menü

Sayfalar 25–32

1.677 kelime

Zînetü’l-Kulûb · kaynak sayfaları 25–32

nın belirli bir kaç uzvuna hizmet etmekten ibarettir.

Bunlardan ırak olanlar da hakka yakın olurlar. Bununla beraber, bu güruhun yukarıda zikrolunan kal şeyhlerinden daha az zararlı olduklarını kaydetmek lâzımdır. Zira, bunlar insanlara yalnız maddî bakımdan zarar irâs ederler.

TEKKE ŞEYHİNİN SIFATLARI Bunlar da, şeyhi bulundukları tekkenin maaşı ve gelirleri ile geçimlerini sağlayan ve âdeta memur gibi vazife gören kımselerdir. Umumiyetle tekke şeyhleri böyle olmakla beraber, aralarında ârif-i billâh ve vâsıl-ı illallah olanlar da pek çoktur. Unutmamalıdır ki, ameller niyyet iledir.

TAKKE ŞEYHİNIN SIFATLARI Takke şeyhleri, mücerret kıyafete ve dış görünüşe önem veren, şeyhliği yalnız tâc, hırka, kemer ve asâ gibi Evliyâ'ullah kisvesinden ibaret zanneden ve o kıyafete bürünerek, giymeğe ve taşımağa hakkı olmadığı halde, kıyafette ve zâhirde kalan kimselerdir. Hz. ÜMMİ SİNAN kaddesallah-ül-Mennân efendimizin buyurdukları gibi:

Ummi Sinan yol ayan, oluptur belli beyan;

Dervişlik yolu heman, Tâcı hırkası değil...

Diğer bir Veliyyullah da şöyle buyurmuşlardır:

Dervişlik olsaydı tâc ile hırka, Ahırdık onu biz otuza. kırka...

Evliyâ'ullahın kıyafetine büründükleri ve derviş gibi göründükleri halde, dervişliğin hallerinden haberleri dahi bulunmayan ve dervişliği ancak kıyafet giyinmek, mânasını anlamadan devran ve kıyam tevhidi ve kıyam ism-i celâli diyerek zikrullahı oyun zanneden, okunan nutukların mâna ve medlüllerine aslâ dikkat etmeyerek o nutuklarla dahi uyanmayan, yalnız: (Şurası, şu makamla okunacak, burasında ses kaldırılacak, burada indirilecek...) gıbı ihtarlarla zıkrullahın sıri zahirine onem verenler; tarıkatın zahirinde kalan gatıllerdir ki, bunlara da TAKKE ve HIRKA ŞEYHİ denilir.

EVRAD ŞEYHİNİN SIFATLARI Hal ve iktidarını nazarı itibara almadan, tam mânasıyle irşâd etmeden müritlerine bol bol zikir ve evrâd veren, müritleri ile alâkadar olmayan ve onları taht-ı mürakabesine almayan kimselerdir. Bunlar, şeyhliği müritlerine binlerce esmâ vermekten ibaret sanırlar ve müritlerini islâha muktedir olamadıkları gibi, onları zikr-ü tevhid, evrâd-ü ezkâr ile usandırırlar ve hatta akıldan ederek tımarhaneye yollarlar.

Mürşit, hastasının derdine göre ilâç vermesini bilmeli ve hastalığın cinsine ve mahiyetine göre tedavi usullerine âşina olmalıdır. Günde belirli fasılalarla azamî üç aspirin verilecek hastaya, on aspirin birden yutturulursa helâk olacağı gibi, müridine günde on bin tevhid, on bin ism-i celâl, on bin ism-i HÛ veren evrâd şeyhi de aynı şekilde müridini helâk etmiş olur.

Değil esmâ-i ilâhi, bir kimse günde on bin defa çivi dese deli olur. İnsaf gerek!.. Böyle bol zikri kaldıramayacak müride, bu kadar esmâ verilirse, ya usanır veya deli olur.

AVRAD ŞEYHİNİN SIFATLARI Bunlar da, ehlullah kisvesine bürünen, şeyh gibi görünen ve meydan-1 evliyâyı nefs-i emmârelerine âlet eden şehvetperest aşağı ve bayağı mahlüklardır. Çocuğu olmayan kadınları, çocuk sahibi olmaları için göbeklerine yazı yazmak bahanesiyle soyan ve o safdilleri behimi arzularına râm eden ve bu suretle ibadullahın namus ve iffetleri ile oynayan, din namına, tarikat adına halkın ırzına tecavüz eden âdi, sapık ve denî kimselerdir, ki bunlara da avrad şeyhi tâbir olunur.

Bunlardan da ırak olanlar, Hakka yakın olurlar. Bu gibi şerirlerden Allah'a sıgınırız.. Bunlar, iblisin uşakları, nefis ve isteklerinin eşekleridir. Bu gibilerin âhirette en şiddetli azabı tadacakları muhakkaktır. Ne var ki, tövbe ederlerse. Allahu tealâ tövbeleri kabul edicidir.

KÜRSİ ŞEYHİNİN SIFATLARI Kürsi şeyhliği, cami-i-şeriflerde cuma günleri orta kürside va'az eden bir gruba verilen vazife ismidir.

KABİLE ŞEYHİNİN SIFATLARI Arap diyarında ve çöllerde yaşayan halk göçebe halindedir. Bü göçebelere kabile denilir ve bunların başbuğlarına da kabile seyhi tabir edilir.

Hal şeyhlerinin sıfatlarını yukanıda tafsilen beyan etmiştik. Burada tekrarına lüzum görmüyoruz. Şu kadarını ilâve edelim ki, bu zevat-i âli-kadr MÜRŞID-I-HAK'tır ve bu zevata el verenler dünyada ve âhirette mahrum olmazlar. Bunlar, hakkın kapısıdırlar. Bu kapıdan girenler, hakkın didarına erişir, Nebiyyi ahir zaman ile görüşür, veliler ve âşıklarla buluşur, âriflerle sevişir ve iki cihanda sultan olurlar.

Menavi-Feyz-il-Kadir'de 167 sahifede 3032 ve 3033 No.'lu iki Hadis'i şerifi de dikkat ve ibretinize sunarım. Ubade ibn-i Samit (R.A.) dan rivayet olunan bu Hadis-i şeriflerden birincisinde:

(Elaler astart sii (Ümmetimden abdal 33 erkektir. Bunlar, ibrahim Halilullah gibi kalbe mâliktirler. Allahın bu abdallarından birisi vefat ettiği zaman yerine lâyık olan birisi geçirilir.)

buyrulmaktadır.

Diğer Hadis-i şerifte ise:

(Ümmetimden abdallar 33 kimsedir. Bunlar arza kaim olurlar ve müşkilâta düşenlere yardım ederler.)

buyurulmuştur.

İbn-i Hacer fetvasında, ABDAL hakkında sahih Hadis-i şerifler mevcut olduğunu kabul ediyor ve hatta: (Bazı eserlerde kutub dahi vârid olmuştur.) denilyor.

ABDAL; dilimizde ve halk arasında yanlış olarak kullanılan ve anlaşılan mânada akılsız, ahmak mânasında olmayıp, bedel bırakan yani bir kaç yerde aynı zamanda görünen kibar-ı Evliyâ'ullah'a verilen isim ve sıfattır.

Ey hak ve hakikate tâlip, rizayı ilâhiyye râğıp, cemal-i lâ-yezâle âşık olan sâlik-i Hak:

İyi bilmelisin ki, insan vücudunda iki büyük kuvvet vardır. Bu iki kuvvet, vücuda sahip olmak ve beden ülkesinde hükümdarlıklarını ilân etmek isterler.

Bu iki kuvvetin birisi NEFS, diğeri de RUH'tur. NEFS'in yardımcısı ŞEYTAN, ruhun yardımcısı ise AKIL'dır.

Ruh ve akıl, tevfik-i rahman ile galip gelir, nefs ile şeytanı hükümleri altına alabilirlerse, o vücudun sahibi bulunan kişi, meleklerden de üstün olur.

Ve lekad kerremnâ beni âdeme El-Isrâ sûresi: 70 (Yemin ederim ki, biz âdemoğullarını üstün kıldık..)

Eğer; nefs ve şeytan ruh ve akla galip gelir ve onları taht-1 tasarruflarına alırlarsa, o vücudun sahibi dünya hayatında hayvanlar gibi olurlar ve hatta dalâlet ve kötülük bakımından hayvanlardan da aşağı bir derekeye düşerler.

Ulâ-ike kel-en'ami bel-hüm edal...

El-A'raf sûresi: 179 (Onlar, dört ayaklı hayvanlar gibidirler, belki onlardan da şaşkın..)

Vücuda nefs hâkim olduğu için, akıl nefsin kölesi olur, ki artık o akla da akıl denemez. Her türlü fenalığı irtikâp ederek, o vücudun sahibini dünyada felâkete ve âhirette azaba duçar eder. Bu şekilde, nefislerinin kölesi olanlar, vahşî hayvanların bile yapmağa kadir olamayacakları kötülükleri işlerler, haktan ırak ve nâra yakın olurlar.

Bu geçici fâni âleme gelen kimse, NEFSİNİ İSLAH ederek, ruhun ve aklın hâkimiyyeti altına koyabilirse, gerçek hürriyete kavuşur. Ma'azallah bunun aksi olarak, ruhunu ve aklını nefsin ve şeytanın hükmü altına sokarsa, ebediyyen nefsinin kölesi olur ve kötülük bakımından hayvanlardan aşağı duruma düşer.

Nefs denilen kuvvetin, yedi sıfatı vardır. Nefislerini islah etmek isteyen hak tâlipleri evvelâ ŞERIAT, sonra TARI- KAT, sonra HAKIKAT, sonra MA'RIFET, sonra KUTBIY- YET, sonra KURBIYYET, sonra UBUDIYYET ile nefislerini terbiye ederek INSAN-I-KÂMİL olurlar, kalpleri ve kalıpları dünyada safaya erer, âhirette ise CENNET-I-EF'AL, CENNET-I-SIFAT ve CENNET-I-ZAT'a dahil, ebedi sultan ve nail-i gufran olurlar.

Nefsin islâhı suretiyle ebedî saadete ermek için, Allahu tâlâ'nın ipi olan Kur'an-ı azim-ül-bürhana sıkı sıkı tutunmak, Hakkın sevgilisi Hz. MUHAMMED MUSTAFA sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetine ittibâ ve Allahu azim-üş-şânın:sevgili kulları olan Hak velilerinin yollarına iktida eylemek şarttıl.

Bir kimse, kendisine verilen bu kit ve kısır akıl ile, Mevlâyı müte'ali bilemez, bulamaz ve olamaz. Bulduğunu zanneder de, kendi hayalini Mevlâ bilir. Allahu teâlâyı bilmek, Allahu teâlâ'yı bulmak ve hakta olmak için, hakkın bizlere en büyük lûtuf ve ihsanı olan Kur'an-ı kerime tâbi olmak, Kur'an-ı aziminde kendisini kendi tarif ettiği gibi kabul etmek suretiyle rizasına ermek, cennetine girmek ve cemalini görmek gerekir. Allahu tealâ'ya giden yollar, mahlükatın nefesleri sayısıncadır. Ne var ki, bütün kapılar kapanmış, ancak mahbubunun kapısı açık bırakılmıştır. Muhammed kapısından geçılmeyince, Veliyullah elinden aşk şarabı içilmeyince, Allahu tealâ'ya vuslât mümkün değildir.

Ey tâlib-i hak:

Nets, yedi sıfat üzeredir, demiştik. Şimdi, netsin sıfatlarını da beyan edelım kı; hakka talip olan kişi, hak katındak:

mertebesini anlayabilmek icin kendisini mizana ve teraziy vursun da, kendi kendişini kandırari k yazil ebedi alemde dezl rüs vay onmasın, haktan dûr kalmasın ve nâra müstehak bulunmasın...

NEFSİN SIFATLARI

1)

NEFS-İ-EMMÂRE: Kâfirlerin ve fâsıkların nefsleri

2) NEFS-I-LEVVAME: Günahlarına nâdim olan mü'min'erin nefsleri

NEFS-I-MULHIME NEFSI-MU MATNE: Ami ile in mil olanlarn, ihlas ile yapanların nefsleri

5) NEFS-1-RÂDIYYE

NEFS-İ-MERDIYYE

NEFS-İ-SAFİYYE: Veliyullah'ın nefsleri

7)

: Ârif-i billâhların nefsleri Enbiyâ-i kiram ve Rüsül-i zevil-ihtiramın nefsleri, makamları NEFS-i EMMARE Kur'an-ı kerimden delil:

Ve mâ iberrii nefsiy innen-nefse le'emmâretün bis-sû-i..

Yusuf sûresi: 59 (Ben, nefsimi tebriye etmiyorum. Zira, nefis kötülüğü emredicidir.)

Nefs-i-emmâre, sahibini daima hayırdan ve hakikatten men'eder, sahip oldugu ve hükmünü eline geçirdigi vücudu şerre ve fenalığa iletir ve ona mütemadiyyen kötülük yapmayı emreder. Hükümdarı bulunduğu vücudun kalbini ve rûhunu, sefâlet ve sefahat bataklıklarına sevk eder.

Nefs-i emmâre; kâfirlerin, zâlimlerin, münafıkların, fâsıkların ve şeytanın nefsidir. Kim olursa olsun, kendilerinde aşağıda zikrolunan kötü sıfatlar bulunanlar, nefs-i-emmâreye dahil ve ehl-i nârdırlar.

Nefs-i-emmârenin kötü sıfatları on ikidir:

1) ŞİRK: Allahu tealâ'ya ortak koşanlar ve haktan gayrı ilâh tanıyanlar

2) KÜFÜR: İslâm olmayanlar, islâm dinini tanımayan ve kabul etmeyenler

3) CEHALET

4) GAFLET:

Allahu teâlâ'yı bilmeyenler Allah, Peygamber, kitap, melek, ölüm, kabir, âhiret, öldükten sonra dirilmek, mahşer, mizan, hesap düşünmeyenler, cennet ve cehennemi akıllarına bile getirmeyenler, azaptan ve ikaptan korkmayanlar ve bu dünyada bütün yaptıklarının yanlarına kâr kalacağını zannedenler 5) GÜNAH-I-KEBÂ'İR: Büyük günahları tereddüt etmeden işleyen ve ısrarla ışlemekte devam edenler, adam oldürenler, içkı içenler, zina ve livatâ edenler, zulmile yetimlerin ve halkın mallarını yiyenler, yalancı şahitlik edenler, dedi-kodu yapanlar.

6) KİBİR: Kendilerini bütün insanlardan üstün ve yüksek görenler, soylenen söz hak dahi olsa hakkı kabul etmeyenler

7) HIRS: Doymayan göz, kanmayan ağız sahibi olanlar

8) BUHÜL: Tamahkâr olanlar, yemeyen ve yedirmeyenler, kimseye iyilik etmeyenler

9) ŞEHVETPEREST: Nefslerinin behimi arzularını yerine getirebilmek için türlü denaati işleyenler, elin irz ve namusuna göz dikenler

10) GAZAP: Olur olmaz her şeye öfkelenen-

11)

HASED

12) HIKID: Harkesin elinde olan ni'metin mahvolmasını isteyenler, bu çirkin huyları ile kendi kendilerini yakan ve yıkanlar: Kin besleyenler, öc almak için fırsat gözleyenler Bu sifatlara sahip bulunan nefslerin sahipleri, zahirde islâm dahi olsalar, cehennemliktirler. Nefs-i-emmâre sahipleri, sıfat bakımından kâfir ile müsavidirler. Bu saydıklarımızın hepsini veya bazılarını helâl itikad ederlerse, islâm dininden çıkarlar. Ancak, işlediği kötülüklerin gerçekten kötülük olduğunu kabul ederlerse, müslüman fakat fâsıktırlar.

Zira, ehl-i sünnet vel-cemaat mezhebinde olduğumuzdan, günah işleyenler kâfir olmazlar amma âsi ve fâsık olurlar. Bu gibilerin akibetlerinden korkulur. Şu kadar ki, günahı helâl itikad ederlerse, dinden çıkarlar.

Nefs-i-emmâre ehli ile, kâfirler fark bakımından yalnız tevhidde ayrılırlar. Yoksa, sifatları birdir.

Kendilerinde, yukarıda sayılan kötü sıfatlar gibi, Allahu tâlâ'nın sevmediği, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin istemediği ve Evliyâullahın ikrah ettiği, âlimlerin ittifakla günah olduğunu bildirdiği, sâlihlerin ve âşıkların ve meleklerin çirkin gördüğü ahlâk-1 zemime, her kimde bulunursa bulunsun, o kimse nefs-i emmâre sahibidir, âkibeti korkulu ve gidecegı yer korkunçtur. Tovbe eder ve sallh ameller işlerse ve tovbesinde samımıyet ve ciddiyetle sabit ve daim olursa, kendilerini Allahu tealâ bu sıfatlardan halâs eder.

Bu sıfatlardan korunmak isteyenler, bu hastalığın tedavisi ve ilâcı kelime-i tevhide devam etmelidirler:

LÂ İLÂHE İLLALLAH Zira, tevhid nefs-i-emmâre hastaligının yegâne devası, şifası ve kurtarıcısıdır. Tevhide devam etmekle beraber, Allah Teâlâ'dan af ve magfiret dilerler, yaptıklarına nâdim olarak gözyaşı dökerlerse, kısa zamanda kurtulabilirler. Yoksa, bu gibilerin yakın bir gelecekte korkunç azaplara uğrayacaklarını Kur'an-ı azim haber vermekte ve Resûl aleyhisselâm açıkça bildirmektedir.