Ara
Menü

Sayfalar 18–24

1.734 kelime

Zînetü’l-Kulûb · kaynak sayfaları 18–24

ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem?

Insan, döl evlâdı olmasa dahi, kendisine nisbet iddia ettiği zatın yoluna ittibâ ile ve o yola ihanet etmeyerek, yol evlâdı olmağa çalışmalıdır.

Ey Hakka tâlip olan âşık:

Ehlullah'a bende olanlar mahrum kalmazlar. Kıtmir, alelâde bir kelp iken, Ashab-1 kehf'in köpeği olduğundan cennete dahil olursa, bir veli'ye bende olan mahrum mu kalır? Hâşâ; aslâ mahrum kalmaz ve bende olduğu zat ils elbette cennete girer. Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, hak kelâmında: (Kişi, sevdiği ile beraberdir.) buyurmadı mı?

Hak mürşitler. birer mânevi hekimdirler amma, bildiğimiz doktorlar gibi değildirler. Bedenî hastalıkları tedavi eden hekim doktorlar, hastalarını muayene ederler ve bazı ahvalde perhiz tavsiyesinde bulunurlar:

— Şunu ye, bunu yeme! gibi öğütler verirler. Fakat, söyleyeceklerini söyler, reçetelerini yazar ve hastalarını terk ederler.

Halbuki, mâ'nevi kalp hastalıklarını tedavi eden hak mürşitler, hastalarını ne dünyada ne de ukbâda aslâ bırakmazlar. Zira, mürid mürşidin yol oğludur. Evlât, hayırlı veya nayırsız dahı olsa, bır ana-baba yavrularını terk edebılirler mı! Evlat sahibi olanlar için, evlât sevgisinin ne demek olduğu malûmdur. Kaldı ki, hak mürşitler mâ'nevi evlâtlarına karşı kendi ana-babalarından daha müşfiktirler, daha merhaetlidirler. Ana ve baba, aşırı sevgileri, bilgisizlikleri ve tecrübesizlikleri yüzünden, ekseriya evlâtlarının âli bir makamdan süfli bir makama düşmesine sebep olabilirler. Yol babası hak mürşidi ise, mâ'nevi evlâtlarını süfli makamlardan ulvi makamlara yüceltip yükseltmege ve onları dünya ve ahirette saadet ve selâmete iletmeğe, mesrur ve handan etmege gayret ederler. Mâ'nevi evlâtları hayırsız dahi olsa, onu terk etmezler. Bu nasıl olur? deme... Inkâra kalkışma!... Hak mürşidin rızası, Resûl-ü zişânın rizası, Resûl-ü zişânın rizası da, Allahu azim-üş-şânın rizasıdır. Şefaat haktır ve Allahu teâlâ sevdiği kullarına şefaat izni verecektir. Halife, müstahlefinin sıfatlarına malik olmak demektir. Böyle olunca da, Aleyhissalâtü ves-selâm efendimize halife olan zevata da mutlâka şe-

faat izni bahşolunacağından, elini tutan kimselere şefaat edecekleri de mutlâk ve muhakkaktır.

HAK MÜRŞIDİ NASIL TANIYABİLİRIZ?

NE HALDE OLURLAR?

Hak mürşitlerin üç sıfatları vardır:

1) Böyle bir zatı görenlerin kalplerinden bütün kederler def'olur, kalpleri sevince gark olur ve safaya erer. Konuşmalarında, âhireti hatırlatır ve mahlükatı sevmeği teşvik ederler. Insanları, Allahu teâlânın rizasina ve Resûl aleyhisselâmın sünnetine dâvet ederler. Allah sevgisini, peygamber muhabbetini, evliyâ'ullah siyretini kalplere nakşederler. Dünya ve âhiret müşkillerini halleder, insanı insanlığa kalbeder, Kur'anı kerimin nuru ile nurlandırır, Muhammed boyası ile boyar, meveddet ışığı ile yolunu aydınlatırlar. İymanın şu'uruna erdirir, iymanın lezzetini duyurur, ruhları iyman ve islâm aşkı ile doyururlar. Daima hakkı ve sabrı tavsiye ve telkin ederler.

2) Cömert ve kerim olurlar. Daima güler yüzlüdürler.

Musibetlere ve belâlara sabır ve tahammüllü, mütevazi ve fakat cesur olurlar. Kendileri az yerler, daha çok yedirmeyi severler. Şahıslarına karşı işlenen suçları ve kabahatleri hoş görücü ve affedici olurlar.

3) Duaları kabule karin ve nefesleri şifali olurlar. Müritlerinin her türlü müşkillerini hallederler ve kendilerine tâbi olanları Allah ve Resûlüne isal ederler. Kendilerine âsi olanları, hatta hakarette bulunanları bağışlar ve onların ıslâhı için dua ederler. Dünyaya kanaatkâr, fakat âhirete haris olurlar. Rahim ve şefik, ehl-i kerem ve sahib-i lûtüf olup müstahlefi bulundukları Resûl-ü zişânın sıfatları ile sıfatlanırlar.

Birer hidayet yıldızı gibi, insanları hakka iletirler.

HAK MÜRŞIDİ NE GiBi VASIFLARA MALİKTİR?

Mürşid-i kâmilde bulunması lâzım olan sıfatlar otuz iki adettir:

1.

Ehl-i sünnet vel-cemaat itikadı üzere âmil olmaktır.

2. İlm-i bâtını hak ve hakikat bilmektir.

İlm-i tâ'biri, rü'yayı enfüsî ve afaki anlayıp idrak et-

mek, sâlikin mâ'nevi derecatını tayin ve mertebesini anlamak ve ona göre sâliki irşat etmektir.

4.

Alim-i kâmil ve muhlis olmak, müritlerine nasihat ederek, hali ve kelâmı ile sâlikânı irşat etmektir.

5.

Yaptığı her işi Allah rizası için yapmak, Hak teâlânın ve mahlûkat-ı ilâhiyyenin hukukuna riayetkâr, doğrulukta ve dürüstlükte insanlara nümune-i imtisal olmaktır.

6. Sehavet sahibi ve cömert olmak, kendi yemeyip halka yedirmek ve nefsinden ziyade mü'min kardeşlerini düşünmektir.

7. Kalbini dünya ailelerinden tathir ederek safaya eriştirmek, kalbini tamamiyle hakka tevcih ederek haktan gayrı kimseden korkmamak ve ihtiraz etmemektir.

8. İçi ve dışı, zâhiri ve bâtını hak ile meşgul olmak, dünya ve âhiretten iraz etmektir. Yani, bu hali ile ne dünya ni'meti, ne âhiret cenneti düşünmeksizin ancak Allah rizasını gözetmek ve Allahu tealâ'ya râgıp olmaktır. Hz. Yunus (Kuddise sırruh) un buyurduğu gibi:

Cennet cennet dedikleri, Bir ev ile bir kaç huri, Isteyene vergil anı, Bana seni gerek seni!

matlübunda bulunmaktır.

9. Hubbu şehevattan halâs olmak ve kendisini bu işten tathir etmiş bulunmaktır.

10. Müridinin malına, zenginliğine, rütbesine ve makamına tama etmemektir.

11. Müridinin zenginini ve fakirini müsavi tutmaktır.

12. Kalp ve ruh huzuruna mâni olacak meşuliyetlerden fârig olmaktır.

13. Müritlerine şefkat ve merhamet eylemek ve onların feyiz ye hidayetlerine dim et, sitdetli, öfkeli ve asabi olmamaktır.

15. Affedici olmak, mazeretli veya mazeretsiz kabahatleri ve kusurları bağışlamaktır.

16. Gordügü kusurları ve kabahatlerı ortucü olmak ve hiç kimsenin kusurunu ve ayıbını yüzüne vurmamaktır. (Meğer ki, irşat maksadıyle iymâ ve rümuz ile ve müridinin anlayabileceği bir hal ile onu uyandırır.)

17., Güzel ahlâk sahibi olmak, cefa edene sefa ile, reddedene kabul ile, imsak edene atâ ile, yüz çevirene ikbal ile muamele eylemektir.

retmeme ir (inig er si liyredi xarken, edi hirse tini emaı müstesnadır.)

19. İkram ve ihsan sahibi olmak ve bu ikram ve ihsanını gün-be-gün artırmaktır.

20. Tevekkül-ü tam sahibi olmak ve Allahu tealâ'ya her mânada tevekkül ve itimad eylemektir.

21. Medh, zem, fakirlik, zenginlik, musibet veya ni'met nazarında müsavi olmaktır.

22. Beş vakit namaza devamlı olmak, daima halin tecellisine mürakıp bulunmak, ibadette ve insanlıkta müritlerine her haliyle nümune olmaktır.

23. Bir nefes dahi haktan gafil olmamak, zikr-i daim ve şuhud-u kaim sahibi olmak, her nefeste Allahu teâlâyı zikredici olup hakta bulunmaktır.

24. Her işini hakka havale ve tam mânasıyle tefyiz-i umûr ederek teslim-i tam sahibi bulunmaktır.

25. Kazaya rizayı tam ile mukabele etmektir.

26. Kibirsiz fakat vekar sahibi olmak ve etrafina hürmet telkin etmektir.

27. Tezlil-i nefsten berî ve tevazû sahibi olmaktır. Yani, hem vekar sahibi hem de mütevazi olmaktır.

28. Her zaman ahdine vefakâr ve sözlerinde sabit ve sadık olmaktır.

29. İkrarında sabit, vikaye malik olmaktır.

30. Bâtıllardan ve yalanlardan yüz çevirmiş, ehl-i sıdk ve ehl-i hak olmaktır.

31.

Sükûnet ve aceleden kaçınmak ve her işte tevakki ve itidal sahibi olmaktır.

32. Keşif, müşahede ve muayene sahibi olmaktır.

Her kimde bu otuz iki sıfat ve birer birer sayılan ve gösterilen mertebelerin kemali bulunursa, o kimse bi-hakkın irşada lâyıktır, vâris-i hak ve hakikat ve vâris-i Nebidir ki, bu vasıf ve sıfatlar onun el-hak VELIYULLAH olduğuna deildir. İşte, bu istikamete sahip olanlarda keramet bulunur.

Erenlerin sohbeti, ele giresi değil;

SN AA go gin, duy du il yan:

Dervişlik yolu heman, tâcı hırkası değil...

ÜMMI SINAN (Kuddise sirruh)

ŞEYH KİME DERLER?

A) Yaş bakımından B) Kemal-i ilim bakımından C) Kemal-i irfan bakımından Ç) Kemal-i hal bakımından D) Kemal-i irşât bakımından kemal sahibi olanlara ŞEYH derler. Bu makamda, herhalde kemal sahibine SEYH denir, yaşa itibar yoktur. Yaş bakımından küçük dahi olsa, diger bakımlardan gerçekten kemal sahibi ise, o zat gerçekten ŞEYH'tir. Mühim olan ilim, irfan, hal ve irşat bakımlarından kemal sahibi olmaktır. Zira, dünyaya geldikten sonra nuranî, melekûti vilâdetle hasıl olan kemale nazar olunur. Melekûtî vilâdet itibariyle nâkıs olan nakıstır, kâmil olan da kâmildir.

Bu vasıfları ve sıfatları haiz bulunan zevata ŞEYH isminin verilmesinin münasip vecihleri vardır. Şöyle ki:

Arap harfleri ile ŞEYH lâfzının ilki ( ) harfidir. (Ş)

harfi ile başlamasında, BEŞERİYYET ve ŞURIYYET zulmetinden, MELEKUTIYYET-I NURANİYYET'e halinin tebdil olmasına işaret vardır. Beşeri ve unsuriyyesi ile ve o cevher-i melekûti ile kaim olması demektir.

ŞEYH isminin ikinci harfi de (Y) harfidir. Elifba'nın ELIF harfinden YE harfine kadar olan yirmi sekiz harfinde, yirmi sekiz MERATIB-I MA'NEVIYYE'ye işaret vardır, ki yedi esmâ dört ile zarp olundukta yirmi sekiz eder. Bu yirmi sekiz harf ile işaret olunan yirmi sekiz mertebeye erişenler, bu menzilde SEYR-İ SÜLUK sahibi olurlar ki bu zevata ŞEYH

tâbiri haktır.

ŞEYH isminin üçüncü harfi (HI) harfidir. Tebdil-i ahlâka sahip olup tezhib-i ahlâka memur ola. Nefsinin şerrinden ve şehvetinin isteklerinden, nefs-i havasın nur-u aşkı Hüdâ'ya tebdil etmiş ola. Yahut, silsile-i evliyâdan verasete niyabet sahibi buluna. Halkı, hakka irşada memur olup, halka hakkıyle hâlıkına ibadet ve tâ'at ve haşyetullah ve muhabbetullah mertebelerini tamamlamış olup halkı hakkıyle bu sıfatlarla talim eyleyene ŞEYH ismi verilmesi el-hak caizdir.

Yine (}) hartı, şuphe ve hicaptan kurtulup, şuhud-u meratibe vasıl olsa, şuhud-u haktan bilâ-halk şuhud-ül hak mâ alhak, şuhud-ül hakkı vel-hak mertebeleriyle kaim ola...

(YE) harfini işaretlerinden sahih el tutmuş olup, sahib-i telkin ola...

(HI) harfi, hılkıyyeti hakkiyyette muzmahil ve fâni ve hulkiyyeti hakkiyetle kaim ve bâki ola... HADİ ve REŞID esmâsına hâdim HABİR isminin tecelliyatı ile alim ve ârif ola...

Vel-hasıl ŞEYH unvanı ile mürşide lâzım olan rümuzâtı cem'etmiş bulunan zata işaret olmakla, mürşitlik sıfatını câmi olan zata hal ve merâtib-i melekütiyyet itibariyle, kemaline binaen ŞEYH ıtlâk olunur.

Bu mertebelere vasıl olmayan kimseleri SDYH ismiyle isimlendirmek ve çagırmak, ŞEYH suretine büründüklerinden ötürüdür. Bunlara sahip olmayanlar, HAL ŞEYHİ değil, KI- YAFET ŞEYHİ'dir.

Zira, ŞEYH'ler bir kaç kısımdır:

KAL

YAL

TEKKE

TAKKE ŞEYHİ vardır SEYHİ vardır

EVRAD

AVRAD

KÜRSİ EYHİ vardır SEYHİ vardı

KABİLE

HAL Şimdi, bunların hallerinden de biraz bahsedelim ki, okuyanlar müstefid olsunlar:

KAL ŞEYHININ SIFATLARI Bunlar, belirli bir tahsil ve terbiyeleri olmayan, ilim okumamış, yalnız işittikleri ile yetinmiş, kulaktan dolma kişilerdir. Bütün hünerleri yerli yersiz konuşmaktan ibarettir' Bu konuşmaları da, hadiseleri akıllarınca yorumlamaktan, kıt ve kısır görüşleri ile tanımlamaktan ileri gitmez. Büyük velilerin bazı seçkin sözlerini ezberleyerek kendilerine mal ederlerse de söyledikleri ile kendileri de âmil olmazlar ve bu laf ebeliği ile halkı dalâlete sevkederler. Tabiatiyle kendileri dalâlette kaldıkları gibi, kendilerine tâbi olan safdilleri de dalâlette bırakırlar.

Oysa, bu gibi kimselerin tasavvuftan bahsedecek yerde;

zinâ gibi, şarap içmek gibi Allahu talâ'nın sevmediği cürümleri irtikâp etmeleri daha hayırlıdır. Zira, zinâ etmek ve şarap içmek ve buna benzer suçları işlemek. helâl itikat edilmedikçe küfrü gerektirmez. Buna mukabil, yalan-yanlış ve yerlı yersiz derleme, şundan bundan kapma fikirler ve sözlerle halkı idlâl etmek küfrü icap ettirir. Ustelik, akılları ermedigi, kafaları almadığı halde sırf bilgiçlik taslamak ve (Ne bilgili adam!) dedirtmek için ahkâm çıkarmaları ve bunu yaymaları da, yalnız zihinleri karıştırmakla kalmaz, ibadullahı sapıklığa ve iymansızlığa götürür. Binaenaleyh, bu gibi mülhidlere yakın olanların, haktan uzak kalacakları şüphe götürmez bir gerçektir.

Ashab-ı kiramı, e'imme-i-müctehidiyni ve diger din büyüklerini çekiştirmek, tenkid etmek ve: (Sofuların namazları varsa, biz âşıkların da niyazımız vardır.) gibi beyanlarla şeriat-i garra-i Ahmediyyeyi küçümsemek, kendilerine evliyâ süsü vermek, ibadullahı namazdan, niyazdan, oruçtan, hac'dan, zekâttan men'etmek suretiyle hak yolunu kat'eden bu gibmak ves üle durmak, hak ge tanip olanlar içid erec veabedir.

YAL ŞEYHÎNİN SIFATLARI Evliyâ'ullah kisvesine bürünerek, kendilerini halka evliyâ gibi gösteren bu sınıf da, bu sayede dünya menfaati cem'eyleyen kimselerdir. Bu gibiler için âhiret bahis konusu değildir, bunların cennetleri yemekten, içmekten ve vücutları-

Sayfalar 18–24 · Zînetü’l-Kulûb — tarikat.org