Ara
Menü

Sayfalar 21–28

1.461 kelime

Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 21–28

Evet, Hz. Musa aleyhisselâm sadrının şerholunmasını, işlerinin kolaylaştırılmasını, lisanındaki tutukluğun giderilmesini, sözünün daha iyi anlaşılmasını, ehlinden ve akrabasından bir zatın kendisine vezir ve yardımcı olarak verilmesini ve bu vazifeye kardeşi Harun aleyhisselâmın iltimas buyurulmasını Allahu sübhanehu teâlâ'dan böylece niyaz etmektedir.

Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimize gelince, Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri kendilerine şöyle hitap buyurmaktadır:

— Ey Habibim! Senin, sadrını şerhetmedik mi? Seni, günah işlemekten hıfzederek pâk ve mâ'sum kılmadık mı? Senin zikrini yüceltmedik mi? Seni, muazzez kılmadık mı? Sana ve senin ümmetine, bir zorluğa iki kolaylık vermedik mi?

Bu çok mühim farkı, ehl-i iymanın irfan ve idraklerine arzederim. Bu iltifat ve taltif, Allahu azim-üş-şânın Habib-i edibine muhabbet ve ihsanlarının belirtileri değil midir?

Rahmeten lil-âlemiyn olan Resûl-ü zişâna, Allah azze ve celle lisan talâkatı bahş ve ihsan buyurmuş, onu daima güler yüz.

lü, tatlı dilli kılmış ve kendisine istemeden Hz. Ebu Bekir, Omer, Osman ve Ali rıdvanullahi teâlâ aleyhim ema'ıyn efendilerimiz gibi vezirler ve yardımcılar terfik buyurmuştur:

Velleziyne mâ'ahu eşidda'ü alel-küffâri rühamâ'ü beynehum terâhüm rükke'an sûcceden yebtegune fadlen min' Allahi ve ridvânen simâhum fi vücuhihim min eser-is-sücüd.

El-Feth: 29 (Onunla beraber olanlar, kâfirlere karşı çok şiddetli, fakat kendi aralarında pek merhametlidirler. Sen onları hep rükû ve secde halinde görürsün. Onlar, Allahu tâlâ'nın daina fazlını ve rizasını dilerler. Simalan, yüzlerindeki secde eserlerinden belli olur.)

VELLEZİYNE = O Nebiyyi azim ki, MÂ'AHU = Onunla beraber olan Ebu-Bekir-is-Sıddıyk, EŞIDDA'U ALEL-KUFFA- Rİ = Din düşmanlarına karşı çok şiddetli olan Ömer-ül-Faruk, RÜHAMÂ'Ü BEYNEHÜM = Kendi aralarında pek merhametli olan Osman Ibn-i Affan, TERAHUM RÜKKE'AN SÜCCEDEN YEBTEGUNE FADLEN MINALLAHI VE RIDVANEN = Allahu tâlâ'nın fazlını ve rizasını talep edenin Ali Ibn-i Ebi-Talip rıdvanullahi teâlâ aleyhim ema'ıyn efendilerimiz oldukları, Ebil-Leys tefsirinde beyan buyrulmaktadır.

Resûl-ü zişân aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Mennân etendimize talep buyurmadan taraf-ı ilâhiden vezirler ihsan buyurulduğunun diğer bir delili de bu âyet-i kerimedir:

Fe-ula'ike ma'alleziyne en'amallahu aleyhim min'en-Nebiyylne ves-siddıkiyne vesşüheda'i ves-salihiyne ve hasüne ula'lke refika..

En-Nisa: 69 (Onlar, Allahu azim-üş-şânın kendilerine ni'metler bahş ve ihsan buyurduğu Nebi'ler, sıddıyk'ler, şehitler ve salihlerle beraberdirler. Bunların her biri ne güzel arkadaş olurlar.)

Bu dört zattan aleyhissalâtü ves-selâm efendimizin duasıyla islâm nasibolan yalnız Hz. Ömer İbn-il-Hattab radıyallahu anh'tır. Bu âyet-i kerimede SIDDIYK'lardan murat, sıddıykların başı olan Hz. Eba-Bekir-is-Sıddıyk, ŞEHIT'lerden murat şehitlerin başı Hz. Hamza ve Hz. Omer, SALIH'lerden murat.

Hz. Osman ve HASUNE ULÂ'ÎKE REFÎKA'dan murat da Ali Ibn-i Ebi-Talip rıdvanullahi teâlâ aleyhim ecma'iyne işaret olduğu gün gibi âşikârdır.

Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin bütün insanlığa müjdeci ve korkutucu olarak gönderilmiş bulunduğu da şu iki âyet-i kerime ile sabittir:

SETDELTES Ve mâ erselnâke illâ kâffeten lin-nâsi besiyren ve nezlyra..

Sebe: 28 (Yâ Muhammed! Biz, seni bütün insanlara ancak tâ at eh- Line müjdeci ve Allahu tâlâ'nın azabıyla korkutucu olarak gönderdik.)

Ya eyyühen-nebiyyü innâ erselnâke şâhiden ve mübeşşiren ve neziyren ve da'iyen illallahi bi-iznihi ve sirâcen mûniyrâ..

El-Ahzab: 45 - 48 (Ey Nebiyyi zişân! Biz, seni kendilerine gönderildiğin insanların doğrulamalarına ve yalanlamalarma şahit, iyman edenleri cennetle ve ni'metle müjdeleyici, yalanlayanları cehennemle korkutucu ve Allahu tâlâ'nın izni ve emriyle tevhid ve tâ'atine dâvet edici ve ışık saçıcı bir çerağ olarak gönderdik.

Diğer bir âyet-i kerimede de şöyle buyrulmaktadır:

Ve ma Muhammedûn illa ResOlün kad halet min kablih-ir-rüsul...

Al-1-Imran: 144 (Habibim, mahbubum, Ahmed'im, Muhammed'im, muhakkak bir Resûl-ü muazzamdır. Kendisinden önce gelip geçen bütün peygamberler nasıl birer resûl idiyseler, Muhammed'im de risalet ve nübüvvette tıpkı onlar gibi bir peygamber-i âlişandır ve bana hepsinden sevgilidir.)

Bu ilâhi hükmü te'yid ve tesbit eden diğer bir âyet-i kerimede ise şöyle buyurulmuştur:

Ma kane Muhammedün eba ahadin min ricaliküm ve lakin Resdlallahi ve hatem-en-neblyyin..

El-Ahzab: 40 (Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, ricalinizden hiçbirisinin babası değildir. Ve fakat o Allahu tâlâ'nın Resûlü ve peygamberlerin de sonuncusudur.)

Hatem-ül-Enbiyâ aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tehayâ efendimizin risalet ve nübüvvetine, bizzat Allah azze ve celle tanıklık etmekte ve bunu Kur'an-ı azim-ül-bürhanında açıkça beyan ve ilân buyurmaktadır:

Vo kefa billahi şehiyda Muhammedün ResOlüllah..

El-Foth; 28 -29 (Allahu teâlânın şahitliği kâfidir, Hz. Muhammed Allahu azim-üş-şânın Resûlüdür.)

Yerlerin ve göklerin, yerlerle gökler arasındaki herşeyin, görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen âlemlerin Rabbinin tanıklığı kâfi değil mi? Elbette kâfidir.. Zira, Resûl-üs-sakaleyn efendimiz, Allahu tâlâ'nın ABD-İ-HASSI yani has kuludur ve bu gerçeği de yine Kur'an-ı azim-üş-şânda ifade buyurmaktadır:

SULüşTE Sübhanellezl esra bi-abdihi leylen min-al-mescid-il haraml llol mescid-ll-aksa..

El-gra: 1

(Bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve bütün kemal sıfatlarıyla muttasıf bulunan Allahu teâlâ, mübarek bir gecenin, mübarek bir cüz'ünde abd-i hassını Mescid-i Haram'dan, Mescid-i Aksa'ya yani Kudüs'e götürdü.)

Burada, bir açıklama yapmak gerekiyor:

ABDİYYET = Kulluk denilince, kendi abdiyyetinle Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin abdiyyetini mukayeseye kalkışma! Zira, bütün cihanın abdiyyetini terazinin bir gözüne ve Habib-i edib-i Hüdâ'nın abdiyyetini de diğer gözüne koysak, Resûlü zişânın abdiyyeti ağır gelir. Bunun içindir ki, iymanın ve islâmın temeli olan kelime-i şehadette, onun risaltinden önce abdiyyeti zikrolunmuştur:

Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve ResOlühu.

Bazı gafillerin ve cahillerin, bir takım kıt ve kısır akıllı zavalliların:

— Hz. Muhammed de, benim gibi bir insandır! demeleri veya diyebilmeleri, ancak ve yalnız kendi küçüklüklerini ve düşüklüklerini gösterir. Bu idrak ve iz'an yoksulları, böyle bir ifade ve iddiada bulunurken, yalnız cahilliklerini ve bilgisizliklerini değil, aynı zamanda ahmaklıklarını da ortaya koymuş olduklarının farkında olamamaktadırlar. Evet; iki cihan serveri, Nebi'lerin önderi, âşıkların ve sadıkların rehberi, âhir zaman peygamberi cinsiyyet bakımından her ne kadar insan ise de, abdiyyette bütün mahlûkatın fevkindedir. Aksini iddia edenlere, cinsiyyet ile abdiyyeti birbirine karıştırdıklarını ve bundan dolayı çelişkiye düştüklerini hatırlatmak yerinde olur. Kaldı ki, yeryüzünde hiç kimse cinsiyyet bakımından bile eş ve eşit değildir. Hiç bir mahlük ne kadar benzerse benzesin, birbirinin aynı değildir ve olamaz. Zira, Allahu tâlâ'nın esmâ'sı vardır. YÂ VASI'U ism-i celili muktezası olarak Allahu sübhanehu ve teâlâ, bir yarattığını bir daha yaratmaz. Bahusus Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz fevkalâde hesnâ ve müstesnâ

bir hılkıyyete sahip olarak yaratılmış olup ne abdiyyet ne de cinsiyyet bakımlarından hiç kimseye benzemez. Daha açık bir deyimle, fahr-i kâ'inat efendimiz zarf olarak insan yaratılmıştır. Mazruf olarak ise, hiçbir mahlük ne insan, ne cin, ne de melek zât-ı risaletpenahilerinin yaratılışı, ahlâkı, güzelliği, zekâsı ve abdiyyeti cihetinden onun gibi olamaz. Zira, o sebeb-i hılkat-i Âdem ve esbab-ı hılkat-ı âlemdir. Onun yaratılışı, Allahu tâlâ'nın aşk ve muhabbetinin iki âleme zuhurudur. Resûl-ü müctebâ hak ile, hak Resûl-ü müctebâ iledir. Aleyhis-salâtü vesselâm efendimiz hak ile söyler, hak ile tutar, hak ile atar. Tevhid-i ef'aline delil:

Siss EssEslîs Ve mâ remeyte iz remeyte ve lâkin'Allahe rema..

El-Enfal: 17 (Yâ Muhammed! Onlara bir avuç toprağı atan da sen değildin. Fakat, atan Allahu teâlâ idi.)

âyeti kerimesi olup, Kur'an-ı hakimde kendisine bahşolunan (AZIZ-RA'UF - RAHIYM) sıfatları da tevhid-i sifatına delildir. Tevhid-i zâtına delil ise:

..:.

Innelleziyne yübayi'uneke innem& yübâyl'unallah..

El-Feth: 10 (Muhakkak ki, sana bi'at edenler hakikat halde Allahu teâlâ'ya bi'at etmişlerdir.)

ayet-i kerimesidir. Kurbiyetinin delili de:

Fo-kâne kabe kavseyni ev odnâ..

(Ona iki yay kadar, belki ondan yakın oldu..)

âyet-i kerimesidir. Hak ile söylediğine delil ise:

En-Necm: 8 Ve ma yentiku an-il-heva in hüve illa vahyun yuha..

En-Necm: 3-4 (O, arzusuna göre kendiliğinden söz söylemez. Onun nutku Kur'an-ı azim-ül-bürhandır. Onun, Kur'an-ı kerim veya din emrindeki sözü, ancak bir vahiydir ki, Allahu teâlâ tarafından vahyolunmuştur.)

âyet-i celilesidir.

Zât-ı Risaletpenahilerinin, ind-i ilâhideki mevki ve mertebelerini beyan ve ilân için MALİK-İL-MÜLK olan RABBÎL-ÂLE- MIYN'in melekleriyle aleyh-is-salâtü ves-selâm efendimize tâ' zim ve tekrim buyurduğunun delili de:

Innellahe ve mel'iketehu yusallüne alen-nebiy yâ eyyühelleziyne amenu sella aleyhi sellimo teslima...

El-Ahzab: 66 (Allahu teâlâ ve melekleri, Nebiyyullah'a salât ederler. Ey iyman edenler! Siz de, ona salât ve selâm edin.)

âyet-i kerimesi olup, Allahu sübhanehu ve tealâ bu gerçeği kitab-ı ecedinde bütün âriflere ve bütün gafillere böylece duyurmaktadır.

Bilindiği gibi, ünlü din bilginleri SALAT'ın iki mânası olduğunu bildirmişlerdir. Birisi namazdır ve diğeri Resûl-ü zişâna duadır ki, bu duaya TASLIYE denilir.

Salât, Allahu sübhanehu ve teâlâ tarafından olursa, Hakkın rahmet ve in'amı, bereket ve ihsanı, selâm ve senâsı demek olur.

Salât, melekler tarafından olursa istiğfar ve Resûl-ü zişânı medh-ü senâ demek olur.

Salât, mü'minler tarafından olursa Resûl-ü zişâna tâ'zimat, tekrimat ve tahiyyatımızın sunulması demek olur.

Bununla beraber, hemen ilâve edelim ki SALÂT'ın mâna ve hakikatini, Allahu teâlâ'dan gayrı kimsenin hakkiyle bilmesi mümkün değildir. Bunun içindir ki, Resûl-ü zişâna salât etmemiz buyrulduğunda, bu salâtımızı yine Allahu azim-üş-şâna havale ediyor ve:

Allahümme salli alâ Muhammedin ve ala al-i Muhammed diyoruz. Zira, kendisine bu tarzda salât etmekliğimiz bizzat Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem tarafından emrolunmuştur. Yani demek istiyoruz ki:

— Ey benim Allahın! Habib-i edibine, meleklerinle birlikte salât ettiğini Kur'an-ı hakiminde beyan buyurarak, benim de Resûl-ü müctebâya salât ve selâm etmemi irade ediyorsun.

Ey benim Rabbim! Habib-i edibin ve âli üzerine lâyık olan salât ve ve selâmı ancak sen zât-ı ülûhiyyetinle bilirsin. Ona lâyık olan salâtı sen eyle..

Hakikat-i Muhammediyye'yi hiçbir fert bilmedi ve hiçbir kimseye de bildirilmedi. Ancak, Rabbil-âlemin, allam-el-guyub ve settar-el-uyub olan Allah azze ve celle hakikat-i Muhammediyye'yi ilm-i ezelisi ve cemal-i lâ-yezalisiyle bilir. Muhammed Resülüllah, şems-i hakikattir. Muhammed Habibullah, mir'at-1 zât-1 ahadiyyettir. Mustafa, Müctebâ, şems-id-duhâ, bedr-id-dücâ, nur-ül-Hüdâ, nur-ül-verâ odur. Resûl-üs-sakaleyn, imam-ül-