Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 13–20
tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme rahmet olarak gönderilmiştir. Allahu sübhanehu ve tealâ, bu gerçeği böylece beyan ve ilân buyurmakta ve Resûl-ü zişânın ind-i ilâhisindeki mertebesini bazı gafillere ve cahillere duyurmaktadır.
Gerçi, Hazret-i Abdullah'ın sulb-ü pâkinden gelmiş ve Hazret-i-Amine validemizin rahm-i ınaderinde YEDULLAH mâ'rifetiyle ve kudret fırçasıyla tersim buyurularak halk ve icat olunmuşsa da, bizzat zât-ı ülûhiyyeti canibince terbiye ve te'dip olunan Nebiyyi âhir zamanın hilkati nuru herşeyden evvel olup, bâ'si sonradır. Terbiyecisinin bizzat âlemlerin Rabbi olduğunu, fahr-i kâ'inat aleyhi ve ve âlihi efdal-üt-tahiyyat efendimiz şu Hadis-i şerifleriyle te'yid buyurmuşlardır:
Eddebeniy Rabbiy fe-ahsene te'dibi..
(Beni, Rabbim terbiye etti. Hem de en güzel terbiye ile..)
Ashab-ı kiramdan bir zat-1 şerifin:
— Ya Resûlallah ne vakittenberi peygamberdiniz? sorusuna karşılık:
— Âdem, toprak ile su arasında iken, ben Nebi idim! buyurmaları, hilkatlerinin evvel ve zuhurlarının sonra olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Buna binaen, Resülüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin 40 yaşında NEBİ ve 43 yaşında RESÜL olduğunu kabul ve iddia etmek, irfan sahipleri için yanlış ve hatalı bir görüştür. Zira, Cenab-ı fahr-i Risalet 40 yaşında nübüvvetini ve 43 yaşında da risaletini izhar buyurmuşlar, başka bir deyimle açıklamakla emrolunmuşlardır.
Hz. Isa aleyhisselâm, Israil oğullarına gönderilmiş bir Nebi olduğu halde, daha beşikte iken kendisine nübüvvet verildi-
ğini açıklamıştır ki, bunu Kur'an-ı azim-üş-şân da böylece beyan buyurmaktadır. Meryeın sûre-i celilesini ibretle okuyacak olursak görürüz ki, Hz. Meryem aleyhisselâm sevgili oğlunu alarak kavmi ve kabilesi arasına dönünce ona:
ya uhte Hârune mâ kane ebok imre'e söv 'in ve mâ kânes ümmüki bagıyya..
Meryem: 28 (Ey Harun gibi namuslu ve şerefli bir kimsenin kızkardeşi olan Meryem! Senin baban zinâ edici kötü bir adam değildi.
Annen de, namuslu ve iffetli bir hatun iken senin doğurduğun bu çocuk nedir?)
diye hesap sordular ve o da cevaben:
JEEE Fe-esaret ileyhl..
Meryom: 29 (Hz. İsa aleyhisselâmı işaret etti.)
Yani, bu sorunuzu ona yöneltiniz demek istedi. İsrail oğulları şaşırdılar ve:
Kala koyfe nükellimü men kane fil-mehdl sablyya._ Meryem: 29 (Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşuruz? dediler.)
İşte, o zaman Hz. İsa aleyhisselâm ağzından memeyi bırakarak onlara döndü ve fasih bir dille:
S JE Kale inniy Abdullah a'taniyel-kitabe ve ce'leniy nebiyya..
Meryem: 29 (Ben, Allah Teâlânın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni Nebi yaptı, dedi.)
Ey Hak ve hakikate tâlip iyman, irfan ve iz'an sahipleri!
Bir İsrail peygamberi beşikte peygâmberliğini ilân ve beyan eder de, iki cihan serveri, âşıkların ve sadıkların rehberi ve âhir zaman peygamberi 43 yaşında mı peygamber olur? Bu zarif nükteyi insaf ile düşününüz.
Sultan-ül-Enbiyâ, bürhan-ül-asfiyâ aleyhi ve âlihi ekmel-üttehayâ efendimiz hazretleri, gerçekten ahlâk ve karakter bakımından bütün insanlığın fevkinde bulundukları gibi, vücut ve güzellik bakımlarından da gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin en güzeli, en nezihi, en nâziki idiler. Bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen âlemlerin Rabbi ve mürebbisi, Kur'an-1 azimde onun en üstün ahlâki haslet ve meziyetlere sahip bulunduğunu, şu âyet-i kerime ile açıkça beyan buyurmaktadır:
Vo innoke lo-alâ huldkin aziym..
El-Kalem: 4 (Gerçekten sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin..)
Allahu azim-üş-şân, yarattığı mahlükat içinde ve özellikle gelmiş geçmiş peygamberlerden hiçbirisi hakkında (EN ENFE-
SİNİZ...), (RA'UF VE RAHİYM...), (AZİZ BİR NEBİ Kİ, Sİ- ZİN ARANIZDAN, SİZİN NEFSİNİZDEN...) hitab-1 izzetiyle taltifkâr bir ifade ve beyanda bulunmamış, zât-1 ahadiyyetine
mahsus esmâ ile hiçbir nebisini sıfatlandırmamış bulunduğu halde, onun yüce şânında şöyle buyurmaktadır:
Lekad câ'eküm Resülün min enfüsiküm azizün aleyhi mâ anittüm harisün aleyküm bil-mü'miniyne ra'fun rahiym..
Et-Tevbe: 128 (Yemin ederim, size kendinizden öyle bir peygamber geldi ki, bir sıkıntı ve meşakkate uğramanız, ona pek ağır gelir.
O hidayet ve salâhınıza haristir, sizin üzerinize titrer, bütün mü'minler için ra'uf ve rahiyındir.)
Kadr-i valâsı; bütün cihana, bütün insanlık âlemine taraf-i ilâhiden kitab-ı kerim ile böylece ilân buyurulmuştur. Yalnız bu kadar mı?
Allah azze ve celle, Kur'an-ı hakim ve Fürkan-ı mübiyne, yani kendi kelâmına NUR vasfını lâyık gördüğü gibi, Habib-i edibini de NUR lâfzıyla vasıflandırmıştır:
Kad câ'eküm min'Allahi nürün ve kitabün mübiyn..
El-Malde: 15 (Size, Allahu tealâ'dan bir nur ve apaçık bir kitap geldi.)
Habib-i edibinin, zulmetleri yırtan ve karanlıkları aydınlatan bir sirâc-1 münir (Cok nurlu bir işık) olduğunu da, yine kelâm-ı kadiminde beyan buyurmaktadır:
Ya eyyühennebiyyü innâ erselnâke şâhiden ve mübeşşiren ve neziyren ve da'iyen illallahi bi-iznihi ve siracen müniyrâ..
El-Ahzab: 45- 46 (Ey Nebiyyi zişân! Biz, seni kendilerine gönderildiğin insanların doğrulamalarına ve yalanlamalarına şahit, iyman edenleri cennetle ve ni'metle müjdeleyici, yalanlayanları cehennemle korkutucu ve Allahu talâ'nın izni ve emriyle tevhid ve tâ' atine dâvet edici ve ışık saçıcı bir çerağ olarak gönderdik.)
Ey ehl-i iyman:
Dikkatle oku, ibretle dinle ve düşün... Alemlerin Rabbi, senin sevgili peygamberinin hayatına yemin ediyor ve onun mümtaz ve müstesnâ ömrünün Allahu tealâ katında ne kadar değerli olduğunu beyan buyuruyor:
Le'amrüke innehüm lefiy sekretihim ya'mehan..
El-Hicr: 72 (Ya Muhammed, ey rüsüller resûlü! Hayatın hakkıyçün, onlar hayret ve dalâletlerinden mütereddittirler.)
Şeyh Galip (Kuddise sırruh) bunu ne güzel ifade buyurmuştur:
Sultan-ı rüsül, şâh-ı mümeccedsin efendim, Biçarelere devlet-i sermedsin efendim, Divan-ı ilâhide ser-âmedsin efendim, Menşur-u LE'AMRÜK'le mü'eyyedsin efendim, Sen, Ahmed-ü Mahmud-ü Muhammed'sin efendim, Haktan bize sultan-ı mü'eyyetsin efendim:
Envar-ül-Kuldb, cilt 2 — F: 2
Hangi peygamberin ümmeti olduğunun farkında mısın ey benim canımdan aziz kardeşim! Kadrini, kıymetini bil! Resûl-ü zişânı anandan, atandan, evlâttan, bu fâni dünya hayatında neyin varsa hepsinden ziyade sev ki, ümmeti olmak şerefine lâyık olasın, iymanın kemale, dinin yakine gelsin, onun şefaat-1 uzmâsına hak kazanasın. Öyle bir peygamber-i âlişân ki, yerlerin ve göklerin ve yerlerle gökler arasındaki herşeyin, görünen ve görünmeyen âlemlerin Rabbi ve mürebbisi, Kur'an-ı aziyminde onun en yüce ve en yüksek bir ahlâk üzere bulunduğunu te'yid ve tasdik buyurduktan sonra, onu insanların en nefisi ve enfesi olarak vasıflandırıyor. RA'UF ve RAHIYM sıfatları ile sifatandırıyor, NUR olarak tanıtıyor, onun ömrü azizine and içiyor ve ona itaatin bizzat kendisine itaat olduğunu açıklıyor:
Men yutl-ir-Resûle fekad etf'Allati..
En-Nisa: 80 (Kim Allahu talâ'nın Resülüne itaat ederse, Allahu azimüşşâna itaat etmiş olur.)
Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri, Habib-i edibine biat edenin yani ona tâbi olanın, ona mûti olanın, zât-1 ecelli â'lâsına biat etmiş olacağını da açıklıyor:
Innelleziyne yübâyi'Oneke innema yübâyi'unallah..
El-Feth: 10 (Muhakkak ki, sana biat edenler, hakikat-i halde Allahu tealâ'ya biat etmişlerdir.)
Demek oluyor ki, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimize itaat, Allahu tealâ'ya itaattir ve ona biat etmek de muhakkak ki, Allahu azim-üş-şâna biat etmektir. Allah korusun, bunun aksi olarak ona isyan etmenin Allahu tealâ'ya isyan etmek, ona tâbi olmamanın da Allahu zül-celâl vel-kemal hazretlerine tâbi olmamak demek olacağını ilâve etmeğe lüzum var mıdır?
Allahu Tealâ ve Tekaddes Hazretleri, Habib-i edibini taltif ve tatyip etmek ve onun gönlünü almak için de şöyle buyuruyor:
Kirur.
Ved-Duha vel-leyli izâ secâ ma vedda'ake Rabbüke ve mâ kaîa ve lel-ahiretû hayrün leke min-el- û'la ve le-sevfe yû'tlke Rabbüke fe-terda..
Ed-Duha: 1 - 5 (Habibim!... Senin doğduğun günün sabahı hakkıyçün...
Hak rizasına erişilen gece hakkıyçün... Habibim!... Sabah vakti gibi olan yüzünün nuru ve mi'râca erdiğin gecenin karanlığı misali saçının ve zülfünün siyahlığı hakkıyçün.. Rabbin seni terketmedi ve sana darılmadı... Elbette, âhiret hayatı sana dünya hayatından daha hayırlıdır. Elbette, Rabbin sana sen razı oluncaya kadar verecektir.)
Diğer bir sûre-i celilede ise şöyle buyrulmaktadır:
Elem neşrah leke sadrek ve veda'na anke vizreke ellezl enkade zahrek ve refa na leke zikrek fe-Inne ma'al-usri yüsren inne mâ'al-usri yüsrâ fo-iza feragte fensab ve ila Rabbike fergab..
El-Inşirah: 1-B
(Senin göğsünü şerhetmedik mi? Kalbini hikmet ve mâ'rifet ile doldurmadık mı? Seni, sefalı, sabır ve sebatlı bir gönüle malik kılarak peygamberliğin ağır yükünü ve müşriklerin ezâ ve cefalarını yüklendin, insanlık nümunesi oldun. Seni, günahlardan mâ'sum kılmadık mı? Ağır olan yükünü hafifletmedik mi? Namını ve şanını kâ'inata ilân etmedik mi? Adın ve sanın heryere yayıldı, pâyenin yüksekliği bütün âlemlere duyuruldu, şerefin arttı, ismin ezanda, yerlerde ve göklerde zikredilmiyor mu? Elbette, güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Ve elbette güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Oyle ise, namazdan fariğ oldun mu, kalk yorul ve ancak Rabbine tazarrû ve niyaz et, ona doğrul..)
Takıyyül-etkiyâ, şems-id-Duhâ, bedr-id-Dücâ'sın sen;
Safiyyül-asfiyâ, Sultan-ı Fahr-i Enbiyâ'sın sen!..
Buracıkta, dikkat ve ibretinize sunmak istediğim lâtif bir nükte vardır. Allahu teâlâ ve tekaddes hazretleri, Habib-i edibine:
— Ey Mahbubum! Biz, azim-üş-şân senin sadrını şerhetmedik mi? buyurmaktadır.
Oysa, Hz. Musa aleyhisselâm Tûr-u Sinâ'da sadrının şerhedilmesini, Rabbinden bizzat tazarrû ve niyaz eylemektedir:
ös T 5ÖşüÇÎ Kale Rabbişrah-li sadri ve yessir-li emri vahlol ukdeten min lisani yefkahu kavli vec'al-li veziren min ehli Harune ahi....
-: 25 - 30 (Musa aleyhisselâm dedi ki: Yâ Rab! Sadrımı şerheyle, işimi kolaylaştır ve dilimden düğümü çöz ki sözümü iyi anlasınlar, bana yakınlarımdan birisini vezir yap, kardeşim Harun bana yardımcı olsun..)