Ara
Menü

Sayfalar 29–36

1.587 kelime

Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 29–36

haremeyn, ceddüs-sıbteyn, imam-ül-Enbiyâ, imam-ül-etkiyâ, tâcül-asfiyâ, sahib-üs-seyf, sahib-ül-kitab, münzel-ül-Kur'an, sahibül-mi'râc, şefi-ul-müznibiyn, Resûlüllah, Habibullah, Nebiyyullah, mahlükatın hayırlısı, vahyullah'a emin, Allahu tâlâ'nin ziynetlendirdiği, Allahu tâlâ'nın öğrettirdiği, Allahu teâlânın şereflendirdiği, nuru evvel ve bâ'si âhir, evvel-il-haşir, cennete ilk giren, sahib-i şefaat-i kübrâ, sahib-i makam-ı Mahmud odur.

Allah'ın sevgilisi odur, Muhammed'dir, Mustafa'dır, Ahmed'dir, Mahmud'dur, Hâmid'dir, Hamiyd'dir:

j'ar-es Ve le-sevfe yü'tike Rabbüke fe-terda..

Ed-Duha: 5 (Rabbin, seni razı kılıncaya kadar sana verecektir.)

ona nâzil olmuştur. Allahu teâlâ'nın emri ve izniyle Allah'a dâvet edici, cennet yollarını gösterici, şahit, müjdeci, korkutucu, sirâc-1 münir odur.

Kıyamet günü, bizden önce gelip geçén ümmetler, kendi Nebi'leri hakkında:

— Yâ Rab! Nebi'miz bize dini tebliğ etmedi.. diye iftira ve şikâyet ettiklerinde, Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri kendilerinden soracak:

— Kavminize şeriati tebliğ ettiğinize dair şahidiniz var mi?

Enbiyâ aleyhimüsselâm cevap verecekler:

— Yâ Rabbel-âlemiyn! Şahidimiz Zât-ı ecelli â'lân, server-i enbiyâ Muhammed Mustafa ve onun ümmetleridir, diyeceklerdir.

Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de:

— Yâ Rab! Bana inzâl buyurduğun Kur'an-ı keriminde Enbiyâ kardeşlerimin dini tebliğ ettiklerini ve lâkin kavimlerinin bu tebligata sırt çevirdiklerini ve peygamberlerini yalanladıklarını bildirdin. Evet, şahidim yâ Rab! Enbiyâ kardeşlerim

din ve iyman tebliğ ve telkin etmişlerdir. Ümmetim de buna şahittir, buyuracaktır.

İşte, bunun içindir ki Allahu sübhanehu ve teâlâ, kendisinden Kitab-ı keriminde ŞAHID olarak bahis buyurmuş ve zât-ı risaletpenahilerini böyle tavsif etmiştir.

Ey Habib-i Hüdâ'yı herşeyinden ziyade sevmekle iymanını kemale erdiren âşık:

Resûl-ü ekrem ve Nebiyyi muhterem sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem efendimizin Cenab-1 Hak ve Feyyâz-1 mutlâk ve Rabbil-felâk indinde öyle azim bir mevki ve derecesi vardır ki, bütün kâ'inat ve mevcudatı, bizce görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen bütün âlemleri, bütün yaratılanları onun sebebine yani Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurduğunu: (LEVLÂ- KE LEVLÂK LEMÂ HALAK'T-ÜL EFLÂK = Seni yaratmasaydım, eflâkı halketmezdimn.) Hadis-i kudsisi ile beyan eylemiştir.

Diğer bir Hadis-i kudside de şöyle buyrulmaktadır:

Ey âdemoğlu! Bütün eşya ve mevcudatı senin için, seni de kendim için halk ve icat ettim.

Evet, hılkatin sebebi aleyh-is-salâtü ves-selâm efendimiz olduğu gibi, kıyamete kadar bekasına da sebep yine o ve onun ümmetidir:

Ve mâ kân'Allahu li-yu'azzibehüm ve ente fihim ve mâ kân'Allahu mu'azzibehüm ve hüm yestagfirun..

El-Enfal: 33 (Habibim Ahmed ve Resûlüm yâ Muhammed! Sen, aralarında iken Allahu teâlâ onlara azap edecek değildir. Aralarında istiğfar edecekler varken Allahu teâlâ yine onlara azap etmez..)

Resûl-ü müctebâ'ya ümmet olmanın ne büyük bir şeref, ne

yüce bir devlet, nasıl bir mutluluk ve kutluluk olduğunu anlayabiliyor musun ey kardeş! Onun, Allahu azim-üş-şân indindeki kadri, kıymeti ne kadar yüce ise, ona ümmet olmanın şeref ve haysiyeti de o derece uludur. Bu sebeple, ona hakkıyle ümmet olalım, onu canımızdan, malımızdan, evlâdımızdan, herseyimizden ziyade sevelim, sünnet-i seniyye-i Ahmediyyelerine ittibâ ve riayet edelim, onu ve evlâdını, ehl-i beytini, ashabını, ezvacını, ensarını, ahbabını da sevelim ve sayalım ki, onunla beraber olabilelim. Onunla beraber olanların kendilerine ni metler bahş ve ihsan buyrulan Nebi'ler, Sıddıyk'ler, şehitler ve salihlerle beraber olacaklarını yukarıda bilvesile sunduğum Nisâ sûre-i celilesinin 69. âyet-i kerimesi olan (Fe-ulâ'ike mâ'alleziyne en'amallahu aleyhim min-en-Nebiyyine ves-sıddıkıyne veşşühedâ'i ves-salihiyne ve hasüne ulâ'ike refika..) ilâhi tebşiratından anlıyoruz.

Diğer bir ayet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır:

isşiaraes.

Fi mak'ad-ı sıdkın inde melikin muktedir.

El-Kamer: 55 (Hak meclisinde, kudret ve azametine son olmayan bir melikin Allahu azim-üş-şânın huzur-u kibriyâsında ve rizasındadırlar.)

Ümmet-i Muhammed, Habib-i edib-i Kibriyâ'dan şeref aldığı için onun şerefiyle ümmetinin şerefi, ind-i ilâhide gayet yücedir. Kâfirlerin bir lokma ekmek ve münafıkların bir yudum su bulabilmeleri ve bütün âsilerin isyanlarına devam edebilmeleri ve der'akap ceza ve azap görmemeleri hep onun yüzü suyu hürmetinedir. Allahu teâlânın vâ'di budur: (Ey Habibim! Sen, aralarında bulunduğun müddetçe ve sana tâbi olan ümmetin bana istiğfar ve benden af ve mağfiret diledikçe onlara azap etmem.) buyurulmuştur.

Burada, bir hususa daha dikkatinizi çekmek isterim:

Evet, ümmet-i Muhammed'den olmak çok yüce bir şeref ve azim bir devlettir. Fakat, ümmet-i Muhammed den istiğfar edenler bulundukça hükm-ü ilâhisinden açıkça anlıyoruz ki, bu ümmetin müstagfirlerinin Allahu teâlâ indindeki dereceleri de çok yücedir. Ona ümmet olmanın şeref ve izzetine bakınız ki:

Hüvellezi yusalli aleyküm ve mel'iketühu li-yuhriceküm min-ez-zulümati ilen-nûr ve kâne bil-mü'miniyne rahiyma..

El-Ahzâb: 43 (O Allahu azim-üş-şân ve melekleri size salât eder. Tâ ki, sizi küfür ve mâ'siyyet karanlıklarından, iyman ve tâ'at aydınlığına çıkarsın. Allahu teâlâ, mü'minlere karşı gayet merhametlidir.)

buyrulmaktadır. Bunun kıyınet ve ehemmiyetini anlayabiliyor muyuz? Evet, yine o zât-1 akdese melekleriyle salât ettiği gibi, onun ümmeti olan bizlere de Rabbimiz melekleriyle salât ettiğini bu âyet-i celile açıkça beyan ve ilân buyurmaktadır.

Resûl-ü zişâna ümmet olmanın şeref ve devletine bakınız ki, Allahu sübhanehu tealâ ve melâ'ike-i izâmın dahi ümmet-i Muhammed için istigfar etmekte bulunduklarını âyet-i Kur'an ile haber vermek suretiyle ehl-i iymanı şâd-ü handan eylemektedir:

Elleziyne yahmilûn-el-arşe ve men havlehu yüsebbihune bi-hamdi Rabbihim ve yü'minûne bihi ve yestagfirûne lilleziyne âmenû Rabbenâ vesi'te külle şey'in rahmeten ve ilmen fagfir lilleziyne tâbu vettebe'u sebileke ve kıhim azab-el-cahiym..

El-Mü'min: 7 (Meleklerden Arşı hâmil olanlar ve onun etrafindakiler, arşı tavaf eden meleklerin ileri gelenleri Rableri celle şâneye hamd ile tesbih ve ona iyman ederler ve mü'minler için magfiret dilerler: «Ey Rabbimiz! Rahmet ve ilmin herşeye vâsidir. O halde, tövbe edip yoluna tâbi olan mü'minlere magfiret buyur ve onları cehennem azabından hifzet..» Diyerek niyazda bulunurlar.)

Gelmiş geçmiş bütün peygamberlerden zuhura gelen mû'cizat-ı kevniyye, mû'cizat-ı ilmiyye ve mû'cizat-1 vücudiyye, aleyhis-selâtü ves-selâm efendimizin mû'cizelerinin aynada zuhura gelen aksi gibidir. Ay ve yıldızlar, nasıl ki nurlarını ve ışıklarını güneşten alıyorlarsa, peygamberlerde zuhura gelen mû'cizeler ve velilerin kerametleri de Resûl-ü zişândan alınmaktadır. Çünkü, bütün âlemlerin yaratılmasına sebep odur. Alemlere rahmet olarak gönderilen de odur. Bütün mahlûkata peygamber olarak gönderilen, şahit, müjdeleyici ve korkutucu odur. Sebe sûre-i celilesinin 28. âyet-i kerimesi olan (VE MA ERSELNAKE ILLA KÂFFETEN LIN-NÂSI BEŞİYREN VE NEZIYRÂ = Yâ Muhammed! Biz, seni bütün insanlara ancak tâ'at ehline müjdeci ve iyman etmeyen kâfirlere, müşriklere, âsilere ve zâlimlere Allahu teâlânın azabıyla korkutucu olarak gönderdik.) hükmü ile (YÂ EYYÜHEN-NEBİYYÜ İNNÂ ERSELNÂKE ŞÂHİ- DEN VE MÜBEŞŞİREN VE NEZİYRÂ = Ey Nebiyyi zişân! Biz, seni kendilerine gönderildiğin doğrulamalarına ve yalanlamalarina şahit, iyman edenleri cennetle ve ni'metle müjdeleyici, uymayanları cehennemle korkutucu olarak gönderdik,) irade-i ilâhiyyesinin tecellisi odur. Bütün mevcudat onun nurundan yaatılmıştır. Âdem aleyhisselâmın tövbesi, onun hürmetine affını dilemesinden ötürü kabul buyurulmuş, Nuh aleyhisselâm onun nurunu hâmil bulunduğundan dolayı tufandan kurtulmuş, Envâr-ül-Kulab, cllt 2 — F: 3

Davut ve Süleyman aleyhimüsselâmın insanlara, cinlere, rüzgârlara, hükmetmesi, kuşların ve diğer mahlükatın dillerinden anlaması yine âhir zaman peygamberinin mû'cizesi berekâtıyla olmuştur. Hz. Musa aleyhisselâmın Tur'da Cenab-1 Rabbil'âlemiyn ile mükâlemesi de Resûl-ü zişâna ihsan buyurulan mi'râc-l güzin berekâtıdır. Hz. Yusuf aleyhisselâmın cemali, Hz. Yakub aleyhisselâmın kemali de Resûl-üs-sakaleyn efendimizin berekâtıdır. Hz. Isa aleyhisselâm, onun zuhurunu:

Ve mübeşşiren bi-resilin ye'ti min bâ'd-ismühu Ahmed.

Es-Saf: 6 (Benden sonra gelecek AHMED isimli bir peygamberi tebşir eder olduğum halde size geldim.)

beyanı ile müjdelediğinden ötürü semaya ref'olunmuştur.

Bütün Nebilerin bi'setlerine sebep ve âmil, kâ'inata Habib-i edib-i Hüdâ'yı tebşir etmek ve müjdelemek içindir. Yine bu müjdesi dolayısıyle Hz. İsa aleyhisselâmın ism-i şerifi Kur'an-ı azimde zikrolunmuştur. Onun içindir ki, Hz. İsa aleyhisselâm ölümü tattığında Habib-i edib-i Kibriyâ'nın mübarek türbesine ve onun ayak ucuna defolunacaktır. Zira, o mübarek türbe-i şerif, o Ravza-i mutahhara cennet bahçelerinden bir bahçedir.

Netekim, Hadis-i şerifte de böyle buyurulmuştur:

berkans dolündissaü voto Mâ beyne beyti ve minberi ravdatün min Riyad-il cenneti ve minberi alâ havzi..

(Evimle minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim, havuzumun üzerindedir.)

Daha sayayım mı? Hz. Ibrahim aleyhisselâmın Nemrud'un ateşinden kurtulması, nâr-ı Nemrud'un Ibrahim Halilullah'a

nûr olması da nûr-u Ahmed'i hâmil bulunması berekâtıdır. (u kıssada, haliller nuru ile şakilerin nârının selâm olacağına işaret vardır.) Hz. İsmail aleyhisselâmı bıçağın kesmemesi de, nûr-u Muhammed'i hâmil bulunmasındandır. Hal böyle olunca, ona hakkıyle ümmet olanları cehennem ateşi yakar mı?

Sözü uzatmağa ne hacet! Ona kim bende olursa, kimde ondan bir nişâne bulunursa, müjdeler olsun o kula.. Zira, o kul iki cihanda da sultandır.

Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri dahi Habib-i edibine herkesten önce tevkir ve tâ'zim eylemiştir. Kur'an-ı azim-ülbürhanda şeref-sadir olan hitab-1 izzete bakınız:

Yâ Eyyühen-Nebiy Yâ Eyyühel-müdessirü Yâ Eyyühel-müzemmilü Yâ Eyyüher-Resûl Nûr Beşir Tâ-Hâ Nezir Şâhid Yâ-sin Allahu sübhanehu ve teâlâ Habib-i edibine böyle hitap buyurduktan sonra, bizlere de irâde ediyor:

Li-tü'minû billâhi ve Resülihi ve tu'azziruhu ve tüvakkıruhu ve tüsebbihuhu bükreten ve asiyla..

El-Feth: 9 (Allahu teâlâ'nın vahdaniyyetine ve Resûl-ü zişânın nübüvvetine iyman ve bunu takviye ve tevkir edesiniz, sabah ve akşam daima Allahu teâlâ'yı takdis ve tenzih eyleyesiniz.)

Dikkat edilecek olursa, bu âyet-i kerime ile Resûl-ü zişânı yalnız ismiyle zikretmek yasaklanmaktadır. Binaenaleyh, muhterem mevlidhanlarımızın Mevlid-i Nebevi, Nâ't-1 şerif veya ka-

side okurlarken (YA MUHAMMED... YA AHMED...) diye Resûl-ü müctebânın ismini zikretmeleri, islâm âdâbına münafidir.

Bu gibi hareketler, yapılan hayırlı amellerin iptaline sebep olabilir. Unutmayalım ki, Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretleri, Kur'an-ı aziminde şu âyet-i kerime ile bizleri uyarmaktadır:

Yâ eyyühelleziyne amenû la terfe'u asvateküm fevke savi-in-nebiyyi ve la techeru lehu bil-kavli kecehri ba'diküm li-ba'din en tahbeta a'malüküm ve entüm lâ teş'urun..

El-Hucurat: 2 (Ey iyman edenler! Seslerinizi peygamberin sesinden fazla çıkarmayın ve ona söz söylerken, birbirinize yüksek sesle konuştuğunuz gibi konuşmayın. Farkında olmaksızın amelleriniz iptal ve heder edilmiş olur.)

Izninizle, bu âyet-i celileyi biraz daha açıklayalım:

Ey bana iyman eden, benim varlığıma ve birliğime inanan ve güvenen ve bu inanç ve güveçleriyle öğünen, şereflenen, yücelen sevgili kullarım!.. Ey benim cemalime âşık, rizama ragıp ve cennetime talip olan ehl-i iyman!.. Alemlere rahmet olarak gönderdiğim Habib-i edibim, mahbubum, Resûlümün mecisinde bulunduğunuz ve o feyizli mecliste konuştuğunuz zaman, seslerinizi Resûlümün sesinden ziyade yükseltmeyiniz, onunla konuşurken kendi aranızda ve birbirinizle konuştuğunuz zaman yaptığınız gibi yüksek sesle konuşmayınız. Resûl-ü zişânımın huzurunda edepli ve terbiyeli olunuz. Onun yanında bağıra çağıra, sert ve haşin konuşmayınız. Resûl-ü müctebâ'yı ismiyle çağırmayınız, lâalettayin birisini çağırır gibi ona seslenmeyiniz, Yâ Resûlallah, Yâ Nebiyallah, Yâ Habiballah gibi saygılı ifadelerle hitapta bulununuz. Çünkü, Habib-i edibimin yanında yüksek sesle konuşur, ona sert ve haşin hitaplarda bulu-